Sinematik Mafia
Gönderen: Editorya Tarihi: Oca 10, 2008
Yojimbooo tarafından sahiplenilmiştir.
Açıklama : Alternatif Sinema Kültürü Blogu Sinematik’in yeni kardes konsepti. Mafia filmlerinin dünyası, arastirma yazılarından videolara, müziklerden haberlere pek çok bilinmeyen konu ve düzeyli makaleler.
Rss : feeds.feedburner.com/Sinema…
Kategori : Sinema
Etiketler :Sinematik resim sinema filmi video italyan amerikan italiano americano cinema sinema fragman Sinema Blogları soundtrack score film müzikleri makale blog hikaye sinema fragmanları al pacino
YOJIMBOOO Hakkında
1982 yılında abisiyle beraber sinemada Son Savascı filmini izlemesiyle beraber bir sinema asıgı haline gelen,1992 yılından bugüne film müzikleri koleksiyonculuğu yapmakta olan Yojimbooo, 90′lı yılların ortalarından itibaren özel tv kanalları enflasyonu ile beraber gelen Yesilcamın yeniden kesfi akımında filmlerde kullanılan yabancı müziklerin desifresini ciddi bir hobi haline getirmistir. 1997 yilinda bir fikir olarak ortaya atilip 2000′de hayata gecen CIKO projesinin beynini olusturmustur.Cetin Inanc Koleksiyonculari adi altinda 5 ülkede faaliyet gösteren bu grup bünyesinde Cetin Inanc’in cektigi tüm filmleri,afisleri,lobi kartlari,esinlendigi yabanci filmlerden kullanilan parcalar ve filmlerin yorumlarini biraraya getirmeyi amaclamaktadir.Ana meslegi tasarimi,video ve kendi hazirladigi soundtrack albümlerin sunumlarina yansitmaktan hoslanan Yojimboo,Yesilcam ve dünya sinemasi üzerine izlenimlerini sinematik blogunda,film müzikleri koleksiyoncusu sayfasinda paylasmaya devam etmektedir.Devamı>
Son Gönderileri
Sinematik Mafia
Omerta: "Suskunluk Yasası"
Nico PALMIERI - IL GRANDE RACKET - 1976
"Birileri ödeyecek!!"
Güney İtalya'nın sakin bir kasabasının suç liderliğine soyunan bir çete gizemli bir işadamının desteğiyle kasaba esnafını haraca bağlar. Emniyetin sert polisi Nico Palmieri (Fabio Testi) bu çetenin araştırılması görevini üstlenir.
Küçük bir takibin ardından ulaştığı çete üyeleri tarafından hastanelik hale getirilen komiser sıradan bir grup serseriyle mücadele etmediğinin farkına varır. Finansal olduğu kadar hukuki yönden de desteklenen bu grup, kasaba üzerinde bir terör havası yaratır.
Grande Racket, isim seçiminde olduğu gibi senaryo trafiği ve duraksız aksiyonu ile tek sayılık bir çizgi romanın sayfalarından fırlayıp beyaz perdeye uyarlanmış bir öykü havasında gelişmektedir. Çizgi romanların okuyucusuyla kurduğu çizgisel iletişim filmde küçük kesitler ve dondurulmuş karelerle sunulmaktadır.
Sınırsız şiddet üzerine kurulu olan Poliziescoların vazgeçilmez temaları tecavüz, işkence ve her türlü "Haşin Etkinlikler" Avukat Giovanni'nin çetesi aracılığıyla yürütülmektedir. Öyleki kötü karakterlerinde kendi aralarında sınıflandırılması gereken bu şiddet yürütücülüğü eylemlerinde iyiler kadar göreceli kötülerde çete tarafından dolaylı yada direkt bir şekilde cezalandırılmaktadır.


Kanuna faydalı olmaya çalışan vatandaşların tecavüz, linç vb. yöntemlerle yıldırılması ve komiserin hukuk kanalıyla görevden aldırılması gibi temalar ise Poliziescoların içerdiği gerçek üstü şiddetin politik mesajlarla dengelenmesi için gereklidir.
Il Grande Racket, Il Cittadino Si Ribella'da olduğu gibi İtalyan avantürlerinin yurtdışında rahatça pazarlanabildiği bir dönemde çekildiğinden, bu dönemin diğer örnekleri gibi İngilizce dublajlı ve yabancı piyasa için yeni bir kurguyla (tecavüz sahnelerinin kaldırıldığı) Big Racket ismiyle pazarlamıştır. Kendi devrinde bir gereklilik gibi gözüken bu yeni kurgu ve dublaj, yıllar sonra orjinal seslendirme ve kurguyu arayan izleyiciler için "korkunç" bir versiyondur.


Castellari blogumuzda daha önce ele almış olduğumuz iki filminde olduğu gibi, Grande Racket'te de en yalın tabiriyle "Seyirciyi bilgilendirme" üzerine kurulu görsel edebiyatın hakkını vermektedir. Kurgu aşamasında ki bu dahiyane çözümler yıllar sonra bile pek çok izleyici için görsel birer yenilik yaratmaktadır.
Castellarinin kaçış, anı, intikam gibi temalar üzerinde metamorfik derecede yarattığı bu sıra dışı gerçekliği betimleyen hard rock melodileri ve filmin müziklerinden örnekler dinlemek için buraya tıklayınız.
Yazan: Gökay GELGEC - Yojimbooo


GRANDE RACKET - Kaçış videosu:
En Büyükler Bölüm: 2 - SOLNTSEVO
İkinci Bölüm:
Onlarca yıl Avrupa’yı, hatta dünyayı dehşete götüren İtalyan mafyası’nın zayıflaması en çok Rus organize suç gruplarının işine yaramıştır. Berlin duvarının yıkılmasından sonra iş hacmini yüzlere, binlere katlayan Rus mafyası “Organiztsya”, tüm Avrupa, hatta Afrika ve denizaşırı ülkelerde bile yasa dışı egemenliğini kanıtlamıştır.
Rus mafyası, yıllık 200 milyar dolarlık cirosu ile organize edilmiş örgütler arasında birinci sıraya oturmuştur. 114 bin aktif elemana ve sayıları 3 milyona ulaşan yandaşlara sahip olan Rus örgütlü suç gruplarının en önemli faaliyet alanlarını; antik eşyaların çalınması ve bunların batıya kaçakçılığı, fuhuş, oto kaçakçılığı, silah ticareti ve uyuşturucu kaçakçılığı olarak tanımlayabiliriz.
Rus organize suç grupları; iç ve uluslararası piyasalarda faaliyet gösteren, prototip fırsatçı örgütlü suç grupları içerisinde değerlendirilmektedir. Tıpkı Sicilya mafyasında olduğu gibi, diğer rakip örgütlü suç gruplarını tasfiye etmek suretiyle kendi bölgelerinde kontrolü elinde tutmak amacına yönelik yerel düzeyde faaliyetlerini yoğunlaştırmaktadır.


Uluslararası düzeyde de; kaçakçılık veya otodan silaha, tıbbi malzemeden ham maddeye kadar kar imkanı sağlayan her türlü yasa dışı faaliyetlerdeki hünerlerini de sergiledikleri yakinen bilinmektedir.
Rus mafyasının en etkili klanı “Solntsevo” yani Güneş Tugayı’dır. Adını Moskova’daki bir semtten alan bu klan, Rus mafyasının Avrupa’daki en etkili koludur. Berlin, Viyana ve Roma’yı kendilerine üs olarak seçmişlerdir. Zaten, en azılı babalarından biri olan Yuri Essin’de halen Roma’da tutuklu bulunmaktadır...
Yazının devamı için buraya tıklayınız.
Bu yazı dizisinin hazırlanmasında ki desteğinden ötürü www.polisiye.com sitesine teşekkür ederiz.
Gelecek Bölüm: Salvatore "Toto" Riina
Yazan: Gökay GELGEC - Yojimbooo
huzurlu ve sinema dolu
bir 2010 yılı diler.
CROCKETT & TUBBS - MIAMI VICE - 1984
Komiser COLEMAN - UN FLIC - 1972
En Büyükler Bölüm : 1 - Pablo ESCOBAR
Uçak eyleminde hedefin Kolombiya Devlet Başkan adayı, bombalı saldırı olayında ise hedefin Escobar davasında kendisi aleyhinde ki delillerin karartılması ve tespit edilmiş ileri düzey güvenlik görevlilerin ortadan kaldırılması olduğu belirtilmektedir.
Escobar'ın yaşamı ve sonu, organize suçun popüler gangsterliği ile yeraltında kalması gereken patron imajlarının son büyük savaşıdır.
Örneğin Al Capone ile başlayan saygın işadamı ve popülerlik imajından ders alan İtalyanların ilerleyen yıllarda yeraltına çekilerek işlerini gizliden sürdürmeyi seçtikleri gözlemlenmektedir. Kolombiya'da da fazlasıyla popülerleşen Escobar'ın ardından ortaya çıkan yeni kartel yapılanmalarının daha büyük paraları kişileri topluma sunmadan yönetmeye devam etmesinde bu gizlilik detayı yatmaktadır.
Escobar'ın ölümüyle beraber karteller arası güç dengelerini belirleyen organize suç savaşlarıda noktalanmış ve geride kalan büyük mirasın yönetimini Cali Karteli üstlenmiştir. İlerleyen yıllarda Türk Mafyasıylada işbirliği içerisine girerek Avrupa Uyuşturucu pazarında da kendine ait bir yer edinmiştir. Bu konuda kokain'den daha ucuz ve çabuk tüketilen bir uyuşturucu olan Kolombiya Eroini'nin eski Doğu Bloğu ülkelerinde yaygınlaştırılması rol oynamaktadır.
Kartel'in çözümlenebilen rakamlarla 800 klan, 25.000 örgüt elemanı ve 100.000 destekçiye sahip olduğu belirtilmektedir.
* Bu yazı dizisinin hazırlanmasında ki desteğinden ötürü www.polisiye.com sitesine teşekkür ederiz.
** Escobar'ın desteklediği belirtilen sol görüşlü M-19 gerilla grubu, 1985 yılında Escobar'ın yargılandığı yüce divan üyelerinin 25'inin (yarıya yakın bir rakam) kaçırılması ve ordunun müdahelesi ile tüm rehinelerin öldürülmesi eylemine imza atmıştır.
Gelecek Bölüm: SOLNTSEVO - Güneş Tugayı
Yazan: Gökay GELGEC - Yojimbooo
Carlo ANTONELLI - IL CITTADINO SI RIBELLA - 1974
Bu yazı, filmin afişini benimle paylaşan kadim dostum Legoman'a ithaf edilmiştir.
Johnny, Charlie, Tony - MEAN STREETS - 1973
"Popeye" DOYLE - THE FRENCH CONNECTION - 1971
COREY, VOGEL, JANSEN - LE CERCLE ROUGE - 1970
"Bir gün erkekler karşılaşacaklarsa,
Uzaklaşan yolları ne olursa olsun,
Söylenmiş günde, kaçınılmaz şekilde,
Kızıl Çemberde bir araya geleceklerdir."
Siddhartha Gautama Buddha
1 - Komiser Mattei(André Bourvil) şehir dışında yakaladığı özel tutuklusu Vogel'i (Gian Maria Volonte) bizzat mahkemeye çıkarmak amacıyla tren yolculuğuna yetişmeye çalışmaktadır...
1 - Vogel şehirler arası yol üzerindeki bir cafede park halinde ki araçlardan birinin bagajına saklanır. Araç Corey'e aittir.
1 - 2 - 3 : Kaderleri kesişen iki adamın yolu, alkolün halisünasyonlarıyla boğuşan polis eskisi Jansen (Yves Montand) ile buluşur. Hedeflerinde mücevher soygunu işi vardır.
huzurlu ve sinema dolu
bir 2009 yılı diler.
Salvatore GIORDANO - JOHNNY COOL - 1963
Kurtlar Vadisi Analizi: Son Bölüm

Konseyin açılımları ve dizinin çıkmazları:
Halk arasında gerçek hayatta Çakır gibi tiplerin herşeyin başı olduğu düşünüldüğünde, Kurtlar Vadisi dizisi mafya ve konsey konsepti ile aslında doğru saptamalar yapabiliyor. 70'lerde aktif olan ve konseyin veya mafya kurullarının yerini kukla oynatanların aldığı da bir gerçek. Ancak dizide sembolize edilmiş (veya sembolize edilmeye çalışılan) bu olaylar ülke meselelerine girdikçe dizinin sonuna doğru bir kısır döngü içine girdi. Zaten Kirve ile konu iyice dallanıp budaklandı ki her yönü ile aynı olan; Pala ve Polat'ı karşı karşıya getirdiler.
Dizinin başında sehem gibi ortak paydalarda birleşen insanların hiç bir çıkar çatışmasına girmeden birbirine gıcık olması çok mantıklı değildi. Bu noktada hikayeyi iyi aktaramadılar.


Çok iyi anlatılmadan yaratılan bir Rus Konseyi ve Karahanlının açıklayamadıkları güç kaybı dizide tek düzeliğin yanında senaryo zayıflığınıda ortaya koydu. Bir de Karahanlı'nın yetiştirdiği ve dizinin başında çıkarcı ve uyanık olan Tuncay'ın KV Pusu'da bir vatansevere dönüşmesi ilginçtir.
İnternet üzerinde dolaşan ve konsey üyeleri ile birebir karşılaştırılan gerçek kişilere gelince ( Bölüm 5'te detaylıca incelemiştik) bu noktada dizi epeyce başarılıdır. Bence dizinin en güçlü yönü gerçek hayattaki bazı kişileri alıp bunları 2-3 parçaya bölerek konsey içinde dağıtmış olmalarıdır. Bu haliyle dizinin başında yazan ve olayların gerçek hayatla alakalı olmadığı teorisinide güçlendiren ve diziye dinanizm getiren bir noktadır.
Dizi ilerledikçe Laz Ziya gibi şahsına münhasır mafya babalarının yok olduğunu görüyoruz aslında ve gerçek hayatta da bu tip mafya babalarının nesli tükendi. Bunların hepsi çok güzel birer kurgu ama sen gelde kahvehanedeki vatandaşa veya gazeteye ilan veren vatandaşa anlat ...


Konsey Paradoksu ve çelişki:
Kurtlar Vadisi Pusu dizisi ile beraber, herşeyin üstünde olan bir konsey ve garip ilişkiler zinciri ortaya konulmaya başlandı. Aslında kurulan mantık çok saçma değildi ancak dizinin kendi içindeki çelişkileride ortaya serdi. Sanırım bu tip diziler için kendi inandırıcılığını yitirmek kadar kötü birşey olamazdı ve bence bu şekilde bu yapılmaya başlanıldı.
Mesela aşağıda youtube üzerinde bulduğum ve Memati ile Abdülhey arasında geçen bu dialog bir şekilde hem dizinin hem de eski konseyin haliyle eski dizide anlatılanları bir çorbaya dönüşmesi anlamına geliyor. Çünkü birbirinden habersiz olarak bu konseyleri belirtmeye başladığınızda İstanbul Sefirinden tutun bütün ilişki ağı insanların kafasını bulanıklaştırıyor. Çakır gibi bir ağır abinin yanında büyüyen Memati ise bir şekilde şaşırıyor (o noktada güzel oyunculuk var)
Memati'nin sorduğu sorular ve Abdülhey'in cevapları bir açıdan senaryo ekibinin beyin jimnastiğinin ekrana yansıması gibi gözükse de yeni büyükler konusundaki açık ve belirsizlik, dizinin hem yumuşak karnı hem de senaryoyu gereksiz yere genişletmek anlamına geliyor bence. Bu noktayı bukadar detaylı ele almamın bir diğer sebebi ise mafya konusunda dizinin ne kadar yetersiz kalıp kendi ile çelişkiler içine girdiğidir.
Dizi ısrarla yurtdışını, dünyadaki diğer mafya gerçeklerini ve Türk mafyasının ilişkilerini görmezden gelerek hem kendi kısır döngüsünü yaratıyor hem de gerçekçi olduğunu iddia etmesine rağmen dar bir alanda tükeniyor. Belkide bu nedenle dizinin gündelik olaylara yaklaşımı, günlük olayları analiz etme ve ele alma şekli çoğumuzu rahatsız ediyor ve doğru analizler olarak öne çıkmıyor.
Çünkü her ne kadar belli bir siyasi yaklaşımı anlatsa da ister istemez gerçeklerin bir çoğuna dokunmak zorunda kalacaktır.
Bugün son 3 yıllık dönemi ele alırsak Kurtlar Vadisi günümüz olaylarını analiz etme iddiasındaki bir dizidir. Birçok değişkene rağmen konuyu sadece bir yönüyle ele almaya devam etmektedir. Bu haliyle aksiyondaki değişim göze çarpıyor. Tabi Osman Sınavsın yokluğunun getirdiği farkta uzun vadede hikayeyi yaymak olarak giderilmiş gibi.
Dizi üzerine analizlerime burada son verirken ilerleyen aylarda dizi ile paralel başlıklar açarak Yeni Sezon , Muro ve Dizinin Yeşilçam'a Göndermeleri'ne yer vereceğim. (Dizinin yine 3 yıldır Yeşilçamda ki köklerinden uzaklaştığını eklemeden geçemeyeceğim.)
Beni bu satırlardan takip eden arkadaşlar benim bir Kurtlar Vadisi hayranı olduğumu düşünmesinler. Yine de sevdiğim ve sevmediğim yönleri ile diziyi objektif bir şekilde analiz etmeye çalıştım. Bu kadar fazla izlenen ve ilk dönemlerinde gerçekten özenilerek işlenmiş bir konuya sahip bir diziyi belli kalıplar ile yargılamak istemedim.
Son olarak bu dizinin son dönem Türk sineması içinde önemli bir yeri olduğunu unutmayalım. Bugün eski Yeşilçam'ın yerini dizilerin aldığını söylemek çok yanlış olmaz zaten. Bu iyimidir yoksa kötümüdür bunu bize zaman gösterecek.
Kurtlar Vadisine gelince; Bütün gizemini yitirmiş olsada ... Muro, Bulut, Hakan ve İskender gibi tiplemeler ile yinede maceraseverler için iyi bir malzeme.
Utku ULUER - 2008
Kurtlar Vadisi analizlerinin diğer bölümlerine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Jeff HESTON - CITTA VIOLENTA - 1970
MAFYA A.Ş’nin yıllık cirosu 130 Milyar Euro’ya ulaştı. Net kar 72 Milyar Euro. Günde 250 Milyon. Saate 10 Milyon ve dakikada 160 bin Euro kazanıyor. Bir "Baba"nın ortalama aylığı 40 bin Euro. En küçük mafya üyesi gözcülük yapıp 1000 Euro alıyor.
Kurtlar Vadisi Analizi: Bölüm 6

Türk Sinemasında Konseyler
Aslında konsey konsepti sinemamızda her zaman işlenen ve 70ler ve 80lerde her mafya, avantür filminde yer alan bir kavramdır. Türk sinemasındaki konsey konsepti bir masa çevresinde oturan ve Baba'nın adamları şeklindedir aslında belkide doğru kelime Çete olmalıdır.
Çeteler ile Kurtlar vadisindeki "biat etme" kavramı biraz farklıdır. Bu konseylerden arada sırada bozuk sesler çıkar ama "o sesin kısılması" uzun sürmez. Çoğu filmde bu konsey veya kurul "Baba"dan memnun değildir ve onu yok etmek ister.
Mafyamızın farklı farklı anlatımlara sahip olmasına rağmen bu kurullar veya erken dönem konsey modellerinin genellikle Godfather filminden etkilendiğini düşünmek yanlış olmaz. Bu nokta, Anadolu'nun aşiret kültürü ve İstanbul'un acımasız dünyası ile birleşince kendine has bir yapı oluşturmaya başlamıştı ama "Godfather" nasıl bir filmdir ki bütün bu filmlerin temelini oluşturmuş ve kendisinden sonra hala bizim sinemamızı etkilemiştir hala çözülemeyen bir denklemdir. Bence Türk sinemasında en çok etkilenilen film Godfather'dır.


Türk sinemasında görmeye alıştığımızdan farklı bir mafya kurulu yaratmış olması Kurtlar Vadisi'nin ilginçliklerindendir bunun konsey olarak paylaşılması ise gayet iddialıdır. Kılıç ve Testere konseyin silah gücüdür ancak eski Türk filmlerine göre bu konseyde baskın olan gerçek "Zekadır" yani kaba güç değil. Nizamettin ve Samuel Vanunu oldukça büyük bir yenilik olarak gelişen mafyamızı birazda Amerikanlaştırır. Laz Ziya herhangi bir Cüneyt Arkın, Yılmaz Güney, Kartal Tibet veya Serdar Gökhan filminde yer alan bir mafya masasında (kurulda diyebiliriz) yer bulabilir. Cüneyt Arkın'ın Katillerdeki Ağlardaki Al capone Nuri'nin konseyinden farklı olarak Kurtlar vadisinin konseyi aksiyon içinde direkt olarak yer almıyor. Öte yandan dizide Al Capone Nuri'ye oldukça çok gönderme yapılmıştır. Gerek Cakır'ın bastonu gerek Nuri Alço gibi acımasız bir tablo cizmesi ve giyimine her zaman dikkat etmesi gibi göndermeler yanında Karahanlıya rağmen alemde hüküm süren klasik bir babadır.
Yinede Bu konsey üyeleri içinde geçmişi en fazla anımsatan ise Tombalacı olmuştur ve belkide dizide iyi yönü verilmeyen tek karakterdir. Kumarhaneler ve Türk mafyasının her zaman yanyana durduğunu düşünürsek bu Türk sinemasının bir olmazsa olmazıdır.
Sanırım eski Türk mafyasına yapılmayan tek gönderme Araba galerisi konseptinin dizide pek yer almaması idi.

Sinemamızda genellikle örnek alınan Mafya filmleri Yılmaz Güney'in Umutsuzlarıdır aslında. Burada daha mafya kavramı pek yerleşmemiştir gangster vardır aslında. Ama kabadayımız veya Baba Yılmaz Güney ve konseyimsi bir format Konsey'e en yakın olandır. Birazda dert dinleyen bir mercidir. Organize suçların sinemamızda yerleşmesi mafya kavramınıda ortaya çıkartır bunun için referans alabileceğimiz film Umutsuzlardır. KV'nin en fazla etkilendiği filmlerden birisi olarak Umutsuzları düşünürüm diğeri ise Cüneyt Arkın'ın "Alın yazısı"dır. Birde Kemal Sunal filmlerinde hiç birşey beceremeyen konseyler vardır ki o ayrı bir inceleme konusu olmalıdır.
Aşağıda unutulmaz erken dönem yeşilçam "konseyleri" veya "mafya kurullarına" birkaç örnek vermek istedim eğer sizde bu listeye eklemek istedikleriniz olduğunu düşünüyorsanız lütfen yorum kısmında bizimle paylaşın:
Umutsuzlar
Kilink
Kurban
Katiller de ağlar
Akrep yuvası
Hınç
Cemil dönüyor
Silahlara Veda
Düzen
Baba Kartal
Not: Silahlara Veda, Düzen ve Baba Kartal filmleri anonim bir okuyucumuzun katkılarıyla listeye eklenmiştir.
Gelecek Bölüm: Analizin sonu ve Sonsöz
Yazan: Utku Uluer
"İyi polisler vardır, kötü polisler vardır ..."
Ross'u tanık koruma programı içerisinde kullanarak Organize Suçlarla Mücadele Komisyonunda yükselmeyi hedefleyen Chalmers, San Francisco polis departmanının cool dedektifi Teğmen Bullitt'ten (Steve Mc Queen) Ross'un mahkemeye çıkarılacağı güne kadar koruma talep eder. Görünüşte basit olan bu koruma görevini kendi ekibine devreden Bullitt sevgilisi Cathy (Jacqueline Bisset) ile yemeğe çıktığı gece tüm ekibine ve tanığa suikast yapıldığı ihbarını alır.


Cinayetleri araştırmaya başlayan dedektif, kötülerin dünyasında üstleri, politikacılar ve yeraltı dünyasının kurnaz muhbirlerinin arasında zorlu bir soruşturmaya girişir. Araştırma derinleştikçe medyanın gücünü kullanmasını bilen politikacıların dünyasını, yeraltı dünyasını dolandırmakla kalmayıp polis departmanınıda atlatan muhbir Ross'un gerçek kimliğini, sevgilisi ve işi arasında ki ikilemleri keşfeder.
Bullitt, sinemada defalarca tekrarlanmış cinayet soruşturmaları ve sert polis ikilisini sunan hikayesiyle, günümüz standartlarında yavaş temposu ile meraklısına özel filmler kategorisi içerisinde değerlendirilebilir.
Bu filmi özel kılan detay, günümüzün aksiyon sinemasının vazgeçilmez unsurlarından birisi olan arabalı kovalama sahnesinde gizlidir. Mc Queen'in bizzat şöför koltuğunda yeraldığı ve kollektif bir çalışma içerisinde tamamlanan takip sahnesinin kendisinden sonra çevrilen pek çok filme ilham verici nitelikte olduğu söylenebilir. Söz konusu sahne inandırıcılık ve devamlılık açısından da bu tarzda yapılacak bir değerlendirmenin en üst sıralarında yer alacaktır.
Kovalama sahnesinin başrolünde Steve Mc Queen kadar önemli diğer unsurda, Amerikan kovalama sahnelerinin vazgeçilmez kurallarından birisi olan müzik yerine doğal seslerin kullanıldığı sahnede kükreyen motoruyla, günümüzün efsane otomobillerinden birisi olan Ford Mustang'dir. 
Cool King:
Steve Mc Queen'in gangsterlerin dünyasında ki cool performansları üzerine ilk yazımızı Sam Peckinpah'ın şiddet klasiği Getaway ile paylaşmıştık. Getaway'de madalyonun diğer yüzünde boy gösteren Mc Queen, Bullitt'te ki polis dedektifi rolünde, Doc Mc Coy'dan daha cool bir performans izlemektedir.
Dedektif Bullitt karakteri, yönetmen Peter Yates'in de katkılarıyla beyaz perdede diyaloglarla bilgi edindirme amacından ziyade vücut dili ve umursamaz idealist tavrıyla bir Amerikan - İngiliz karışımı polisin harmanlamasıdır. Bu karakter, Sherlock Holmes'u anımsatan zekice kurmacaları yapabilen ve aynı zamanda Amerikan usulü kanun koyucu bir polisin birleşimidir.


Sinemada cool dedektiflerin, otuzların Amerikasından günümüze varlığını sürdürüp onlarca örneğini verdiği bu büyüy bir yelpazenin içerisinde Bullitt'in Steve Mc Queen'in performansıyla simgeleşmiş nostaljik bir figür olduğu söylenebilir. Karakter ve mekan uyumu göz önüne alındığında ise San Francisco gibi özel bir mekanda, yetmişlerde dozunu artıracak şiddet öğelerini tamamıyle içeren Clint Eastwood'un Dirty Harry'sinin ve tek kanallı yılların vazgeçilmez dizilerinden San Franscisco sokaklarının dedektiflerinin (Karl Malden - Michael Douglas) Bullitt'e kıyasla daha ön sıralarda yeralmaları kaçınılmazdır.
Bullit'in müzikleri Lalo Schifrin'in imzasını taşımaktadır. Film müzikleri dünyasının en yaratıcı isimlerinden birisi olan Schifrin, San Francisco sokaklarını melodilerle betimleyişinde Crime Jazz'ın benzersiz güzellikteki çalışmalarını sunmaktadır. Warner Bros ve 2000 yılından sonra Schifrin'in kendi plak şirketi Aleph Records lisansı (temel stüdyo kayıtlarınıda içeren özel edisyonuyla) ile Amerika'dan Japonya'ya dünyanın pek çok ülkesinde yayınlanan Bullitt'in müzikleri günümüzde de koleksiyonerler tarafından özenle takip edilen bir açık artırma öğesidir.
BULLITT'in müziklerinden örnekler için buraya tıklayınız.




Not: Sinematik Mafia'da ele aldığımız The Mechanic'te olduğu gibi Bullitt'inde yeniden çevrimi hakkında detaylı bilgiye imdb'den ulaşabilirsiniz. Yeni Bullitt'te cool king Steve Mc Queen'in rolü Brad Pitt tarafından canlandırılacaktır.
Yazan: Gökay GELGEC - Yojimbooo
Kurtlar Vadisi Analizi: Bölüm 5

Kurtlar vadisi hem dizi olmasının hem de senaryosunun güçlü olmasının avantajlarını çok iyi kullanmış ve sağlam ve oturaklı karakterler yaratmıştı. Diziye giren karakter öldürülmeden ( işin gerçeği bu ölmeyen neredeyse kalmadı dizide) önce tanıtılıyor hatta ve hatta bazı yönleri sevdiriliyordu. Bu noktada Konsey ve karakterleri çok iyi işlenmişti. Polat Alemdar, Çakır ve Aslan Bey bir kenara dizinin en önemli noktası Konseyi idi. Aslında dizinin merkez noktasıda Konseydir ancak bu nokta bazen gereksiz yere farklı yönlere kaydı.
Konsey ile ilişkilendirilen gerçek hayattan isimler ve benim bunlar üzerine kendimce yaptığım bazı ilişkilendirmeler var. Bu şekilde konsey üyelerini daha iyi tanıyabiliriz ve belkide bazı eksik kalan parçalar yerine daha rahat oturur. Konseye geçmeden önce dizinin başlangıcında ismi geçen Önder Zülfü Koşal hem yakın tarihimizin hemde dizinin kilit ve başlangıç noktası olduğu için öncelikle onu hatırlayalım. İsim seçimi nedeni ile de birebir örtüştüğünü düşünüyorum;
ÖMER LÜTFÜ TOPAL : Kumarhaneciler kralı olarak bilinen Ömer Lütfü Topal Türkiye'de 20, KKTC, Polonya, Romanya, Azerbaycan ve Türkmenistan'da 6 kumarhaneye sahipti.
Eroin kaçakçılığı yüzünden Belçika ve ABD'de hapiste yattı.
1984'te serbest kalan Topal Türkiye'ye döndü 1990 yılında Caddebostan Büyük Kulübün işletmeciliğini yapmaya başladı.
28 Temmuz 1996 gecesi Yeniköy'de çapraz ateşe alınarak öldürüldü.
Silahlar olay yerinde bırakıldı. Bu öldürme olayında Özel Harekat üyesi Ercan Ersoy, Ayhan Çarkın ve Oğuz Yorulmaz'ın isimleri yanında, Tansu Çiller ve Mehmet Ağar'ın da adı geçti.
KONSEY
Mehmet Karahanlı - Tuncay Özilhan veya Rahmi Koç veya Mehmet Emin Karamehmet:
Bu noktada en ilginç işlenen karakter Mehmet Karahanlı oldu bence. Çünkü birçok ismin bir sentezi olarak ortaya konuldu. Özellikle yaşam tarzı ve stilini gözönünde bulundurursak Rahmi Koç'u andırdığını söyleyebilirim. Karahanlının dizinin başındaki acımasız kimliği dizinin sonunda iyi aile babasına döndü. İyi bir tiyatro oyuncusunun bazen kötü kullanıldığı ve üzerinden anlatılacak birçok mesele olan bir karakterin kısa diyaloglar ile harcandığını söyleyebiliriz. Yinede bu dizideki Karahanlı karakteri yakın tarihimizdeki birçok konuya ışık tutan bir tiplemedir.
Olaylar ele alındığında en net işlenen kişilik olarak Laz Ziya'yı görebiliriz. Gerçekle, diziyi birbirine karıştırmazsak İstemi Betil'in yıldızlaştığı ve çok önemli bir kötü adam yarattığını söyleyebiliriz. Ancak Laz Ziya ve Çakır ilişkisi gerçek hayatla ne kadar paraleldi bilemiyorum çünkü Çakıcı gerçekten de dizide Çakır üzerinden işlenmiş ise "Aleme" getirdiği ters racon ve Dündar Kılıç gerçeği biraz sönük kaldı. Çünkü Dündar Kılıç aslında raconunda önemli bir ismiydi bu yönden Laz Ziya'yı Dündar Kılıç üzerinden işlenen Karadenizli bir "Silah kaçakçısı" olarak ele almak daha doğrudur. Kızları ile sorunlar ve eskiye yapılan yolculuklar ile tutkulu belkide hastalıklı bir hiddeti Laz Ziya ile işlemeleri çok önemli idi. Ancak ben dizinin bu kısımlarını hızlı geçtim, yinede genel izleyici için gayet başarılıdır bu bölümler.
Testere Necmi - Yaşar Avni Musullulu yani Sarı Avni:
Birkaç internet sitesinde daha bu eşleştirmeyi okudum. Ancak ben israrla Testere Necmi'nin Alaattin Çakıcı'nın bazı yönleri olduğunu veya onun bazı yönlerinin Testere'nin üzerinden işlenildiğini düşünüyorum. Sarı Avni'nin gerçek hayatta susurluk ilişkileri ve Çatlı ile bağlantısı düşünülürse Testere farklı bir kimlikte gerçek hayatta karşımıza çıkıyor. Bence dizinin diğer bir sentez tiplemesidir. Ancak detaylı olarak kimlerin sentezlendiğini çözemedim. Buradan MIT raporunu okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz.
Bu arada öldürülen JITEMci Cem Erseven'in lakabıda "Testeredir" ama alakası olduğunu sanmıyorum.
Tombalacı Mehmet - Ali Fevzi Bir:
Tombalacı tiplemeside ilginçtir. Eski Türk filmleirnde gördüğümüz her türlü kötülüğü yapabilme kapasitesi olan ve aklından çok aksiyonu seven ama kurnaz olan anında yeni bir strateji geliştirebilecek bir karakter olarak konsey içindeki eski Türk filmlerine yapılan en önemli atıftır ki dizide çabuk harcanmaması gayet güzel oldu. Eşi Ester ve İsrail bağlantıları ve diğer bütün detayları bilmiyorum ancak dizide Ömer Lütfü Topal ve Ali Fevzi Bir detaylarına pek girilmedi zaten. Tombalacı karakterinin hazırlanışı çok iyi olmasada son bölümlerinde bence diziye damgasını vuran bir oyunculuk ve tipleme ortaya çıktı.
Hüsrev Ağa - Abuzer Uğurlu ve Yardımcısı Şeyhmuz -Şeyhmuz Daş:
Çok tekdüze işlenen bir tipleme oldu. Türkiyedeki eroin trafiği işlendiğinde çok daha ağırlığı olan bir kişilik olabilridi. Kaldıkı çok acımasız olması gereken bir pozisyonda olmasına rağmen alttan alan oldu. Bence konsey içinde en kötü işlenen ama pozisyonu itibari ile en öenmli konsey üyesi oldu. Öldürülme sahnesi ise bence çok iyiydi. Şeyhmuz Daş ise bence çok farklı bir açıdan işlenmiş oldu. Kurulan sehemler ve aldıkları pozisyon itibari ile Hüsrev Ağa'nın Kılıç tarafından kılıçla öldürüldüğü sahneye kadar olan kısımda bu karakter çok daha acımasız olmalıydı bence. Çünkü ülkemizde uyuşturucu kaçakçılığı önemli bir silahlı gücede sahiptir. Orada Kişrve ve Pala Hüsrev Ağa'ya göre daha gerçekçi oldu.
Nizamettin Güvenç - Aydoğan Semizer:
Aydoğan Semizer'i çok az tanıyorum ki zaten basının önündeki bir kimse olmadı sanırım. Dizide de Nizamettin'i pek öne çıkartmadılar belkide sonunu beklediler (sonunu düşünen kahraman olamıyordu gerçi). Dizide yetersiz işlenen ama en sonda çok önemli bir noktada devreye giren Nizamettin bence çok daha iyi işlenebilirdi. Bu noktada senaryo binbir olay arasında ihmal etti gibi. Herşeyin onda bittiğini öğrenmek dizi izleyicileri içinde bir hayalkırıklığı olmuş olabilir. Dizide havada kalan 2-3 noktadan birisi onda yaratmaya çalıştıkları gizem olabilir. Yani gizem noktasında başarılı oldular ama o noktada Nizamettin üzerinden bazı konuları anlatmadılar. Kılıç'ı öldürdüğü sahneyi hiç beğenmedim.
Samuel Vanunu - Üzeyir Garih:
Bu kadar direkt olarak Üzeyir Garih işlenmiş ise gerçekten hoş birşey olmamış diyebilirim. Ülkemizdeki birçok önyargının işlendiği iki tiplenmeden birisidir Vanunu. Bazı Türk-İslam sentezi açılımlarına göre Yahudi, Ermeni veya Rum ise kötüdür noktasında biraz acımasız işlenen bir tip. Birde dizinin İsrail paranoyası olması zaten ilginçtir ki bu kadar direkt abzı şeylerin verilmesi rahatsız edici. Vanunu tiplemesi bu yönden başarılı bir tiplemedir ancak madalyonun sadece bir yönünü gösteriyor. Oyunculuk ise takdire şayan. Aslında karısı ile yaşadıklarının öne çıkartılması yaratılan bu karaktere farklı bir hava verdi.
Bir diğer üçkağıtçı gayri müslim olarak işlenen İplikçi Nedim ise sanırım gerçek hayatı en fazla çağrıştıran tiplemelerden birsidir. Ihlamur ve paracıkları ile kendine has güzel bir rol oturtan bu tiplemeyi ben çok başarılı buldum. Vurgulanan Cimriliği ise Nesim Malki'yi iyice vurgulamak için işlendiğini düşündürtüyor. Konsey'in önemli bir ferdi olarak bence güzel bir tipleme idi. Onun üzerinden anlatılan bazı olaylar ise bence gayet güzel işlendi genede banka olaylarına daha girebilirlerdi. Aslında dizide en uzun süre aktif rol alan ve herkesin kasası olması oldukça iyi işlenen bir tipleme olduğu düşünülürse dizi için unutulmaz bir karakter yaratılmış oldu.
Kılıç - Nihat Akgün veya ???:
Basından takip ettiğim bir isimdi Nihat Akgün. Dizide Kılıç, Nihat Akgündür diye yazılan o kadar çok site vardı ki bende buraya ekledim. Bu konuda pek bir paralellik yok bence.
Nihat Akgün ülkücülüğü çok öne çıkartmış idi. Kaçakçılık konusunda da ün yapmıştı. Dizideki Kılıç ise önemli bir işadamının sağ kolu ve tarz stil sahibi bir kişilik olarak gösterildi. Bu nedenle Kılıç tiplemesinide başarılı bulmama rağmen gerçek hayatta birebir veya kısmen ilişkilendirilecek bir yön görmedim. Eğer senaristler Nihat Akgün'e paralel bir tipleme yapmış olsalardı sanırım Kılıç bu dizide Çakır kadar aktif olmalıydı. Ancak çok farklı bir profil çizdiğini ve tabiiki dizinin hayal ürünü olduğunu unutmayalım.
Deve Tuncay / Tuncay Kantarcı - Tuncay Mataracı:
Tuncay Mataracı eski bir bakandı dizide isim benzerliği ve bilgilerin bu kadar direkt verilmesi ne kadar doğrudur bu bende hep soru işareti yaratan bir nokta bir detaydır. Yani gerçek hayat ile çok yakın bir kişilik oluşturuyor ve hayali olduğu söylenen ve işlenen bir dizide hayat buluyor. Hayal ürünü diye yazılsa bile 36 sene mahkumiyet almış birisinin bu kadar net işlenmesi bence hoş olmamış. Başroldeki Wöber'in performansı ise tek kelime ile harika. Müthiş bir tipleme diyebilirim. Mizah ve Türk usulü ticareti çok güzel işlediler. Yeni dizide ise bütün o diziye ve Karahanlıya rağmen tertemiz bir kimlikte olması ise ilginçtir. Şu an yeni dizinin önemli bir demirbaşı gibi gözüküyor.
Halo - Halil Havar:
Halo dizinin sempatiği, oysa gerçek hayatta Halil Havar için yazılanlar çok farklı. Hollanda'da hapishaneden kaçırılma hikayesi ile çok büyük bir isim yapmıştı.19 Şubat 1991'de İtalyan mafyasının ünlü ailelerinden Trappaniler tarafından helikopterle kaçırıldı. Dizide ise Bizim İtalyanımız Polat Alemdar onu kaçırdı. Dizide değinilmedi olsa Kısmetim ile ilgili sehemde normal yaşamda Halil Havar'ında ismi geçer. Uslanmayan Halil İbrahim olarak diziye canlılık getirdi ama kısıtlı bir tipleme olması gerekiyordu ve olduda.
Ama "Uslan be Halil İbrahim" gerçek hayattaki Halil Havar'a bir göndermemi acaba...?
Gelecek Bölüm: Türk sinemasındaki Konseyler ve Kurtlar Vadisi Konseyleri
Yazan: Utku Uluer
Doc & Carol Mc COY - THE GETAWAY 1972
Doc ve Carol Mc Coy çiftinin Bonnie ve Clyde kadar efsanevi ve tabii ki gerçek hayatta da yaşamış karakterler olmasalarda bir kaç sene öncesinden Bonnie ve Clyde filmi ile Peckinpah'ın sinemasını müjdelemiş Arthur Penn'e karşı verilmiş bir yanıt olduğu da düşünülebilir. Bu çiftten gerçek hayata yansıyan tek unsur, filmin çekimi esnasında Mac Graw ve Mc Queen arasında başlayan yakınlaşmanın gerçek hayatta duygusal bir birlikteliğe dönüşmesidir.
Arthur BISHOP - THE MECHANIC 1972
"Cinayet, yetkisiz öldürmektir. Herkes öldürür."
Charles Bronson - Arthur Bishop
Mekanik, uluslararası boyuttaki bir yeraltı ögütlenmesinin, muhbirler ve olası düşmanlarını yok eden suikastçılarına verilen isimdir. Arthur Bishop(Charles Bronson) eli çabuk ve temiz ve profesyonelce iş çıkaran bir mekaniktir. Öyle ki örgütle arasında ki bir numaralı arabulucu olan "menejeri" Koca Harry'i (Keenan Wynn) dahi yoketmekten çekinmez.
Baba yadigarı mesleğini sürdürürken, müebbet yalnız olmanın üzerine getirdiği psikolojik yükü ise olanca gücüyle sırtlamaya çalışmaktadır. İç çalkantıları ile boğuşurken Harry'nin doyumsuz ve soğukkanlı oğlu Steve (Jean Michael Vincent) ile aralarında ilginç bir ortaklık doğar. Seksüel arzularını dahi para karşılığı yaptırmak zorunda kalan Arthur'un hayatını renklendirecek bir öğrencisi olmuştur. Steve'in babasının katili Arthur, himayesine aldığı gelecek vaad eden öğrencisine işin püf noktalarını öğretmeye başlar.
Mekaniklerin dünyasında ki büyük işlere kıyasla görece daha ufak bir iş olan uyuşturucu satıcılarının imhası görevi Steve'in ilk sınavı olacaktır. Steve'in bir kaç noktada ki hatası Arthur'un yardımıyla telafi edilerek görev başarıyla tamamlanır.
Ancak örgüt en gözde elemanlarının bir öğrencisi olmasından hoşlanmaz. Hayatının tamamını örgütten izin alarak sürdüreceğine inanmayan yalnız mekanik Arthur, örgütle temasa geçmeksizin kendi başına hareket edemeyeceğini anlamakta gecikmez. Yeni görevleri Güney İtalya'da ki büyük patronlardan birisinin ortadan kaldırılmasıdır ve sırada ki hedef te Arthur'un kendisidir.
Arthur'un ise öldürmek için 1000 yolu vardır ...
Katillerin Katili:
Charles Bronson'un şöhret basamaklarında isminin duyulmasını sağlayan ilk filmler 1960'ların geniş kadrolu ve büyük bütçeli Amerikan yapımlarıdır. Great Escape'den The Magnificent Seven'e içinde avantür unsuru içerip iz bırakan her yapımın kadrosunda bulunmaktadır. 1970'ler ise Bronson'un box-office oyuncusu olduğu yıllardır.
Westernlerle hamuru yoğrulup bir tarafta Sam Peckinpah'ın sineması, diğer yanda ise Kirli Harry ve klonlarıyla 1970'lerin şiddet filmleri furyası, beraberinde VIGILANTE Bronson'u da bir idol haline getirir. Öyle ki filmlerinde tümüyle bir anti kahramanı canlandıran bu kötü/iyi adam seyirciyi kolayca kavrayan usulleriyle 1980'li yılların ortalarına kadar intikam ve avantür sinemasının vazgeçilmez unsurlarından birisi haline gelir.
Winner:
Charles Bronson'un çoklu kadrolardan tek adam olarak filmleri üstlendiği senaryolara geçişinde ingiliz yönetmen Michael Winner'in katkıları büyüktür. Western tarzını dahi beraberce deneyen ikilinin sinemada ki en başarılı çalışmaları ise kuşkusuz intikam ve aksiyon hikayeleri üzerine olmuştur.
İkilinin gözde yapımı DEATH WISH'in (1974) öncesinde beraberce kotardıkları THE MECHANIC, sonrasında aynı konuyu işleyen onlarca birinci sınıf veya B tipi filmin varlığına karşı esrarengiz yapısını korumaya devam etmektedir. Bu başarının sırrı senaryonun zeka ve felsefe konularını birbirlerine çok iyi bir şekilde kaynaştırabilmesinde gizlidir.
Öldürmenin insanın doğasından kaynaklanan bir davranış olduğuna inanan Arthur Bishop sıradan bir katilden çok titizliğiyle nam salan bir kimya profesörü gibi davranmaktadır. Dudak okumadan, onlarca kimyasal karışım ve patlayıcılara kadar onlarca konu hakkında bilgi sahibi bir uzmandır. Kurbanı için en uygun olan ölüm şeklini yine kendisi tayin eder.
Sistemleri birebir örtüşmese de yıllar sonra Luc Besson'un Jean Reno ile beyaz perdeye uyarladığı LEON filminde de ayrı bir mekaniğin öyküsü anlatılmaktadır. LEON'u da MECHANIC gibi özel kılan nokta, kıyıcı bir dünya içinde ki kötü/iyi adamların içlerinde ki bir parça duygusallığı yansıtabilmesidir.
Sam Peckinpah'ın emektar bestecisi Jerry Fielding'in senfonik ve bazı yerlerde jazz'a göz kırpan düzenlemeleri filmin genelinde ki ağır ve esrarengiz tempoyu desteklemektedir. Bestecinin 1980 yılında vefat etmesinin ardından bir toplama serisi içerisinde yer alan bu müzikler son yıllarda film müzikleri endüstrisinin arşivlenmesinde ki yeni girişimciliğin bir sonucu olarak filmden izole edilmiş özel kayıtlarıyla geçtiğimiz yıl albüm olarak yayınlanmıştır.
Filmin lobi kartlarından örnekler:
Sinematik Mafia blogumuzda sizlerin filmleri izlemenizde ve konuları arşivlemenizde yararlı olabileceğini düşündüğümüz, filmlerin konusunu oluşturan veya filmlerin esinlendikleri bazı gerçek olayları ve/veya kişileri, terimleri, Sinematik Mafia Sözlüğü adını verdiğimiz ansiklopedik bir içerikle elimizden geldiği kadarıyla (ve yorum katmadan) sizinle paylaşmak istiyoruz.
Gulio SACCHI - MILANO ODIA / ALMOST HUMAN 1974
Komiser BELLI - HIGH CRIME 1973
Komiser Belli (Franco Nero) ve amiri Aldo Scavino (James Whitemore) Marsilya - Cenova hattından sevkedilen uyuşturucu ticaretini engellemek için mücadele etmektedir. Avrupa'nın en güçlü suç örgütlenmelerinden birisi olan bu konsorsiyumun ortakları iki kanun adamının ulaşamayacağı kadar yüksek mevkilerde dostlara sahiptir. Ancak aktif olarak suç dünyasından çekilmiş yaşlı babalardan Cafiero (Fernando Rey) son günlerini huzur içinde geçirip, bir mafya babası için pek olağan olmayan bir ölüm şekli olan eceliyle ölümünü garantilemek için ekibe gerekli istihbaratı sağlamaktadır.
Operasyonlarını derinleştiren ikili zirveye doğru yaklaştıklarını hissettikçe örgütün de onlara cevabı gecikmez. Öncelikle istihbaratını bölge savcısı ile paylaşmak isteyen Emniyet Amiri evinin önünde bir suikaste kurban gider. Mafyanın bu hareketine karşılık polisinde cevabı gecikmez ve tüm şehir askeri ekiplerinde yardımıyla taranmaya başlar.
Kanun ile kanunsuzların mücadelesi sürerken tek başına kalan Belli, Cafiero'nun altın değerinde ki bir nasihatını unutur.
Sadece kendisi değil, en yakınındakilerde namlunun ucundadır.
POLIZIESCO ITALIA:
Bir süre önce Sinematik Spaghetti blogunda uzunca bir yazıyla yer verdiğimiz Castellari / Nero ikilisinin post modern westerni Keoma'da olduğu gibi High Crime da suç filmleri içerisinde hatırı sayılır bir öneme sahiptir;
High Crime, İtalyan Suç Sinemasının 10 yıllık bir dönemini kapsayan "Poliziesco / Poliziotteschi - Polisiye Gerilim" filmlerinin başlangıcıdır. Elbette ki bir polisiye gerilimi isimlendirerek ayrı bir kategori içerisinde incelemek ilk başta tuhaf gözükebilir. Ancak nasıl ki westernlerin ve Spaghetti Westernlerin olduğu bir külliyatta İtalyan usulü polisiyelerin de kendine has raconlarıyla Poliziesco olarak anılmaktadırlar.


Spaghetti Westernlerin melun Meksikalılarını aratmayan gangsterleri, bol bol soygun ve katliam temaları( özellikle çocuklar ve hamile kadınların öldürülmesi gibi ), kural tanımayan polisleri ve Poliziescoyu bir tür haline getiren dönemin polis arabaları Alfa Romeo Giulia'lar bu filmler süresince devamlı olarak gözlerinizin ziyaretçileri olacaktır.
Spaghetti Westernlerin aslına sadık kalınarak popüler kültüre hitap eden bir çizgide geliştirilen bir tür alternatif akım oluşu Poliziescolar içinde geçerlidir. Genel olarak Kirli Harry ile başlayan Amerikan usulü Kanun Koyucu Polisin özelliklerini uyarlayan Poliziescolar, 1970'ler İtalyasının kaotik ekonomik, siyasal ve toplumsal yaşamından beslenerek yükselen suç oranının sinema perdesine yansımasıyla beraber kendi çizgisini oluşturmuştur.
Poliziescoların en önemli yıldızları; Franco Nero, Tomas Milian, Luc Merenda, Henry Silva ve İtalyan Kirli Harry'si Maurizio Merli'dir. Yönetmenler konusunda ise ilk etapta sayılabilecek isimler Enzo G. Castellari, Fernando Di Leo, Umberto Lenzi ve Stelvio Massi'dir. Spaghetti ve Giallo'larda olduğu gibi tamamen tek bir türün yönetmeni olarak adlandırılamayacak hatta ülkemizde ki tabiriyle "Memur Yönetmen" usulüyle çalışan hemen hemen tüm İtalyan yönetmenlerinin de Poliziescolara katkıları olmuştur.
Castellari'nin start verdiği türün ilk filminde ki polis karakteri ise William Friedkin'in suç bombası French Connection'unun Popeye Doyle'unu (Gene Hackman) anımsatmaktadır. Ayrıca French Connection'un Fransız uyuşturucu baronu rolünde ki Fernando Rey'de bu Castellarinin filminde orjinaline zıt bir mafya karakteri olarak yer almaktadır.
Bununla beraber mükemmel kurgusuyla Avrupa kıtasına taşınan French Connection hikayesinin İtalyan usulünde bir sunumudur. Her Castellari filminde olduğu gibi ilk çeyreği oldukça uzun bir kovalamaca sahnesiyle başlayan film, seyirciyi bilgilendirmeye yönelik geri dönüşler, aksiyon sahnelerinin bitiminde ki ilginç kamera açıları ile gelecek bir kaç saniye içerisinde beklenmedik sahnelerle karşılaşılacağını hissettiren resimlemeler bu sunumun özelliklerinden bazılarıdır.
Güneş gözlüklerinden yansıyan oto görüntüleri, Kanalizasyon mazgallarına dönüş yaparak bir saniye sonra patlayacak bombayı anlattığını gösteren manuel kamerası, kimi zaman tepeden kimi zaman yere sıfır, kişilere 45 dereceden bakan Castellari usulü bir anlatımla saygın bir Poliziesco, bu tür üzerine yoğunlaşmayı düşünenler için ideal bir başlangıçtır.
Bu tanımlamaların beraberinde izleyicilere ufak bir not olarak Tarantino'nun da yıllarca severek izlediği, "İtalyan B Sinemasının Kralı" olarak tanımladığı Castellari'nin sinemasına dair hemen her filminde yaptığı ufak birer göndermeyi dikkatli izleyiciler için Death Proof'ta (2007) arka planda çalan kısa süreli High Crime temasıyla devam ettirdiğini belirtmeliyim.
Castellari'nin not defterine göre filmde Cenova liman bölgesi olarak sunulan yer aslında Barcelona'nın liman bölgesidir.


Filmin lobi kartlarından örnekler:


Yazan : Gökay GELGEC - Yojimbooo
Kurtlar Vadisi Analizi: Bölüm 4

"Çakır - Çakıcı" benzetmesi basında çok fazla yapıldı. Oysa okuduğum bazı kitaplarda ve gazetelerde gördüğüm Alaattin Çakıcı tam olarak bu tiplemeye oturmuyordu ve dizideki Polat Alemdar'ın bazı yönleri ile daha çok Çakıcı'ya yakın bir çizgi çiziyordu. Hatta "Acaba Çakıcı, Polat Alemdar gibi mafyaya yerleştirilmiş midir?" diye düşünmedim değil.
Polat, özellikle racon konusundaki duruşu ile Çakıcı’ya daha yakın. Çakır ise Sedat Peker’le Alaattin Çakıcı arasında kalıyor. Interneti karıştırırken bulduğum bir yazıyı eklemek istiyorum çünkü Çakıcı da benim gibi bu benzetmelere katılmıyor sanırım.
"İddiaya göre, dizide Çakır karakteriyle özdeşleştirilen Alaattin Çakıcı, kahramanın bir bölümde Kurtlar Konseyi'nin kararıyla tombalacının elini öpmesinden hoşlanmadı. Çakıcı Yaptığı açıklamada söz konusu dizinin gençleri olumsuz etkilediğini ve gerçek hayatta kimsenin elini öpmediğini söyledi. Çünkü 'el öpme' racona aykırı bir durumdu."
Çakıcı karısının ölüm emrini gözünü kırpmadan vermişti, oysa ki dizide Çakır eşine bağlı biri. Laz Ziya'nın diğer kızı bu konuda Çakıcı'nın eşine yakın bir durum gösterdi. Testere ile yasak aşk yaşaması ve Şanslı 1 gemisi olayları (Lucky 1 idi sanırım) hep gerçek olaylarla paraleldir. Ayrıca Çakır hapise girmemek için yurtdışına kaçmayı reddetmişti ancak Alaattin Çakıcı uzun süre yeşil pasaportla yurtdışında dolaşmıştı ve Avusturya'da yakalandı.
Bunlar iki karakterin yakın olmayan yönleri. Bunlar dışında dizide Çakıcı - Çakır benzerliği konusunda Cerrahpaşalılar konusu Çakıcı - Çakır benzetmesini pekiştirdi. Çünkü işledikleri konu ile yaşanmış olaylara biraz yaklaştılar (Şahin Ağa'nın öldürdüğü adam Karagümrüklü Nuriş'e benziyordu), bu çekişmede Karagümrük çetesi ile paralellik kurabiliriz ama o noktada Çakır'dan daha çok çete ile uğraşan Polat olmuştu ve cevapları hep o verdi (dizide Polat’ı öne çıkartma sorunsalı). Çakır'ın ve Çakıcı'nın da Karadenizli olmaları en önemli ortak noktaları ki Sedat Peker de Karadenizli.
Kısacası her yönüyle Oktay Kaynarca'nın canlandırdığı "Çakır" karakteri Polat Alemdar karakterinden daha önemli bir karakterdi. Yalnız ölümünden sonra bu kadar kolay harcanması ve kendine bağlı karısının bu kadar çabuk değişip sağ kolunun bir anda Çakır adını bile anmaması garip oldu. Bir önemli rol böyle harcanır konusunda başarılı iş çıkarttı yapımcılar, oysa bu tip mafya babaları kötü örnek olmalarına karşın hayatımızın içinde yer alan, doğruları ve yanlışları ile yaşantımızda her zaman karşımıza çıkabilecek tiplemelerdir.
Türk sineması yıllarca bu temayı işlemiştir kaldıki bence dizi Çakır'dan sonra gerçekten "Mafya" dizisi olmuştur. Bu da bizim gerçekte mafyadan ne anladığımızla ilişkili sanırım.
Oktay Kaynarca yaklaşık 40 bölüm boyunca diziyi alıp götürdü, yer yer kullandığı aksesuarlar ile eski türk filmlerine göndermeler yaparak belli bir stil yarattı. Çakır'ın çelişkileri ve yarattığı fenomen uykusuz gecelerimize de konu olmuştur. Gökay (yojimbooo) ile yaptığımız "msn tespitlerini" sizlerle paylaşmak isterim:
Legoman
Oktay Kaynarca Türkiyede normal hayatta çok sevilen bir karakteri çok sevilir sekilde canlandırınca durdurulması zor bir fenomen yarattı. sonunu getiremedim cümlenin
Yojimbooo:
"yerel ağzıyla sevecen, kıyıcı yapısıyla kaçınılan hassas bir karakteri başarılı bir oyunculukla bir yıldıza dönüştürerek Çakır'ı bir fenomen yapmıştır."
LegomaN:
Çakır bugün yazlıklarda tatile giden sevilen ufak sevimli mafya tiplemesidir. Avşada oyleydi yani :)
Yojimbooo:
Şimdi bu doğru evet yalnız osman sınav gözüyle değerlendirdim onu
LegomaN:
evet işte onu diyorum bende....
Yojimbooo:
ilk bölümde kana susamış göndermesi yapılan çakırın biftek yiyişide aynı eleştiriden bir kesit, bu yüzden sevilen bir tiplemeyi sevilen bir sekilde demek istedim ........
Böylesine sevilen bir tipleme olması üzerine halkta onu sahiplendi. Belkide sosyolojik olarak incelenmesi gereken bir durumdur bu. Daha önce Polat Alemdar için yazdığım halk kahramanı tiplemesine uzak olma öğesi paradoksal bir biçimde Çakır karakterinde vucüt buldu.
Tüm sadistliği, kumarhane işletiyor olması ve kiralık katil olmasına rağmen bir şekilde kader mahkumu olması ve bazı siyasi göndermeler onu halk içinde sevilen bir tipleme yaptı. Hatta Çakır adına gazeteye ilan verildi ki bu gerçekten ağlamamız veya kızmamız gereken bir durumdu.
Oktay Kaynarca için de oldukça zor bir durum olmuştur bence. Herhalde Çakıcı ile onu bütünleştiren bir kesim Çakır'ı da kendisinden biri olarak sahiplendi. Oysa dizide "Mein Kampf" yani Hitler'in yazdığı Kavgam kitabını okuyan Testere Necmi idi ve aslında yer yer Polat ve Çakır'da bölünmüşlük hissi versede acımasızlığı ve siyasi görüşü bakımından Çakıcı ve Testere arasında paralelikler vardı. Belki de o kesim Testere öldüğünde de gazeteye ilan vermeliydi.
Bütün bunların yanı sıra Seray Sever'in ağbisi olarak iyi bir performans ortaya koydu. Kısacası Çakır ve çevresi "Alem"i gayet iyi önümüze serdi. Seray Sever ise bütün çekiciliğine rağmen bunu dizide pek ortaya koyamadı Polat Alemdar'a platonik bir şekilde harcandı gitti. Dizinin erkek fatması olarak kaldı ki bu kadar dekolte giyinen bir Erkek Fatma bence olmadı.
Aslında Memati ile tamamlayıcı unsur olarak çok iyi idiler. Tabi Memati tiplemesinin şansız bir noktasıda bu oldu güvenilen sağ kol ile kızkardeşi aşkı iyi bir malzeme olabilirdi dizide. Yinede Seray Sever'i beğenerek izliyoruz kendisine kızılın çok yakıştığınıda vurgulamadan geçemiyoruz.
Çakır tiplemesinin kullandığı aksesuarlar ve mekanlar çok önemli idi. Kumarhane ve hapishane sahneleri Türk sinemasında 60'larda ve 70'lerde değişilmez mekanlar idi. 1980'lerde ise azalarak önemilerini sürdürdüler.
Çakır'ın özellikle hapishane performansı oldukça iyiydi. Hapishanede Kadir İnanır'la Cüneyt Arkın arasında bir hakimiyeti vardı ancak burada tamamlayıcı unsur Şahin Ağa idi.
Peki Oktay Kaynarca’nın eski Türk Filmlerine gönderme yapan karakterinin özellikleri nelerdir?
Öncelikle ismi. Yeşilçam'da Cüneyt Arkın'ı bir efsane yapan filmlerin başında gelen Yıkılmayan Adam'ın gerçek ismi Çakırdır. O eline silah verilmiş ve mafyanın içine girmiştir (hayat şartları nedeniyle, babası için) ama haksızlığa karşı savaş verir. Bu ağır ismin Oktay Kaynarca'nın Çakırı ile kesiştiği noktalar ise fazla değildir. Çünkü Yıkılmayan Adam savaşır, el öpmez, biat etmez, ettirmez.
Öte yandan Çakır'ın özellikle Katillerde Ağlar filmindeki Nuri Alço'nun canlandırdığı Alcapone Kerim'in kullandığı bastonu değişilmez aksesuarı haline getirmesi bu dizide benim için önemli bir ayrıntı idi.
Çakır'ın bastonunu bir silah olarak kullanması ve baş kısmında yer alan gizli bıcak 60-70-80lerden çıkıp günümüze gelmiş bir geleneğin devamı idi.
Katiller de Ağlar filminde Kerim, Alcapone'nin rakiplerini düşmanlarını beyzbol sopası ile öldürdüğünden bahsediyor. Çakır'da Tombalacıyı beyzbol sopası ile öldürmüştü. Ayrıca Katillerde Ağlar filminde Godfather melodisi bol bol çalar yine kumarhanede Çakır ve Kızkardeşinin Godfather eşliğinde yaptığı dans hem Katillerde Ağlar'a hem de Baba filmine bir göndermedir aslında.

Tabi bu noktada Çakır tiplemesini Katiller de Ağlar filmi üzerine inşaa ettiklerinide düşünebiliriz.
80'ler Kötünün tam kötü, iyinin tam iyi olduğu yıllardır. 2000'lerde ise daha karmaşık tiplemeler gözümüze çarpıyor. Bu açıdan 2000'lerin daha gerçekçi olduğunu söylememiz yanlış olmaz. Ancak Kurtlar Vadisi'nin en büyük çelişkisi büyüteç altına aldığı "Kötülerin" bir anda "İyi" yönlerinin ağır basmasıdır. Bu en çok Kılıç'ta olmuştu ancak Çakır'da da bu dengenin bozulduğu sık sık görülür. Önümüzde bir mafya babası değil herşeyi ailesi için yapan bir kader mahkumu resmi daha ağır basmaya başlamıştı. Bu da ister istemez bazı insanları olumsuz etkiledi sanırım.
Yinede Çakır benim için son dönemde ortaya konulan önemli bir başrol karakteridir...
Yazan: Utku Uluer
Kurtlar Vadisi Analizi: Bölüm 3
Kurtlar vadisi dizisini konsept olarak sevmesemde dizi içinde dikkatle izlediğim bazı yan karakterleri var. Bu karakterler bana yer yer 70'lerdeki Türk filmlerini hatırlattılar. Aslında bu karakterler diziyi incelememe sebep oldular.
İşin siyasi boyutu bir kenara bırakıldığında ileride kendi hayranlarını yaratacak “kült” rollerin başında “Memati” ve “Pala” geliyor. Maalesef Türkiye’de ana sorun bu kişileri gerçek hayat ile özdeşleştirenlerde.
Dizide “Çakır” öldüğünde gazeteye ilan verenler, dizi karakterlerini siyasi birer kahraman haline getirenler vs vs. Beni bunlar ilgilendirmiyor, bu yüzden bu 2 karakteri etiketlendirildikleri siyasi durumdan ayrı olarak inceleyeceğim.
PALA
Pala karakterini Kurtlar vadisinde ilk gördüğümde Cem Yılmaz'ın Kurtlar Vadisine transfer olduğunu düşündüm. Vizontele'de ki Fikri tiplemesi ile Pala’nın benzerliği hemen ilgimi çekmişti. Zaten resimde de bu kısmi benzerliği görebilirsiniz. Tabiiki canlandırılan karakterler tamamen farklı.
Pala karakteri Türk sinemamızda yer alan klasik kötü anlayışının bir devamı, her ne kadar devlet için çalışmış olsada gerçek bir kötü o çünkü sert ve acımasız, merhameti yok.
Aslında özünde Polat ile Pala'nın hiç bir farkı yok özellikle Doğu Bey'e götürüldüğünde yapılan sorgusu sırasında Polat'tan farklı bir çizgi çizmiyor ayrıca öldürülmesi emredilen kişiyi öldürüyor ki buda verilen görevi yerine getirdiğini gösteriyor, bu noktada dizi gerçekten kendi içinde yaşadığı en büyük çelişkiyi yaşadı ve işin içinden çıkamadılar. Çareyi Palayı tamamen kötü bir çizgiye oturtmakta buldular çünkü Pala'nın bu çizgisi ile Polat'ın görevi aslında aynı.
Yüksel Arıcı oynadığı özel timci tetikçi rolü ve yenilmesi zor rakip pozisyonu ile Polat Alemdar karakterine karşı verdiği mücadelede dizinin hafızalarımıza kazınan bir karakteri olmayı başardı (benim için diziyi izleme sebeplerindne birisi idi).
Belli bir siyasi çevrenin günah çıkarttığı bir karakteri oynarken bence Polat Alemdar karakterine en sert eleştiriyi dizi içerisinde "PALA" yapıyor. Görev adamı olarak paraya yönelmiş olsada üzerine beton dökülmeden önce yapılan sorguda geçen dialog üzerine diziyi orada bitirseler daha iyi olurdu diye düşündüm.
Zira ""devlet benim" diyen bir devlet görevlisi ile ve devletin kendisine görev verdiği bir eski özel timci.
"Sadece Ölürler Görür"
Gözlerini sadece Ölülerin gördüğü Pala'nın sık sık kullandığı "Babayiğit" sözü karaktere cuk diye oturmuş. Ray Ban güneş gözlüğü (Polat kırınca matrixleşti biraz ama olsun), tavırları kendine has raconu ve duruşu ile gerçekten dizideki en farklı tipleme olmuştu (bir diğerleride Laz Ziya ve Çakırdır).
Polat ve kabilesinden yana olmasada ilgi gören bir karakter oldu. Yanındaki Bedri ve Kral'ında ortaya koydukları tutarsız ve saldırgan ama Palaya olan ihtiyaçları ile Pala'nın acımasız kişiliği ve tecrübesi diziye dinanizm getiren unsurlardandı. Bu 3lü bana yer yer Erol Taş'ın kurduğu çeteleri hatırlattı.
Açıkçası dizide Pala ve Memati'nin karşılaşacakları sahneyi ve yapacakları bir düelloyu bekledim. Ancak yine Polat Alemdar karakterini ön plana çıkartma endişesi (bence) bu olası müthiş kapışmayı engelledi.
MEMATİ
Dizinin en farklı karakteri Memati'nin Polat Alemdar karakterinden daha uzun süre rol aldığını söyleyebiliriz. Bu noktada Memati rolünün hakkı yeniyor.
Dizide senaristlerin önem vermediği ve harcadığı karakter Memati bence. Dizideki bütün mafya mensupları ile gerçek hayatta bir isme paralellik kurarken Abdülhey ve Memati'nin daha sıradan tipler olmaları aslında bağımsız birer karakter olmalarını da güçlendiriyor. Ancak Abdülhey'in bile daha öne çıkması ve Memati gibi o "alemde" yetişmiş birisinin hala ceketinin önünü iliklemesi biraz işi bozuyor diyebilirim.
Buna rağmen Gürkan Uygun çok başarılı bir çizgi çiziyor. Görev adamı olarak Çakır'ın sağ kolu olarak sürdürdüğü performansı Polat ile farklı bir yön almıştı. Psikopat bir görev adamını canlandırırken Polat'a sorgusuz sualsiz itaat konusunda Memati'nin asiliği güzel bir denge unsuru idi maalesef bunu senaryo içinde törpülediler. Oysa bir dönem yaşadığı çelişkiler ve sorguladığı şeyler gözönüne alınırsa bu karakterin yani Memati'nin dizi içinde daha fazla ağırlığı olması gerektiğini düşünüyorum.

Kurtlar Vadisinin son 20 bölümünde Polat Alemdar tarafından azarlanan ve fikirleri beğenilmeyen bir sağ kol olması ve giderek pasifize edilmesi ise tipik bir emir komuta zincirinin kötü bir şekilde diziye yansıması.
Tiyatronun içinden gelmiş ve dizi içinde uzun zamandır rol alan bir karakterin kesinlikle daha fazla ağırlığı olması gerekiyor. Ara sıra yaptığı çıkışlar ile psikopat katil rollerini gayet başarılı oynayabileceğine bize inandıran Gürkan Uygun için belkide dizide varılabilinecek son nokta bu.
Umarım dizi devam eder ve bu rol oyuncunun hakkı olan şekilde daha doğru bir şekillenme içine girer. Yoksa Polat Alemdar karakterinin egosu altında ezilen rollerin ne kadar katkı sağlayacağı soru işareti ve dizinin yumuşak karnı.
Gelecek Bölüm: Çakır ve Türk sinemasından alıntılar
Yazan: Utku ULUER
Favorilerine Ekleyenler
Hakkında Yapılan Yorumlar
İlgili Diğer Bloglar:
Etiketler: al pacino, americano, amerikan, blog, cinema, Dizi, diziler, Film, film müzikleri, Fotoğraf, fragman Sinema Blogları, hikaye, italiano, italyan, jenerik, makale, oyuncu, resim, score, sinema, sinema filmi, sinema fragmanları, sinemalar, Sinematik, soundtrack, video
Yazıyı Email Gönder


















































































































































































































































