« Aslının Günlüğü
Masallar Diyarı — Sesli Çocuk Masalları »


Fıkra Sevenlere

Gönderen: Editorya Tarihi: Ara 30, 2007
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars6 Stars7 Stars8 Stars9 Stars10 Stars (339 Değerlendirme, Ortalaması: 10 üzerinden 4.95 )

Verilen Yıldızların Toplamı: 1679.
Oy kullanan ziyaretci sayısı: 339
Beğenilme Oranı % 49.53
SİZ HENÜZ OY VERMEDİNİZ !...
Loading ... Loading ...

fikrasevenlere-blogspot-com.jpgahmetde tarafından sahiplenilmiştir.
Açıklama : Fıkralar yaşamın tuzu, biberi..Canı sıkılan arkadaşları beklerim..
Rss : fikrasevenlere.blogspot.com…
Kategori : Eğlence
Etiketler : eğlence fıkra Fıkrasevenlere mizah karikatür

-
Fıkra Sevenlere , çok iyi seçilmiş fıkralar, komik hikaye ve karikatürleri paylaşıldığı, güzel hazırlanmış bir blog. Biraz hoş vakit geçirip gülümsemek isteyen arkadaşalara tavsiye ederim. ahmetde ‘ye paylaşımları için teşekkür eder, yeni yılda mutluluklar dileriz.


F?kra Sevenlere
Fıkra Sevenlere..
Fıkralar yaşamın tuzu, biberi..Canı sıkılan arkadaşlarımı sayfama bekliyorum..

İrade!!

T
emel ile Dursun gece yarısı yolda yürüyorlarmış. Ne var bunda yürüsünler diyebilirsiniz.

Ama bu Temel çırılçıplak, Dursun ise donlu.
Bir eliyle önünü diğeriyle de arkasını kapatmaya çalışan Temel, Dursun'a dönmüş:
— Ula Tursun!! Pen senun neyini seviyom piliy misun?
Dursun:
— Neyimu daa?
Temel:
— İradenü uşağum, iradenü! Kumarda nerde turacağinu pileysun

Kuşku!!

Ç

ok eski kutsal bir inanca göre; Havva anamız, Âdem babamızın bir kaburga kemiğinden yaratılmıştır.
Dünyada Âdem babamızla, Havva anamızdan başka kimseciklerin olmadığı bu zamanların bir akşamıdır. Çok gergin olduğu her halinden belli Havva anamız, söylenmeye başlar:
— Bu akşam çok geç geldin, söyle bakalım kiminle beraberdin?
Âdem babamız:
— Deli misin sen be kadın!! Kimle beraber olabilirim ki! Sen ve benden başka kimse var mı bu dünyada?
Ancak Havva anamızı yatıştırmaya, rahatlamaya yetmemiş olacak ki bu sözler, gece olup, Âdem babamız derin uykusuna dalınca, ayaklarının ucuna basa basa yanına gelmiş ve parmaklarıyla kaburga kemiklerini başlamış saymaya, hem de birkaç kez.
                                                           Çetin ALTAN'dan..

Çeyrek...

Y
aşlı adam köşe başındaki eczaneye girer ve eczacıya:
— Evladım, Bana şuradan Viagra versene!

— Hay hay!! Vereyim beyamca! Ne kadar istiyorsun?
— Birkaç tane ver işte. Ama benim gücüm yetmez, şunları dört parçaya bölüp de ver.
Eczacı itiraz etti:
— Ama amcacığım, o zaman işe yaramaz ki. Hele de bu yaşta...
Yaşlı adam:
— Evladım, seksen yaşına geldim. Derdim seks meks değil, ayakkabımın üstüne işetmeyecek kadar kaldırsın yeter...

İçi çere mi?

B

eşiktaş'ta çok sıkışan, hızla Beşiktaş camisinin tuvaletine giren, büyük bir rahatlama ile dışarıya çıkınca 1 ytl tuvalet ücreti yerine 2 ytl veren müşterisine, görevli oturduğu yerinden kafasını uzatan Temel:
—İçi çere mi yaptun?
Yaver..
Temel, içecek makinelerinin birinin karşısına geçmiş, para atar bir içecek alır, arkasından bir tane daha para atar ve içeceği alır... arkasından bir tane daha… derken yanındaki, olanları izlemekte olan adam dayanamaz:
— Afedersiniz ama siz ne yapıyorsunuz?
Kafasını dahi kaldırmayan Temel hemen karşılık verir:
— Karışma uşağım, hiç bozma... şansum yaver cideyur!!

Yarış:

Temel, 120 turluk otomobil pist yarışına girmiş ve 75 kez durmuş... Skorboard’da:
Dördü lastik değiştirmek, üçü yakıt almak, 68 kez de yolu sormak için

Boksör

Bir gün Temel Mike Tayson ile ünvan maçına çıkar.Daha ilk yumrukta Temel nakavt olunca. Hakem bir, iki, üç dört.. sayarken, menejeri Temel'in kulağına;
— Sakın dokuzdan önce kalkma...
Temel hafiften gözlerini aralayarak menajerine;
— Saat kaç?

Kari..

Temel için kız istemeye giderler. Temel'in babası kızı istedikten sonra kızın babası sorar:
—Oglunizun cigarasu, ickisu, kumari var midur?
Temel'in babası kafasını sallamış:
— Hepsi var, hepsi var, bir tek kari eksuk da!!..

Dara...

Ç
ok alımlı bir sarışın kucağındaki bebekle eczaneye girer:

— Bebeği tartmak istiyorum, deyince eczacı:
— Efendim bebek tartımız bozuk. Onun için anneler bebeklerini kucaklarına alıp büyük tartısına çıkıyorlar. Sonra ben bebeği kucağıma alıp anneyi bir daha tartıyorum. Aradaki farktan da bebeğin ağırlığını buluyoruz…
Canı bir hayli sıkılan kadın:
— Hay aksi şeytan! deyip, kapıya doğru yönelir. Olanlara bir anlam veremeyen eczacı merak eder:
— Ne oldu hanfendi?
Sarışın:
— Ben bu bebeğin annesi değilim ki, teyzesiyim. Bunca yolu boşuna yürümüşüz demek ki!! Gidip bebeğin annesini getireyim bari!!

Adlandırma!

Y

avru tavşan, yuvasından ilk kez çıkar ve çevreyi tanımak için ormanda dolaşmaya başlar. Karşılaştığı ilk hayvana kendini tanıtır:
— Merhaba kardeş!!  Ben tavşan, sen kimsin?
Karşısındaki hayvan:
— Bende katır.
Tavşanın kafası karışır:
— Nasıl yani?
Katır:
— Benim annem at, babam da eşek. Onlar birlikte olmuşlar sonra da ben doğmuşum.
Şaşıran Tavşan yolunu sürdürür. Karşılaştığı başka bir hayvana da:
— Merhaba kardeş!  Ben tavşan, sen kimsin?
Hayvan:

— Ben mi? Ben kurtköpeği.
Tavşan yine şaşırır:
— Nasıl yani?
Kurtköpeği:

— Benim annem köpek, babamda kurt onlar birlikte olmuşlar sonra da ben doğmuşum.
Hepten şaşkına dönen tavşan yolunu sürdürürken, karşılaştığı başka bir hayvana

kendini tanıtınca. Hayvan:

— Ben mi? Ben Devekuşu.

Bir an iyice afallayan Tavşan sonra gülüp geçer. Biraz daha yol aldıktan sonra; kulağına konan hayvana:
— Ben tavşan!!  Sen de kimsin?
Hayvan:
— Ben atsineğiyim!!
İyice dellenen tavşan:
— Hadi lan oradan!

Öğrenilmiş Çaresizlik..

A
slan, Kurt ve Tilki acıkınca ava çıkarlar. Bir geyik, bir keçi, bir tavşan avlayıp dönerler.

Mağarada toplanınca Aslan, Kurt’a döner;
— Hadi paylaştır şunları da yiyelim!
Kurt eğilerek:
— Emredersiniz haşmetmahap.. Siz geyiği buyurun. Ben keçiyle yetineyim.Tilki de tavşanı yesin.
Aslan gürler:
— Tam duyamadım! Hele yakına gel de bir daha söyle bakıyım!!
Kurt kulağına yaklaşınca da kafasını kaptığı gibi hapır şupur yer; kemiklerini de
oracığa bırakır. Sonra da; olayı dehşet içinde izleyen Tilki’ye döner:
— Şimdi sen pay et!
Titreyen Tilki:
— Devletlûm. Bence geyiği kahvaltıda yiyin; keçiyi öğleyin... Tavşanı de akşam alırsınız.
Bu paylaşımı çok beğenen Aslan:
— Aferinnn! Sen nerden öğrendin böyle adil paylaştırmayı?
Boynu eğik tilki zoraki mırıldanır:
— Önünüzdeki kafatasından.

Kurt düşii..

D
ini bütün ve bununla her dem övünen Temel, tesettürlü ve güzel bir hanımla evlenir ve aradan iki ay geçtikten sonra içine kurt düşer ve o gece karısına sorar:

— Ula Fadime, benden once birkac sevcilun oldugu dogri midur?
— Tinle ey penum aslan yüreklu uşağum! Evinde sicak eyi yemegin var midur ?
— Evet vardur …….

— Peçu! Temuz ve itülı elpiselerun var mi?
— Evet vardur…..
— Evuun düzçün ve temiz mu?
— Hem de nasuuu!!, çoook memnunum dur daa!
— Ha peçu.!! Gece yatakta penumle sevusmekten memnun misun ?
— Hemide çokkk fadümem!!, Sen ne deyisun, haçen aklımu başimden alaysun...
— Oyleyse soyle pağa uşağum!. Ha punlari nereten ogrentum saniysun!?!

Kapsam!!

A

ğır kalp krizi geçiren Temel, aylarca süren bir dizi önlem ve tedaviyle iyileşir. Taburcu olmadan önce Doktoru Dursun:

— Sonuçlarınız mükemmel!! .15 yaşındaki bir delikanlının kalbi ne kadar güçlü ise sizinki de öyle.. İsterseniz koşup futbol bile oynayabilirsiniz. .

Temel, bu sevinçle evine gider ve Fadime’ye:
— Kariciğum tamamen iyileştum. Bu gece daha evvel hiç yapmadiğimuz şekilde, 'vahşi bir aşk'a ne dersun?
Fadime bir an düşünür, isteksiz isteksiz:
— Bilemeyrum.!?!!  Bole bir aşk kalbinu zorlayapilur Temelum!. Ama doktor bir rapor yazıp imzalarsa pelki olapilur, riske cirmek istemeyrum da!

Temel hemen doktoruna koşar, durumu anlatır.
— Tabii... Tabii. diyen Dr. Dursun, alır antetli kâğıdı başlar yazmaya.

"Bay Temel benim kontrolümdeki hastamdır. Kalbi son derece güçlüdür. Çılgın, ihtiraslı, heyecanlı bir seksi ne zaman isterse yapabilir.. İmza Dr. Dursun.."
Sonra da Temele döner:
— Tamam, oldu işte. Haa!! Uşağum karinizun adı neydi? İstersen bu yazıyı ona hitaben yazayum?

Sevinçten yerinde duramayan Temel:

— Boş verun doktor.. Olayı kişiselleştirup kapsaminu daraltmayalum. İlgilisune deyun yeter..

Kopartan İtiraflar!!

Arzu
Bölük komutanının yanına koşarak gelip, çakı gibi bir selam verdikten sonra heyecanla:

— Beni arzu etmişsiniz komutanım! diyen ve Yüzbaşı’nın:
— Seni ne arzu edecem lan!" kükremesiyle yollara düşen Mehmetçik için kocaman bir alkış lütfen..

Saklamak

İlk genelev deneyiminde heyecandan ne yapacağını şaşırıp, kadına;
— Bakire misiniz? diye soran ben mi, yoksa;
- Evet bakireyim, kendimi sana sakladım, diye yanıt veren hayat kadını mı alkışı hak etti karar veremedim....

Çivi
Fazla kilolarından şikayet edip, akupunktura gitmeye karar veren tombik anneme babamın yorumu:
— Sana bu saatten sonra inşaat çivisi çaksak fayda etmez hanım...
O günden beri küsler, barışmalarını bekliyoruz..


Maydanoz!!
Annem babamın içki içmesine tepki gösterir her zaman. Babam arkadaşlarıyla içerken bir gün arkadaşı:
— Maydanoz al, yenge anlamaz, demiş.
Ve gecenin bir yarısı bizi gülme krizine sokan son. Ayakta zar zor duran bir baba ve elinde bir demet maydanoz...

Tıp
Ağrıyan dizim için devlet hastanesine gidip gelirken, sıraydı, randevuydu, röntgendi, MR'dı, kan tahliliydi koştururken günler geçti ve ben sonuçları doktora gösteremeden dizimin ağrısının geçtiğini fark ettim. Tıp ilerledi dedikleri bu olsa gerek!

Cımbız..
Hayatımda ilk kez, bugün kaşlarımı düzelttirmek için berberime:
— Ali Abi, bu kaşları düzeltebilir misin? dedim.
— Ne demek, bütün ibnelerinkini ben düzeltiyorum zaten, dedi.
Peki ben kaşları düzelttirdim mi? Düzelttirdim. Bahşiş de bıraktım mı? Bıraktım. Bir daha Ali Abi'ye gider miyim? İbnelik değil mi, gitmem artık!


Kılıbık
Babamın karşı komşusu hakkında yorumu:
— Bu adam da çok kılıbık. Ben ne zaman balkonu yıkasam, o da çamaşır asıyor.
Canım babam, eski kazak erkeklerden kim kaldı senden başka!

Yemekteyiz..

Haftanın 5 günü dışarıdan yemek isteyen, geri kalan iki günde de makarna ve tavuk dışında bir şey yapmayı beceremeyen karım, dün akşam Yemekteyiz programına başvuracağını söyledi. Hala gülüyorum..

Google
Bir tanıdığımızın 10 yaşındaki oğlunun Google'da arattığı cümle: "Çıplak kadın resimleri". Çıkan sonuçlar beklentisini karşılamamış, kendisini memnun etmemiş olacak ki azmetmiş, aramaya devam etmiş:
 "Çırılçıplak kadın resimleri!"

Veled!!

P

etrol şeyh’lerinden biri; üniversitede okuması için, oğlunu İzmir'e gönderir. Çocuk ilk devreyi başarıyla bitirdikten sonra notlar düşmeye ve çocuk hafiften serserileşmeye başlar. Zaman geçtikçe memleketten çocuğa gönderilen avuç dolusu paralar da artık yetmemektedir!
Şeyh oğlunu denetlemek için adamlarından birini İzmir'e gönderir. Adam İzmir'e gelince bir de bakar ki! Şeyhin okusun diye gönderdiği oğlu okulu bırakmış, kendini karıya kıza vermiş! Neyse, çocuğu Kordon da bir meyhanede bulunur:
— Ya Seydii!! Bu ne kepazeliktir! Baban seni merak eder! Kalk gidiyoruz Arabistan'a!!Çocuk:
— Ayva Seydi!! Ama önce bir otur da şu manzaraya bir bak..
Şeyhin adamı:
— Bunda ne kötülük olabilir ki, diye düşünür ve masaya oturur. Sandalcılar çaparilerini sallamakta, arkada batan kıpkırmızı güneş, körfezi kırmızının tonlarına boyamaktadır. Manzarayı seyrederken, garsonun getirdiği kavundan bir tane ağza atılır. Ardından peynirin de tadına bakılır. Eh eşek değiler ya, şu aslan sütü denen meretin de bir tadına bakalım derken orada ipler kopar! Şeyhin oğlu ve körfez tarafından ayartılan adam, yorgun ve akşamdan kalma olduğu anlaşılan bir sesle, 15 gün sonra, efendisini arar:

— Ya Seydi! Veled mazbut, velâkin memleket puşt!

Nancy!!

A
damın biri New York'ta bir otele yerleşir. Akşamüzeri otelin barına gider, garson kızların yakalarında yazılı olan adlarına şöyle bir göz attıktan sonra Nancy adlı garsonu çağırır:

— Bu akşam benimle yemek yer misin?
Nancy:
— Bilmem ki… diye kırıtırken, adam:
— Merak etme kızım, çekinecek bir şey yok. Bu İncil’de de yazılı..
Nancy biraz şaşkın bir edayla:
- Peki..
Akşam lokantada buluşup, yerler, içerler. Yemek bitince adam:
— Nancy!! Odama çıkarabilir miyiz?
Bu davet karşısında Nancy:
— Hayır, gelemem beyefendi, olmaz! diye yanıt verince, adam:
— Merak etme Nancy, çekinecek bir şey yok. Bu İncil’de de yazılı..
Nancy yine şaşkın şaşkın:
— Peki…
Adamın odasına çıkarlar, bir kaç kadeh içip biraz müzik dinlerler. Sonra adam Nancy’e sevişmek istediğini belirtir. Nancy:
— Hayır, katiyen olmaz! diye, itirazını sürdürünce adam:
— Merak etme kızım, çekinecek bir şey yok. Bu İncil’de de yazılı..
Nancy:
— Hani? İncil’in neresinde yazılı? Göster bakalım o zaman!
Adam başucundaki otelin İncil’ini alır. Nancy'e kapağın arkasını gösterir. Orada bir kalem ile yazılmış şu cümle vardır:
"Bardaki garson kız Nancy, muhteşem sevişiyor!"

Kendine Gelmek..

M
eyhanede yarım şişe rakıyı bitiren adam ayağa kalkmak isteyince burnu üstü yere çakılır. Hemen koşup gelen garsonlar kendini kaldırıp yerine oturturlar.

Adam:
— Daha içmekten kendime gelemedim, Bana bir şişe daha getirin!
O şişe de biter, “artık eve gideyim” der ama yine burnu üstü yere serilir. Hala kendime gelemedim deyip bir şişe daha ister. Bunu da içtikten sonra tekrar eve yürümek ister, ayaklarında hal kalmadığını anlayınca da:
— O zaman ben de eve sürünerek giderim..
Ertesi sabah uyandığında hanımı kendine ters ters bakar:
— Dün akşam yine körkütüktün galiba?
— Nerden çıkarıyorsun bunu sen, yau?
— Tekerlekli sandalyeni yine meyhane de unutmuşsun da…!

Sıvacı...

S
ıvacı, gerekli onarımı yapmak için verilen adrese yani yaşlı bir kadıncağızın dairesine gelir. Kapıyı çalar. İçerden kısıkça bir ses:

— Kim o?
— Sıvacı..
— Kim o?
— Söyledim ya, sıvacı.
Kısık ses yineler:
— Kim o?
Sıvacı sertçe bağırır:
— Sıvacı!!!.
Yarım saati geçer, “Kim o?” sorusu ve sıvacının sürekli " Sıvacı" diye bağırıp durması.
Ve sonunda sıvacı, tık nefes olur; yorgunluktan bayılarak yığılır yere. O sırada yaşlıca bir kadıncağız ağır ağır çıkar merdivenleri. Kendi dairesinin önüne gelince de; yerde, nerdeyse cansız yatan sıvacıyı öyle görüp, bağırır:
— Bu da kim böyle?
İçerden papağanın sesi duyulur:
— Sıvacı.

Beklenti...

3
dişi kedi damda buluşmuşlar. Bir tanesi:

— Yakında, basık burunlu İran tipi yavrularım olacak.
2’nci kedi:
— Benim de, dik kulaklı Siyam tipi yavrularım...
3’üncü kedi ise, karnını yalamayı sürdürerek:
—Ben, yavrularımın nasıl olacağını bilemiyorum; o sırada başım, bir çöp tenekesinin içine eğilmişti.
2010 yılının neler doğuracağını merak edenler var. Yeni yıl da, diyebilir şöyle:

— O sırada başım 2009 yılının içine eğilmişti, neler doğuracağımı ben de bilemiyorum.
                  Çetin ALTAN'dan..

Başlık b.k!!

D
ört arkadaş aynı araçla yolculuk ederken trafik kazasında ölür.
Azrail:
—Türk cehennemine mi? Yoksa Avrupa cehennemine mi gitmek istersiniz?

Şaşıran dört kafadardan biri:
—Fark nedir?
Azrail:
— Avrupa cehenneminde her gün bir kepçe, Türk cehenneminde her gün bir kova bok yersiniz!!
Üç tanesi:
— Biz Türk doğduk, Türk ölürüz!
Bir tanesi ise uyanıktır, Avrupa cehennemini seçer.. Aradan epey zaman geçer. Avrupa cehennemindeki adam artık kepçe kepçe yemekten bıkmıştır, arkadaşlarının durumunu merak eder, hallerini görmek için ziyaretlerine gider. Oysa onlar halay çekerek, sen şakrak gülerek karşılarlar onu. Dayanamaz sorar:
— Ben bir kepçesini hazmedemezken siz her gün bir kova bok yiyip nasıl bu kadar neşeli olursunuz?
— Oğlum, oğlum! Burası Türk cehennemi, bir gün bok olur kova olmaz, bir gün kova olur bok olmaz, bir gün görevli işe gelmez, gelen her boka karışır, anlayacağın 3 aydır bir bok yediğimiz yok!..

Elinden gelen...

G

azeteci, küçük bir arsa boşluğunun kıyısında oturan, elindeki mandalinayı yerken çekirdeklerini de arada sırada etrafına tüküren, kasketli sakallı bir gence rastlar.
Kasketli sakallı gencin, yanına yaklaşarak:
— Keyifler yerinde mi? Yaşamından hoşnut musun?
Kasketli sakallı genç:
— Eh!! Elimden geleni yapmaya çalışıyorum işte!!.
Sonra bir çekirdek daha tükürüp sürdürür:
— Görüyorsun!! Mandalina ağaçları yetiştirmek için ekimle uğraşıyorum.
                                                                        
                            Çetin ALTAN'dan

Nafaka!!

B
ir boşanma davasında, çaçaron kadın, duruşma açılır açılmaz avukatı göstererek, hâkime sorar:

— Bu avukat benden ne istiyor?
— Kocanızın avukatı o hanım, tabiî ki boşanmanızı istiyor!

— İyi ama biz dün gece beraberdik, çok da mutluyduk!
Hâkim mahkeme salonunda bulunan kocayı yanına çağırır:
— Boşanmak için mahkemeye başvurdunuz ve tanık dinlettiniz. Şimdi davanızdan vaz mı geçiyorsunuz?!
— Hâkim bey, ben davamdan vazgeçmiyorum ki!
— Dün geceyi karı koca birlikte geçirdiniz mi?
— Evet!
Hâkim içinden lahavle çeker:
— Neden?!!
— Hâkim Bey, nafakayı niye veriyorum o halde!
                                             Fadıl Altop - İstanbul Barosu Yayınları

Horoz!! :)))

R
ahip özenle bakımını yaptığı, büyüttüğü tavuklarını kilise bahçesindeki kümesine kapatır. Lakin üzerine titrediği, horozu tavukların arasında göremez, ortada yoktur.

Ayinden sonra aklına horoz gelir, cemaatine sorar:
—Kimin horozu var?
Bütün erkekler ayağa kalkınca, sorunun yanlış anlaşıldığını anlar:
—Hayır onu demedim, horozu kim gördü?
Bu kez tüm kadınlar ayağa kalkar...
—Hayır, efendim!! Başkalarının horozunu kim gördü demek istiyorum.
Kadınların yarısı ayağa kalkınca, ortamı iyice karıştırdığını düşünür, düzeltir:
— Allah, Allaaah! Benim horozumu kim gördü yahu?
Bütün rahibeler ayağa kalkar...

Meslek...

K

adın; işadamı kocasının, ülkedeki ekonomik krizin nabzını yoklamak amaçlı gezisini fırsat bilir ve eski manitalarından birini yatağına alır.. Olacak ya!! Koca, beklenen süreden önce iş gezisi bittiği için soluğu evde almıştır. Öyle ki, kadın arkadaşını anca sokabilir yatak odasındaki gardıroba. Kendi de hemen, darmadağınık olan yatağın içine uzanır. Kocası yatak odasına girdiğinde:
- Ah canım! Sakın yakma lambayı!! Başım öyle çok ağrıyor ki, başımı yorganın altına soktum; tahammülüm yok ışığa da, aydınlığa da...
Koca:
- Ah!! Ah canımın içi!! Şimdi geçiririm ben senin baş ağrını. Demesiyle karanlıkta soyunur, dökünür. Tam yatağa girerken, gardıroptakini evden nasıl çıkaracağını düşünen kadın, başlar sızlanmaya:

- Ah başım... Çatlıyor başım... Yok, hayır, dayanamayacağım; korkunç ağrıyor başım. Kocacığım ne olur, hiç değilse, açık bir eczaneden aspirin alır mısın?
Karanlıkta soyunup dökünmüş koca;
- Gayet tabii karıcığım, gayet tabii…
Elektriği yakmadan karanlıkta el yordamıyla giyinen koca apartmandan dışarı çıkar, karşıdaki tanıdık eczanenin nöbetçi olduğunu görünce de çok sevinir. Hemen koşar eczaneye:
- Aspirin istiyorum,
Eczacı:
- Tamam, bir dakika..
Eczacı, raftaki aspirini almaya uzanırken birden geri döner ve adama:
- Ne oldu size böyle? Üstünüzdeki itfaiyeci üniforması da ne? Yoksa mesleğini mi değiştirdin?                                         Çetin ALTAN'dan..

Pot!! Pot!

G
af yapmayı yada pot kırmayı, fındık kırmaya tercih edenler)

Tiyatro sanatçısı bir arkadaşım anlatmıştı:
— 1970''li yıllar. Bir arkadaşımla sinemaya gitmek üzere sözleştik.Geciktim, filmin başlamasına saniyeler kala girdim içeri ve ortalarda bir yerde oturan arkadaşımı bulup soluna oturdum. Bir ara arkadaşın sağ tarafında oturan biraz tuhaf görünümlü biri dikkatimi çekti ve:
“— Oturacak başka yer bulamadın mı yaa? Kim o yanındaki karı kılıklı herif?
— Kız kardeşim! O da gelmek istedi de!”.. Gel de orada otur artık. Ne mi yaptım? Hemen bir bahane bulup kaçtım tabii!!
*************
Bazıları, pot kırar ama kırdığının farkında da olmaz.
Yurtdışındaki okuyucularımızdan Abidin Acar hoş bir anısını şöyle anlatmıştı:
- Almanya''dan tatil için Türkiye''ye gelmiştik. Köye amcamlara uğradık. Amcamın eşi neredeyse bir sepet "yeşillik" koydu önümüze; tere roka.. köydeki kırlardan yenmek için toplanan çeşitli otlar falan işte.. Biz de, hanım, çoluk çocuk Almanya’da pek bulamadığımız bu "yeşillikleri" tuz serpip serpip götürüyoruz. Bizim kendimize çektiğimiz bu ziyafetten hoşnut kalan yengem sofrayı toplarken bize bir övgü göndermeyi de ihmal etmedi tabii:
— Dün ineklerin önüne koydum yememişlerdi. Maşallah siz iyi yediniz!
*********************
Bazısı sırf ilgili görünmek için üzerine üstüne vazifeymiş gibi konuşmayı sever.

Bir tanıdıktan:

Parasızlık nedeniyle nişanlılığı bayağı uzun sürmüş, bu durumdan da çok mahcubiyet duyan arkadaşın, müstakbel kayınpederiyle dükkânda otururken epeydir görmediği bir arkadaşı dükkâna girer. Daha tanıştırmaya fırsat bırakmadan damdan düşer gibi sorar:

— Düğün ne oldu Mustafa? Sen hâlâ evlenmedin mi?
— Hayır kısmetse…
— Bırak palavrayı. Sen galiba o kızı ekip, başkasıyla evleneceksin. Yaşıtların 3-5 çocuk babası oldu lan.
— İlhami!! Saçmalama ulan!!
— Oğlum, sen nişanlanalı 2 seneye yaklaştı. Hangi aile bu kadar nişanlılığa izin verir? Senin kız tarafı da biraz keriz galiba.
— Kes İlhami!! Kess! Tanıştırayım kayınpederim.
— Şey öyle mi, heh he şey, yani Mustafa''yı çok severim takılırım böyle heh he. Nasılsınız amca? Ben İlhami. Sizin ismi âliniz?
****************************
Evlenme demişken bir de boşanma potu anlatalım:
Bir arkadaş eşinden yeni ayrılmış. Çocukları için son derece zor olan bu dönemi, bir baba olarak, onların psikolojilerini nasıl sağlam tutarım diye çırpınıp dururken, epeydir görmediği bir arkadaşı telefonla arar ve ziyaret etmek istediğini söyler, O da kıramaz “gel” der. Elinde film CD''leri ile gelen arkadaşı, daha gelir gelmez ''çok şahane bir film'' diyerek VCD''ye bir film koyar. Film tam da boşanmaya karar veren bir Amerikan ailesinin dramını anlatmaktadır. Filmdeki çocuklar sürekli ağlamakta, babalarına:
— Sen melek annemizi hep üzdün. Sen mutluluğumuzun katilisin!! türünden laflar.. Bir şey dese vatandaş bozulacak çocukların yanında ''Biz boşandık'' konusuna da girmek istemiyor. Bir ara lavaboya gidince, çocukları öteki odaya alır ve ''Siz burada biraz oyun oynayın, belki biz biraz özel konuşuruz'' der. Bizimki lavabodan gelir gelmez ilk lafı ne olsa iyi:
— Hey çocuklar nerdesiniz, yoksa filmi beğenmediniz mi? Gelin gelin!! Asıl bundan sonrası çok heyecanlı!!!
*************************
Bazen de iltifat etmeye çalışırken pot kırarız.
Bir gün çok yaşlı sandığım birine:
— Maşallah hiç yaşınızı göstermiyorsunuz. İnanın sizi gören ancak 50–55, deyip sonra da sormuştum:
— Sahi yaşınız kaç? Verdiği cevap sanki cevap değil, bir kazan kaynar suydu:
— 42 yaşındayım!
****************************

En kötü potlardan biri de bir toplulukta engelli bazı insanların bulunduğunu bilmeden saçma-sapan konuşmaktır.
Düşünün ki; bir bayram gezmesine gittiniz, kalabalığın içinde bir ayağı olmayan bir özürlümüz de var, ama siz bilmiyorsunuz ve başlıyorsunuz anlatmaya:
— Bizim şirkette çalışan biri var. Topal Sabri? Geçen gün; bu, tutmuş topallığına bakmadan top oynamaya? Birden herkes koro halinde size doğru kaş göz oynatmaya başlıyor, ama ne çare? Şimdi yer yarılsa da yerin dibine girseniz daha mı iyi!!*****************************
Spordan sorumlu bir bakanımızın engelliler arası spor karşılaştırmasının açış konuşmasında, sporun önemini anlatmak adına söylediği şu sözler de pot tarihimize geçmeyi başarmıştır:
—Sevgili kardeşlerim!! Spooor önemlidir!! Ne demişleeeer!! Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunuuuur!!!

************************

Pot her zaman lafla olmaz bazen de hareketlerle olur.
Yetimler yurdunda düzenlenen moral gecesinde bir türkücümüzün hepsi de yetim olan çocuklara söylediği şu türküye ne buyurulur:
Anan öle Cemil / Baban öle Cemil / Yetim galasan Cemil / Benim olasan Cemil?Türkücümüz oynak türküyle kendinden geçip çocuklara "Tempo"diye bağırırken zavallı çocukları sadece önlerine baktırması...
**********************
Temel'siz pot olur mu?
Temel yolda rastladığı arkadaşına hal hatır sorduktan sonra:
— Yencem nasildur? Demiş, demesine ama aklına hemen arkadaşının karısını 6 ay önce kaybettiği gelmiş ve kırdığı potu düzeltmeye çalışmış:
— Yani uşağum… Hâçan aynu mezarda mı yatayiii?
                                                                                      M.Emin KAZCI

Okuman yazman

S

üleyman Nazif, dili çok keskin yazarlardandır, yazarlığı dışında yöneticilik, valilik de yaptığı halde asıl şöhreti nüktelerinin acılığındadır.
Köprüden geçerken, önünü bir adam keser, avuç açar, sadaka ister.. Süleyman Nazif bunun üzerine sorar:

— Okuyup yazman var mı?
— Yok beyim!
Üstat, adamı iteler:
— Git işine be adam, hem okuyup yazman yok, hemde dileniyorsun!                        
                                                         Hasan Pulur



Bugün Git!!

Berduşun biri, tanımadığı bir evin kapısını çalar. Evin hanımı kapıyı açınca da:
— Sayın bayan! 5 gündür hiç bir şey yemedim. Hiç değilse evde kalmış yemek artıklarından bir şeycikler verin bana.
Evin hanımı:
— Dünden kalma çorbayı içer misin?
Berduş:
— Elbette.. elbet de!!..
— Öyleyse yarın gel...
                                                      Çetin Altan

Ediiii...

T
emelin karısı Fadime grip olur. Teşhis domuz gribi!.. Uzun uğraşlardan sonra zor da olsa iyileşir ..

İdris çarşıda görüp sorar temel'e:
— Nasildur yence?

Temel yorgun, bitkin ve bezgin bir halde:
— Giripi geçtu geçmesuna da domizliği devam edii!!!.

İneruk...

T
emel'le Dursun, İstanbul'da minibüste birlikte giderken şoför arada
bir arkasına dönüp "Levent", "Fatih", "Eyüp" diye sesleniyormuş... Olanları pür dikkat izleyen ve artık sıkılan Dursun, Temel’e dönmüş;
— Ula Temel, ne zaman ineceuk?

Temel de;

- Patlama uşağum!! Sabirli ol, ismimuz okunsun ineruk!

La Fontaine

B
ir ağustos böceği doğmadan önce toprağın altındaki bir larvada ortalama olarak 12 yıl bekler. Evet, tam 12 yıl. 12 yıllık hapislikten sonra dünyaya gelen garibanın ömrü adında yazılıdır: Ağustos

Yani topu topu bir ay...

Şarkı söyleyen yalnızca erkek ağustos böceğidir.
Çünkü dişi, en güzel şarkıyı söyleyeni kendine eş seçecek ve çiftleşecektir.
Düşünsenize, 12 yıl toprağın altında bekle, dışarı çık.
Ömrün bir ay...
Buldun, buldun...
Bulamadın, bir daha yok.
Siz olsanız çalışır mıydınız?
                                              Sunay AKIN’dan

Favorilerine Ekleyenler


Hakkında Yapılan Yorumlar

İlgili Diğer Bloglar:

  1. KARİKATÜR ve MİZAH
  2. RenkliHela.com
  3. komik portre
  4. Komedi Komik Resimler
  5. Diyomki

Etiketler: , , ,
Kategori başlığı eğlence olarak kaydedilmiştir.
Yazıyı Email Gönder Yazıyı Email Gönder

1 Yorum Var »

Sayfamla ilgili tanıtımlarınız için tekrar teşekkürler.. Sayfam internet üzerinde günübirlik dolaşan fıkraları arşivlemek..Şu ana kadar şeçtiğim fıkralar 520 civarında..Mizahta ülkemizin genel kültürünü koruma gayretini taşıyorum..Umarım katkılarım olur..Dileyen istediği kaynağı alabilir..Selamlar

Ocak 20th, 2008 | 12:28
Bu Blog Hakkında Yorum Yaz

Yorum