« kayhanovic
moZZaik »


fethiparisa

Gönderen: Editorya Tarihi: Şub 24, 2008
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars6 Stars7 Stars8 Stars9 Stars10 Stars (17 Değerlendirme, Ortalaması: 10 üzerinden 4.76 )

Verilen Yıldızların Toplamı: 81.
Oy kullanan ziyaretci sayısı: 17
Beğenilme Oranı % 47.65
SİZ HENÜZ OY VERMEDİNİZ !...
Loading ... Loading ...

fethiparisa-blogspot-com.jpgfethiparisa tarafından sahiplenilmiştir.
Açıklama :
Rss : fethiparisa.blogspot.com/fe…
Kategori : Kişisel
Etiketler : Kendimlik farkındalığı Zan bunalım doğaçlama anlamsızlık garip bir serzeniş olmayana öykünüş yolda kalmak yolda olmak öykünme gariplik yalnızlık sancı çaba bilinç yaşamsal analizler sevgi aşk vuslat hasret hüzün anlam mana yorum kişisel derinlik telaş varlık felsefe varolusculuk zen arınma tasavvuf

Hakkında
yaptıklarının bir anlamı oldugundan değilde yapılmış olmasından dolayı bir anlam taşıdığını ifade ettiğini vakti zamanında söylemiş geçip gitmiş kendine göçmüş birisi… Şimdi ne mi yapıyor;GÖNÜL!.. Bu arada manik depresif kötü bişi değil meraklılarına duyurulur benim belgem var isteyenlere gösterilir itina ile ders verilir.

Son Gönderiler


Some Rights Reserved
Bilemeyiş ki en büyük ilme denk !
Güzelliğin bir damlası olan LEYLA için uykuları haram etmek çok değil ise,
Güzelliğin kaynağı olan MEVLA için bir ömrü feda etmek az bile...

Uykudaki sancılı rüyalarımın düşleri…


Uyanıyorum usulca usulca görülen bir rüyanın ortasında …
Rüyamda rüya da olmanın dayanılmaz hafiffliğiyle seyreden bir muazzam lezzet kusatıyorsa da o an için duyumsadığım iklim-i mağribi bekayı anlamlandıramıyorum bu tarifsiz hisssedişi.

Neyin nesidir böyle diyorum neden durup dururken aldığım bu tat ki nereden geliyor bu esinti hem sahilde değiliz ki neden insanlar çıplak gibi…

Kestiremiyorum kestiremediklerimi de aman rüya zaten deyip geçiştiriyorum sonra deniz kenarında olduğumuza dalıyor ohh diyip derin bir rahatlıktan sonra dalıyorum o denizin en dibine…

Neler yok ki diplerde….

Anlıyorum anlamam gerekeni rüyadan …
Uyanıyorum yine rüyadayım ve uyandırılıyorum bir alt düşe rüyamda…

Sonra neden dediğim aklıma geliyor hiç durmadan caglayan bir nedensellik denizi rüyamda konusan biri var ama kim ?Kendim miyim bu diye düşünüyor sonra seyre dalarken uyanıyorum ondan da bakıyorum ıslanmıs yatagım suyla…

Anlıyorum rüya degil akarsularım caglayan olmus da ben zannetmişm gölüm hala dalgalanmadan durulanlara benzemek niyetiyle…

Aka aka yolunu bulan sudur ya biz de buluruz yolumuzu…

Daim erkandır yolumuz yoldan çıkmayız 12 İmamı söyler bizim dilimiz…

Muhabbetle çağlayanlara….

Dışı sakinse içine bak bir de…


 

“Beni” benim için temizle.

Farkındalığımın merkezini kaybettim.Bu belirsizlik içinde dilediğini yapması için Allah’a dua ediyorum.Fakat içimdeki hangi ben bunu istiyor.Bir çok ben var bazısı kaygan bazısı sağlam ve güçlü.Bu duada şöyle yalvarıyorum:lütfen beni senin varlığını isteyen ben için temizle.

Fakat bu yine gidip yaratışın ötesindeki bölünmezi bölme sorununa dayanıyor.Sonsuz sayıda parçacık birbirleri arasında dağılıyor:ben bir kırılma noktasıyım.Ve kırıklarımdan bana batanlar bana batmıyorlar aslında.Aslım batmaz ve acımaz olduğu için aslına yaslanan ben de herhangir aksaklık da söz konusu değil.Ya söz konusu olan nedir ?
Orası öte tarafın bilinmezliğine duyulan bilinir isteklerin kuşattığı bir farkındalık evreninin temayülleri.

Ne demek istedim tüm bunlarla ? Söylüyorum dinle o halde !

Hidayet eyle bizi doğru yola(1:6)* şu anlama gelmektedir.
Benden bana ulaşan yolu göstermemi iste.Şöyle cevap veririm o halde.Bana herhangi bir yolu göster sana ulaşan her yol bana yeter.
Yol o dur ki sana vara göz o dur ki sana baka ve biliş o dur ki Hakk’ı bile…

“Bir adam bir kadına aşık olur.kadından gece olunca kendisiyle buluşmasını ister.kadın yıkanıp temizlenip gelir,fakat adam uyuyakalmıştır.Kadın adamın cebine üç adet ceviz koyar ve yanından ayrılır.Adam uyandığında mesajı anlar.
Sen aşık değil hala olsan olsan bir çocuksun.Bu cevizlerle oyna.Yerlerde yuvarla.Bir aşık her şeyini feda etmeye hazırdır oysa.Hayatını uyanıklığını,uykusunu,benliğini,kendini ve özünü.”
1

Gerçek aşıklar Dost’la beraber olma şansını elde edebilmek için bunlardan kolaylıkla feragat ederler.Şimdi sen de aşkını bir kontrol et bakalım senin fedan varmı bu aşk iddianda.İddia ile aşk olaydı,kolaydı.
Kolayda aşk yoktur,zor da her türlü nimet bulunur.Aşktan maksat fedadır.Hem şahid olmadıkça kazanılamıyorsa dava cefan yoksa kimi şahit tutacaksın aşk iddiası davasında.Söyleyecek söz isterler aşk meydanında.Değil mi ya Can.

IMG_8368123 
Ya yusuf yoksa diyorlar,söylüyorum o vakit…

İÇerideki parlak kıvılcımlar dışarıya hafif bir ışık verir.Aydınlananlar kahkahanın içinde keder saklı olduğunu bilirler.Yalnızca sevebilirsen yokluğu o lahuti boşluğu hissedebilirsin.Senin için yusuf yoksa yaşamıyorsun demektir.Yakub(a.s.)oğluyla o kadar mutlu imiş ki lekenen abasu için ağlayışı hala herkesin kalbini burkuyor,buruyor ve hala burulmakta…

Demem o ki bir şeyin dışı sakinse içi alev alev yanıyordur demektir.Sırlarla dolu bu dünyaya benimle beraber bakabilecek aklı başında ,tatlı tatlı gülen ve kibarca gülümseyen adam nerede ?

İnsan Dost’tan ayrılmayagörsün önünde derin bir ucurum açılıyormuş.yalnızca o anda gayet trajik bir şekilde değişiğinden ve en ilgincinden yaşam dolu oluyoruz.
Aşığınla bir bahçede bir müddet oturmadıkça ve ardından ondan ayrılmadıkça, hayatında bir tutku ve kitapta bildirilen şekliyle yalın bir derinliğin olamıyormuş.İşte belki de Vuslat ve kavuşulmazlık sırrı buymuş.

Ve anlıyor insanoğlu ne yaparsan yap ettiğinin kar kısmı tamamiyle masrafına bağlıdır.
Masraf mı o da yaşamın tadıdır…

*-Mesnevi şerhli ,Cilt 2 /Sf289,1987
1-Hikayeler/fethiparisa Sf 29,2007

Pes etmemenin diğer adı: mahsustan lades!


Lades,lades,lades…

Bir anın derininde…

Her bilişimizin ardındaki algısal dünyamızın havada kalmışlığına bakıyordum geçenlerde.Biliş…Aman ne büyük bir iş.

Koklamak diyordu geçenlerde bir yazar; hayatı koklamalı herkes kendi yordadığı kokuya uygun davranmalı diyordu.Uzun zamandır burada kalmış olmayım ki o kokuyu arıyorum zihnimde,derinime bakıyorum,olmadı sende gönül varmış bir de ona sor bakalım diyorum amma konuşabiliyor olmak lazımmış önce gönülle.

Sonra şu hayıflanmacı ruh halime bir dur diyesim geliyor ama anlıyorum kendimi eskitmeyi sevdiğimi de yavaş yavaş içine alan bir sırra kaptırıveriyorum kendimi “samimiyet”.Ah o ne bilindik deyiş.Ağızlarda sakız dillere pelesenk ve her hoş sohbetin karşılıklı paylaşılıveren tadına doyulmaz deyişi.İnsan samimi olmalı be üstadım,gerisi hep palavradır olsa olsa diye sıralanan cümlelere takılmıyor aslımda aradığım samimiyetin dillerdeki yansımasından uzak düşüp düşmediğini ölçüyorum hayalimdeki mezuroyla…

Hayal kelimesini cümle arasında kullanmışken onla ilgili bir kaç tümce kurmamak da zatıma haksızlık olur diyorum kendime.Haksızlık olur demiş iken haksızlıkları büyütüyorum kendimce.Kendime ettiğim haksızlıklara da bakın bir!Ne büyük bir ironiyim kendim kendimle kendimce hasbihal ettiğimde.

Sonra of! yetişir bu kendimlik teknolojileri diyorum.Kişi topluma karşı olan sayrılığını hisseder hissetmez ilk ele alageldiği duyumsamaları önemser ya işte orada kalmamış olmaktan muradımı anlıyor ve sonra bu anlamanın dolanbacında sürüklendiğim dağın boyutunu unutan bir ediplikle konuşuyorum durmadan…
Gelmeyi umduğunuz yerin ummadığınız yerlerini gördüğünüzde nasıl hissedebileceksiniz ondan daha ayrık bişiler büyütüyorum içimde bu aralar.Aralar ki kendi aradakilerimi ortaya dökmenin hem hüznü hem sevinci kuşatıyor bilincimi.Kendi kendimle tutuştuğum aklımda oyununu kendim kazanıyorum ama hangisi olduguna karar veremiyorum.Aklıma evet hep aklıma ancak bunu söyleyen aklım iddiayı başlatan akıl mı ? Sorusunun cevabında tatarken ben zihnimi böyle içinde dolanbaçlı yollar varmış gibi gözüküyor olmaktan tiksineceğim geliyor.Sonra iddia lafının iticiliğinde buluyorum ruhumun enginliğini.
Evet her ruh upuzun bir ip gibi dolanıyor dünyanın çevresini ve kimse kestiremiyor ipinin bittiği yeri.İp,Ruh,Cezir ve Denizimin anlamlarını susuyorum…

Mücadelenin mücadelesi,kendimliğimin o hüzünlü armonisi en çok sarıveren o çok katlı maneviyat dehlizi.Koridorların çok dar ben enliyim sana,açılmıyorsan bari ışık ver kalmayayım yollarda.Der demez aklıma düşüyor yollarda kalmanın ihtişamı…

Bile bile lades demenin keyfiyetinden anlamsızlıklarda ki o derin mutluluğa yelken açıyorum üfüren var mı yelkenlime.

Pes etmiyorum ne de olsa kendime hep lades lades…

Kalbimin tozlarını silkelesem diyerek…


Başlıktaki eylemin yapılabilirliğini yordamaya çalışan bir zihnin telaşına kaptırmak istemiyorum kimseyi.Kimseyi hiçbir yere hiçbir şekilde bir şeye yönelterek hiçbir yerdeki herşeyden uzak tutmak isteyen bir her yanım mevcut.

Her yanımla hareket etmeyi unuttuğumu yeni yeni anlıyorum.Evet artık farkındayım kişilere dayanan bir öğrenme stilim var biri geliyor ve ondan sonra diyorum ki yahu şimdiye kadar şu sandığım meğersem ‘şu’ değil imiş.Sonra hayıflanıyorum kendime hayıflanıyorum zamana hayıflanıyorum mekana.Birden duruveriyorum öylece işte o anlama evresi ve devrelerimin devrildiği kurgusallığımdan gerçekliğe geçişimin evresi.Dikkat ediyorum da şöyle bir duruvermedikçe ne yazabiliyorum ne söyleyebiliyorum ne de öğrenebiliyorum.

Sonra bakmak istemesem de bakmak elzemdir diyerek bakıyorum ardıma ardıma “neler bıraktığınız sizsinizdir” diyen bir düşünürü düşünerek uzun uzun düşünme setlerimi oluşturuyorum zihnimin çizgilerinde.Çİzgilerinde oluşturuyorum çünkü az sonra egzersiz bölümleri gibi olan düşünme setleri peşi sıra halinde geldiğinde ucu bucağı olmayan bir enginlikte seyrederken değmesin ki sınırların çizildiği yere ve anlamasın ki sınır var bir yerde.

Ardıma baktığımda gördüklerimde acaba nesnel miyim diyorum yoksa insanın kendine bişi kondurmamasının o yanlı tutumu hala çepeçevre sarmış mı beni diyerek kendimdeki yalınlığı kestirmeye çalışıyor kendim olmayarak bakmaya çalışıyorum ardıma. Ardıllarımdan gelenlerin seslerini kaydediyorum cevaplamak istiyorum bazısını ama korkuyorum sonra kendimden.Kendine korkmak ne demek belki de tüm yazı boyunca anlatacaklarımın en önemlisi bu olsa da kendisiyle uğraşmaktan hem bıkmamış,hem yorulmuş,hem kanıksamış bir adamın son anlatacaklarından olması gerekenin hala en önemli malzemem olmasını tartıyorum bu kere.

Siz bazen yaşamın nereye götürdüğünden  dem vururken ya da dünya nasıl bir hal alıyor diye devinirken  birilerinin sizin için yaptıklarını göremez durumdayken sonradan onlar o akıştayken siz de onlara onların zamanında size yaptıklarının aynını onlara karşı sergilediğiniz de hayatın içindeki rolünüzü tam anlamıyla hakkını vererek oynamış mı oluyorsunuz,farklı ya da aksi davrandığımız da figüranların(yani bizin) unuttuğu repliklerinin yerine kendi kelimeleriyle kurduğu cümleleri işitince yadırgamıyormuyuz ?Bilemiyorum…

Şimdilerde bir doğa olayıyla ilgileniyorum benliğime uğrayan.Bu hal beni nereye götürecek bilememenin ve bildiğim tüm tanımlamalarımın dışında kalmasına sevindiğim bir yaşam afeti bu başıma gelen.Herkesin başına gelsin isterdim ama kimsenin kendim kadar şanslı olacağını düşünmüyorum.Bazen şöyle dediğimiz olur ya hem az hem de çok istiyorum herbir şeyi diye işte o herbir şeyi hem az hem de çok olan sonra daha cümle kurmaya devam edersem eksik anlatmış olacağıma olan ürkekliğime karışan bir hassasiyet yakalamama sebep olan bir sebebim var benim.Sebepsiz bırakmasın Mevlam.Untitled-1

”Allah sabredenlerle beraberdir” aklıma geliyor sıkca ve sıkca O’na olan iştiyakın neticesinin her sahada cerayanını tadıyorum ve paylaşmak istiyorum.İstiyorum fakat izahata gelmeyen istensede aktarılamıyor ya
akıl için son nokta anlar gibi olmalıksa kalem için de merhale sanırım ötelerde kutlu bir durum var demeklikten ibarettir diye düşünüyorum.

 

Darmadığınlığını düşününce bu yazının gelişigüzelliğin cazibesine kaptırıyorum kendimi.Aman zaten kendine yazmıyor musun diyen sese kulak veriyor ve tüm mesaj kaygılarına şöyle bir çalımla gülümsüyorum okuyucu.Ben kendimdekileri anlatmadan kendime vermeden mesajı kime ne anlatması değil mi ?

Sevgilerim,sabrederek okuyanlara ve bu yazıdan haberi dahi olmayanlara.Silkeliyorum kalbimin altınını kaplayan bakırları…

İnsanları seviyorum sebep bulamadığım için…

Bilirmisiniz ne idi şu avucumda sıkı sıkı tuttuğum ?

fethiparisa aka hakan

Kendime kısım kısım serzenişler.

Kısım I

Ne derin sır imiş bu ! yıllardır kendimden kaçtım
Dolandım da kendimden başka sana yol bulamadım

Anlamayan zatını  nasıl sevsin kendini Yaratanı                      Anladım kuvvetlice hiçbir şey anlamadığımı.

Nefsimizi bildikçe Rabbimizi bilecekmişiz                             
Böylelikle belki de inceliklere erecekmişiz.

Kişi kendin bilmezken ne anlasın dünyayı ve rüyayı
Kendinsin koskocaman dünya
Ah bir anlasam ya burayı…

 

Kısım II

Laflarımdan duyulan neler var inceden

Seyredilince içerdeki pencereden.

Penrecemize bakalım aynamız puslu mu ?

O zaman anlarız birbirimizdeki durumu.

 

kısım III

Kendimden kendime bakıyorum
Aman Ya rabbi
Sözlerimden utanıyorum.

Ne çok erdemli görünüpte
İçimdeki lekeleri örtüyormuşum
Şöyle sanıp ansınlar deyip
Mavallar okuyormuşum.

Yetişir bana bir sonsuzluk muhasabesi
Anladın mı şimdi ey fethi laf ebesi
Söylemekle olmuyormuş hal lazımmış hal
Bırakıyorum artık ettiğim hep kıyl-ü kal …

El karda gönül “Yar”da

 

Nakşibendiyye yolu büyüklerinden, Şah-ı Baheddin Nakşibendi Hazretlerinin Halifesi Muhammed Parisa Hazretleri Müridanıyla Hacca gitmişler.

Resülullah'ı(S.a.V) ziyaret amacıyla Medine-i Münevvereye vardıklarında çarşıda gözleri bir gence ilişir. Ticaret yapmakta ve bir hayli altın kazanmaktaymış. Birde kalbine nazar edelim demişler. Gencin kalbi Allah'ı zikir halinde Allah, Allah, dediğini mana gözüylen gören, Muhammed Parisa Hazretleri İhvan-ı Kiram'a dönerek El Karda, Gönül Yarda buyururlar.

n1129132020_30399435_7309321

 

Mekke-i Mükerremeye geçilmiş. Kabe ziyareti sırasında, Kabe örtüsüne yapışmış Piri Fani ihtiyar ağlamaktaydı. Kalplerinde nazar ettiklerinde dünya nimetlerini Allah'tan talep ettiğini görmüşler. Meğerse İhtiyar kişi Allahtan dünyalık istemekteymiş. Muhammed Parisa Hazretleri yine müridana döner.  El Yarda Gönlü Dünyada buyururlar.

Kimin kalbinde Allah varsa onun muiyni (yardımcısı) Allahtır!

Kimin kalbinde Allahtan gayrisi varsa onun hasmı Allahtır!

KALBİ ALLAH'LA DOLU OLANLARA SELAM OLSUN

Selam olsun sineleri aşkla yananlara

 

                                                                                                                                                     feth-i Parisa kul Hakan

Hakkaniyet risalesi 1

Bismililahirrahmanirrahim

Allah birdir.Hz.Muhammed O’nun kulu ve elçisidir.

Hamd övgü yalnız onadır.övülmeye hakkıyla layık olan yalnızca odur.Salat ve varlıklar adedince selam da O’nun Habibi,kulu ve elçisi olan Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimize olsun.

Bu Allah Ve resulünü anmayan sözden onlarla başlanmayan sözün keskinliğinden ve ferasetinden ilminden aşkından her ne lezzet verirse versin yine de Rabbime sığınırım.

Esteüzü Biillah.

“Kim zerre kadar hayır işlerse karşılığını elbet mutlaka alacaktır.

Kim de zerre miktar şer işlerse mutlaka karşılığını görecektir.”1

 

Buradan hareketle kişilerin biliş idrak olgu veyahut her ne kadar ilmel Yakin olarak atfettikleri yahut da ilim dedikleri şeylerin bilgisi idrakten acizdir.

İlm-el Yakinden sonra Ayn’el Yakin vardır.Sonra da Hakka’l Yakin bulunur ki her nefsin yani ruhun oraya yükselmesi kavi değildir.

Kaldı ki son merhale de değildir.

Kişiler ve insanlar nefsleri kadar konuşur.Konuşmakta nefstendir.Söylemek de yazmak da anlatmak ta.

Kötü huylu nefsin şerrinden Allaha Sığınırız.

Benim dediğim de doğru arkadaş anlayısı her zaman nefstendir.

İlmi konularda tartısma olmaz!Hüküm bellidir.Hakikkat hal ehillerince izhar edilir ve şerh edilir.

Ancak bir nokta vardır ki orası muğlak sanılabilir.

Halbuki muğlaklık yoktur diyoruz ki sadece sanılabilir.

Sanmak ilmel yakin olabilir olmayabilir de.

Ancak yakin sıfatının kemalati Ne ilmel Yakin ne ayn el yakin ne de hakkel yakin dir.

Yakınlık ancak ve ancak takvadadır.

Takva verada gizli verada zühdün ötesinde saklıdır.

Zühdün ötesi ki selam olsun o Ariflere ki üstün bir bilişle bildirileni bilmişlerdir.

Ancak ariflerin gönülleri de bir yere kadar açıktır.

Oradan sonra aşıklar gelir ki kimi aşıklar ariflerden kimi ariflerde aşıklardan üstündür.

ÜStünlük ancak ve yalnız takvadadır.

Kimin gönlünde Rabbani hikmetler zuhur etmişse ve kim Allaha yakın olma ediminde ilerlemişse üstün odur.

 1097739256qx7

Kaldı ki bir kul gökte uçsa yerde kanatlansa su da yürüse dahi itibar edilmez bu gördüklerimiz keramet nevinden sayılanlar bizi aldatmasın inşallah .

Namazına abdestine ibadet-ü taatına da bakılmaz .

Destur ve usul bellidir Kulun kalbine bakılır yani ilmine değil a gözüm AŞKına bakılır.

İmdi vakit oldu laf tamamlana geldi.Aşkullah ruh-u sultan eden en kestirme yoldur İlim onun arkadası yareni dostu ve geregidir.

Ancak hem elzemdir hem de değildir.

Resullah (S.a.v.) İlm-i ledun sultanıdır ancak zahirde ummi yani okuması yazması yoktur.

Hal böyle iken kainat hatırına yaratılan Habib ummi iken Rabbe bu denli yakında kim hangi ilimden bahsediyorda bize aşktan üstün tutuluyormus .

Şaşarım o insana ki İlminden konuşsun ve iddia içerisine girmiş olsun.

Rabbim bizim nefsilerimizin şerrinden muhafaza buyursun inşallah .

Bu noktayda böylece değindik elhamdülillah.

Sözün tesiri uygulandığı kadardır.

okuyanlardan ricam dualarınızla bu fakirin de içtimai hayatına yardımcı olmanızdır.

Sanmayın ki söyleyen bu konulara vakıftır.

Sözdeki kusurlar nefsimden Tevfik güzellik ,rahmet, tecelli ve hikmet de Rabbim’den, onun feyzinden, MUhammed-i muhabbetten ve onun yolunda ilerleyen silsile-i saadatın füyüzatındandır.ALlah yollarından liyasından ve liyakatinden ayırmasın.Amin.

Esselamu aleyküm ve rahmetullah…

Muhabbetle…

Dipnot:

1- 99 (Zilzal suresi )

Var-yok eşitliği İlim ve aşk polemiğinde


Var edenin adıyla.

Kainat yaratıldı hayat vardır insan yaratılmıştır ve en şereflisidir.Şimdi bu noktaları bastan kabul ederek ontolojik diyalektiğimize basvurabiliriz.

Bizim varlık diye adlandırdıklarımız duyularla algılanan gerçekliklerden ibarettir o halde varlık algıdır diyen görüşe karsı onerme ve tez hatta hipotezimizi sunacak olursak algı beynin sinapsisleri arasında gezinen sinir iletiminden ibarettir fakat beyin vardır ve yine de beynin kendisi kafatasının içerisinde yer almaktadır.

BU söylediğim bilgi dahi ya görerek ya duyarak ya da okuyarak elde edilir.Dolayısyla Varlık felsefesi epistemoloji ile yakından ilgilidir.Varlığı bilgillerin özü ya da bilgilerin kullanılması veyahut bilgilerin edimi ya da algı bilgisi olarak adlandırırsak karşımıza bilgi kelimesi ille de çıkacaktır.

Bilgi; biliş ediminin yani anlama, idrak etme ,sezme, kavrama ;tümdengelerek olsun ya da tümevarımsal bir biçimde olsun farketmeyecek derecede geniş bir meydanda ele alınagelecek ciddi bir olgusal gerçekliktir.

Bilgi kelimeden ibarettir.Bilgi denilince aklımıza gelenler kişisel algılarımızın bütünüdür.O zaman ortaya herkesin var’ı ve yoku bilgisi cıkarken farklı farklıdır gibi geçici bir suni sonuc cıkıyor ayyuka

Değil mi ?evet değil.

Oysa hakikat tamamen bambaskadır.bilakis seylerin bilgisinin farklı farklı olusu yani seylerin göreliliği o seylerin ucsuz bucaksız ve sonsuz oldugunun delilidir ki delilimiz sudur:herkes tarafından ortak olarak sudur diye gösterilebilen hiçbirşey yoktur ki tartısılabilir ve ilerleyebilir olsun ya da noksanlıktan ve her türlü kötü durumlardan münezzeh olabilisin.

BU durum yalnızca Zat-ı Zülcelal için geçerlidir.Her türlü ikilikten noksanlıktan ve ister idrakte isterse biliş ediminde olsun noksan kelimesi ile Yanyana gelemeyecek azamettedir Rabb-i Zişan ve Tekaddes HZleri.(C.C)

Gelelim bilgi felsefesi (epistemoloji) durumumuza.Az önce varlıgın oldugu her yerde mutlak ve kacınılmaz olarak bilgiyi bilmek kullanmak ve gelişmek durumundayız .

Bilgi çağımızın ve çağların en zor elde edilip en kolay kaybedilenidir.hal böyle olunca teferruata girmek durumundayım istemeden.

Şimdi bilgi vardır haktır ve gerçektir çünkü Allah Teala hzlerinin Alim sıfatı vardır.Rabbimiz önce oku ayetini indirmiştir kuran-ı mubinde.

Amelsiz ilimin fayda vermeyeceginden hareketle aksiyona ve enerjiye dönüşmeyen bilgi nerde olursa olsun sahibine zarar verecektir.

“Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak boyun büken, âhiretten çekinen, Rabbinin rahmetini dileyen kimse, inkâr eden kimse gibi olur mu? Ey Muhammed! De ki: “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? “Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alırlar (39 Zümer, 9)

Ayet bilgi felsefesine de hayata da varlıgada tek basına şeriat ilmine de tek başına noktayı koyacak kadar keskin ve yeterlidir.

Velev ki okuyanlar ya da okumaya cabalayanlar ya da ötesine gecip anlamın farkındalıgında kaybolanlar ibret almıs olsunlar.

Zaten Kuran’da belirtildigi gibi akıl sahipleri yani aklını işletenler kullananlar ve vicdanla kendini süsleyip zühd takva ve vera gibi güzel libasları bulunanlar hakkıyla anlama ve bilme yetisine sahip olurlar.

Kaldı ki hakkıyla biliş insan için yoktur.Akıl için son nokta bilir gibi olmak anlar gibi olmaklıkdır.Oradan sonra baska bir merhale gelmektedir ki orasının adını belirtmekten cekincemden ötürü üstü kapalı bir sekilde geciyor ve okuyanın anlam evrenine bırakıyorum.

Arifler,alimler,sıddıklar,salihler ve meşayıh cümle müminlerin koruyucusu ve yeryüzündeki halefliğini biliş sürecine tasıyanlardır.

Yani hakiki anlamda mana erleri bilinç düzeyinde idrak latayıfına kavusurlar ki idraktan kasıt anlar gibi olmak degil anlamaktır.

Anlamaktan kasıt da Rabbın Zatı degil sıfatlarıdır.Sıfatlar anlasılabilir fakat Zat anlasılamaz yalnızca bilinebilir.

İdrak bilişin yaygınlıgı genişliği ve inzalidir.İnzal de ancak mertebe isteyen bir keyfiyet olup kemmiyet kesbetmez.Buna baglı olarak denilebilir ki Hakk’ın inayeti olmadan ne biliş olur ne de Aşk.

Aşkullah Allah hakkı için ilimden de üstündür.Çünkü ilim şeytanı esfeli safiline çekerken eşyanın isimleri öğretilen Adem babamız melekten de evladır evet eşyanın isminin ögretilmesi ilimdir.Ancak ilk yaratılan şey olan Muhammed-i Ruh Aşkla yaratılmıştır.

Sonuc olarak baglarsak Aşkullah ruh-u sultana giden en kestirme yoldur.İlim ancak bir araçtır yola çıkana onsuz da olmaz ancak ilimin sustugu yerde aşk yol alır elhamdülillah.

Aşka aşıklara aşkla yananlara selam olsun o ne güzel yanıştır öyle.

Ölmeden evvel ölebilmek aşkla mümkündür.Ölebilenlerin duası üzerimize olsun 3 ler 7 ler 40 lar Ya erenler dostumuz olsun insallah.

Selam ,aşk ve muhabbetle…

 

                                                                                          f ethiparisa aka Hakan

Ayetin berraklığıyla manada yüzerken


“ Kim iyilik yaparak kendini Allah’a teslim ederse

şüphesiz en sağlam kulpa tutunmuştur.”

                                                        Lokman suresi31/32

 

İyiliğin hakikatında rıza olmadıkça iyilik nevinden sayılamayacağına dair delillere izah bırakmayan şüphesiz O’na tutunanın,tutunabilenin kulp olarak yani tutulacak nesneler nevinden olanlar anlamında en sağlamı olduğunu ifade buyuran ayetin zahiri manasında kaybolmaklık dahi yetecekken 7 farklı anlam yükleyen Rabb-i Rahime secdeler olsun.

Hamd onadır salat da Hz Peygamber Mustafaya Yani İsa Aleyhisselamın’da muştuladığı kulun üzerine olsun Yaratılanlar adedince hamd ve sena ederiz inşalllah.

Ve son olarak uzun söz de bol yalan olacağından korkmanın ve Ayete olmayan manalar yükleme ya da eksik belirtip daraltma densizliğinden uzak durmak anlamında belirtiyorum ki ;

Ubudiyet merhalenin de son noktasıdır.Kul kul olmak edimine erişince daha makam mevki talep etmez ki talepsiz verilenler keyif verir en çok

bir dostun anımsatmasıyla yakınlaştırılanlar ve yaklaşanlar da birdir.

 

Aslında hepimiz biriz,hem de herşey birdir;farklı gören göremeyen gözlerdedir.Gözlerini kapat ki gerçekten hakikatı göresin diyen O Mevlana’ya(K.s.) içten selamlarla.

 

Velev ki kul ona tutunmuş olsun daha tutmaya da gerek yoktur tutacağada.

Selam ,sevgi,aşk ve muhabbetle…

                                                                                                         fethiparisa aka hakan

İkilemli Aşk vadisinden tozlar

Dudak çatlatan en sıcak notalar
Toz değil toprak kalkıyor bastıkça yere
Yıldız sekiyor güneş kayıyor 
Hizmetçi edildim bu vadiye

Şu gelen Yusuf: ateş isteyecek
Ve alacak
Diğeri Züleyha: aşk isteyecek
Ve yanacak
Üzerime biraz ateş biraz aşk damlayacak neyzen
Göstermeyeceğim kimseye…

Akıl üşüten en sert ritimler
Çöl rüzgârları geceyi ağırlıyor evinde
Bulutlar hıncını bırakıyor
Yalın kılıç savaşıyorum bir damla düşmesin yere

Sabah olacak, Yusuf ateş isteyecek
Ve almalı
Züleyha aşk isteyecek
Ve yanmalı
Üzerime biraz Yusuf biraz Züleyha sindi
Ama kimseler bilmedi adımı…

Oysa aşk vadisinde nice mecnunlar gördüm
Hepsinden aşkıma biraz aşk bulaştı.

Anlamadı kimse yangınımı 
Kkimseler ummadı,
öylesine derinlikli bir feryadı

Duyan koştu Allah derdim sessizce

Şimdi yanıyorsam biliyorum

bilemediğimden hepsi yine de…

Züleyha mı yanan? Yusufsa onu durduran!

Güzellik kemalini onda bulmuşsa da

Muhammedi aşktır

Sineleri kavuran darmaduman,aman…

Aforizmatik deyişlerin sarsıcılığı

 

yalnızca bir kez naçar kaldım:
´sen kimsin?´ diye soranın karşısında.
---
inci
kum tanesinin etrafına
ızdırabın ördüğü mabeddir.
nedir
bedenlerimizi oluşturan özlem
ve nedir
etrafına inşa edilen taneler?
---
bir tür kavuşmadır hatırlayış.
unutuş, bir tür özgürlük.
---
bana
kulak ver
sana ses vereyim.
---
bir çok öğreti pencere camı gibidir.
hakikate oradan bakarız;
ama bizi hakikatten ayırır.
---
kadın
yüzünü tebessümle peçeleyebilir.
---
ağzın yemekle doluyken
nasıl
şarkı söyleyebilirsin?
elin altınla doluyken
nasıl
dua için açabilirsin?
---
bir şeyi elde etmek istiyorsan
onu kendin için isteme!
---
aşk,
aşık ile kadına aşık olur:
biri hayalinin yarattığı,gizemliyol_gizemli_duygular
diğeri henüz doğmamış olan.
---
iki sevgili
birbirlerinden çok, aralarındakini kucaklar.
---
sırtını güneşe çevirirsen
gölgenden gayrı bir şey göremezsin.
---
beni aldattıklarını anlamadığımı
zannedenlerle dalga geçmek için
insanların beni oyuna getirip aldatmalarından
hoşlanmam biraz tuhaf değil mi?
---
kendini tanıdığın ölçüde
başkalarını yargılayabilirsin.
de bana
hangimiz günahkar,
hangimiz masum?
---
beşeri kanunları yalnızca iki kişi çiğner:
deli ve dâhi.
bu ikisidir
allah´ın kalbine en yakın insan.
---
gözlerindeki öfkeli bakışlarını
dudaklarındaki tebessüm yamasıyla
örtmeye çabalayan kimse
ne kadar da budala!
---
başkalarının yanlışının farkına varmaktan
daha büyük bir hata var mı?
---
bin sene önce komşum bana
´ elemden gayrı bir şey olmadığı için
hayattan nefret ediyorum´
demişti.
dün mezarına uğradım.
hayat
kabri üzerinde raksediyordu.
---
ölüm
yaşlıya memedeki çocuktan daha yakın değildir.
hayat da öyle!
---
kök,
şöhreti küçümseyen çiçektir.
---
hayatın bütün sırlarını çözdüğün vakit
ölümü arzularsın.
çünkü o da
hayatın sırlarından biridir.
---
sen iki kişisin:
biri karanlıkta uyanık,
diğeri aydınlıkta uyuyan.
---
kalplerimizin sırlarını
ancak
kalpleri sırlarla dolu olanlar
kavrar.
---
bugünün en acı hüznü
dünün sevinçlerinin yadedilmesidir.
---
kaplumbağalar
yollar hakkında
tavşanlardan daha bilgilidirler.
----
hiç kuşkusuz
tuzda garip kutsal bir şey var.
hem gözyaşlarımızda var
hem de denizde.

Halil Cibran

Şerhe ne hacet kelimelerin imgeledikleri anlatıyor

kendi anlamsal evrenini okuyana düşünmek düşüyor

kelimesiz, sözsüz düşünmek yalnızca tefekkürdür

derinleştiren insanı...

En kutsi anlamlara yol alabilmek temennileriyle.

EBEDİ BİR GÖZYAŞI OLMAMAK İÇİN

Laedri dostdan      
Yerel: Çarş 11 Şubat 2009 00:30
Konu: ***-***

*Haşir
İnsan unutandır, alışandır.
Hep aynı nefesleri alacağımızı sanırken birden duruverir kalbimiz.
Sonsuz sanırız dünyayı.
İşlerimiz bitmez biliriz.
...Yanılırız.

Her yanılgıya düştüğümüzde, dünyayı bitmez sandığımızda... ezanlar yayılır,
dağılır göklere.
Kendimizi kendimize, dünyaya kaptırdığımızda Allahu Ekber... Allahu Ekber ile
irkiliriz.
İrkilmiyorsak o zaman ezandan daha büyük (sandığımız) düşünceler sarmıştır
bizi.

Gazetelerin başlıklarında, haberlerin kesretinde, derdi-i maişet çemberinde
\"bir şeyler\" yaptığımız aldatmacasıyla gider geliriz.

Sabah ezanları karanlık yönlerimizin üstüne bir ışık gibi düşer.
Pencerelerin, perdelerin ürperdiğini \"gözlerimizle\" görürüz.
Sokaklar uykudadır henüz.
Minareler birer birer uyanır ve uyandırır gecelerin bütün mahmurluğunu,
gafletini, ülfetini...Sabahın lezzetini ilkin kulaklarımızla tadarız.

...Ve her ezan bir sûrdur.
Her sabah bir haşir.
...Uyanırız.
Gecenin içinden güneşi çıkarıp gönderen âlemlerin Rabbine secdeler boyu
şükürler olsun.

Ne güneşe sözümüz geçer ne geceye...
Uykumuz bitmese... Kim uyandırır bizi O uyandırmasa!

Kocaman yanılgılarımızla karşı karşıya geldiğimiz demler olur.Adımı(mı)zı
nereye koyacağımızı şaşırdığımız...Ne gam!
"Geceler" biter. Geceye sözü geçen Bir\'i vardır.
Geceler kararıp kalmaz.
Karalar içinde kalmayacağımızı daha ezan başlarken biliriz:
Allahu Ekber... Allahu Ekber...

Daralınca, şaşırınca, sevinince... ihtiyari/gayr-ı ihtiyari dilimizden dökülür
ya Allahu Ekber.
Ne rahatlarız o an!

(aşkınız kim düşünün bakalım??)
Bir Büyük...
Devamlı Büyük...
Sonsuz Büyük...
Büyükler Büyüğü var ya...Ne gam!

Sabah ezanları hem bir ayrılığı anlatır hem bir ışığa koşuşu muştular.
Kulaklara ilk dökülen huşu, huzur, odur.

Geceden büyüktür Allah.
Gündüzden büyüktür.

Dertlerin geceyi sende geçirmişse...
Ahlarını dizginleyememişsen...
Gözlerin hep pencerelerde, kapılarda bir dost beklemişse... Ağlama!
Her şeyden Büyük: "Ben hep yanındayım."diyor.
Duyuyor musun?
Acılarını O anlar. Pencerelerden odana Allahu Ekber sesleri dolar.İçine
sonsuz müjdeler...Açlığını,açıklığını "açık et" yeter ki...
Geceyi dürüp büküp bir tarafa atan, yerine gündüzü seren, senin derdi/ne de
çaredir.
Doktor O, ilaç O...
*****

*Teneffüs

Her ezan bir sûrdur.
Yeni bir uyanıştır her ezan.
Dalıp gittiğimizde.
Endişelerimizin ağında çırpınırken...
Günü yaraladığımızda/yarıladığımızda bu sefer yeni bir ezan, yeni bir sûr:
Allahu Ekber... Allahu Ekber...
Gündüzün ortasında... İşimiz bizi sarıp sarmaladığında...Yağmaladığında...
Kalabalıkların çılgınlığında... anlarız yolculuğumuzu.
İşi gücü bir vakitçiğine bırakmalıyız.
Gündüze çoktan alıştık ya...
Dalıp gitme der bu öğle ezanı (da) dalıp gitme!
Yorgunluğunu bırak bir seccadeye.
"Uyanık gördüğün rüyalar" değil mi bu alıp vermeler?
Gidip gelmeler?

Nereden gelirsen gel...
Şimdi bu yeni ezanın davetinde kendine bir daha gel!
Hesaba çek kendini.
\"Kendin diye biri\" var ve bunu bil! Kendini unutma çarşıların,
meşguliyetlerin kalabalığında! Çarşı senin "için"/de.
"Namaz aynası"nda kendine b/akacaksın yine ve yeni bir zamanda.
Sabah bir uyanıştı, bir sûrdu; bu da öyle.
*****

*Hazan

Gaflete düşer düşmez bir ezan daha düşüyor semâlara.
Gün dönüyor gayrı.
S/arı bir vedâya doğru yol alıyor, dünya.
Vedâyı hatırlatıyor bu ikindi iyice.(Ah bu gün sonbaharı ikindiler!)

Vakitlerin haritasını ezanlar çizer. Bunu daha iyi anlamaya başlarız.
İkindi ezanlarında sonbahar kokusu olur.
Ayrılık yani.
Buruktur bu yüzden.
Heyecanlar biraz daha gevşer.
Dünya işlerinin bitmeyeceğini iyice anlarız da... Yenilip yenilip güreşe
doymayan pehlivanlar gibi yarınki hayallerle beraber kilitleriz
kasalarımızı

Ezanlar da olmasa dümdüz bir yolda ışıksız, çizgisiz gibiyizdir.
Çöldeyizdir.
Ne arzularımıza yeteriz, ne acılarımızı dindiririz. Ebedi bir gözyaşı olur
bakışlarımız.
*****

*Göç Zamanı

Gün biter.
Şaşkın şaşkın, ufuklarda kaybolan güneşin izini ararız.
Güneş gibi batacağımızı düşünüp...
Gece gibi gündüz de çıkıp gitti elimizden!
Bir parça gündüz bile saklayamadık geceye.
Geriye ancak secdelerimiz kalır.
Nice emellerimiz yorgun savaşçılar gibi düşüp kaldılar bir yerlerde.

Bir kıyamet sûru gibidir akşam ezanları.
Korkularımızı örter gece.
Camilerde esrarlı ışıklar...
Şerefeler geceyi selamlar.
*****

*Lâ uhibbul âfilîn

Gecenin sûru yatsı ezanları işlerin iyice sırtımızdan düştüğünde daha bir
\"dokunur.\"Gece gün tezgahında dokunduğumuzu da gecelerin koynuna düşerken
mi daha iyi anlarız?

Her ezan bir uyanıştır.
Dünya her vakit uyanıktır. Ezan sesidir duyduğumuz her dem. Zamanlar
birbirine devrolurken budur zaten olanlar. Onun mülkünde onun bestesinden
gayrı ne olabilir ki...Cehaletin kulağı sağır olur.Ezanı kulağı, ezandan
sızanı da ruhu duymaz.

Sûrdur, huzurdur, nurdur bütün ezanlar. Perişanlığımızı ezanların aynasında
görüp başıboşluklarımızı düğmeleyeceğimiz anları duyurur."Rahat!"ı ve "Hazır
ol!u iç içe namaz zamanlarını...\"Kulağı olmak\" yetmiyor elbet! Hasılı kulak
kesilmek gerekiyor. Kul/ak gerekiyor.
C/an kulağı...Canan kulağı...
Zaten duymak istediğini duyarmış kulak.

Namazı müteakip!" kaydıyla kavilleşmelerin ayrı bir huzuru vardı. Birçok
şeyle beraber, vatanda emn-ü eman içinde yaşadığımız hissi veren o muhteşem
terkip hayatımızdan çekilmeye başladı. Namaza yakınlığıyla, ıraklığıyla
belirlenmediği için manasızlaşan vakitlerde gelen çay davetleri tıkız,
sohbetler kılçıklı... Ezan sesinin girmediği loş mekanlarda, gıybetin kokusu
sinsice giriyor yenimizden, yakamızdan. Heraklit diyalektiğinin, o zamane
yalakalığına teşne kurgusu, modern modunda yanıbaşımızda akan namaz
ırmağından bizi sıyırıp alıyor; "değişim tanrıları" kuşatıyor sözlerimizi.
"Ben olmak" vakt içre özge bir vakte sahip olmaktır; onun biricik yolu da,
zamanı aşma imkanı veren namazdır. "Huzurdayım" şuuruyla varılan secde;
zamanın akışını değiştirmenin ezeli ve tek diyalektiğidir; geçmişin
muhasebesi, geleceğin istikametini tayin fırsatıdır. "Devran havadisi" ilk
tekbirle beraber sükûta erer, göğe doğru akan ırmak çağıldamaya başlar;
"varoluş" işte bu, "ben olmak" işte bu, "olmak" işte bu. Namazsızlık, sele
kapılan zavallı koyun ölüleri gibi, zamanın çılgınca akan ırmağında
sürüklenmektir...

Saatin sarkacı salınsa da ölmüşe kâr etmez...
Yüreğini saniyelere bağlayarak yavuklunun yolunu bekleyen genç, randevuyu
kaçırmamak için duvardaki saatin karşısında mıhlanan işadamı, dünyayı
yönetmek gafletine dalan büyük siyasetçi; "namazı müteakip" gibi iki dünyayı
kucaklayan bir zaman ölçüsünden haberdar mısın? Değilsen; yolun ya harama
uğrar, ya yolsuzluğa. Dünya hayatı, vuslat ile ayrılık arasında geçen vakit
aralarını doldurmaktır.
"Dakik olmak!" incelikleri fark etmek demektir. Şimdilerde, pek çoğu "öyle
de olur, böyle de olur" sadedindeki işlere saatinde katılmak gibi mekanik ve
sıradan bir anlama bürünmüştür. Hayatı kadranda seyretmeye alışan, eni sonu
zamaneye tabi olur... Canı tamuya direk olası Albız da, seccadeyi altımızdan
kaydırmak için yoğun mesaidedir; bizi yârin mahallinden uzaklaştırmak için
her dem başka bir bahane üretmededir.
Namazla yükseğe, en yükseğe çıkarak incelen ve dünyaya dönen kişidir dakik
olan... Varlık karşısındaki dikkat, mirac yolcusunu alçaktan akan suyu yükseğe
dökmek hünerine er geç vardıracaktır.
Yaşamak, "namazı müteakip" yaşamaktır; bakîsi hüsran.

--
bismillahirrahmanirrahim

--

Eğer bir gün dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa
Rabbine dönüp:
"Benim çok büyük bir derdim var"
deme!
Derdine dönüp:
"Benim çok büyük bir Rabbim var"
de!

Hayal,ney,mey

Karsiyaka_Sahil_vs 

Ayinde sema içre çalan

ney,neydir

 

Dostunla içilmişse buruk

mey,meydir

 

Canana muhabbetle

kurulmuş da eğer

 

Birlikte yaşanmışşa

hayal,HER ŞEYdir

Sözümüz söz olanda


Sözüm,b'nin altındaki noktadır.

Sözüm damla hükümsüz kalır ya ,o an çağlayarak akan ,

  kabına  sığmayan taşkındır.

Kelime manasını kaybettiğinde söylenendir.

Bende kaybolan bizde başlayandır.

Şems'te sönen,Mevlana'da yanan,yakandır...

Sözüm dediysem sözümü vadır.

Sözümüz söz olduğunda söylenir.

Sözüm söz olanda benden geçilir,biz var oluruz.

 

yaprak1Bizimle nisan yağmurları iner hayat bereketlenir.

Biliriz nisan yağmurları 'ümmetim' diye akan gözyaşlarıdır.

O damlalarla toprağımız yumuşar, içimizde taştan katı taşıdığımız

o yumru yumuşar.

O damlalarla hayat bulur,biz var oluruz.

Bizimle bir el yetimin başını okşar

Bir hastaya bir içim su verilir.

Günahsız ellerle duaya varılır.

Bizimle ebabiller gelir.

Kıtmir bekler bekler.

Bir ömür bekler,bin ömür de bekler.

Biz de bize rağmen bir umur başlar.

Ne fark eder ,kış ya da bahar dallar kuru ya da yeşil.

Başlar ya nihayetinde...

          Biz her benin sinesinde gizli bir sözdür

           Sesten öte bir sözdür,Sözümüzdür.

         Sımsıkı tutacağımız,tutunacağımızdır.

           Biz biz olanda ,gün gelir yolcudan geçeriz.

          Mekke bir yana Medine'den geçeriz

           Biliriz yol mutlaka varır,vardırır.

 

    Dakikaları saatleri kaçırır , geç kalırız da vakitleri yakalarız.

    Tesbihi elimize alınca taneyi unuturuz.

    Vakti saati gelir.

    Manayı bulur,SÖZ'ü unuturuz!

Ya sana varmak Ya bana varman

Ya sana varmak ya bana varman
ya bana gitmeden yanıma kalman
yasını tutmasam, yaşına varsam
karanlık doğmadan, ışığa kalsam

hayal hiç ölçülmez, ne boyu ne de eni
kaya kürür, gönül yakar hep, koru benim
hayata seninle dayanırım her nefes diken
diken ne derttir gülüm, canın sağ olsun da senin
aşkın yok nispeti, bir anda bağlanır kısmetin
her düğüm çözülür, çek hasreti

havadaki kasvet birazcık benden
karadaki ben değil, havadaki bazen
uçan bir kuş, bazen kaybolan bir kumum
koskoca alemde yalnız bir kulum

kolkola gezmek her can ile suç mu
tamam o zaman, benim bu alemde en suçlu

baktım göğe masmavi, bastığım yer hâki
gördüğüm diyar çok, görmediğimse gani gani
nefes alıp veren bu can da çaresiz kalınca
özlemim büyük, yolum uzun, ben de bir karınca
yanan gönül akan suda, o yolun en sonunda
dostum bende solur, eğer dostum benle kalırsa
dostun senle yaşar, dostun eğer senle ölürse
bir çiçek olup açar belki tekrardan doğunca

sesq1

her açan senin gülün, hergünse benim günüm
gözyaşı insan külüyse, her yakan insan sözü
kıvılcım sözün özüyse, ayrılık yakar gözü
tek gören gönül gözüyse, kelamım gönül sözüm
yalnızlıktan galip çıkmaktır irfan hiç olmadan
irfan çıktığın her seferden dönmek hasret ekmeden
ektiysen de ders almaktır hasret filizlenmeden
ekmediysen gönül almaktır seferin bitmeden

Mercan Dede-800 'den aıntıladıgım sözlerimin ardından Yüce Mevlana'nın kütüphaneler dolusu şerhle izah edilebilecek olsa da eksik kalacak şu beytiyle sesleniyorum

KALBİM BENDE DEĞİLSE,HİÇBİRŞEYİM YOK BENDE,
BU KALBİM SENDE İSE,NEYİM VARSA HEP SENDE,
ÖYLE İSE NE OLUR,KALPLERDE BİRLEŞELİM,
NE SENİN ,NE BENİM,"HERŞEY BİZİM" DİYELİM......

Herşey bizim diyenlere ...

Perde perde veralar, ışık başka nur başka !

 

En saklılarımda kalan izlerimin silinişini seyrediyorum derin bir tecessüs haliyle , şaşkınlıktan dilini yutmuş ben bizi izliyor gizlice.

Mekan şavklı bir güneşin ısıttığı kent ki oralarda batıyor güneş amma güneşim ruhumu kendine getirmeye vesile olandır biline !

Coşan, yorulan bunalan azalan yakalayan anlamayan yaralayan uzaktan ,acınmayan , sahte, sözde, pervasız ve devasız ,dillenmemiş ne kadarlarım varsa alıp götüren bir denizdeyim şimdi.Hiç ıslanmadan sırılsıklam kalanlarınız var mıdır kendinize ? Kişinin  en büyük engeli kendiliğini kaldırma zamanının gelmiş olmasından duyduğum ;engin uzun beklenti sonrası şen olma halini tadıyorum işleye işleye ...

Bostanli_gunbatimiHem mecaz hem de en gerçeğin aşırılaşan mutluluğunun sızıntılarıdır şu an klavyeme aldıklarım.Kelimenin tam manasıyla deyişine çalım satan bir gerçeklikten sesleniyorum ey mümtaz okuyucu ! İnsanların hayat dediği zanla yaşayadurmasına  içerlemeden edemiyorum ve üzülmekten öte duanın hakkını vermek için yola koyuluyorum bu kere.

Dua'nın iki türlüsüde içindeyse makbulse kavli duanın tamamlayıcısı olan eylemlerle geçiş sürecimin sancılarıydı nicedir benden duyduğunuz.

Anın keyfiyetiyle belirtirsek uzun zamandır belirttiğim yolda olma maceram artık konforlu bir vasıta ile otoyol dinginliğinde gerçekleşecek hissediyorum.

Duam ise gitmeyerek hissedenleri hissetmeniz cihetindedir.

Perde perde veralar,ışık başka,nur başka/ Bir anlık visal başka,kesiksiz huzur başka!

Zanlar üzerine düşünceler

 

Her zan kendisinde bir durağanlık tablosu gibi geliyordur nicelerdir de üflenmeyenden ses gelmediğini bilenler bekleyişlerin müsebbini de idrake mazhar idiler.

Esriliklerimin hayıflanmasını yaşamayı terk-i dyar eylediğimde gördüm dert sanılanların dermanın biricik bendesi olduğunu.Ziyaların şatafatında kalanlar ziyaların aksiyle nurlanırlarken idrak latayıfını zorlayan kutsiliklerdeki rayihalar en derin manalarını kırpıştırdıklarında o erlere ve O erler ki kutlu zaman dilimlerinin son perdesini de yırtıp aşıverirken çağları bize düşen kıylu kalden ibarettiri hissettim.

Öyle bir bahis ki dem vurmakta zorlandıgım edebiyatın dolaylaması dahi sırlayamıyor ayanlığını billur gibi tadların.

Ötekileştirmeden kucaklayan, evrensellik çabasına düşmeden özde manayı yuvarlayan ve bu yuvarlamanın merkez kaç kuvvetinin tesiriyle insanı çekip alan bir duyuşa kaptırıyorum kendimi gerçekten kelimenin hakkını vererek 'umarsızca' ...

Kıymetli okuyucuya ithafen anlatmalıyım ki Rabb'e duyulan iştiyak mayasındadır eşref-i mahlukatın. İş ; bu iştiyakı gönle giydirmekte ve giyilecek başka aba bırakmamaktır kemalatte.

Kimin önde kimin sonda olduğunu görmeyenleri seviyorsak ve sevmekten murat sevilen gibi olmalıksa  boynunu verenle boynu verenden dolayı boynu Zülcelal'e verenin kıyası Aşkla izhara tanzim et 1068455756285862569_rs

Birinci olanlar ancak diğerlerini arkada bırakırlarken bir inci gibi olmayı başarabilenler -kendi dışında kalmaklık manasında- diğerlerini etrafında toplayabilirler.

Madem maksadımız vahdettir,kesretten kurtulup ol dem bir görmektir tüm mevcudatı Sahibül vücud'dan maada.

Hallac-ı Mansur anlaşılamadığı gibi hak davasında ona öykünenler de ola gelir ki yanlışlanır toplum deryasında velev ki bu yanlışlama öykünene zahmet değil rahmet olsun.

Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.(Hucurat 48/12 ) ayetinin sırrıyla filizlenen fikrime fazladan lafzı bile istiğna ediyorum.

Mustağni(Bildiğini ve olduğunu sanma) hastalığının ilk duragı olan zan kanaatimce her durumda durmaktır araştıran fikrin ilerleyişine.

Anlaşılmayı beklemeyi bırakalı çok oldu. Herkesi herkese rağmen herkesle ve hepsini birden Bir olarak Birlemek içinse fazla avam olsak da orada bir yerde olduğunu bilmekliğin huzru kafidir bize.

Niyazi Mısriden meşhur bir beyitle nihayet bulurken kelamlarım sürç-ü lisan ettiysek affola diyoruz cümle yarenlere...

Derman arardım derdime

Derdim bana derman imiş

Bürhan sorardım aslıma

Asl'ım bana bürhan imiş.

Huzur, dem'i yakalamak ve hamd.

 

Merhabalar mesneviden bir şerhle yorgunlaşan halimin durum tercümesine bir serencam sunacağım. Rikkat,dikkat ve huzurla okuyup -kendime başta olmak üzere- hazmederek uygulayabilmek temennisiyle.

[ Her biri niyet edip tekbir alarak huzur ve huşuyla namaz kılmaktaydı.Bu sırada müezzin içeriye girdi.Hintlilerin birisinin ağzından bilaihtiyar bir söz çıktı; Müezzin,ezanı okudun mu,yoksa vakit var mı ?

Diğer Hintli ,namaz içinde olduğu halde " Sus yahu,konuştun,namazın bozuldu ."dedi.3.Hintli ikincisine dedi ki :"Onu ne kınıyorsun baba,kendi derdine bak ,kendini kına!" 4."Hamdolsun ben ,üçünüz gibi kuyuya düşmedim" dedi Hulasa dördünün de namazı bozuldu.

Alemin ayıbını söyleyen daha fazla yol kaybeder.Ne mutlu o kişiye ki kendi ayıbını görür.Kim birisinin ayıbını görürse o alınır ,o ayıbı kendisinde bulur.

Çünkü insanın yarısı ayıptandır,yarısı gayıptan! Madem ki başında onlarca yara var ,merhemini başına vurmalısın.Yarayı ayıplamak,ona merhem koymaktır.Sınık bir hale düştü mü " Bir kavmin azizi zelil oldu mu acıyın ona " hadisine mazhar olur.Sende o ayıp yoksa da yine emin olma .Olabilir ki o ayıbı sende yaparsın,günün birinde o ayıp senden de zuhur edebilir. ] 1

Şimdilerde üzerime gelen insanlara sessizce sesleniyorum en yüksek perdeden dualarımla kim,neyi ,ne kadar ve hangi netlikte bilebiliyor da biz hüküm vermeye kalkıyoruz birbirimize.

İnsan züpte-i kainattır içinde kainat gizlidir ve insan kendini bildiği ölçüde Rabbini anlamaya namzettir.Toplumsal,hukuksal ve dünyaya dair hangi alanda olursa olsun kendini bilme ediminin yükselişi sosyal bir farkındalık oluşturduğu ölçüde toplumsal barış huzur ve terakkiye de vesile olacaktır.

Demek ki iş önce kendinle ilgilenebilmekte kendi hatalarından ders alarak inkişafa geçebilmekte ve seni bu yoldan çevirmeye gayret eden diğer herşeyden yüz çevirebilmektedir. Tasavvufta malayani olarak tabir edilen, sevilenden başka herşey anlamına gelen tabir boşuna kullanılmamıştır.

Amaca ulaştırmayan, hedefine yaklaşmana vesile olmayan her bir şeyden yön çevirmedikçe ,kemalat nihayetine yaklaşamıyormuş İnsan.Madem ki insan ayıptandır o ayıbı en az işlediği ve ayıbını en çok anladığı oranda daha bir kamil insan olacaktır. İnsan lafzının nisyan kelimesinden de gelmiş olacağını hatırıma getiriyor ve ekliyorum iş tertemiz kalmakta değil düştüğünü anladığın anda yeniden toparlanmaktadır.Allah kulunun dertliyken yalvaran hüzünlü halini sever demiş büyüklerimiz.Onu hatırlatan dert nimettir bilene...

Allahım gönüllerimizi senin muhabbetinden başkasıyla bezeme,öyle bir anlayış nasip et ki dikenlerle gelene gülümset bizleri. Sen Kudret sahibi olansın,Duamı kabul olunan duaların arasına ilhak eyle...

Ve hayatın hangi anında ne ile karşılaşacağını bilmemeyi yaşamın sırları arasında halk eden her halinde şükredene nimeti ile mazhar eden Rahmana hamdolsun...

Yollar koyuluyor araya mesafe sevdanın sigortasıdır/ Perdelenen her sır aslında İnsanın içindekinin yansımasıdır.

Selam dua ve muhabbetlerimle...

Oryantalist bakışın uzağından doğunun gizemi

 

Doğu kendinde , kelime anlamıyla bile samimiyetin ifadesini barındıran medeniyetler yumağı.

Batıyı anladıkça batının fevkinde baktıkça doğuya yönelenleri anlıyorum şimdilerde aradıkları ütopyaları bulmalarına şaşıran heyecanları tadıyorum keyiflice.

Öncelikle doğu medeniyetleri nerelerdedir hangi alanlarda etkileycidir insanı içini alıp götüren özellikler neden doğu'ya atfedilir ki nedir onu önemli kılan gibi soruların cevabına kısmi cevaplarım yazımın da konusudur.

Bugün medeniyet denilince bakışımızı ilk yönelttiğimiz toplumların aslında özlerini ve onları tüm dünya milletlerinin öncüsü olarak görülmesinin nedenleri aslında derledikleri birikimden gelmektedir.Bu birikimdir ki yaşam kalitesini arttırmak ve hayatı daha yaşanır yer haline getirme çabalarının sonuçlarını erken aldırmış,beklediğinden daha kısa bir sürede inkişaf ettirmiştir Batı uygarlığını.

Günümüzde her ne kadar doğu batı kuzey güney gibi yönlü ifadelerin önemsizliğinden dem vurulsa da tüm hakim felsefi akımların ve ideolojik yapılanmaların temelinde hala Dünya'ya hakim kılınacak medeniyeti oluşturma ve bunun her bakımdan diğer milletlerden üstün olmakla başarılıanacağına dair inançla ivme kazanılmakta ve ilerleyişe devam edilmektedir.

Kısaca bahsedersek Yahudilerin arz-ı mevdud hayalleri,Yunanlıların antikiteye duyulan özlem ve gururla savundukları megalo ideaları,Avrupa uygarlıklarının dünyanın başını çektikleri zamanları özleyişleri,Çin medeniyetinin dünyanın en köklüsü olduklarını ve bunu ekonomik anlamda yansıtarak ifade ettikleri ,Amerika'nın yeni dünya düzeni felsesi, İngilizlerin kraliyetlerinden gelen asalet sanrısıyla soyluluk temayülleri, ve uzak kıta ülkelerinin keşfedilmemişlik ve sadelikte buldukları kibar gururları son olarak da Cumhuriyet öncesi dönemin alternatif anadolu fikirleri olan turancılık,Cihan hakimiyeti mefkuresi,Arapların ve İslam dünyasının Ümmetçilik fikri Rusya'nın sıcak denizlere inme politikaları ve ayrıntıya indiğimizde hemen her millet devlet ve toplumda yer alan hakim olma hakimiyet kurma 20_303dara5endişe ve düşüncesi değilmidir kültürel platformlarda sesin en yükseğini ve anlamlısını çıkarma ve duyurma isteği.

Hak ile batılın zulmet ve nurun daima yanyana ilerlediğini bildiğimden olsa gerek kainattaki her oluşumun dengeye olan katkısını düşünüyorum bu günlerde. Aslında kötü gibi görünen büyük çapta ,insanlık ekseninde yer alan gelişmelerin üzücü ve hazin tarafları olduğu kadar olayların gidiş yönünü sezme ve uluslararası siyasi arena da cereyan eden akımların ve diyalogların seyri insanı ümitlendirmiyor değil.

Netice olarak Doğu medeniyetinden vazgeçilerek varılan hiçbir sonucun ilelebet payidar kalacağını ummadığımı aslında doğulu olan ama batılılaştırılmaya çalışılan bir medeniyetin ürünü olarak hala belirtebiliyor olmaktan gururlu ve umutluyum.

Neden bu kadar umutlu ve olumluculuk oynadığıma gelince

Ex oriente lux (Işık Doğudan Gelir)/Cemil Meriç isimli kitabın derin etkilerini yadsımayamayacağım hatta belirtebilirim ki medeniyetin doğudan aktarılmış olması batıya bana bir gerçeği daha hatırlatıyor.

"Her şey aslına döner…" [Beydeba(Kelile ve Dimne)]

Var olan herşey aslına rücü eder yani ilim nereden kaynaklanmışsa oraya dönecektir ve çıktığı menbaı şenlendirecektir.

Doğu doğu medeniyet demişken hemen bir ayrımı yapabilmeyi de faydalı ve elzem grüyorum ki oryantalizmin doğu anlayışı ortadoğu ve hazar denizi civarıdır.

Oysa ki Doğu Doğu Türkistan,Çin,Moğolistan Uzakdoğu Asya ve hazar Denizi doğusunda kalan her yerin bütün iklimlerin toplamıdır.

Gözden kaçırılan minik bir ayrıntı ya da hiçe sayılan insan toplulukları yarın söz söyleme kudretini içinde en derin gereklilik ve haklarla hissedecek toplulukların başında neden bulunmasın ki ?

Mistik ve sırlarla dolu doğu dünyasının inkişafını sabırla hasretle ve umutla bekliyorum ve bu inkişafda yer alacağımı düşünmek dahi iştiyakimi ateşliyor.

Doğu medeniyeti hakikatine inananlara ve özle ilgilenenlere selamlarımla.

                                 fethiparisa aka hakan

Hikayelerden umutlarım...

 

[Ülkelerden birinde , kurda kuşa hükmeden bir padişah varmış.Günlerden bir gün padişahın  bir oğlu olmuş.Padişah oğlunu o kadar çok severmiş o kadar çok severmiş ki emrindeki bilginlere:

-Oğlum için öyle iyi bir şey bulun ki o hiçbir zaman mutsuz olmasın !!!

Bilginlerde uğraşmışlar ,didinmişler,sonunda sihirli bir düğme icat etmişler.

Padişaha gidip:

Sevgili padişahımız ,oğlunuz veliaht prensin göbeğine bu düğmeyi yerleştireceğiz.Prensimizin canı ne zaman sıkılırsa ,kendini ne zaman mutsuz hissederse düğmeyi saat yönünde biraz çevirsin zaman hemen ötelenecek,prensimiz hiçbir zaman mutsuz olmayacaktır.

Padişah alınan neticeden memnun kalmış Tüm bilginleri altınlar,cariyeler ile ödüllendirmiş.

Sevgili oğlu prens ,ne zaman canı sıkılsa,ne zaman kendini mutsuz hissetse,göbeğindeki düğmeyi saat yönünde çevirmiş ve mutsuzluk nedir bilmeksizin ömrünü sürdürüp gitmiş.

Günlerden bir gün padişah,halkına seslenirken arada bir yanındaki ak saçlı  ak sakallı bir dede ile konusuşuyormuş.Çevresindekiler pek merak etmişler bu itibarlı yaşlı adamı.Sormuşlar soruşturmuşlar kim bu adam diye.

Bir bilen çıkmış ve demiş ki:

" Bu yaşlı adam,her canı skıklınca zamanı öteleyen prensimizdir" ]

Velhasılı kelam güçlüklerimizin hayatımızın iyi ve önemli bir parçası olduğunu anlamak bakış açımıza olan etkisinden dolayı çok önemli ve güçlü bir başlangıçtır.

Her güçlük hayatın farklı alanındaki öğretmenlerimiz gibi imiş aslında.

Sonuç çıkarmayı bilmiyorsak zorlukların bilge bir öğretmen gibi olduğunu da muhtemelen kaçıracağız.Bu genelde olayların içinde kalıpta resmin bütününü görememekle anlık durumlar ve anlık sonuçlara odaklanmalarla ilgili bir tutum .

Halbuki olgunluk ve akl-ı selim ile  başımıza gelen yeni durum olumsuz bile olsa ilerideki genel olumlu durumlara yol açabilme ihtimalini düşünebilirsek daha iyi ve olumlu neticelere ulaşmak hem elimizde olacak hemde pozitif düşünmenin moral etkisiyle daha başarılı kalabileceğiz En azından musibet anında metanetle hayata tutunabiliyor olacağız.

Sonuç çıkarmayı bilmiyorsak eğer her gün dayak yediğimiz, ama hiçbirşey öğrenemediğimiz öğretmenimize benzemez mi zorluklar ?..

İşin kötü tarafı ; bir süre sonra derse de girmek istemeyebiliriz  ,yani hayatı sevmemeye başlarız.

İşin esasında ve şimdilik kendi açımdan yaşadığımzı her güçlük ibzi hayatın içine kalbine doğru bir adım daha yaklaştırır.

Frank Herbert'in deyişiyle noktalayalım : "Çoçuğunuzu çok korursanız herhangi bir yazıyı gerçekleştirmeye yetecek kadar güçlenemez"

İçimizdeki çocukları serbest bırakıp hayattan daha fazlasını hak ederek istemeye ve gönlümüzün kanatlarını salıvermeye doğru...

Hayran olunası şeylerin bilgisi 1

Sanki yıllardır uzaktaymışımda kendime yeni gelmiş gibiyim.Solmuş insanların yüzünde gülümseme beklemeyi dahi çok görüyorum herkese...

Neden sonra o herkesten farklı sandığım yanıma tutunuyorum ve bir dostunsorusunda cevaplar veriyorum kendime ;

Bende hayranlık uyandıran şeylerin bilgisi nedir , ne değildir ?

Düşündüm benim de okuyanım olur hevesiyle bu bir mim dalgası olsun istedim sevmesemde mim denen olayı !

1-Sonsuzluk

Sonsuzluk kavramının ismi bile hayran olmaya kafi çağrışımları barındırıyor bünyesinde.Hele bir de sonsuzluğa uzanmanın zorluğu ve ulaşılmazlığı işin içine girince ve insan ruhunu arındırmadan başarılamayacak kavramlar olduğunu öğrenince daha bir cezbediyor bünyeyi!

Fazla kelama ne hacet sonsuzluk en derin muamma ve ona muttali olanlara ne ala !

 

2-Anlaşılması güç olan her şey (Kötü bir genelleme olsa da )

Zor olan güzeldir tezinden hareketle alınan mesafenin son merhalesinden seslenişimdir bu hayranlık duyulası dahi güç meseleye .

Kolay olanın göz önünde olması ve vakti zamanında söylediğim Titanic olmaktansa denizin dibindeki inci olmaklığı sevme tercihim bu maddeyi hayranlık duyduklarım lisetesinde ön sıralara yükseltiyor.

Anlaşılması güç olanın tercihimden esas kastım ise edebi eser ya da entelektüel bakış açısına haiz tüm durumların bu nevden sayılması ve kabul görmesidir.

index copyDDiğer hayranlık duyduğum meseleye geçmeden bir şerhi zaruret sayıyor ve ekliyorum

"kim ilgilenecek senin hayranlıklarınla" diyen soruların cevaplarını ;

Yaratıcı dahi kendi özünün çokluğundan taşıp yarattıklarının kendini tanımasını dilemişse ve üstüne bir de kendisini anlamayı çalışmayı eklemişse

Benim aciz ve fakr sahibi gönlüm anlaşılmak istemiş ve tutunamayan olarak sürdürdüğü mücadelesine yaren beklemiş çok mudur okuyucu ?

 

Ve şimdilik son hayranlığım (devamı gelecek, gelmeli...)

 

3-Pek çok kimse de hayranlık uyandırdığını düşünmediğim küçük şeyler !

Somutlaştırmadan izahatın yersizliğinden mütevellit anlatıyorum.

Geçtiğimiz günlerde yeni tanıştım diyebileceğim bir arkadaşımla gündelik ve sıradanlığın zehrinden kurtulma çabası içinde kendimizi çektiğimiz izbede karşılaştığım, fiziken  minicik ama kocaman ,sıradan ama bana göre nev-i şahsına münhasır bir taş parçasının getirileri .

Diğer tüm özel sipariş taşların arasında griden maviye kırmızıdan bordoya sonra da turuncuya çalan renklerini sunuverdi elime alır almaz bana...

Nedense hemen kendim geldim aklıma.Hiç bembeyaz olamayışım ve ne siyah ne de beyaz kalamayışıma hayıflandım ve keyiflendim.

 

Farklılığımın farkındalığına bir minicik taş idi sebep ve o an hayatın cilvesiydi  bu sebep.

Hep söylemeye çabaladığım gibi aradayım aranın en arasında sıkışıp duran .Ne büsbütün şarktanım diyebilen ne de garptan sayılan.

Tutunamıyorum hala ve mutluyum yalnızca , anlaşılıyorum bazen de nasılsa...

Şimdi değilse belki bir gün mutlaka !

 

Sevgilerimle Fethiparisa aka Hakan

Kendimce karınca kararınca...: Naif bir haykırış benimkisi

Kendimce karınca kararınca...: Naif bir haykırış benimkisi

Naif bir haykırış benimkisi

Yıllardır aradığım soruların cevabını artık bulabileceğime inandığım dönemlerdeyim.

Yanıtlardan çok soruların önemli olduğuna inanmışlığım hayatın her alanında 2 den fazla göze sahip olmamı bahşettiğinden midir ? her bakanın fevkinde bir bakış açısı yakaladığımı sanıyor ve kendimi kendim değerlendirmekten geri durmuyordum yıllardır.

Ne zaman ki inandım;içimde bir yerlerde birden fazla varlığın varlığına o zaman inandım hayatın anlamını sorgulamanın manasına.

Zaman geçtikçe eşyanın gözümde küçülmesine seviniyor ve hayata tutunmak için kalp denilen latifenin temel ihtiyacını gidermek istiyordum ki biz buna sevmek diyoruz.

Sevme zanlarımdan çok yorgun düşmüştüm oysa ki ancak asla yılmamış,yalpalamış,düşmüş amma kırılmamıştım .

Ta ki yüreğini gözlerinde büyütüp çağlatan sevgiliyle karşılaşana dek.

O vardı artık ve ben çıkmalıydım aradan diye biliyordum sevmek işini ki böyle öğrenmiştim Fuzuliden. Maddenin ön plana atıldığı metanın farklı isim ve lahzalarda herşey diye anlatıldığı iklimlere inat doğunun manevi büyüsüydü içimde kıpırdanıp duran.

Ne yazık çok geç anladım "Sevda"nın parçalayan tarafını ve artık anlamıştım ulaştırmıyorsa bir sevgi "Rahmani"ye mecazinin son bulması kaçınılmazdı.Oysa ben seninle ebediyetin uçsuz bucaksız dehlizlerinde dans eden melekler gibi saf temiz ve anlamlı olmayı dilemiştim.

Dilemenin yetmediğini hakikatin hayalden ayrıldığını anladığımda iş işten geçmiş ve çoktan bitmiştim.

Kimilerine göre "Aşk" şimdi başlıyor olabilecekken artık içimde kıpırdanan perinin gittiğini hissettim,ve o olmadan ben bir hiçtim.

sevgi006ms4123Sakın alınmayasın sevgili senin ne yüzünü eskittim ne de en minik ellerini hapsettim.

Her lahza kar ise yaşamda ve yüreğinin derinliklerinde yol almışsam bir zaman boyunca ruhumda dolaşan senin ismin olduğu içindir amansızca.

"Başarı" beklentinin gerçekleşmesi olarak tanımlandığında anlamlı oluyormuş ya kendi adıma başaramadım.

Ve şimdi son sözlerimi söylüyorum senden yana ;

hala her nasılsa ve her ne olursa karşıma çıkan en güzel şey olarak kalmaya devam edecek ve senden habersiz içimde yeşereceksin.

Anlıyorum Mecnun çölde dolanırken hayalindeki leylayı arıyordu ve biliyorum onun adı sevdaydı.

En güzel sevdama kusursuz ve tertemiz manalarla...

Kurşun Kalem*

Çocuk, büyükbabasinin mektup yazisini izliyordu.
Birden sordu :
"Bizim basimizdan geçen bir olayi mi yaziyorsun ?
Benimle ilgili bir hikâye olma ihtimali var mi ? "
Büyükbaba yazmayi kesti, gülümsedi ve torununa söyle dedi:

"Dogru, senin hakkinda yaziyorum. Ama kullandigim kursun kalem yazdigim
kelimelerden çok daha önemli. Umarim büyüdügünde bu kalemi sen de seversin."
Çocuk kaleme merakla bakti ama özel bir sey göremedi.
"Iyi ama bu kalem benim hayatimda gördügüm diger kalemlerden hiç farkli degil ki ! "
"Bu tamamen nesnelere nasil baktiginla ilgili. Bu kalemin bes önemli
özelligi var ve sen de bu özellikleri kendinde benimseyebilirsen hep
dünyayla barisik bir insan olursun."
053
"Birinci özellik: Harika seyler yapabilirsin ama attigin adimlari yönlendiren bir el oldugunu asla unutma. Bizim için bu el Tanri'dir ve her zaman kendi kudretiyle bizi o yönlendirir."
"Ikinci özellik: Zaman zaman her ne yaziyorsam durmam ve kalemimin ucunu açmam gerekir. Bu kaleme biraz aci çektirse de sonuçta daha sivri olmasini saglar. Bu yüzden bazi acilara gögüs germeyi ögrenmelisin, bu acilar seni daha iyi bir insan yapar."
"Üçüncü özellik: Kursun kalem, yanlis bir sey yazdiginda bunu bir silgiyle
silmene her zaman olanak tanir. Yaptigimiz bir seyi sonradan düzeltmenin
kötü bir sey olmadigini anlamalisin, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya
yarayan en önemli seylerden biridir."
"Dördüncü özellik: Kursun kalemin en önemli kismi, kalemin yapildigi ahsabin ya da disariya yansiyan sekli degil, içerisinde yer alan kursunudur. O yüzden her zaman kendi içine bakmali, en çok onu korumalisin."
"Besinci ve son özelligi ise her zaman bir iz birakmasidir. Ayni sekilde
sen de hayatta yaptigin her seyin bir iz birakacagini bilmeli ve her
hareketinin farkinda olmalisin."

İz bırakanlardan olabilmek ve bıraktığımız izlerin etkilerini duyumsamak ümidiyle

İyi pazarlar...

 

*Alıntıdır

Sevgi mi bilgi mi ?

Merhabalar

Bir alıntılamayla kanıt göstererek " sevgi mi bilgi mi ? " sorusuna cevap arama sürecinde tamamen subjektif ve olgusallıktan uzak, öznel yargıların nesnel yargılardan beslenerek ancak her durumda ille de kişisel sayılabilecek, hayatın ayırdına varmamıza neden olacağını umduğum bir paylaşım dileğiyle...

Hiçbir şey bilmeyen hiçbir şeyi sevmez.Hiçbir şey yapamıyan,hiçbir şey anlamaz.Hiçbirşey anlamıyan değersizdir.Oysa anlayan kişi aynı zamanda sever, farkına varır,görür...

"Bir şeyin aslında ,ne kadar bilgi varsa daha fazla sevgi vardır...Tüm yemişlerin böğürtlenlerle aynı zamanda olgunlaştığını düşleyen kişi üzümlere ilişkin bir şey bilmiyor demektir." 1

Lise yıllarındaki felsefe bilgilerimden hatırımda kalan önemli bir önerme de Gorgias'ın ; "Hiçbir şey yoktur olsaydı da bilemezdik.Bilseydik de başkalarına aktaramazdık." sözüdür.Hiççilik(nihilizmin) akımının fikir babası sayılabilecek bir ismin böylesine temelden tutarsız bir önermesi daha o yıllarda garibime gitmişti.Bu akımdan dem vuran öğretmenimden söz alıp Necip Fazıl üstadın müthiş dizeleriyle-Alemin küfre göre hembaşı hem sonu hiç .İki hiç arasında varlık olur mu hiç?-ne de güzel temelden yanlışladığımı düşünmüştüm hiççi filozofumuzu.

Oysa şimdilerde bu kadar kolay değildir bir bilgiye karşı çıkmak. Nedenleriyle ve sonuclarıyla mantığıyla ve ispatıyla modern bilim dedikleri her ne ise onun tüm olanaklarını kullanarak da her koldan ve her cihetten topyekün, bilgiyi bilgiyle karşılama ve karşıt ya da uygun görülmeyen düşünce her ne ise onun yol ve yordamıyla mukabele etmek gerekmektedir düşüncesindeyim.

Elbetteki eskiyi kötüleyip yeniyi revaçta bulmakla ilintilendirmiyorum ifadelerimi.Ancak takdir etmek gerekir ki eskiden "BİR" olan İlim insanlar tarafından çoğaltılmıştır.Demem o ki Yunus' un

"İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir.

Sen kendin bilmez isen

Bu nice okumaktır "

727519235_2fa0f77bc7_o

deyişiyle özet olarak ifade edilen kendini bilmenin; ilim yolunda varılacak son merhale olduğunun ifade edilişi ve hikmetli anlatımı kendini hakiki anlamda tanıyıp, kendinde evreni ve yaradılış gayesini anlama  çabasının kilit noktası olduğunu anlamamdır.

Sevgi mi? Bilgi mi ? konusuna dönecek olursak özünde bilgi olmayan her sevginin geçici ve sevginin ağızlarda dolanan hali olduğunu izahe lüzüm olmadığını düşünerek,paracelsus'un önermesini önemsiyorum.

Bilmek tanımanın başlangıcı ya da bir nesne ya da varlık hakkında tutum oluşturmanın, değer verme ya da sevmenin ön koşuludur.

Ön koşulsuz duygulanmalar mecazi, anlık ve güdük kalacağından hareketle mecazi aşktan ilahi aşka yöneldiğini düşünen ya da söylemlerinde benzer ifade de bulunan kimsede de kendini bilme hasletinin aranması en elzem şarttır diye düşünmekteyim.

İlk görüşte aşk ya da sevgi taraftarları ya da çok şey bilmenin hoş karşılanmadığı zamanlarda olduğumuza hükmedenler sevginin yüzeysel derinliğiyle yetinmenin bilgisiz hazları içinde olduklarını ancak sevgilerini sınama imkanı bulduklarında acı sonuçlarla karşılaşarak tecrübe edeceklerdir.Tam tersine söylemediğim gibi de oluyor denebilmesine rağmen genellemeler içine sığmayacak olsa da sevgi için bilgi şarttır fakat salt bilgi sevgisiz dahi anlamlıdır.Nihayetinde sevgi üretmeyen bilginin ise doğruluğundan şüphe duymayı görev bilmekteyim.

Tüm bunlara rağmen "kendimizi ve arkadaşımızı tanıma isteği,delfi tapınağındaki yazıtta da dile getirilmiştir: {Kendini bil} . Tüm insanlığı bilmek onun içindeki sırrı öğrenmek olduğuna göre,bu istek düşünceyle kazanılan bilgiyle ,sıradan bilgiyle,doyurulamaz.Kendimize ilişkin bin kat daha fazla bilgimiz de olsa, işin sonuna varamayız.Tıpkı yoldaşımızın bizim için bir bilmece ıkarak kalması gibi,kendi kendimiz içinde bir bilmece olarak kalırız:gerçek bilgiye ulaşmanın tek yolu yine sevme edimidir.Bu edim sözleri de düşünceyide aşar."2

Bir insanı nesnel olarak tanımanın ardından ancak onu değişmeyen özüyle ve sevgi adımıyla kavrayabiliriz.

İnsanlar arasındaki ilişikilerde modern psikolojinin temel öğelerinden  olan bu düşüncelerin yaygınlığı insanları öğrenmeye karşı sevketmektedir lakin psikolojik bilgi , sevgiye doğru bir adım olacağı yerde sevgi ediminden kazanılan bir bilgi olup çıkmaktadır.

Özetleyecek olursak ne salt bilgi ne de salt sevgi ilişkilerde ya da yaşamımızda varlığımızın temel gayesi olarak neyi görürsek görelim onu açıklamaya yetmeyecektir.

Kaldı ki bu kadar kolay tercih yapılabilecek olsa idi yaşam denilen sınavın çeldirici soruları neler olacaktı ki ?

Tüm okuyanlara seslenişim: en büyük sınavımızda istediğimiz sorudan başlayarak başarılı olabilmek dileğiyle.

İsteyen sevgiyle, isteyen bilgiyle...

1-Paracelsus

2-Sevme sanatı,Erich Fromm-Say yayınları (The Art of Loving)

                                                   Fethiparisa aka hakan

Favorilerine Ekleyenler


Hakkında Yapılan Yorumlar

İlgili Diğer Bloglar:

  1. Altuğ KOÇ – altugkoc.com
  2. Farmakolojik Deli
  3. Abraxas
  4. Berat Çarşı
  5. TUTSAK

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,
Kategori başlığı Kişisel olarak kaydedilmiştir.
Yazıyı Email Gönder Yazıyı Email Gönder

5 Yorum Yapılmış »

fethiparisa tebrikler çok güzel bir blog olmuş eline sağlık. çok güzel şiirler var içlerinde.

Tek kelime tek hece
“AŞK” tır senin en büyük ve tek tanımın …
demiş şair.. olay budur işte….

çok renkli ve güzel bir blog ellerin dert görmesin…

Nisan 25th, 2008 | 23:29

fethiparisa tebrikler çok güzel bir blog olmuş eline sağlık. çok güzel şiirler var içlerinde.

Tek kelime tek hece
“AŞK” tır senin en büyük ve tek tanımın …
demiş şair.. olay budur işte….

çok renkli ve güzel bir blog ellerin dert görmesin

Nisan 25th, 2008 | 23:29

teşekkürler

Ağustos 12th, 2008 | 20:29

Thanks:teşekkürler

Ekim 16th, 2008 | 02:00
elfida....:

ey özlemini duydugum…özlüyorum senii…

Şubat 12th, 2009 | 08:19
Bu Blog Hakkında Yorum Yaz

Yorum