« adimavi
Myownkaos »


beni unutma

Gönderen: Editorya Tarihi: Şub 16, 2008
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars6 Stars7 Stars8 Stars9 Stars10 Stars (7 Değerlendirme, Ortalaması: 10 üzerinden 4.86 )

Verilen Yıldızların Toplamı: 34.
Oy kullanan ziyaretci sayısı: 7
Beğenilme Oranı % 48.57
SİZ HENÜZ OY VERMEDİNİZ !...
Loading ... Loading ...

beniunutma tarafından sahiplenilmiştir.
beniunutma-com.jpgAd : fatih ahmet
Soyad : selvi
Hakkında : herkes unutur aslında ama…
Açıklama : “O” nun için yazılanlar hiç bitmedi…
Rss : feeds.feedburner.com/beniun…
Kategori : Kültür Sanat
Etiketler : hayat anı kitap kültür aşk Aşk Blogları şiirler Edebiyat Blogları blog şiir edebiyat deneme kişisel

Son Gönderiler


Beniunutma.com
Bülbül'ün Güle Sözüdür

Ben Bilal

Bu kitabın reklamını ilk kez geçen sezonki Galatasaray-Kasımpaşa maçına giderken görmüştüm. (ne maçtı ama!)

Geçen hafta da bir mağazada görüp aldım. Kitabın yazarı Çağrı ve Çöl Aslanı gibi filmlerin senaristlerinden H.A.L. Craig.

Craig`in bu kitabının ülkemizde iki farklı yayınevinden çıkan iki farklı kapağa sahip iki ayrı versiyonu var.

Ayrı diyorum ama ikisinin de çevirisi -ki çok iyi bir çeviri değil- aynı kişi tarafından yapılmış bu yüzden üslupları ve

cümleleri aynı. Son zamanlarda çokca olmaya başlayan bu olay başka bir yazının konusu olsun diyerek geçelim kitaba:

Öncelikle Hz. Bilal`in kendi ağzından kendi hayatını dinliyormuşuz gibi yazılan akıcı bir üslup ile karşı karşıyayız.

Yinede şahsi olarak tavsiye edebileceğim kitaptaki bir kaç dikkate değer nokta:

Kitap hakkında daha anlatılacak çok nokta var.

Bu mübarek günlerde okunacak güzel bir kitap olarak tavsiye edip hayırlı Ramazanlar diliyorum..

Fatih Ahmet Selvi

*Not: İlk yorum yapan arkadaş adres bilgilerini gönderirse kendisine bu kitabı hediye etmek isterim



Kimsenin gözyaşı olmadım ki ben!

Yalnızken

Bir pencereden bakarken

Güneşin batışına yakın

Gülce`yi okuyordu bir şair

En çok bana yakın:

... uçurumun kenarındayım hızır

gülce bir davet

mecaz deÄŸil

maraz deÄŸil

gülce bir afet

peri deÄŸil

huri deÄŸil

gülce bir beyaz zehir

gülce en vahim haz

buram buram zehir

yâr gözünde infaz ...

derken

bu kötü yerde

bir çay içmek için indiğim bahçede

bir baÅŸka ÅŸair

"Kimsenin gözyaşı olmadım ki ben"

derken hemde aÄŸlayarak

gözlerim doluyor da

"Yâr gözünde infazlarım" aklıma geliyor

ve ben kendime diyemiyorum

kimsenin gözyaşı olmadım diye

evet o gözlerde o yaşlar bendim , hemde nasıl çok ...

Evet "Gülce" evet aynen öyle:

....

uçurumun kenarındayım hızır

bir gamzelik rüzgar yetecek

ha itti beni ha itecek

uçurumun kenarındayım hızır ....

Fatih



O fotoÄŸraf

İçimdeki melankolik duyguları beslediğim kayıp zamanlarım var. Öyle anlar ki o anlar neredeyse kimseyle konuşmadan geçiririm zamanı. İşte böyle zamanlarda bazen bir çift dörtlük dilime takılır , bazen de bir şarkının melodisini günlerce söyler dururum. Yarım kalmış kitaplara başladığım zamanlar hep bu zamanlardır.

Fakat bazen öyle olur ki ne bir şiir ne bir şarkı hiçbiri tesir etmez , kesmez yani ; "bir fotoğraf" dışında...

O fotoğraf üzerine neredeyse bir sene önce diyerek bir yazı da yazmıştım.

O fotoğraf ki hem masamda çerçeveli bir şekilde durur ve hemde yarı kırışık halde cüzdanımda...

O fotoğraf ki elimde bir makina öyle bir "an" arayıp durmama sebeptir...

O fotoğraf ki bende bir balyoz etkisi yaratır..

İşte o anı çeken Anadolu Ajansı`ndan Syn. Murat Aslan o fotoğrafı bakın nasıl anlatıyor :

``Bu fotoğrafı çektiğim gün, beni bu kadar aşabileceğini, bu kadar öne

çıkabileceğini ve belki de çok sayıda yoksula yardım ulaşması için

hayırseverlerde bu kadar etki yapabileceğini tahmin etmemiştim.

Belki de bu fotoğraf, binlerce fotoğraf arasında bir editör hatasıyla yayına hiç

verilmemiş de olabilirdi. Bu fotoğrafın AA`nın abonelerine sunduğu

fotoğraf yayın sistemine düşmesinin zamanlaması da ilginçti.

AA`nın Ankara`daki Yurt Haberler Müdürlüğü, yurt genelinde belediye ve

sivil toplum örgütlerinin yaptığı ramazan yardımlarını bir haberde

toplamış, benim görev yaptığım AA Konya Bölge Müdürlüğünden de bu

konuda fotoğraf çalışması yapmasını istemişti. Ben ve bölge müdürlüğü

yetkilileri bu fotoğrafı yayına vermeyi uygun bulmuştuk.

Bu fotoğrafı ben çekmiş olabilirim ancak güzellikler ve mutlulukların

paylaşıldıkça büyüyeceğine inanan bir kişiyim. Bu nedenle sitenizde bu

fotoğraf ile birlikte yarattığınız sinerjiyi her türlü takdirin

üzerinde görüyorum. Ancak bu fotoğrafın her türlü yayın hakları AA`da

olduğu, emeğe saygı ve telif hakları noktasında sakıncalar

doğurabileceğinden, fotoğrafın büyük boyutlu ya da kopyalanabilecek

şekilde yayınlanmaması için herkesin gerekli duyarlılığı göstermesini

rica ediyorum.

Son bir not, ``Mutluluğun Resmi`` fotoğrafımla birlikte, çektiğim bazı

fotoğrafları internet sitesinde yayımlamaya

başladım. Sizin sitenizin müdavimlerini, mutluluğu paylaşmak için

kendi siteme de beklerim.

Kolaylıklar dilerim, sağlık ve esenlikle kalın... murat aslan ``

Bizde kendisine bu çalışma için tekrar tekrar teşekkür ediyoruz:

Fatih



Sevginin ölçüsü ölçüsüz sevmektir (mi acaba?)

Güzel bir söz gibi duruyor önce: "Sevginin ölçüsü ölçüsüz sevmektir "

Msn iletisinde gördüm bir arkadaşın bu yazıyı, sonra işyerindeki başka bir arkadaşım odasına asmış günün sözü diye... Kendimi yormıyayım bu hasta halimde yazıyım buraya da kurtulayım dedim bu "güzel sözü" neden sevmediğimi :

BİR : Bu dünya da her şeyin kati ve net bir "ölçü" sü vardır.

İKİ : Bu ölçü kaçarsa her zaman sıkıntı oluşur. Dilimizde "azı da zarar çoğu da " diye deyimimiz bile vardır.

ÜÇ: Örnek (kendim için :) az yerseniz yeterli besinleri alamazsınız, sağlıksız... Çok yerseniz fazla kilolu olursunuz, sağlıksız...

DÖRT : Esas örnek : Ölçüsüz severseniz - denemesi bedavadır - kendinizi kaybedersiniz önce, sonra da ölçüsüz olarak "sevdiğinizi" ve belkide herşeyi kaybedersiniz.

BEŞ : Bu alemdeki "iyi" her erdemin ölçüsü "fedâkarlıktır". Sizi ne kadar sevdiğini bilmekmi istiyorsunuz , bakın yaptığı fedakarlıklara. Ne yapmış sizin için veya ne yapmamış, ya-pa-ma-mış? Siz içme bir daha diyince bırakabilmiş mi sigarayı ; yoksa evlenince bırakıcam sözü mü vermiş? Arkadaşlığın, dostluğun, sevginin, aşkın vs vs tüm iyi erdemlerin tek ve "gerçek" ölçülme yöntemidir fedakarlık, gerisi de boş romantikliktir.

ÖZEL NOT: Bir toplantıda , biz farklıyız ne güzel değil mi diyen iflah olmazlara dinleti:

Fatih



Eğer o gün gelirse...

Avcılar`da ufacık bir kafedeyim...

Sevimsiz bir istanbul soğuğu altında , soğuk bir pazar sabahı, o küçücük kafede, bol tarçınlı bir sahlep ruhuma anlamsız bir ferahlık verdi.

İşte bu tuhaf duyguların tam da ortasında :

[ Lost: Missing Pieces :King of the Castle ]

Benjamin: Söz veriyorum, eve gitmeni engelleyecek hiçbir şeye kalkışmayacağım. Ama eğer bu yeri terkedersen... dönmeyi isteyeceğin bir gün gelecektir.

Jack: Asla.

Benjamin: Asla asla dememeyi öğrendim... Eğer o gün gelirse, umarım bu konuşmamızı hatırlarsın...

----------------------------

Jack o anda kendisi için en iyi şeyin o adadan kurtulmak olduğunu sanıyordu; halbuki ileride çok fena yanılacak ve geri dönmek isteyecekti, aynı ben gibi...

Fatih



Sakın hasta olma sen...

Bu özel günde, özel bir anıyı paylaşayım dedim...

Uzun zaman önceydi söylendiğinde...

hastaydım ve başı önde utangaç bir tavırla " Sakın hasta olma sen, sen hasta olursan ben sağlığımdan utanırım" demişti...

uzun uzun susmuştuk sonrasında... hey gidi günler.. doğum günün kutlu olsun...

Fatih



Buluşamayacağız bu müzik bitmedikçe

Özdemir Asaf`ça bir şiir ve Nicos`tan Secret Love...

Gecenin bir yarısı hasret kaldığımız yağmura bakarken bu şarkı hakikaten huzur verdi. Teşekkürler Veli...

Fatih



Bayramın anlamı...

Kurban Bayramınız mübarek olsun... Bayramda uzun zamandır görüşmediğiniz , belki kırgın, belki küskün olduğunuz bir dostunuzla veya arkadaşınızla ya da bir akrabanızla tekrar görüşmeniz dileğiyle...

Fatih



Belki de çocukmuşum...

Sorgusunu bitiremediÄŸim yaÅŸam uzunca ara vermiÅŸlikten kurtulup,

hayatın otuzuncu yıldönümünde pusuda kavramıştı sessizliğimi.

Belki çocukmuşuz hayata çokmuşuz dedim kendi kendime.

Esrik bedenim hunharca harcadığım günlere inat dimdik ayakta ve

beni bekliyordu ilerdeki sokak lambasının hemen altında. Karanlıkta ki aydınlığı

görebilmenin verdiği rahatlıkla gölgesine baktım otuzuncu yılımın.

Belki de çocukmuşum çokmuşum dedim hayata. Sere serpe yatan

gölgeme bastım sarı karanlığın loş zemininden, Gölgeler sarsak derlerdi,

ürkek durur derlerdi, karanlıktaki aydınlıkta.

Güneşin olmadığı aydınlıkta ne kadar da zayıf duruyordu gölgem.

Oysaki karanlık benim içimde kalan tek umut olmuştu. Ben ise gölgeme

basar olmuştum. Bir çıkışın yönü ve zamanı olmamasına

karşın, benim elimde bir resim vardı. Geçmişten geleceğe uzanabilecek.

Resimdeki küçük gölge (Zeynep) büyüdüğünde umarım bu yazıyı okur.

Yaşadığımız günlerin nasıl yıllara dönüştüğünü anlar.

Küçük bir bebek iken onun resmine bakılıp ta bir yazı yazıldığının

kıymetini hiçbir zaman kaybetmez.

MELİH SULAR

13 KASIM 2007



O güller içinden bir gül...

Aylar sonra odamda değişiklik yapıyorum. Kitaplar , cdler , bilgisayarlar , bir sürü dergi-kağıt-not... Tüm bunların arasında yolunu yitirmiş bir ajanda buldum.İçinde de bir gül kurusu.. beyaz bir gül kurusu...

2005`in ilk aylarıydı sanırım... Yozgattayız o zamanlar... Çok bunaldığımız bir anda gidelim mi dedi Yunus , gittik... Ceyhan`a.. Evleri şirin mi şirin tek katlı, bahçeli, şahane bir yerdi. İçeri girer girmez kendimi kocaman bahçedeki güllerin içine attığımı hatırlıyorum...

- teyzeciğim, biraz gül toplayabilir miyim?

-tabiki kuzum, istediÄŸin kadar..

- sağol teyzeciğim çok makbule geçti inan çok...

-sevgiline mi kuzum?

- sevdiğime canım teyzem, sevdiğime...

-gel o zaman...

yandaki komşunun bahçesine götürdü beni. ömrümde gördüğüm en büyük ve en güzel güller ordaydı ,hepside beyazdı... bir kucak topladım ki sormayın , hemde öyle hevesli topladım ki ertesi gün sahibine verecektim çünkü... ömrümde ilk kez... Geldik gittik ama onları sahibine vermek nasip değilmiş, olmadı bir şekilde...

Hepsimi o kuytudaki evimin en çok güneş alan yerine koydum, plastik bir kola şişesinin içinde... Gün geçtikçe soldu hepsi, o kocaman güller birer birer küçüldü...

Bir tanesi çok direndi solmamak için, en sona kalmıştı o şişenin içinde...

Allah var, çok direnmiş son güne kadar güllerin hepsini saklamıştım...

İşte şimdi elimde tuttuğum bu kuru gül ;

ilk kez ellerimle topladığım ( ve ihtimal ki son kez ) ...

ve O`nun bilmediÄŸi...

ve O`nun bilemediÄŸi...

ve hiç bilemeyeceği...

ve O`nun için toplanmış...

ama O`na verilemeyen...

güller içinden bir güldü...

ve günler ne günlerdi...

Fatih Ahmet Selvi



Doktor İkbal bana ne hediye getirdin?

Tarihi tekerrüre bakın...

Bu ülkenin en zor zamanları. Dört bir yanda tehdit var...

Alemi islamin başı, bir manada dokuz asır islam dünyasının son karakolu olarak vazife görmüş bu necip millet, hususi ile Osmanlılar ile başlayan dönemde bütün islam dünyasının karakolluğunu yapmış... Şimdi ise bu necip milletin toprakları işgal altında...

Lahor`dayız... pakistan yok o zaman.

Hindistan ingiliz müstemlekesi ... onların çizmeler altında inliyor ama iman kardeşliği şuuruyla Lahor`da miting yapılıyor. hedeflenen amaç ise istanbul hükümetine yardım göndermek. o fakir millet, o esir millet ne yardım gönderebilecektir ki? şahitler anlatıyor: sırtından elbisesini çıkarıp atanlar oluyor. yok ki başka bir şeyi ama sırtından elbiselerini çıkarıp atanlar oluyor. parası olan para , kumaşı olan kumaş...

vakanın şahidleri anlatıyor: lahorda her yer dolu. Hani Akif`in mahşer-mi mahşer dediği tabir. ancak bu tabirle ifade edilebilir.

Kalabalıklar çoşmuş, çoşmuştu. Hatipler güzel konuşuyordu. herkes elindeki herşeyi veriyordu. (İşin diğer acı yanı : bu yardımlar rusya eliyle geldiği için rusya bize yardım ediyormuş gibi görünüyordu, maalesef)

O gün Lahor sokakları inliyordu. Halk çoşmuştu. Son sözü söyleyecek birine ihtiyaç vardı. o çoşmuş topluluğa yapılan konuşmalar mahzumesinin kafiyesini koyacak birine ihtiyaç vardı.. bunlardan bir tanesi de beyaz urbalı nurani insandı. iki büklüm olmuştu. kürsüye doğru yaklaşırken biri yaklaşıyor diye herkes yol veriyordu. Çıktı oraya ama iki büklümdü. bembeyaz elbiseler içinde iki büklümdü. güzel konuştu, manzum şeyler ifade etti , halk kendinden geçti ve O, sözlerini şöyle bitiriyordu:

"Cemaat şu dakikada ben Resul-ü Ekremin karşısında kendimi görüyorum.

İsterseniz siz de öyle kabul edin.

Bana diyor ki : Doktor İkbal bana ne hediye getirdin?

Bende diyorum ki sultanım , sultanlar gedalardan ne hediye bekler.

Asırlar varki sana vereceğimiz hediyemiz olmadı.

Fakat elimde yarım bardak kan var ve bu kan Trablusgarb`da senin şerefine dökülen müslüman türkün şeref kanıdır.... "

Bu millet asırlardır Doktor İkbal`in bardağına kan taşıyor ve "gerektiğinde" her zamanda taşıyacaktır. Fakat şimdi zaman, çok klişeleşmiş, söylene söylene artık bir anlam ifade etmeyen cümleler yerine daha mantıklı olma zamanıdır. Gün gelecek bu zor günlerde bitecektir. Bu konuda söylenecek ve yazılacak çok şey var ama şimdilik bu kadar...

Gecenin bir yarısı selam ve saygılarımla..

Fatih Ahmet Selvi



Uzun bir aradan sonra, iyi bayramlar...

Herkese hayırlı bayramlar. Ramazan bayramınız mübarek olsun.

Ramazan boyunca siteyi dinlendirdik, kendimizi dinlendirmedik.

Biraz moladan sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz...

Bayram olunca çocukluğunu çok özleyenlerdenim, resimdekiler gibiydik bir zamanlar...

Fatih



Sen benim Leyla`m olamazsın...

-Mecnun sonunda kavuÅŸtuk

-Sen kimsin

-Ben Leyla`nım

-Sen benim Leyla`m olamazsın

-Hayır Mecnun ben senin Leyla`nım. Beni tanımadın mı?

-EÄŸer sen benim Leyla`msan benim Leyla`m kim?....

Anlayana; Mecnun ile Leyla`nın uzun zaman sonra karşılaştıklarında geçen diyalogtur.

Bu vesileyle de herkese hayırlı Ramazanlar dilerim...

Fatih



Ne Çoktular ve Ne Kadar Çocuktular

Çok okunaklı olamadıklarından dolayı genellikle çok uzun şiir/yazı eklemiyorum , fakat yukarıdaki resmi gördükten sonra Tayfun Talipoğlu`nun o uzun ama muhteşem şiiri akıllara gelmez mi hiç:

Ne Çoktular ve Ne Kadar Çocuktular

Hiç göze gelmediler

Gözdesi de olmadılar kimsenin

Kimse farkına varmadı yalansız gözlerinin

Göz oldu mu yüreklerinin

Hiç anlamadılar

Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular

Çözülemedi bakışlarındaki tarifsiz sevdalar

Kim dedi sevgimi

Büyüyünceye kadar cevapsızdılar

Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular

Sarıydılar yada soluk benizli

Çoğunlukla karaya yakın bir esmer

Ve onlar genellikle burunlarını hiç silmezler

Derin iç çekişleri bundandır

Dünyanın kahrından değil

Çünkü umurlarında değil

Onların farkında olmayanlar

Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular

Onlar çok ve çocuklar

Büyüyecek adam olacaklar

Önceleri öğretmen,ebe

Sonra doktor olmak isteyecekler

Bildiklerinden deÄŸil

En yakınlarında onları gördüler,

Hep onlar olmak istediler

Çalınmış geleceklerinden habersiz

Yarım yamalak düşlerde eridiler

Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular

O güzelim yürekleri

Delikanlılık edebiyatıyla körelttiler

Okumanın erdeminden

İnsan gibi yaşamanın bilimden geçtiğinden

Haberleri olsun istemediler

Ne kadar parlarsa parlasın

Hep suskun kaldı o gözler

Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular

Ahmed Ariften bu yana

Yolunu gözleyenlerin adı değişti

Hepsi o kadar

Kuşpalazı,boğmaca,karaçiçek,sıtma

Belki azaldı ama

Yeni nedenleriyle yürek enfaktı

Kanser filan hala kapıda

Çaresizlik dağlar aşırmakta

Yer yurt terk edildi

Gurbet artık sıla

Çalansa bildik değil başka bir hava

Kırıldılar farkında olmasanız da

Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular

Onlar çok ve çocuklar

Gözlerinden dillerine dökülürse

Bir gün sorular

Sürdürebilecek miyiz aynı yalanı

Yoksa yine susturacak mıyız onları

Küçüldü dünya

Çoğu gitti azı kaldı

Geçici demişlerdi körlüğümüze

Biraz fazla uzadı

Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular

Onlar çok ve çocuklar

Sesiz de kalsalar bizi bağışlamayacaklar

Mazeretlerimize inanmayacaklar

Yaşamımızda görünmedikleri her karenin

Hesabını soracaklar

Hazırlıklı olmak gerek

Çünkü onlar şimdilik

Çok ve çocuklar

Tayfun TALİPOĞLU

Fotoğrafı Fahrettin Şankaynağı çekmiş. Her yönden harika bir kare...



rüyalar rüyalar...

gece 5 gibi fırladım yataktan. yine O`nu gördüm rüyamda ama bu sefer iyi değildi, hemde hiç iyi değildi. sabaha karşı penceremin önünde yaptığım tek şey bir ses beklemek -ki sadece iyi olduğunu bilmek için. birazdan yeni gün başlayacak, hayat yoğun, yapılacak bir sürü iş var ama ben bekliyorum, tek bir ses...

Fatih


Favorilerine Ekleyenler

Hakkında Yapılan Yorumlar


Kategori başlığı Kültür Sanat olarak kaydedilmiştir.
Yazıyı Email Gönder Yazıyı Email Gönder

1 Yorum Var »

merhaba arkadaÅŸlar.
bayrampaşa hakkında aradığınız herşey bu sitede. video müzik resim belgesel film sohbet forum iş ilan web tasarım haber sinema dizi oyun internet kısacası herşeyi bulabileceğiniz özel bir site. www.bayrampasaportal.com

Haziran 30th, 2008 | 14:25
Bu Blog Hakkında Yorum Yaz

Yorum