« kayhanovic
moZZaik »


fethiparisa

Gönderen: Editorya Tarihi: Şub 24, 2008
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars6 Stars7 Stars8 Stars9 Stars10 Stars (11 Değerlendirme, Ortalaması: 10 üzerinden 4.45 )

Verilen Yıldızların Toplamı: 49.
Oy kullanan ziyaretci sayısı: 11
Beğenilme Oranı % 44.55
SİZ HENÜZ OY VERMEDİNİZ !...
Loading ... Loading ...

fethiparisa-blogspot-com.jpgfethiparisa tarafından sahiplenilmiştir.
Açıklama :
Rss : fethiparisa.blogspot.com/fe…
Kategori : KiÅŸisel
Etiketler : Kendimlik farkındalığı Zan bunalım doğaçlama anlamsızlık garip bir serzeniş olmayana öykünüş yolda kalmak yolda olmak öykünme gariplik yalnızlık sancı çaba bilinç yaşamsal analizler sevgi aşk vuslat hasret hüzün anlam mana yorum kişisel derinlik telaş varlık felsefe varolusculuk zen arınma tasavvuf

Hakkında
yaptıklarının bir anlamı oldugundan deÄŸilde yapılmış olmasından dolayı bir anlam taşıdığını ifade ettiÄŸini vakti zamanında söylemiÅŸ geçip gitmiÅŸ kendine göçmüş birisi… Åžimdi ne mi yapıyor;GÖNÜL!.. Bu arada manik depresif kötü biÅŸi deÄŸil meraklılarına duyurulur benim belgem var isteyenlere gösterilir itina ile ders verilir.

Son Gönderiler


Some Rights Reserved
fethiparisa

AnneciÄŸime

Annecim ben minikken sen de pek büyük deÄŸildin

ÇoÄŸu kere oyunlarda benimle birlikteydin

Çarpışan arabaları paylaÅŸamayışımızdaydı zevkimiz

Ve neden sonra yine sarılışımdaydı ahengimiz.

 

Uyanırdım sen uyuyamazken arada

Sırtımı sıvazlar uyuturdun  ya zorla

AÄŸladığını görürdüm biraz az yesem

Süzülürdün beni üzgün görsen .

 

Yıllar geçti nelerimiz deÄŸiÅŸti

Kimi zaman uzun yollar araya girdi

Pek özledim,göremedim de

Anladım,sensin ilk aÅŸkım ömrüme

 

Yalnız kaldım ağladım

En sonunda yine sana sarıldım

Her hüznümün başı sensin sonu sen

Sen ne ömür ÅŸeysin ey güzel annem!

 

Şanslıyım arkadaşımsın,dostumsun,sırdaşım

Sertliğin pek nadirdir,her an yanımdasın

Kıymet bilemem, ödeyemem yine de

Senelerce sırtımda gezdirsem de

 

Genç yaşında sarmış vücudunu hastalık

Ne üzülürüm buna yapamam bir kolaylık

Anlamaya çalışmaktır tek elimden geleni

Ne olur Canım ANNECİM bırakma bizleri

 

Anlatmaya çalışmak nafile

Analardır çeken çileyi sessizce

Ben çok kırdımsa da o hep unuttu

YüreÄŸinin en güzel yeriyle avuttu

 

Ey güzel annem hala uzaktasın

Hasretindeyim her an göz yaşımdasın

İstenmeden ayrılınca pek zor yasın

Dinecek elbet, saracağım seni

Güzel günlerimiz pek yakın.

 

Annesinin yanında olanlar bilin kıymetini

Gençlik heyecanıyla asiliÄŸe vermeyin günleri

Uzaktaki evlattan sözlerdir bunlar

Samimiyim: Annedir en son kalan

Meltem,Yaprak ve SEN

I. Anlık
Mayıs ayına pek de uymayan puslu,
Hakikaten kızıla çalan bir akÅŸam üstüyü selamlıyor zaman ...
Saati olmadığı halde kararan hava.
Üzerimde bir sensizlik havası diyeceÄŸim sıra
Senin yönünden gelen bir meltem odamı dolduruyor,süzülerek penceremden içeri
Seninle iletişirken bunların olması ironik geliyor zihnime
Ansızın toparlanıp yazmaya koyuluyorum
Anın farkındalığını yakalıyorum kulağından
Fısıldıyorum seslice,susarak haykırışlarımı çok duydun

Bu kere seslice fısıldıyorum;
Hasret,özlem ve kederin nasıl beslediÄŸini sevmeleri.

II.
Karın doyurmuyorsa da sevgi ruhumuzu doyuruyor yalan mı ?
Her yerde sahtesi kimlik değiştirip gezerken sevdanın
BulduÄŸunda  öykünmek olay mı ?
Tok gezenlere sözüm
Ruhunuzun gıdası ne alay mı ?

Üstadın bir ÅŸiiriyle noktalıyorum bu okununca oluÅŸan farkındalık evrenini.
059

Sevgi ve muhabbetlerimle.

ŞİİRİSTAN

Bir yer var orada ikimiz için
Orada, bildiÄŸin gibi ÅŸiiristanda.
Evler Yunus'un evleri,
Yollar Emrah'ın yolları
ve Hayyam'dan birer rubai gemiler limanda..

Deniz bildiÄŸin gibi Orhan Veli'den kalma,
Mevsimse Yahya Kemâl'in sonbaharı.
Nedim'dir seyreylediÄŸin bir elde mey, bir elde gül.
ÇeÅŸmeler KaracaoÄŸlan'ın,
DaÄŸlar KöroÄŸlu'nun daÄŸları..

Tarancı'nın kuÅŸları havada dönen,
Kadınlar HaÅŸim'in kadınları görüyor musun ?
Yeter bir nabız gibi vurduğun bende,
Bana bir ÅŸiir ver güzelliÄŸinden,
Bütün ÅŸiirler senin olsun..

Åžiiristan sultanı, devletlu gönlüm emreylesin yeter ki,
GüzelliÄŸinden nice ülkeler kurulur.
Yoksan, gece ve ölüm,
Varsan, el sürdüÄŸün her ÅŸey ÅŸiir,
Ayak bastığın her yer şiiristan olur...

Ümit YaÅŸar OÄžUZCAN

İçerimdeki yerler ve Senli konuşmalar

Korkma desem sana sesizce diyorum

Anlamadan, neden ? desen

Bende soru sorma desem

Gözlerini devirsen sonra ve sonra

Dayanamasam,anlatsam;

İddialı laflar edeceğim diyerek uyarsam

yada

Az sonraki içerikten haberdar etsem seni *:

" Seni anlayamayacağın kadar seveceğim

Bir gün sezersen korkma

Hiç beklemediğin anlarda hissedeceksin

Ani olursa korkma !

Hep sevmek isterdim delicesine ,ölesiye

Deli diye düşünüp öleceğimden korkma !

Sonra yağmurlar yağacak aşkıma ,ıslanacağım

Sırılsıklam olursam korkma !

Ve günlerden bir gün sesleneceğim sana

Anladın mı benı diyerek

Korkmuyorum dediğin an anlayacağım .

Ve anlaşıldığını anlamanın keyfiyetiyle

Daha da sevecek,hep seni sevip duracağım.

Neden bu kadar sevdin diye soranlara ?

Sevdim deyip susacağım... "

Desem, söylesem

ve en son sanat gibi sussam sana.

* Eğitim psikolojisinde hedeflerden ve içerikten haberdar etme bir güdüleme yöntemidir

NOT:Yine uzunca bir aralık bıraktım, yazılanma sürecimi alemle paylaşım durumuna ama boş durmadım karaladım pek çokca, onlarda pek yakında...

Sevgilerimle Hakan aka fethiparisa.

Sanrılarım,melankoli,tutunamamak ve biz

  

Evet daha baÅŸlıktan saçmalarımın ucu gözüktüÄŸüne göre atış serbest ÅŸekilde kaleme alınagelen bir yazı olacağının farkındasınızdır ha deÄŸilseniz ÅŸimdi olmuÅŸsunuzdur ısrarla anlamadım diyeniniz varsa zaten yazıyı okusa da olur okumasa da ...
9ylebykkivp7

Dengesiz girizgahtan sonra aklıma takılan onca konudan hayatın anlamından , yaÅŸamak nedir vs den daha kelli felli olmasada birini açayım diyorum .
İki insanın öznellikleri birbirleri oldukları zaman yani biz olmaya karar verdikleri zaman erimeli mi ya da baÅŸka deyiÅŸle sen ve ben olmadan biz olabilir mi ?
"Biz" i oluÅŸturan öÄŸeler ortadan kalktığında ortada biz kalır mı?

Buradan hareketle demem odur ki her manada ortaklıkla yürütülen iliÅŸkilerin tadı gerçekten birbirini ilk tanıdıgın zamandaki o meraklı anlamaya çalışır halli, gizemine hayran kalınan iliÅŸki ile aynı mı ?Åžunu sorgulamıyorum elbette bazı ÅŸeylerin büyüsü zamanla azalırken alışkanlığın tutkusu artacaktır.Ancak insan denen meçhulün tüm gizlerini açmaması gerekmez mi ?

Eskiden beri hep derdim kendi kendime oÄŸlum hakan öyle bir yanın olmalı ki kimse bilmemeli ve kimse böyle bir yanın varlığından da haberdar edilmemeli bir gün düÅŸersen o yanın seni ebediyen götürebilmeli.Yani kimse herÅŸeyin olamamalı sende kimsenin herÅŸeyi olmamalısın.
Acaba diyorum hata mı etmişim yoksa hazırlıklı davranıp yaşama kazık yemekten feragat mı etmişim.
İnsanın kendisini en güvendiÄŸi konularda sorgulaması kadar zor bir durumda yok hani!

Tüm bunları anla33ttıktan sonra ÅŸöyle bir çeliÅŸki düÅŸüveriyor karmakarışık ve hüzünlü usuma acaba diyorum bunları söyleyen ben ile ger sen leyla isen ben kimim diyen ben aynı ben deÄŸilmiyim içimdeki kiÅŸilik çatışmalarının gerçekliÄŸine kapılıp öyle uzun uzun dalıyorum ÅŸimdi gecenin zifiri karanlığına, sonra monitörün gözümü rahatsız eden ışığı anlatıyor ÅŸimdilik gerçeÄŸimi; evet farklı fikirler, farklı bünyelerin farklı iklimlerin tesiri altında kalmamın geçici hezeyenları bunlar.
Hani uzun zaman önce söylediÄŸim ne büsbütün ÅŸarktan sayabilmek kendini ne de modernitenin sonu gelmez ucubelerinden biri olabilmek arada kalmışlıkla ilgili yani ...

Tutunamamak böyle biÅŸi be hakan diyorum kendime ve kendimin ışığında kendini bu potanın bir yerlerinde eridiÄŸini hissedenlere .

Ancak içimdeki bu bulantıyı seviyorumve bazen övünüyorum kendimle açık yüreklilikle içimdeki barışık çeliÅŸikligimle yine de buradayım diye ...
DurduÄŸu yeri bilmeyen gideceÄŸi yeri bilmez sözüne güvenerek seviniyorum ve yerini bilmeyenlere üzülüyorum .

13biz8ayrlamayz3sq7 Ama yazıyı yazmama vesile olan soruya dönecek olursak AÅŸkın gözü kördür derler ya diyesim geliyor sonra rastladığım ÅŸu roman ismine hayıflanıyorum "AÅŸkında gözünü çıkardılar" ve düÅŸünüyorum ne Anasının gözleri var :)

Susuyorum ÅŸimdi düÅŸünüyorum ve sevdiÄŸime olan sanrılarımla hüznümü aynı kefeye koyup yıldızları seyrediyorum .

Yazıyı okuduktan sonra kesinlikle sevdiÄŸiniz biri varsa düÅŸünün siz biz olmuÅŸmusunuz ilk zamanlarınızı özlüyormusunuz ?

HerÅŸeye raÄŸmen AÅŸk diye biÅŸi var arkadaÅŸ diyen ve biz olabilen herkese gelsin

Dipnot: Åžarkı gönderir gibi sesleniÅŸ yapmaya baÅŸladım bir djlik havası seziyorum kendimde çok tehlikeli bi durum çok arabesk bir haldeyim anlasılan.

Saygılarımla fethiparisa

Bırak da sözlerim yüreğine değsin

DinlediÄŸin herÅŸeyde rastlamak ona ne ince ne naif duydu deÄŸil mi ÅŸimdi fazla söz söylememek zamanları nasılsa zaman yaÅŸatacak en tatlı cümlelerin sunduÄŸu aÅŸkı...

Geçen her gün kömürler atarken sevdama zaman dostumdur aÅŸkımdan yana.BirikmiÅŸ sevda yangınlarımın külleri yalnızca ellerime dolanan hadi yalnızlığım ÅŸimdi sen de onlarla oyalan.

Yalnızlığım mı o da aşık sana kıskanmıyor artık kimseyi...

20030506011li

Sen

İçerde uyuyorsun mışıl mışıl,
Zamanın ağırlığı omzunda.
Bir kalp daha atıyor içinde, minik minik.
Kar yağıyor usul usul,
Beyazlar öpüyor sokakları dudağından,
Bir ÅŸarkı söylüyor kendini, yavaÅŸ yavaÅŸ...

Sen karşıma çıkan en güzel ÅŸeysin,
Bırak da sözlerim yüreÄŸine deÄŸsin.
Yarın sensizlikle gelecekse,
Varsın ömrüm bugün bitsin.

İçimde büyüyorsun deniz deniz,
Maviler kesiyor kendini boğazından,
Bir kız büyüyor kulesinde, dalga dalga.

Sen karşıma çıkan en güzel ÅŸeysin,
Bırak da sözlerim yüreÄŸine deÄŸsin.
Yarın sensizlikle gelecekse,
Varsın ömrüm bugün bitsin.

Beyazların içindeki sımsıcak sevgiliye...

Sen bilemezsin ama bil iÅŸte !

Sen kente adım atmaya gör neler yürür peÅŸin sıra, sen göremezsin belki ama görünenin ardına düÅŸenler bilir ve anlarlar kıymetini...

Sen bilemezsin belki yerini ama bilenler bilir sen bir yürüsen istanbulda ardın sıra martılar kalkacak yürümeye ve seyre dalacak gibi gelir insanlar bana neden mi böyle sınırsız hesapsız görünürsün bana, anlasana...

Hani bir çilek hani bir parÅŸömen parçası bile anlıyorsa sevdalanmaktan kainatın kurucusu da koymuÅŸsa kalp denilen latifeyi vücuda geriye ne kalır ki sevmekten baÅŸka ...

Neyi anlatsam sana çıkıyorsa benim suçum deÄŸildir yazılanlar, okuyana dert anlatmak deÄŸildir meramım yalnızca ve yalnızca yeni anladığımı sunmaktır, bildirmektir senden yana aÅŸktan yana heyacanımı umarsızca ...

NAÅžkımmmmeden sınırsız gibi, hesapsız gibi herÅŸey biliyorsun deÄŸilmi sevgili, anlıyorsun deÄŸil mi gözünü kör eden ÅŸeyin ne olduÄŸunu insanın, yaptıramayacağını insana yaptıranın AÅŸk oldugunu tartışmıştım çokça zamandır aÅŸk da neymiÅŸ diyenlere inat. Modern zamanlar ne kadar hoyratsa gerçek aÅŸklar da o denli uzaktı moderniteden ama vardı iÅŸte buradaydı, yok diyenler yakalayamayanlar ya da korkaklardı...

Kimseyi suçlar da kendimi aklar deÄŸilim ama sevdamın kıymetini geç bilebildim, olsun yine de hazmedebildim.Bütün aÅŸklar büyüktür ancak görmeden yeÅŸereni hasretle yoÄŸrulup özlemle kavrulanı en yakıcı olanıymış bunu iyi belledim ve öÄŸrendim ...

DemiÅŸ idim bir zamanlar saçının telini sunmasan bana ne deÄŸiÅŸir diye deÄŸiÅŸmiyor hiçbirÅŸey ,geliÅŸiyormuÅŸ aksine, özlenen saçın teli deÄŸil sevgilinin gül cemali imiÅŸ hatta onu bulamazsak hayaliyle yetinmek hayalen seyre dalmak imiÅŸ ..

Divan ÅŸiirinden fırlayıp gelen cümlelerim var sana ama o çaÄŸda deÄŸiliz,ferhatça ÅŸirince bağırasım var aslında ya önemli olan bağırmadan da sesini nazikçe duyurabilmekmiÅŸ..

Åžimdi biliyorum okuyorsun ya ve biliyorum duyuyorsun ya dahasına ne hacet varsın kimse beni anlamasın sen biliyorsun ya bulunamaz bundan büyük nimet ...

Kadın&Erkek-Aşk Teoremleri

 

Başından büyük bir aÅŸk geçmemiÅŸ her kadın için bu bir eksikliktir; başından büyük bir aÅŸk geçmiÅŸ her erkek için ise bu bir fazlalıktır.

ErkeÄŸin hayatında belki bir aÅŸka yer vardır. Kadının ise aÅŸkında belki bir hayata… Erkekler deli gibi aşık olurlar, zamanla akıllanırlar. Kadınlar ise akıllı gibi aşık olurlar zamanla delirirler.

AÅŸk kadını ve erkeÄŸi farklı etkiler. Aşık olan kadının gözünde baÅŸka hiçbir ÅŸeyin deÄŸeri kalmaz. Aşık olan erkeÄŸin gözünde ise her ÅŸey yeniden deÄŸerlenir. Çünkü aşık kadın ”nasıl olsa bitecek” sezgisi ile hareket eder. Aşık erkek ise “nasıl olsa sonsuza dek sürecek” yanılgısıyla… Aşık kadınlar bu yüzden hep endiÅŸeli ve huzursuzdurlar; aşık erkekler ise melekler gibi dingin ve aptallar gibi bön…

Aşık olmak erkeÄŸe yakışır. Kadına asla! Kadına yakışan sadece aÅŸktır. AÅŸksız bir erkek kendini kölesiz bir efendi gibi hisseder, aÅŸksız bir kadın ise efendisiz bir köle.

Kadın ne ister? Ne mi ister? Hepsini ister. Ve aynı anda. Peki erkekler ne ister? Hem sevgili karıları hem de haremleri olsun isterler.peki neden korkarlar? Hem karısız hem de haremsiz kalmaktan korkarlar. Kadın ereÄŸinin kendisine kul köle olmasını ister; olunca da onan nefret eder. Erkek ise kadının kendisine köle olmasını istemez olunca da onu sever. Bir erkek kadından bıktığı için onu terk eder, bir kadın ise erkeÄŸinden sıkıldığı için. Arada çok önemli bir fark var. Bir erkek doyduÄŸu için kadınından bıkar. Bir kadın ise doyamadığı için erkeÄŸinden sıkılır. Erkek kadının fiziksel görüntüsüyle; kadın ise erkeÄŸin ÅŸehvetiyle tahrik olur. Onun için kadınlar karşılarındaki anlarlar erkekler ise sadece görünen dünyayı. Kadın terk edildiÄŸi ve aldatıldığı zaman da, birde terk edildiÄŸinde hiç tereddüt etmez. Kararlı, ÅŸuurlu ve son derece akıllı biçimde bütün strateji ve nokta hücumu taktikleriyle delirir. Delilik kadınları aklıdır. Ve sade bu özellikleri bile, onların erkeklerden daha üstün kabul edilmeleri için yeterli bir sebeptir.

Kadınlar, sezgileriyle her ÅŸeyi bilirler. Erkekler ise akıllarıyla hiçbir ÅŸeyi bilemezler.

08fd6eee367800e4fc205d2f82d1df4aKadınlar çoÄŸu ÅŸeyi görürler. Göremediklerini duyarlar. Duyamadıklarını ise sezerler. DiÅŸilik yalnız algı kapılarını deÄŸil; bütün telepati, sezgi, altıncı his ve üçüncü göz kapılarını açan LSD, Mecaline, Psilosibin kadar güçlü bir iksirdir. Kadınların sezgileri o kadar olaÄŸanüstüdür ki, onları erkeklerden çok daha üstün saymamak için hiçbir neden yok. Sezgi de neymiÅŸ mi dediniz? Aklın eli, kolu, gözü, kulağı ve burnudur. Aklın dürbünü, pusulası ve radarıdır. Åžahini ve tazısıdır. Kapanı, tuzağı ve oltasıdır. Sezgi en kurnaz avcıdır. Sezgi olmasa ne bilim ne felsefe ne de sanat olurdu. Akıl mı? Akıl sezginin uÅŸağıdır. O kadar… Sezgileri yerine bilgileri ile hareket eden bilgiç kadınlar kadar itici yaratıklar düÅŸünemem. Akılları ve kültürleri ise itici deÄŸillerdir; ama sıkıcı olurlar çoÄŸu zaman. Kadına en çok yaraÅŸan ne akıl, ne bilgi ne de kültürdür. İnce ve ÅŸuh bir zekadır…

Yılmaz ErdoÄŸan'a TeÅŸekkürler.

Rüyalarda saklanan kıvılcımlar


 

Yazamıyorum artık tespite derman bırakmayan bir hayatın içindeyim yazabilmek için ÅŸöyle bir çekiliveresi gelmeli ya insanın o ÅŸöyle bir kısımlık anda bile sıyrılamaz oldum yaÅŸamdan...

YaÅŸam; öyle ÅŸey barındırıyorsun ki sinende neler var diye bakabilmek bile ne mümkün hani yaÅŸamı yaÅŸanmış kılmak bir yana, bu da mı varmış derken akıp giden bir ömrü kovalıyor bedenler,onun içindeki hücreler ve hisseden bir boyut hemde ne boyut zaman zaman zamanı aÅŸan zamanda kaybolabilen ve her anımızı farklılaÅŸtıran bir latayıf "Ruh"
En çok alındığım hakarettir belki de birinin bana ruhsuz demesi , böyle söylendiÄŸinde yapılan diÄŸer tüm niteliklerin, sahip olunanların anlam kazanamadığı düÅŸüyor aklıma.
Beden misali gibi cesedi beden yapan ayrımın hayatın içinde de aynı olduÄŸuna inananlardanım yaptığımız ve yapacağımız her neyse onda bir ruh, onda bir farkındalık ve ayrıcalık barındırabiliyorsak o derece insanızdır gibime gelmiyor deÄŸil açıkcası.
Hani yaÅŸamanın hakkını vermek gibi birÅŸeyler anlatmaya çabaladığım, yemek yerken hakkını vermek, uyurken, ders çalışırken,müzik dinlerken birine hayranlık duyarken, söylerken, anlatırken,yaÅŸarken,hayatı her zerremizde hissederek yaÅŸamaktan bahsediyorum ve bunların en başında da sevmenin hakkını vermek gerekiyor galiba yanılıyormuyum ?
Neden mi düÅŸünüp düÅŸünüp en sonunda ÅŸu sona varıyorum Sevemeseydik eÄŸer hayat ne iÅŸe yarardı sadece yemek içimek düÅŸünmek anlamak,gülmek aÄŸlamak bence tüm hissiyatların en onurlusu ve hepsinin müsebbibi sevmektir yanmaktır aÅŸkla...
Ne de olsa kainat yaratılmamış mı sevda uÄŸruna deÄŸilmi ki yeryüzüne indiriliÅŸimizin hikmetinde Sahibini tanıyıp bilmek ve en çok onu sevebilmek var.
Hem mecazisi hem hakikisi ayrı ayrı deryadır aÅŸkın... AÅŸkın ÅŸarabından tatmayanlaradır sözüm dünyada sevdadan bihaberlerden daha ÅŸaÅŸkın yoktur bence gözüm...

Tüm leyladan geçme faslında olanlara ve Mevlaya leylasız varılmaz diyenlere olsun ...

Majörler tükenmiÅŸti ya minörleri hiç göremedik...

Sana vurgunluğumdur yazdıklarım!

Yıllar yılı süregelen arayışın ve artık aranılanın bulunamayacağına olan inanışın verdiÄŸi yorgunluÄŸun ve bitmiÅŸliÄŸin limanında iken silip süpüren bir bakıştı rastladığım.

O sendin emindim...

Sevme zanlarından yorgun düÅŸmüÅŸ sevdanın ÅŸiirsellÄŸinde kaybolarak tutunmaya çabalayan yanımı da saymazsak, büsbütün çuvallamıştım gönül iÅŸleri denilen o hengamede...                                             

O kadar idi ki bu gönül bozgunum ne yeni bir çuvala ihtiyacım vardı ne de eskileri diktirip yeniden giymeye takatım ...BaÅŸka bir bünye ile olan bu karmaşıklık, bu çapraşık, mantık almaz izah edilemez duruma karşı olan bakışım acımasızca ve artık kızgınca idi..

Kimse kimseyi ne sevebilir ne de gerçekten aÅŸk diye biÅŸi yok idi arkadaÅŸ hem olsa biz niye bu kadar müptela idik acıya ve neden bizimde birazcık yüzümüz gülmüyordu sevdadan yana ...

Hem öle herkesler gibi yarım yamalak sevmezken ya da kimsenin aÅŸkını beÄŸenemiyecek kadar çok baÄŸlanabilirken bir baÅŸka dünyaya neden en çok da böyle sevenler ya da hissedenler aÄŸlardı aÅŸktan anlayamıyor ve bilemiyordum.

 Copyrighted_Image_Reuse_Prohibited_476768

Madem anlayamıyor ve bilemiyordum o zaman bende anlayamadığım yerden bırakıyordum şu akıl almazlık işini ve tam da orda terkediyordum sevmenin kendisini ...

Ancak insanı iç yanından yakalayan ve sonra sarıp sarmalayan sever gibi deÄŸil okÅŸar gibi saran, yaÅŸanmışlık adına deÄŸil de öyle olması gerektiÄŸinden öyle olmuÅŸ olan ve bu hissiyatı bana sunan sunarken de ürkek, en az benim kadar yaralı olduÄŸunu yarasını hiç çekinmeden gösteren ve bunu zayıflık saymadan yapabilen bir dünya var idi karşımda.

Ne yapacaktım korkuyordum aslında -erkekler korkar mı demeyin her gün aynı kanıksanmış yaralara tuz basmaktan erkek de korkar kadın da- cinsiyeti yoktur acının ! UmarsızlaÅŸtığımı çok sonra anlayacak hem korkup hem de uzaktan okÅŸamayı bilerek sevenin yanında kalacaktım ama bu esnada onun canını yaktığımı çok sonraları anlayacaktım ...

Bir prensese rastlamıştım prenses olduÄŸunu bilip bunu hiç çaktırmayan, bir fırtınaya tutulmuÅŸtum her estiginde savuran ama hiç acıtmayan.Sancısız sevilemiyor zannetmelerimi suya düÅŸüren bir hayaldi o benim için ve katıştırılmayınca sevgi nasıl oluyorun cevabı idi.

Bu kere sek seviliyordum ama üÅŸüyordum ,üÅŸüyordum kendimin poyrazında ve bekletiyordum onu ruhumun ayazında taki bugünlerde anladım nasılmış sevda ve anladım nasıl beklenirmiÅŸ aÅŸkla...

Beni beklemesini bilene ve tüm ruhsal marazlarımı sadece ama sadece aÅŸkla dindirene sesleniyorum buradan sen ruhumun tedavisi,zihminin hayal perisi ve ilhamımın niteliÄŸisin.

Söylemek için çok geç olsa da her anın kılı kırk yardığı lahzalardayım ÅŸimdi seni özlemek seanslarımı biriktirdiÄŸim yerden çıkarıyorum topyekün ve peÅŸpeÅŸe her söylemimde seni anıyor ve seni kusuyorum dolu dolu ...

Geç kalmışlığım korkutmasın kimseyi  herÅŸeyi söylemenin diyarını arıyordum ya ben buldum oradayım, Sevmenin korkmadan yaÅŸandığı iklimlere doÄŸru yolculuÄŸum gelen olursa oralardayım.

Ve ÅŸimdi hayatının anlamını bulan yolcunun anlamıyla ilgili çözümlemelerini çoÄŸaltma zamanı bundan sonra daha sevdalı yazılarla..

Sevdasını sinesinde büyüterek gözlerinde çaÄŸlatan sevgiliye 

Technorati Etiketleri:

Sıradanlık ve farklılık farkındalığı üzerine

039

Önceleri yalnızlıkla dışavurulan ve kendi kendini kabul etmeme gibi bir homurdanmayı andıran hislerin adı idi farklılık.
Bacon bu konuda "farklı olduğunuzu düşündüğünüz an sıradanlaşırsınız" demiş hem katılmıyor hem de destekliyorum bu fikri.
İnsan denen meçhul her durumda kendi zatı hakkındaki zannını saklı tutar ,tutar tutmasına da her halde ve durumda hakimdir kendi ile ilgili olana.

Düşünelim hangimiz bilmiyoruz ki derinimizde ki benlik olgusunu kaçımızın gücü var kendi kendini sevmediğini iddiaya ya da kaç tanemiz ben sıradanım diyebilir ki .

İşte tam da bu nedenle insanın farklı olduğunu bildiğinde bunu düşünmeme lüksü yoktur.Peki düşündük o zaman farklılığımız değişir mi ? Bu sorunun cevabı iki yönlüdür kanımca; ilki düşünce sadece düşünce aleminde kalıp, fikriyat eyleme dönüşmezse örneğin söze dökülmez ise o anda farklılığımız yapışır kalır içimizdeki bize yahut ya da ikinci yönde ise kimi insanların tavrıyla anlatacağım; ben farklıyım imajını üstüne oturtma çabalarıyla giyinmiş ,bastan ayağa özenilmiş farklılık havası doğar ki işte burası zannımca Bacon efendinin tasvirlerine girebilir.

Peki söylediklerimin istisnaları mevcutmudur? elbette bazılarımız farklılık farkındalığını öyle ustaca yedirirler ki kimliklerine kim bakarsa baksın ya da kim anlarsa anlasın bilir ki o kişi öyledir, öyle olmaya öykünmemiştir ve bu sonradan bir öylelik değildir.
Şimdi bir soru indi aklıma o zaman değişim nerde kaldı önceden şöyle olan şimdi böyle olamaz mı? Aynı tanım değişime uğrayan kimliklerce de geçerlidir öyle bir değişimdir ki iz bırakmamıştır eskisinden ve kıyafeti tam gelmiştir üstüne diyebilemez kimseler bol gelmiş diye.

Ahlak kumkuması olmak istemem ama insan özünde ne ise tözünde ve sözünde de o olacağı içindir ki "öz" ü korumak esastır .
Bunu başarı hikayeleriyle ya da kalite ölçütleri ile aktarmaya çalışacak olursam sanırım yanılmam.
Örneğin Mercan Dede isimli müzik adamı bana göre başarılıdır peki nasıl ?Öz ile uğraşarak varmıştır vardığı yere yerel değerlerimizi insanların beğenisine sunarken çağın ve modernitenin imkanlarını zorlamış albümlerinde doğal kurbağa sesi kullanırken en güçlü

Mercan Dede

keyboardlarda synthesizer efektleri ile harmanlamış aynı zamanda konuk sanatçı olarak Sabahat Akkiraz ile çalışmıştır.
Ve bugün avrupa world fusion music ödüllerinde, kah caz festivallerinde kah modern sanat müzelerinin resitallerinde eserleri dinlenir ve ilgi görür olmuştur.
Peki sır nedir? Kimlik bunalımınıı yaşamamaktır.Doğunun yöresel ezgisini sevmiş benimsemiş ancak batılılara sunarken onlardan biriymiş gibi müziğini giydirmiştir ama niyet bellidir ve öz gerçektir.

Bu gerçekten hareketle şimdi yeni neslimizi ve onların indinde kendimi sorguluyorum,neredeyiz neyimizi beğenmiyoruz ve beğenmediğimizi beğenen o çok sevdiğimiz batılıları görünce neden şaşkına dönüyoruz !
Heyhat! kendi kimliğini beğenmemenin moda olduğu, yabancı müzik dinlemenin ayrıcalık sayıldığı iklimin evlatları olmak acı haykırışları barındırsa da bünyemde en büyük sözümü şimdilik susarak söylüyorum en azından, bağırmasam da sesimin daha anlaşılır ve etkileyici olacağı anlara dek.

Sıradanlık ise kaybetmişlikle olur aynı seyleri yapmak ya herkesin giydiğini giyip yediklerini yemek kültürdür en azından ortaklık arttırır.
Farklılık farkındalığı öncelikle kendini tanıyarak başlar kendimin başlangıcında tüm batı özentisi iklimin genç kuşaklarına sesleniyorum,biz zaten farklıyız tarih boyu farklı kaldık neden mi ?
Dünyanın kalbi anadoludur ve bu kalbin mühürü istanbuldur* hem kalp hem mühür bizde iken hala diğer uzuvlara özenmek hiç naif olmayan bir öykünüştür.

Kültürümüzün anlamını anlamak ona sahip çıkmak ve kalbimizi dinlerken gelen sese iyi kulak vermek gerekliliğine dikkat çekiyorum!

Farklılık bir gelenektir sonradan eklenemez

Benim gibi kendini doğuştan farklı görenlere içtenlikle...

Herakleitos kusura kalmasın

Bilindik hikayedir ve lise yıllarımdan beri beni derinden etkileyen adamların başında gelir helen kültürünün önde gelen filozoflarından olan Herakleitos.
(kimi zaman herakles diye de geçer hangisinin doğru oldugu pek mühim diil bence)

Bilindik hikaye ise aynı nehirde iki defa yıkanamayacağımız gerçeğini çağının ilerisine geçerek -ki bu paradigmanın sonlanmasıdır kimi felsefe tarihçilerine göre-
ve karşısındaki güçlü filozoflara direnerek söylemesidir.

Afişlik sözümüze gelince "Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir" demiş ve ben haddimi aşarak yine yanlışlıyorum filozofumuzu.
Elbette değişim kaçınılmaz bir değişim olabilir ancak değişimin kendiside değişken olmaz ise değişmeyen tek şeyin değişim olduğu savı yanlışlanmış olmaz mı ?
Bu neden önemli gibi sorular gelebilir akıllara ancak unutmamak gerekir ki felsefe tüm bilimlerin anasıdır insanlar neden diye sorduktan sonra eletrik bulunmustur ya da baska türlüsü olamaz mı gibi devinişsel sorular sonucunda bilim dediğimiz tekamül eden olgu bugünlere ulaşmıştır.

Sıkıcı lakırdıları bırakacak olursam değişimin kendisi de bugün herkesin katılacağı gibi değişmeye mahkumdur ve değişmeyen,yenilenmeyen,devinmeyen,ilerlemeyen her fikir,olgu,kavram ve her şeyler yitmeye eskimeye mahkumdur.

Değişmez olanları bulmak yönelimimizi eskimeyenlere öykünmek cihetinden yana kılmak temennileriyle sevgili okuyucu bu yazıda çok sayıda onaylanmamıs sav bulunmaktadır eğer anlayarak okudu isen mutlaka katılacagın ya da karşı çıkacağın taraf bulunmalıdır diyorum ve bitiriyorum ...

Ne mutlu devinerek yolda olanlara...
Peki hangi yolda ?

Kendi yüzüne bakamamanın nedameti

Hep boğulurdum yazamadığımda bu kere öyle değilmiş...

Kendine akıtması da iyi oluyor içindekileri kendi bendine ve kendisince...

Hem insan yazmazken daha dürüst daha öznel imiş bu aralar kendime yazıyorum ,sırf bu yüzden yazınsal dünyaya uzaklığım açıklamalarından sonra yazıma geçeyim.

Ytirilen bir kaç kelimemden en birincisi "vefa" kendime vefam yok bir kere kime ne vefasından bahsedeyim ...
Yerini bilemediğim ve zamanından çok sonra verebildiğim "karar"
En çoklarından olmak kaydıyla kendime söylenmiş uçurtma kuyruklu yalanlarım var (Laf şekilli olsun diye kasmadım sahiden ilk böylesi geldi aklıma)

Yakın zamanda artmış olan bu yalanlarımın ortasında, şimdi çok pişman olduğum ateşlere itelemişimde kendimi; yanmadan kurtulmuşum buna daha çok üzülür olmuşum.
Ne için ,cevapsız
Yitirdiklerime değermiydi ey içimdeki ikircikli hummalı kendim sorusuna cevap aramaya, yani kendime bunu sormaya cesaretim bile yok ...
Birileri sorarsa en fazla susarım...

Hiç kendine bakacak yüzü kalmamak diye bir hal duymamıştım, şimdi o benim...

Ağır laf biliyorum ancak başka ifadesini bulamadım ben

Kendime bakacak yüzüm yok !

Kendi hesabımı ödeyemem ki !

İnsanın kendisiyle olanı kadar zor olanının olmadığını önceden belirtmiş idim ancak yine de hemen her yazı da her diyalogda gözümüze girdiğini görsek dahi yetmiyor yetmeyecek kendimizle olan sorunsalımız...

Goethe'nin dediği gibi: "En zor olandı belki de, insanın gözünün önündekini kendi gözleriyle görmesi."

Başkaları için yaşamaktan derin bir nefes alıp, dönüp kendiyle tokalaşması gerekti insanın.

"Hiçbir yolculuk geçilen yollardan dönmezdi. Ya başka bir mevsimde farklı yollardan dönerdik, ya da öylesine bir yola sapar orada ilerlerdik. İşte bu yüzden biz giderken dönenleri görmezdik. Eğer görseydik zaten, belki de o yola hiç girmezdik."

Bilseydik girermiydik ?Hayır mı ama yol alınmıştır artık şimdi sıra geldiğimiz yerleri bulamamak ta ! işte ben tam oralardayım gelmeyin beklemem sizi görmek istemezsiniz bu yerleri...

Hüznün anatomisi

Hüzün 'biz'e özgüdür. Osmanlı'nın yaşadığı, Cumhuriyet'te yaşamakta olan bir ruh durumudur. Batı dillerine, olanca derinliğini vererek çevrilebileceğini sanmıyorum.

Hüzün, bir 'ardından bakma'dır. Yaşanana. Yaşananın tortusuna. Yaşanmış gerçeklikle birlikte titreşmektir. Yaşanmış üstüne bir yoğunlaşmadır. Yaşanmışın yarı belirsiz değerlendirilmesidir. Kaçırılanlar, yanlışlıklar, acılar, çâresizlikler, geçip giden zamanın bir daha geri gelmeyeceği... Bir pişmanlık, derin bir melankoli değildir. Tutku, kızgınlık, nefret, öfke, coşku (geleceğe yönelik), yoktur hüzünde.

Hüzün, gerçekliğin, geçmiş zaman dilimini, dingin bir tatla değerlendirme yaşantısıdır. Çığlık yoktur hüzünde, çılgın bir sevinç de. Hüzün, bir talep değildir. Bir beklenti. Bir doyurulması gerekli arzu. Hüzün, 'olduğu gibilik'le çıkılan bir geçmiş yolculuğudur. Yaşanmışın belli bir ışıkla aydınlatılmasıdır. Turuncu bir ışıkla belki. Rengi, hüznü yaşayanın yaşadığına yönelik yorumundan kaynaklanacak ışıkla.

Hüzün, giderek seyrek yaşanır oldu. Gerçeklikle girdiğimiz bir ilişki türü olarak, nasıl yaşanacağını bilenlerin sayısı azalmakta. Mahzun insan, bu çağın insanı olarak görünmüyor. Çağımızda üzülen, bunalan, 'depresyona' giren insanların sayısı pek çok. Hüzünde, yaşanan sarsıntıların, tutkuların, sevinçlerin, tatların; sessiz, telaşsız, insanın iç dünyasında bir yerlerini sızlatan bir yorumu var.

Mahzun, garip değil. Garip, garipliğinin farkında değil; tıpkı hıyarın hıyarlığının farkında olmayışı gibi. Mahzun, puştun zıddı idi: Garipliğinin yarı bilincinde olan biri. Mahzun, garibin geçmişte yoğunlaşanı. Geleceğe kapalı değildir yine de. Geleceğin, gelip geçeceğini duyar. Hüzün, yaşanmış olandaki acı ya da sevincin arasındaki ayırım üzerine odaklanmaz. Yaşanmış sevinç dolu da olsa, bıraktığı tortu, hüzündür. Belki, sevinçlerin hüznü, acıların hüznünden daha yoğundur: "Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz." Sevinçlerin uçuculuğu, biricikliği, bir daha 'aynı' olarak geri gelmeyeceği...

Yine de hüzün, umutsuzluğu, küsmüşlüğü barındırmaz içinde: Dünyadan vazgeçme, geri çekilme değildir. Hüzünde çok alttan alta işleyen bir sevinç bileşeni vardır. Üzüntünün kabalığını hüzne çeviren de bu sevinçtir. Yaşanmış önünde soğukkanlı bir tebessümle durabilmek! Sanki, "yaşanmış olan, sen neredesin bilmem ama, ne denli yüreğimi burkarsan burk, ben buradayım" deriz, hüzünde. Acı bizi savurmaz, sevinç hoplatmaz, öfke titretmez: Hüzün dingin bir ruh müziğidir: İçinde kıpırtılı sevinçler taşıyan. "Şöyle ya da böyle ne yaşadım ama!" Yitirdiklerimiz önünde, derin acıların hüzne dönüşebilmesi, bizim mahzunluk duyarlılığımızla ilgilidir.

Hüzün, kabalığı, hesabı, kıskançlığı, çıkar hesaplarını kaldırmaz. Onlar gelince, o gider.


Hüzün bir anomali halidir,ve hüzün ancak ve ancak bir haldir şöyle bir hissedilip gidilinemez...

Sabaha karşının anektodları 1

       Yalnız yürür idim yollarda ve ÅŸöyle seslenirdim kendime önceleri

       Sokaktayım kimsesiz bir sokak ortasında yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum yolumun karanlığa saplanan noktasnda sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum...

       Hayal deÄŸilmiÅŸ gördüklerim varmış birisi beni bekleyen lakin o kadar alışmışım ki birilerinin olmayışına bekleyenimi bilememiÅŸim, gördüÄŸümde tanıyamamış yalnız, hazin ruhum.

       Åžimdi kendimi ÅŸöyle sanıyorum

mecnun demiÅŸ ki çölde iken karşısına çıkan leylaya :

"ger sen sen isen ben kimim

sen leyla isen ben niyeyim"

      Ben ise ÅŸöyle diyiverenim ger sen o hayal isen yalnızlığım nerede

eğer ben yalnız değil imişsem sen neredesin ?

      Arabesk bir ruhun kıvamında son buluyor tümcelerim

      Gönlüm hep seni(beni) arıyor, arayacak neredesin sen _?

      HoÅŸçakal dünya tekrar arayacağım seni ...

Silinmiş bir yüzüm bile yok ...

gothic1

Ne demek ki bu ÅŸimdi okuyucu ne demekse o demek...

Evet yalan deÄŸil bu kere

yanlışsa bende çok

ama bu defa deÄŸil,

doÄŸrudur dediÄŸim bu kere

silinecek bir yüzüm bile yok benim hepsi bu

hepsi bu kadar kendi hesabıma ...

Gerisi şiirlerde saklı ???



ÂŞIKLARIN ÖLÜMÜ

Yatağımız olacak, hafif kokuyla dolu,

Divanımız olacak, bir mezar gibi derin;

Bizim için açılmış, en güzel iklimlerin

O garip çiçekleri süsliyecek konsolu.


Son sıcaklıklarını sarfedecek hovarda,

Birer ulu meÅŸale olacak kalblerimiz;

Çifte ışıklarından gidip gelecek bir iz

İkimizin ruhunda, o ikiz aynalarda.


Pembe, lâhuti* mavi bir akşam saatinde,

Veda'la dolu, uzun bir hıçkırık halinde

Yanacak aramızda bir tek şimşeğin feri;


Nihayet kapıları biraz aralıyarak,

Sadık ve şen bir melek gelip uyandıracak

Buğulu aynaları ve ölmüş alevleri.

Not: Uzaklara ithaf edilmiÅŸtir...

Yüzümüzdeki su izleri uzakların birikintileri ...


Ne de hazırız kırılıp dökülmeye, delinmeye, parçalanmaya,kesilmeye , yanmaya , kurumaya , buruşmaya , erimeye , çürümeye ....

Uzakları özleyen bir yanımız , herşeyden bıkkın hallerimiz var tenimizde. Neden ? Bu sürüncemeye meyillilik sevdası neden bu serzeniş kendimize, diye sorularla uğraşırken aklıma düşen tümcelerin getirdiği yerdeyim işte tam da orasını anlatıyorum ...

Herkesin birileri var yaşamda hepimizin hem kendi birilerisi hem de sahici birileri var kendinden ayrı ...

Ben örneğin 4 tane kendimliyim, kendimden ayrı 3 kendimle sohbetteyim, çatışmayı geçtim artık diyalogla çözümdeyim ..
Kimi deli desin kim ne düşünürselerde değilim ki zaten kimsenin umrunda da değilim !

Anlamsız monoglara sevdalıyım.
Seslerden örülü duvarlarım var geçit vermeyen kelimelerin muhafızlığında. Ben istedikçe bile içimi daha da en içlerime götüren ...
Hayır diyorum bendekilere ,çıkaracağım kendi ipliğimi pazara, olmaz diyor diğeri sonra kimle kavga ederiz başbaşa..
Kendimdeki bu kendimlik savaşımdan memnun gibi görünsemde yorucu olduğunu bildirmek zorundayım ey kendim !

Yorulmuş insanlar açık seçik söylemeyemezler normalde belki ama cümlelerin sihri değilmidir
elmayı dünyanın en güzel meyvası sandıran kurgusundan hareketle her yazım kendime ait bir dünyanın çeşitli varyasyonlarından sahneler sunuyor diyorum ve kendime öykünüşümü yola koyuyorum açıkça (Bu bir *paradigmanın buhranıdır anlayana)

Uzun zaman önce kendimin tek kişilik oyunundan bahsetmiştim keşke hamlet kadar manalı othello kadar kısa ve Baudelaire kadar da leziz olsaydım ...

Yalnızlık, bunalım havaları , ben tekim kimsesizimcilik, ben kimseyi sallamıyorum hayat böle çok iyicilik oynayalı çok uzun zaman oldu şimdi hayat şimdide gizlidir anımı yaşıyorum demek içinse fazla şey biliyorum ve bu çok şey bilmenin hoş karşılanmadığı zamanlarda insanlara ne kadar az bildiğimi dahi anlatmak istemiyorum ...

İstemiyorum ki popülarite yitirtir adama özünü, kavramını, tezini, yeteneğini. Derinlerde olmak herkesin gözü önünde olup ta insanların imrendiği yüzen bir gemi olmaktan iyidir ...

Ne demişler inci olmalı ki yalnızca cesaret edebilenler canının yanmasına sana yanaşabilsin ..

Hayatın getirdiği bir cümle ile bağlamam gerekirse neyi seversek o canımızı yakmalıdır eğer acıtmıyorsa hakikaten faydalı değildir ki güzel her zaman zordadır.

Peki ya kolay olanlar kimin için onlar da gemiyi seyretmek isteyenlerin olsun ...

Sözümü Rimbaud ile noktalıyor ve ekliyorum

"Dün kaybolanlar, kaybolmuşlara rastlarsa zamanın birinde ?"

ah, canıma yetti arttı

-kuzum şeytan, ne olur daha bir öfkesiz bakıver de benden yana

ufak tefek, yolda kalmış alçaklıklar vara dursun

sen ki yazarda tasvir,
ö
ÄŸreticilik vergilerinin yokluÄŸuna vurgunsun,

senin için kopardım lanetli gün defterimden

bu uğursuz yaprakları.



*Paradigma: Her devirde o zamanda yaşayan tüm ilim ve bilim otoritelerince kabul gören sözsüz ancak bilinen en yüksek entellektüel birikim düzeyidir her asırda bu düzey yanlışlandıkça ve aşıldıkça paradigmalar değişir.
Örn:George orwell, Atatürk,Einstein gibi insanların söylevleri tezleri ve bilinen tüm bilinenlerin bilgisi vb...
Şurda ve şurada paradigma anlatılıyor merakını celbedenler için ...

Alın yazım

Şair olmak kolay mı ,şiir yazmak olay mı
Dertleri zevk edinmek bugünlerde alay mı
Vurdum gö
ğsüme, orda kalbimi yumrukladım
Ve döktüm ka
ğıtlara yazdım duygulu anları...

Hevesim yok , demesin bana kimse ÅŸair
İstemem, şiirimi okumasın zevahir
Sevda tüten ocakta ben sevgimi anlattım
Ve öldüm ,ölümlerde buldum nice cevahir ...

Åžairlik bambaÅŸka ÅŸey, yar seni sevmek her ÅŸey
Sazlıktaki
şu kamış sanatkar elinde ney
Sevmekten bıkmamaktır benim gerçek rahatım
Ve güldüm geçenlere, zalimlere dedim hey !..

Manasız bunalımlar eteğimde…


Ağlamak için gidiyordum. Etimin parçalanışını görmek için gidiyordum. Ruhsal
hayatımla alay etmek için, bildiğim herşeyle mücadele etmek için dönüyordum.
Ne kadar dayanabileceğimi, ne kadar duyarsız olduğumu anlamak için
gidiyordum, sokaklarında tesadüfen babamı görebileceğim yere ve görürsem iki çift alay…

O kadar istedim ki gerçek bir duyguyu içimde hissetmeyi! Eğer pişmanlık
hissedersem devamı da gelir, diyordum kendime. Sevmeyi bile öğrenebilirim
yeniden, diyordum. Yeniden bir insan olabilirdim. Ama şimdi anlıyorum ki
benim için artık çok geç. Ne bir pişmanlık duyuyorum, ne de gözpınarlarım
ıslanıyor. Hiçbir şey hissetmiyorum. Hiçbir şey...

Belki de en büyük şiddet buydu: "durmak". İnsan kaçarken başkasının,
dururken kendi kanında boğulur. İnsanın kendine biçtiği cezadan daha acı dolu
olanı yoktur. İnsanın kendine verdiği cezaların ilki, işlediği suçtur...

"Ve artık insanlar bir karar vermeli. Ya cenazelerde ağlamayacak ölülerine ,
ya da üzerine basmayacak, sevdiklerinin cesetlerinin beslediği toprağın!"

...
"insanlar..."dedim fısıldayarak."taşırlar insanları.
kundaktayken, tabuttayken. hep taşıyacak birileri olur. bazıları
dostluktan, bazıları cepteki paradan, bazıları da içinde bulundukları sistem
bir gün onlara da taşınma sırasının geleceğini söylediği için, taşırlar insanı...

Ve hayatlar ben böyle söylerken sıralanan hayatlar da çoğalıyordu okunacağımda ne olacaktı

Yazınca değişilemiyorsa okunulunca hiç azalamayacaktım ama olsundu hepsine ,

Aynen küçükken ki düşlerimizin olmasını istediğimiz gibi olsunlar …

Olsun mu olsun…

Kaan İnce'nin Hatırasına

Yarım kalmış acılar denizi pencereme konardı geceyle, savrulurdum. Gözyaşı kokusuyla dolu bir kuğu, zamanın sonuna kalkan, sürgünümdü; göz mavisi duman, sessizliğim. Aktım ölü deniz kızıyla gökkuşağı saklı mektubun içine, pulumuz rüzgar oldu, postacımız güvercin. Cıva gibi eridik kabımızda. Kırmızıya gittik. Hemen yokladım yüzümü yağmurun yuva yaptığı ellerimle. İyice şaşırmıştı alıcısı vapur ıslığımızın. Saplandı gözlerimin ışığı yeni güne.

Mermer bir kayıkla geri döndük

diğer yarısına acının,usulca çekildi deniz,

son bulduk, yenildik.

Deli mi, entellektüel mi ikisi de değil ?

Beyinle ruhu ayıran alan
birçok farklı biçimde
deneyimden etkilenir

kimi beynini yitirip
ruha dönüşür:
deli.

Kimi ruhunu yitirip
Beyne dönüşür:
Entellektüel.

Kimi ikisini de yitirir ve
Kabul görür

Kimi zaman da hiçbiri olmaz ...

Olmak mı dert olmamak mı shakespare eksik söylemiş!
ikisi de degil....

yalnızca "Varolmak"



"Son istegin nedir?
Sorusu,
Cok, cok kolaydIr,
ilk istegin nedir?
Sorusundan.

Cunku,
O soruyu
Kimse kimseye soramadi,
Korkusundan."

Şimdiki zamanlarımın avuntusuzluğuna bıraktım kendimi rafting yapanların takıldığı yerlerde başıboş bir salda gibiyim ....
Hiç kimse kalamıyormuş yalnız öle dedi ünlü birileri ...
Önemsemiyorum ünlünün ününü ...
Umarsızlık,başıboşluk ve miskinlik arasındaki ince ayrıntıları gözetlemedeyim.Biliyorum öyle bir duruşum var ki durmak denemez gitmekse hiç değil...
Peki kendime sorduğum sorum şimdi sizlere neden bunca çakıl taşı var beynimde _?

Tamamen sabahlık aslında gecelik bu 2

" Hiçbir şey söylemem duymam anlamam hayat bir bombadır düşer zaman zaman"

" olduÄŸum yer bu deÄŸil beni kimler arar kimler sorar"

" ama hep aynı dertler hep aynı hep aynı sıkıntı sarar ben kimim nerdeyim ?"

melankoli halimin ayniyeti

sonrasında derin bir ezoterizm ve bilinmeyeni arayış....

ÅŸimdi ise ...

"Insanların mutlulukları yada mutsuzlukları,talihin olduğu kadar Kendi karakterlerinin de eseridir.!! (La Rochefoucauld)

Isterseniz yanlıs düşünün, ama her durumda kendi kafanızla düsünün. (Doris Lessing)

Aşk, imkansız birçok şeyi mümkün kılar. (Goethe)

diyenleri dinliyorum sonra ne mi oluyor bilmem ...

bilinenlerle bilinmeyenleri aynı yerde durdurmaya çalışıyorum ...

Haddim olmayarak yapmaya çalışıyorum bunu anlıyorum ..

Ve sesleniyorum hayatıma

Her nerede olursan ol sendeki senini unutma çünkü kim ile olursan ol tek vücut sensin yine sana kalan yek vücut ..
Kendinin kıymetini bilmeyen bilmezmiş hiçbirşeyi ...
Buradan hareketle bilelim bizi herkesi ve en çok kendimizi diyorum
Ve çağlara sesleniyorum şölece

Kim ki bildi kendini
anladı tanıdı sahibini
uzun kelam derttir
doÄŸru soyleyen merttir...

Tamamen günlük aslında gecelik anlarım kısım 1

Aslında bilmem kacıncı kere calan müslüm gürses-sensiz olmaz parçasının eşliği yeterdi de bir de kahve istedim kendi sunağıma ...
Ardından o fizibilitelere sığamayan ruhcağızım pencereyi açmayı arzuladı ..
Camı açtım ve üşüdüm ...
Üşüdüm ve bekledim ....
bekledim ki üşümem süreklimidir diye ...
E evet sürekli üşüyordum hadi canım bende üşünürmüymüş diyip kahvenin fincanına sarıldım ki
daha önce karanlıkları üstüme yorgan diye örtmüşlüğüm var idi ...

Sonra bu fincanın sıcaklığının önce parmaklarımdan bileklerime dahasında ise kollarımdan vücuduma tesirini hissedince dedim ki %100 düşünce güçlüsüsün sen aslansın ...
Ama yemedi bu manik hallerimi "depresifim yalnızlığım"
-sacmalama
diyip durdu ardarda yükseksesle hem de ...

Ben düşünüyordum bunların oldugu sıra düşünmeden olmuyormuş ...
evet dedim artık tüm deliliğimi anlatma zamanlarıma gelmiş bulunuyoruz ey okuyucu madem yakında kitaplarından okuyacaksın dedim ki tanımalılar ...

Ardından masamda sürünen deliliğin tarihi kitabıma göz süzdürüyorum,

Şöyle demiş foucault:

"Delilik, ah kötü yafta diye ortada gezen ancak gizliden gizliye de ayrıcalık uyandırdığını bildiğimiz yegane sıfat ne denli kaos var senin içinde ...
Ben mesela ne denli istemişimdir, bu sıfatı
ancak hak edene verir onu halk hem ancak delilik hakedilir gibi gelir olmustu bak ..."

Şimdi ben bana deli diyenleri öpmelimiyim ?
yoksa onların anladığı deliliğin bu olmadığını bilip üzülmelimiyim ?
ancak sunu bilip sunu sölemeliyim kendimin ne oldugunu bilip ortada gezdirme yürekliliğindeyim, varsın adım adam olmasın , "Deli" olsun

Ve fonda çalan aynı şarkı yazıyı bitirirken yerini kendine bırakıyor
soruyorum şimdi müslüm baba kimsiz oluyor ki sensiz olmaz diyorsun peki ya ben? bensiz ne yapacağım ?biri benden beni aldığında ....

Ve hayat ?

Şimdi bir çocuk parkında oturup etrafı seyreden bir konumdan okuyunuz beni !
kayıtsız ve müdahelesiz , begenisiz ve yorumsuz
neden mi ? ben hep böle yapıyorum çünki ...

Mecbur musunuz ? hayır, neden ? öneriyorum işte ;)

Pekala ve hayat herkes evindeyken size de dur deseydi ne yapardınız ?
bana böle bişi söleme sansı yok hayatın anlasma yaptım o bana hep dur diyecek bende
hiç dinlemeyecegim diye
kendime öykünmeyi bir kenara fırlatırsam eger

Sahiden sizle de konusuyor mu hayat ?

Favorilerine Ekleyenler

Hakkında Yapılan Yorumlar


Kategori başlığı Kişisel olarak kaydedilmiştir.
Yazıyı Email Gönder Yazıyı Email Gönder
Bu Blog Hakkında Yorum Yaz

Yorum