Gaziantep Haber
Gönderen: Editorya Tarihi: Ara 14, 2007
sebo027 tarafından sahiplenilmiştir.
Ad : sabahattin
Soyad : yıldırım
Açıklama : Gaziantep’teki tüm gelişmeler, haberler,son dakika olayları,kültür ve sanat etkinlikleri,spor haberleri, sinema rehberi ve aktualite
Rss : feeds.feedburner.com/gazian…
Kategori : Haber
Etiketler : haber gaziantep haber Gaziantepspor son dakika baklava gaziantep kültür ve sanat şehitkamil şahinbey haberler son dakika olayları kültür ve sanat etkinlikleri spor haberleri sinema rehberi ve aktualite
* Yaş: 32
* Cinsiyet: Erkek
* Astroloji İşareti Koç
* Zodyak Yılı: Tavşan
* Endüstri: İş Hizmetleri
* Meslek: serbest
* Yer: Gaziantep : Türkiye
Meraklar
* otomobil
* resim
* teknoloji
* fantastik kurgu
Devamı>
Gaziantep Haber ‘de Son Gönderiler

Gaziantep Haber
Tüm gelişmeler,Güncel haberler,Son dakika olayları, Kültür ve sanat etkinlikleri, Spor haberleri, Sinema rehberi ve aktualite, Güncel Magazin haberleri,İlginç Haberler,Sağlık,Yaşam, Teknoloji
Aslında Silinmiyorlar..
Bilgisayarlardan, cep telefonlarından, PDA’lerden ve diğer benzeri dijital depolama alanı kullanan cihazlardan silindiği sanılan bilgiler, bilinenin aksine hemen silinmiyor ve duruma göre yıllarca kalabiliyor, istenilen zaman yeniden elde edilebiliyor.
Dijital depolama alanlarına yüklenen her bir bilgi için bilgisayar bir adres ya da veri yolu yaratıyor. Böylece ornek.doc ya da ornek.jpg gibi herhangi bir dosyayı açmak isteyen kullanıcının komutunu alan bilgisayar, söz konusu adres yolunu kullanarak ilgili dosyayı ekrana getiriyor. Bilgisayar, dosya "Geri Dönüşüm Kutusu/Çöp"e atıldıktan sonra bile adres bilgisini saklarken, kutu boşaltıldığında bu adres bilgisini kaybediyor, ancak dosya dijital depolama alanında kalmaya devam ediyor.
Örneğin, 10 MB depolama alanı olan ve 9 MB’ı (Yüzde 90’ı) resim, video gibi yazılımlar gibi çeşitli bilgilerle dolu olan bir harddisk’ten 1 MB büyüklüğündeki bilgi silinerek "Çöpe" gönderildiğinde tekrar yerine koymak mümkün. Ancak çöp kutusu boşaltıldığında bilgisayar adres yolunu kendi hafızasından siliyor ve o dosyalar görünmez oluyor. Bu durumda bilgisayarda adreslenebilir ya da adreslenemez 2 MB’lik bir alan kalıyor. Kullanıcı bilgisayarına 2 MB’lık bilgi yüklemez ya da silmezse, silindiği sanılan ve görünmez olan söz konusu 1 MB’lık bilgi daha sonra özel adresleme yazılımları sayesinde recover (yeniden adresleme/geri kazanma) edilebiliyor.
Teknolojinin hızla gelişmesine paralel olarak dijital depolama alanlarının da büyüklüğü hızla artıyor. Günümüzde bir çok bilgisayar en az 200 GB (200.000 MB) ve üzeri kapasiteli harddiskler yüklü olarak satılıyor. Ancak normal bir kullanıcı, oyun, yazılım ve film gibi materyallerle bu kapasitenin ortalama yüzde 50’sini değerlendirebiliyor. Bu bilgisayara tek bir A4 büyüklüğünde ve ortalama 25 KB’lik Microsoft "Word" ya da OpenOffice "Writer" sayfasından ya da 100 KB’lık resimlerden binlerce kaydedilebildiği düşünülürse, bunlardan bir bölümü silinse bile, dijital depolama alanına çok yer kaplayan başka yazılımlar yüklenmezse silindiği sanılan bilgiler uzun aylar, hatta yıllar boyunca bilgisayarda kalabiliyor.
-ASKERİ BİLGİLER MP3’DE-
Yeni Zelanda’lı Chris Ogle isimli gencin yaşadığı olay, bilgi güvenliğinin önemine güzel örneklerden birini teşkil ediyor. Ogle, ABD’nin Oklahoma eyaletinden 9 dolara satın aldığı ikinci el MP3 çalıcıyı bilgisayarına taktığı ve recover ettiği zaman, Amerikan ordusunun Irak ve Afganistan’da görevli birliklerinde yer alan personele ait isim listeleri, görev özetleri, sosyal güvenlik ve cep telefonları gibi bilgilere ulaştı.
Afganistan’da, Kabil dışındaki Bagram askeri hava üssünden çalınan bir bilgisayardaki bilgilerde de yine silinmiş ama kaybolmamış stratejik dokümanlar elde edilmişti. Benzer olayların yaşanmaması için Amerikan Savunma Bakanlığı, bilgisayarlarda USB kullanımını yasakladı.
ABD başkan adayı John McCain’in kampanyası sırasında kullanılan ve sonrasında 20 dolara satılan bir cep telefonunda da kampanyaya bağış yapanların bilgileri, cep telefonları, adresleri, elektronik posta bilgileri ve resimleri bulunmuştu.
Cep telefonlarına takılan harici hafıza kartları da telefon çalındığı zaman, resim, video gibi kişiye özel bilgilerin bir anda üçüncü kişilerin kontrolüne geçmesine neden olabiliyor. Bilgi güvenliği uzmanları, kullanıcılardan cep telefonlarını iyi korumalarını ve tamire verecekleri zaman harici hafıza kartlarını mutlaka çıkarmalarını öneriyor.
Denize düşürülmüş, kırılmış ya da yanmış ama tamamen yok olmamış harddisklerden dahi bilgi yeniden elde edilebiliyor.
-TAMAMEN SİLMEK MÜMKÜN-
Ancak bazı yazılım şirketleri, yeniden kazanımı engellemeye yönelik yazılımlarıyla bilgilerin "gerçekten" silinmesini de sağlayabiliyor. Söz konusu yazılımlar, adres yolu silinmiş ancak harddisk’in görülmeyen bölümünde bekleyen dosyaları buluyor ve aynı ofislerde kullanılan kağıt öğütme makineleri gibi parçalara ayrıyor. Dosyalar yeniden birleştirilemez, dolayısıyla recover edilemez hale getiriliyor.
milliyet
Bilgisayarınızın İzlenmesine İzin Vermeyin...
Tüm İnternet Evleri (TİEV) Başkanı Yusuf Andiç, iş yerindeki bilgisayarın açık bırakıldığı birkaç dakika içinde bilgilerin çalınabileceğini, MSN’deki görüşmelerin kişiden habersiz bir şekilde takip edilebileceğini söyledi.
Yusuf Andiç, yaptığı açıklamada, bilgisayarların artık günlük yaşamın bir parçası olduğunu, ancak önlem alınmaması halinde bilgisayarlar üzerinden gerçekleştirilen bilişim suçlarının kişileri her açıdan mağdur edebildiğini ifade etti.
Günümüzde artık bilişim suçları kapsamında kişilerin internet hesaplarının boşaltılması, MSN şifrelerinin kırılması ve MSN’de kayıtlı kişilerin dolandırılması ya da kişisel bilgilerinin kullanılarak suç işlenmesi gibi olaylara sıkça rastlandığını ifade eden Andiç, şöyle konuştu:
"İş yerinizdeki bilgisayarı açık bıraktığınız birkaç dakika içinde bilgileriniz çalınabilir, MSN’deki görüşmeleriniz haberiniz olmadan takip edilebilir. MSN ve maillerle kişilere ulaşan çeşitli korsan programları bunu günümüzde mümkün hale getirdi.
Bu yolla en çok internet bankacılığı hesabına girilerek hesaptaki paranın havale yoluyla başka hesaplara aktarılarak çalınması söz konusu oluyor. Başka bir yöntem ise hırsızların daha önce çaldıkları kredi kartı bilgileri ile alışveriş yapması. İnternet kafe kullanıcılarını bekleyen tehlike çok daha farklı. Çünkü bilgisayar korsanları bu suçları işlerken özellikle internet kafeleri kullanıyor."
-İNTERNET KAFELERDEKİ TEHLİKE-
Andiç, bilgisayar korsanlarının internet kafede müşterilerin kullandığı bilgisayarlara önceden kendi programlarını yükleyerek müşterilerin yaptıkları tüm işlemleri kayıt altına alabildiğini dile getirdi.
Müşterinin bilgisayar başından kalktıktan sonra korsanların normal müşteri gibi bilgisayarın başına oturarak çaldığı bilgileri kaydettiğini bildiren Andiç, şunları anlattı:
"İşletmeler ’keylogger’ diye tabir ettiğimiz bu tür programların bilgisayarlara yüklenmemesi için güvenlik yazılımları kullanmalılar. Bu tür yazılımların yanı sıra müşterilerin kullandığı bilgisayarlarda işleri bittikten sonra bilgisayarın kapandığından mutlaka emin olunmalı.
Bu tür hırsızlıkların önüne geçmek için hem işletmeci hem kullanıcı bilinçli olmalı. İnsanlar sadece internet kafede değil iş yerinde de art niyetli kişilerin bilgisayarına yükledikleri bilgi çalan programlar nedeniyle mağdur olabilir. Bu tür programcıkların en çok yayıldığı ortam MSN ve elektronik postalardır. Bu konuda mağdur olmamak için mutlaka bilgisayara ’spyware, virüs ve malware’ gibi virüs programları yüklenmeli ve bunlar düzenli olarak güncellemeli."
Andiç, internet kafelerde yaşanacak olumsuzlukların önüne geçmek için işletmecilerin mutlaka "firewall" programları kullanması ve bilgisayarlarını sıfırlamalarını sağlayan güvenlik önlemleri alarak müşterinin kullanımının ardından bilgisayarları sıfırlaması gerektiğini kaydetti.
Yaşanabilir 361 Gezegen Varmış ? ?
Astrofizik uzmanı Duncan Forgan'ın geliştirdiği bilgisayar programı Samanyolu Galaksisi'nde verileri bir araya getirerek Dünya gibi yaşam imkânı olan binlerce gezegen olabileceği sonucuna vardı.
Her ne kadar "teorik" olup "pratik"te pek de mümkün görünmesede bu sonuç insanoğlunun uzayda yaşam arayışlarını körükleyecek gibi görünüyor.
Samanyolu Galaksisi'nde bilinen 330 gezegen bulunuyor. Bu gezegenlerin sıcaklık, su ve mineral zenginliği gibi değişkenler ekseninde incelenmesi sonucunda ortaya üç senaryo atıldı.
İlk senaryo hayatın başlamasına tam olarak imkan vermese de evrim ortamının oluşabileceği 31 bin 152 gezegenin olabileceği sonucuna ulaştı.
İkinci senaryo ise göktaşlarının çarptıkları gezegenlerde yaşam ortamı oluşturabilme ihtimali üzerine oturtuldu. Bu şekilde de 6 bin 812 gezegende yaşam oluşabileceği varsayıldı.
Son senaryoda ise daha kesin şartlarla sorgulama yapıldı. Buna göre hem evrimin hem de yaşamın bir arada oluşabileceği gezegen sayısına ulaşıldı. Bu sayı programa göre 361. Toplam 37 bin 694 gezegen arasında "devede kulak" kalsada daha kesin ölçütlerde yaşanabilir 361 gezegen olabileceği ihtimali umut verici.
Araştırmacılar, tüm bu olumlu sonuçların yanında evrendeki akıllı uzaylı formlarıyla insan ırkının haberleşmesinin en azından 300 ışık yılı sonra gerçekleşebileceği gibi hayal kırıklığı yaratan bir varsayımda da bulundu.
Egzersiz Yaparak Kilo Verebilir misiniz?
Şişmanlık kalp, damar hsatalıkları, şeker hastalığı ve eklemlerde bozulmalar ön planda olmak üzere bir dizi hayatı kötü etkileyen ve yaşam süresini kısaltan sağlık sorununa neden olmaktadır. Önlenmesi ise oldukça güçtür.
Amerikan Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Prof. Dr. Nadire Berker, belirli bir vücut ağırlığı ve yağ birikimi oluştuktan sonra vücutta oluşan değişiklikler nedeniyle kilo vermek imkansız denecek kadar zor olabileceğini ve bu nedenle normal kilosunun üzerinde olduğunu gören her insan kalori alımını kısıtlamalı, beslenmesini düzenlemeli ve hayatına egzersizi katması gerektiğini belirtiyor.
Aşırı ve kötü beslenmeye bağlı olarak kalori alımı artışı vücutta yağ dokusu ve şeker fazlası, hareketsizlik birleştiğinde pankreas açlık halinde daha fazla insülin salgılamaya başlar. Vücuda alınan şekere vücudan verdiği insülin salgısı cevabı hızlanır. Ancak insüline hücrenin duyarlılığı düşer. Bir diğer deyişle biz şeker almaya devam ettikçe vücudumuz da bu şakarin hücrelerimize girebilmesi, vücudumuzun bu şekeri kullanabilmesi için daha fazla insülin salgılamaya başlar. Ancak hücrelerimiz bir süre sonra bu aşırı insülin salgısına cevap vermezler, yani insüline duyarsız hale gelirler, böylelikle şeker hücre içine geçememeye ve kanda yükselmeye başlar. Ayrıca adrenokortikal hormonlar ve büyüme hormonu yapımı azalır, yağların yakılmasından sorumlu olan lipaz denen enzim azalır ve kolesterol üretimi hızlanıarak şişmanlık giderek yerleşir, şeker hastalığı sinsice başlar.
Aşırı kilo nedeniyle hastalık riski arttığı gibi varolan veya yeni gelişen hastalıklar da daha şiddetli geçirilir. Aşırı kilo fiziksel iş yapabilme kapasitesini azaltır. Şişman kişiler eggzersize başlamadan önce kapasitelerini ölçmek için egzersiz testi yapmak gereklidir. Ancak şişmanlarda koroner arter hastalığı yani kalp damarlarında tıkanıklık riski yüksek olduğundan çok dikkatli olunmalı, en ufak bir rahatsızlıkta test sonlandırılmalıdır. Test esnasında tansiyon da aniden yükselebilir.
Egzersiz orta derece şişman insanlarda kilo kaybına yardımcıdır ancak morbid obezitede işe yaramaz. Düzenli egzersizle yağ dokusunda azalma olur. Vücut ağırlığı aynı kalabilir bu da kas dokusu gelişmesine bağlıdır. Düzenli egzersiz göbek ve karın çevresi yağ kaybına yol açar, gövde yağ dağılımını düzeltir. Vücut yağları gövde üst tarafında biriken kişiler egzersizle daha kolay yağ kaybederler. Fizik aktivite ve açlık arası ilişki tam aydınlatılmamıştır. Kalori kısıtlandığında, diyetle vücudun kalori yakma hızı azalmaktadır. Ayrıca vücut diyetteyken egzersizle yaktığı kalori mikatrını da azaltmaktadır. Bu nedenle egzersiz istenildiği ölçüde kalori harcamasına neden olamamaktadır. Yine de düzenli egzersiz ile kişi kilosunu koruyabilir.
Şişmanlarda düzenli egzersiz hücrenin insüline gösterdiği direnci azaltmakta, açlık kan şekerini düşürmekte ve şeker toleransını arttırmaktadır. Bu sayede şeker hastalığı riski azalmakta, şişmanlığın sürmesine yol açan kısır döngü kırılabilmektedir.
Şişmanlık tedavisinde amaç yağ kütlesinin azaltılması, kas kütlesinin korunmasıdır. Hafif ve orta derecede şişman olanlar, vücut yağı üst gövdede toplanmış olanlar, sürekli kilo alıp vermeyenler, fazla kilolarını erişkinken almış olup gerçekten vermek isteyenler kilo kaybedebilirler. Aşırı şişmanların, durmadan kilo alıp verenlerin, çocukluğundan beri şişman olanların kilo verme şansı yoktur.
Diyet yaparken amaçlar yağ alımının ve alınan toplam kalori miktarının azaltılmasıdır. Fiziksel aktivitenin amaçları ise günlük hareket miktarının ve kalp-akciğer kondüsyonunun arttırılmasıdır. Kilo kaybı sağlayan tıbbi müdaheleler arasında açlık diyetleri, mide ameliyatları, mideyi pas geçen barsak bypas ameliyatları, çene telleme, mide içi balonlar, yağların cerrahi yöntemle alınması ve ilaçlar sayılabilir.
Şişmanlarda egzersiz planlarken her zaman egzersiz testi yapmak zorunlu değildir. Testin amacı egzersiz reçetesinin daha detaylı yazılabilmesidir. Kişinin fiziksel kapasitesi anlaşılır ve egzersizin yoğunluğu buna göre belirlenir. Program hazırlanırken eğlenceli, pratik, kişinin hayatına uyumlu bir hareket ve spor dizisi seçilmelidir. Amaç kalori harcatırken vücuda hasar vermemektir. Kalori hem egzersiz sırasında hem de hemen egzersizden sonra erken dinlenme fazında harcanır. Bu nedenle günde bir uzun egzersiz seansı mı yoksa birkaç kez kısa seanslar mı yapılması gerektiği tartışmalıdır. Şişmanlarda vücut ağırlığının eklemler üzerine bindirilmediği sporlar tercih edilmelidir. Yürüyüşler de yapılabilir, günlük yaşam aktiviteleri arttırılır, dirençli çalışmalar ile kaslar güçlendirilir. Her gün veya haftada en az 5 gün çalışılmalıdır. Günde tek sefer 40-60 dakika veya günde 2 kez 20-30 dakika egzersiz yapılmalıdır. Egzersizin şiddeti kişinin maksimum kapasitesinin %50-70’i olacak şekilde ayarlanmalı, daha sonra % 70-85’e çıkılmalıdır. Dirençli kas güçlendirme egzersizleri yerine aerobik egzersizlerle yağ kütlesi daha kolay azalır.
Şişmanlıkta egzersiz programlarının en hassas noktası eklem hasarının önlenmesidir, ayrıca bireyin motivasyonunun yani egzersiz yapma hevesinin korunması da çok önemlidir. Kilo fazlalığı vücudun ısı ayarlama sistemini bozduğundan egzersize başlamadan önce mutlaka gevşeme, ısınma yapılmalı, egzersiz sonunda soğuma yapılmalı ve egzersizin şiddeti yavaş yavaş arttırılmalıdır. Eklemlere yük bindirmeyen veya az yük bindiren sporlar seçilmeli, ısı ayarlamasına dikkat edilmeli, ortam serin, neredeyse soğuk olmalı, bool sıvı alımı sağlanmalı, rahat ve ter atan giysiler giyilmelidir.
Egzersiz olarak kürek, yürüyüş ve bisiklet önerilir. Koroner arter hastalığı riski azalır, kilo azalır, fonksiyonel performans artar. Süre önemlidir, günde en az 60 dakika çalışılmalı ve ideal olarak her gün çalışılmalıdır. Bu progrmada istenilen hedeflere en erken 9-12 ayda ulaşılabilir. Son olarak şişmanlarda başka hastalıkların da olabileceği unutulmamalı, özellikle kalp hastalığı veya hipertansiyon nedeniyle ilaç kullanan hastalarda egzersiz programları mutlaka hekimler tarafından gözden geçirilmelidir.
Soğuğun da Faydaları Var
Kim demiş, soğuk hava her zaman zararlıdır diye... Tıp, soğuk havayı hatta kar ve buzu bile bazı hastalıkların tedavisinde kullanıyor bazen. Formsante dergisi bu hastalıkları derledi
Eklem ağrıları için
“Kriyoterapi” (buz tedavisi) adı verilen bu yöntemle vücuttaki çeşitli romatizma, eklem ağrıları ve şişlikler azaltılabiliyor. Çünkü soğuk, damarları sıkıştırarak her türlü eklem ağrılarını önemli ölçüde yok ediyor. Bu yöntemi kliniklerde yaptıracağınız gibi tekniklerini öğrenerek evinizde de uygulayabilirsiniz. Bunun için ağrıyan bölgeniz üzerine buz torbası koyarak kompres yapabilirsiniz. Soğuk, etkisini 20 dakika içinde gösterecektir. Ancak buzu deriye doğrudan temas ettirmeden bir beze sararak uygulamak daha faydalı.
Hematomları yok ediyor
Soğuk kompres, damarlara doğrudan etki ederek yumuşak dokular arasında kanın toplanmasını yani hematomu azaltarak ödem oluşumunu engelliyor. Bu yöntemden faydalanmak için uzmanın önerdiği bir süre ve sıklıkta ( 48 - 72 saat boyunca, genel-likle 1/2 - 1 saat arayla 8 - 10 dakika kadar) buzlu kompresin o bölge üzerine uygulanması gerek.
Baş ağrısında etkili
Uzmanlar soğuğun baş ağrısını gidermede de etkili olduğunu söylüyor. Bunun için başınızda ağrı olduğunda bir poşete buz doldurun ve ince bir beze sarılı biçimde ağrıyan bölge üzerinde uygulayın. Soğuk, hassas olan sinirleri uyuşturarak ağrıyı azaltacaktır. Diş ağrılarınız olduğunda da yanağınıza koyacağınız buz torbası ağrıyı dindirirecektir.
Buz odalarında metabolizma hızlanıyor
Kuzey bölgelerde - 110 derecede olan soğuk odalar kullanılarak hastalar 1 ya da 2.5 dakika içeride bırakılıyor. Bu yöntem kalp hastalıkları ve soğuk alerjisi olanlar hariç herkese uygulanabiliyor.
Cilt lekelerini gideriyor
Leke üzerine uygulanan basınçlı buz, cilt üzerinde bulunan siğil, doğum ve yanık lekelerini yok edebiliyor. Bu yöntemle özel bir aparatla çok ince buz parçaları yüksek basınçla cildin alt tabakalarına gönderiliyor ve tekrar emiliyor. Böylece cildin o tabakasının kendi kendisine yenilemesi sağlanıyor. Cilt kendi kendini yenilediğinde de lekeler ortadan kalkıyor. Yöntem, güzellik merkezlerinde uygulanıyor.
Saçları canlandırıyor
Dökülen saçlarımızın yeniden çıkmasına yardımcı olabilmek amacıyla başınıza yaklaşık sıfır derecede hazırlanmış buz torbası ya da özel hazırlanmış bir kasket yerleştirebilirsiniz. Uzmanlar, soğuğun da etkisiyle saç derisinde bulunan kan damarlarının büzüldüğünü ve saç köklerinin canlandığını anlatıyor.
Bazı tümörlere karşı
Cerrahi operasyon yardımıyla uygulanan basınçlı buzun; karaciğer, akciğer, prostat, kolon ve böbrek üzerinde yer alan küçük çapta bazı tümörlerin yok edilmesinde önemli ölçüde rol oynadığı söyleniyor.
milliyet
Testosteron Hormonunun Azalması Yaşlılığın Habercisi
Testosteron hormonunun azalması erkeklerde yaşlılığın habercisi...
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Tıp Fakültesi Dekanı ve Üroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Reşit Ersay, testosteron hormonunun azalmasının erkeklerde yaşlılığın habercisi olduğunu bildirdi.
Prof. Dr. Ersay, yaptığı açıklamada, erkeklerde yaşlanmayla birlikte günlük yaşamı olumsuz etkileyebilen bir takım fizyolojik değişiklikler görüldüğünü belirtti.
"Erkeklik hormonu" denilen testosteron hormonu seviyesindeki azalmanın yaşlılığın habercisi olduğuna işaret eden Ersay, bu hormonun azalmasının özellikle 50 yaş üstü erkeklerde öğrenmede yavaşlama, depresyon, sinirlilik, uyku bozuklukları, mevcut kas kitlesinde azalma ve cinsel isteksizlik gibi sıkıntılara neden olabildiğine işaret etti. Ersay, bu şekilde ortaya çıkan sorunların "yaşlanan erkek sorunları" olarak tanımlanabileceğini kaydetti.
Prof. Dr. Ersay, bu sorunların başka nedenleri de olabileceğini, ancak nedenleri araştırılırken, testosteron seviyesinin mutlaka kontrol edilmesin gerektiğini vurguladı.
Bu konuda bir ürologun değerlendirme yapmasının, uygun hormon testleriyle mevcut durumu ortaya koymasının önemli olduğuna işaret eden Ersay, hormon seviyesinde azalma tespit edilmesi halinde, kişilere "testosteron deplasmanı" denilen "eksik hormonu yerine koyma tedavisi"nin önerilebileceğini açıkladı.
Erkeklerde prostatla ilgili yakınmaların, yaşla birlikte arttığını belirten Ersay, prostat büyümesi ya da prostat kanserinin erkeklik hormonuyla yakından ilişkili hastalıklar olduğuna dikkati çekti.
Prof. Dr. Ersay, şöyle konuştu: "Özellikle cinsel fonksiyon bozuklukları ya da istek azalması, insanların yaşam kalitesini etkileyen çok önemli unsurlardır. Bir erkeğin 50 ya da 65 yaşına varması onun yaşam kalitesinden de vazgeçmesi anlamına gelmez."
Ersay, erkeklerin bir kısmının bu sorunu kabul ettiğini ve çözüm için hekime başvurduğunu, bazılarının ise "yaşım ve yaşlanmamın doğası gereğidir" diye düşünüp sorununun giderilmesi için herhangi bir talepte bulunmadığını kaydetti.
Testosteron eksikliğinden kaynaklanan sorunların gelecekte yaşam kalitesini ileri derecede düşüreceğinin bilinmesi gerektiğine işaret eden Ersay, testosteronun, kemik yoğunlunun sağlanması açısından önemli bir hormon olduğunu da söyledi.
Bu hormonun seviyesindeki düşüşle, erkeklerde, menopozdaki kadınların en önemli sorunlarından biri olan kemik erimesi gibi rahatsızlıkların görülebildiğini ifade eden Ersay, "Testosteron seviyesindeki azalmaya bağlı olmak üzere kemik yoğunlukları düşebilir. Hasta farkında olmadan kendiliğinden kemik kırıklarıyla karşılaşabilir" dedi.
Prof. Dr. Ahmet Reşit Ersay, 40-70 yaşları arasındaki erkeklerde, testosteron hormon seviyesindeki düşüş ile ortaya çıkan sorunların görülme oranının gelişmiş ülkelerde yaşayanlara oranla daha yüksek olduğunu tahmin ettiklerini ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:
"Hormon eksikliğiyle ortaya çıkan sıkıntıları ortadan kaldırmak, sorun yaşayan erkeğin yaşam kalitesini yükseltmek mümkündür. Bu cinsel fonksiyon bozukluklarının neredeyse tamamı tedavi edilebilir bozukluklardır. Hepsine göre uygun tedavi yöntemi vardır. Ve biz bunu hastalarımızla ortak belirleriz."
milliyet
Beyni Harekete Geçiren Renkler
Kanadalı bilim adamlarının yaptığı ve sonuçları Science dergisinde yayımlanan araştırma, renklerin, insan zihninde çeşitli duyarlılıkları ve ihtirasları harekete geçirebileceğini, örneğin, gökyüzü ve okyanus rengi mavinin kişiyi yaratıcı, kırmızının ise gayretli olmaya ittiğini gösterdi.
İngiliz Independent gazetesinde yayımlanan araştırma çerçevesinde bir dizi psikolojik test yapılan 600’den fazla kişinin performansları izlendi ve sonuç olarak, kırmızının kişinin dikkatini uyandırdığı, mavinin hayal gücünü harekete geçirdiği ve daha fazla risk alan bir tutuma yönlendirdiği görüldü. Bu çalışma yapılırken denekler, renklerin düşünme biçimleri üzerindeki etkilerinin farkında değildi. Elde edilen bulgular bir okul ya da üniversitenin iç dekorasyonundan, ürün ve hizmetlerin pazarlanmasına kadar herhangi bir amaç için kullanılabilecek.
Araştırmanın yazarı olan, Vancouver’daki British ColumbiaÜniversitesinden Juliet Zhu, modern dünyada kırmızı ve mavinin söz konusu etkisinin, muhtemelen doğuştan gelen değil öğrenilmiş bir tutum olduğunu söyledi.
Araştırma kapsamında denekler 6 farklı psikolojik teste tabii tutuldu. Bunlardan birinde, deneklerden 2 dakika süresince 36 kelimeyi hatırlamaları istendi. Bilgisayar ekranının fonu kırmızı olanların, mavi olanlara oranla daha az hata yaptığı gözlendi. Bir diğer testte de, deneklerden bir tuğla yığınını olabildiğince farklı şekilde kullanmayı düşünmeleri istendi. Burada da mavi rengin, kişileri çok daha yaratıcı düşündürdüğü gözlendi. Bir diğer testte de, rengin, kişinin bir reklam kampanyasına karşı tutumunu ne yönde etkilediği araştırıldı. Arka plandaki kırmızı rengin kişiyi, bir kameranın teknolojik özelliklerinin ayrıntılarına dikkat kesilmesine teşvik ettiği, öte yandan mavi arka planın, kameranın ne için kullanılabileceği yönündeki düşünceleri harekete geçirdiği görüldü
Prezervatif mi? Spiral mi?
Doğum kontrol hapları, spiral, implant veya prezervatif; Size en uygun modern doğum kontrol yöntemlerini, her birinin avantajları ve dezavantajlarını, bu haber ile test ederek öğrenebileceksiniz.
DOĞUM KONTROL BANDI
Doğum kontrol bandı, kadınlık hormonları östrojen ve progesteron içeriyor. Yaklaşık 5 santim genişliğinde olan bant, kalça, kol ve karnın alt bölgesine yapıştırıldıktan sonra her iki hormonun kan dolaşımına karışmasını sağlıyor. Üç haftalık kullanımın ardından yönteme bir hafta ara vermek gerekiyor. Bu bant, yumurtlamayı önlüyor ve rahim ağzı salgısının yapısını değiştirerek spermin rahme ulaşmasını ve rahim iç zarının kalınlaşmasını engelleyerek etki ediyor. Böylece yumurta döllense bile rahim içinde tutunamıyor. Kimler için uygun? Doğum kontrolünü geçici bir süre olarak düşünen, düzenli olarak bir doğum kontrol yöntemini kullanamayan kadınlar için ideal. Kimler için sakıncalı? Doğum kontrol haplarını kullanması sakıncalı olanlara tavsiye edilmiyor. Ayrıca, ciltleri hassas olan kadınlara da, yöntemin alerjik reaksiyon oluşturma ihtimali nedeniyle önerilmiyor.
HORMONLU SPİRAL
Rahim içine yerleştirilen spiral, gövdesinde bulundurduğu bir hazneden her gün az miktarda progesteron hormonu salgılayarak etki ediyor. Hormonlu spiral takıldığı günden itibaren 5 yıl süre ile hamileliğe karşı koruma etkisini devam ettiriyor. Progesteron hormonu içeren spiralin en önemli avantajı ise adet kanamasının miktarını ve bu dönemde gelişen sancıları büyük ölçüde azaltması. Bu etki bazı kadınlarda adet kanamasının spiral kullanıldığı sürece tümüyle kesilmesine kadar gidebiliyor. Bakır içeren spiralin aksine, hormon içeren spiralde genital enfeksiyon oluşma riski de oldukça azalıyor.
Kimler için uygun? Uzun süre korunmak isteyen ve aşırı adet kanamasından şikayet eden kadınlar için oldukça ideal. Hormonlu spiral miyomlardan ötürü adet düzensizlikleri olan kadınlara da tavsiye ediliyor. Kimler için sakıncalı? Progesteron hassasiyeti olanlar için sakıncalı.
KOMBİNE HAPLAR
Doğum kontrol hapları östrojen ve progesteron hormonları içeriyor. Pek çok kadın bu hapların kanser riskini artırdığı endişesini taşıyor. Oysa yapılan araştırmalar; tam aksine doğum kontrol kaplarının rahim zarı ve yumurtalık kanserinin ortaya çıkma riskini azalttığını ortaya koyuyor. Ayrıca meme kanseri riskini değiştirmiyor ve sağlıklı bir kadın kullanıyorsa kalp damar hastalıkları riskini artırmıyor. Bu hapların en korkulan yan etkisi ise kanın pıhtılaşma eğilimini artırmaları nedeniyle damar tıkanıklıklarına zemin hazırlamaları. Ancak bu yan etkiye de günümüzde kullanılan yeni nesil ilaçlar sayesinde artık çok ender rastlanıyor.
Kimler için uygun? Kısa süreli korunma isteyen ve sivilce sorunu olanlar için ideal. Kimler için sakıncalı? Damar tıkanıklığı veya meme kanserine yakalanma riski yüksek olanlar, nedeni henüz belirlenmemiş adet dışı kanamalardan yakınanlar, kronik karaciğer hastaları ve 35 yaşın üzerinde olup sigara kullananlar için sakıncalı.
Markalaşmak mı? Markalaşamamak mı?
Kentimizi bu anlamda ele alacak olur isek, durum pekte göründüğü gibi değil, aksine, marka ve markalaşmayı tam kalbinden vurmaktadır. Burada ‘’Toplum ferdi mi, fert mi toplumu etkiler’’ diye düşünecek olursak, yumurta ile tavuk meselesi gibi konunun içinden çıkmamızda bir hayli güç olacaktır.
İlimizde de hızla genişleyen marka bilinci ve markalaşan şehir olma yolunda başımızı nereye çevirsek, yere tüküren, yürürken yanından geçenin duyabileceği bir ses tonuyla küfürle konuşan, çöp atan, silah sıkan, damdan sarkan, boş yere kornaya basan, yaya ya yol vermeyen, üstgeçit kullanmayan, tebessüm etmeyen, affetmeyen, şükretmeyen bir yığın insan olduğunu söylersem sanırım kimse bu durumu yadırgamaz. Çünkü bir yanımız markalaşırken öte yandan magandalaşmanın önüne geçilemiyor.
İsviçre de yaşayan ve yaz tatiline gelen bir arkadaşımla, şehirlerarası seyahat ederken, o arabayı kullanıyor, bende yanında oturuyordum. Sohbetimiz koyuydu, Türkiye ve Avrupa ana konuydu. O esnada, arkadaşım ani bir reaksiyonla direksiyonu sola çevirdi, çok şükür bir kazaya dahil olmadık. Ancak ne olduğunu anlamak için hemen arkaya baktım ve yerde duran kamyon lastiğini gördüm.
Arkadaşım, derin bir nefes aldıktan sonra, İsviçre de olsa, aracını oracıkta durduracağını ve başka bir kazaya sebebiyet vermemesi için, yerde duran lastiği kaldırması gerektiğini belirtti. Bunu burada neden yapmadığını sorduğumda ise, arkadan hızla gelen araçlara hedef olmak istemediğini söyledi ve ekledi. Avrupa da yaşayan ailelerin çocukları, arabayla Türkiye’ye izine gelirken, yedikleri, içtikleri ne varsa ambalajını gümrükten geçtikten sonra, yani ülkemizde yere atıyorlar. Ayrıca araç kullanan herkes, emniyet kemerini ülkeye giriş yaptığı anda kullanmıyor.
Neden ?
Sayısız bu kadar olumsuz davranışın sebebi ne ?
Hani hep duyarız ya gelişmiş ülkelerde kanunlar katıdır diye, demek ki kanunların da sert ve yumuşak olanları var. :) O halde kendi kanunlarımızı ele alalım. Katı kanunlu gelişmiş ülkelerinkinden pek farklı değil.
Peki, fark ne ? Eğer kanunlar pek farklı değil ise, demek ki; kanunların uygulanışında bir problem var. Büyük ölçekli bir araştırma olmasa da, yapmış olduğum küçük bir gözlem sonunda bu konuya ilişkin birkaç örnek verebilirim.
· Kapalı alanlarda sigara içilmesine ilişkin yasağın tebliğinden sonra, her köşe başında elinde sigarayla bir zabıta memuru görmek mümkün.
· Trafik kurallarını ihlal eden, trafik denetenleri.
· Çöp konteynırını boşaltacakken etrafı kirleten çöpçüler.
· Evinde kedi köpek gibi hayvan besleyenlerin, çevreye bıraktığı görüntü kirliliği, v.s.
Ne yazık ki, kentsel markalaşma adına sanayi altyapısında olduğu kadar, insan faktöründe bu sağlanamamıştır. Kişisel ve toplumsal gelişimin önünü açacak, kurum ve kuruluşların derhal harekete geçip, marka şehir imajına uygun kişilerin var olduğu örnek bir toplum hedefine yönelmeleri gerekir diye düşünüyorum ve hepsini göreve davet ediyorum.
Marka Şehir için gereken, eğitimli, bilinçli, medeni, sezgili ve örnek bireylerin teşkil ettiği örnek bir toplumda markalaşmak umuduyla.
Yazar
Suat ÖZTÜRK
Hatalı yeme şekilleri
Ayaküstü atıştırmak, aceleye getirmek, iki işin arasına sıkıştırmak televizyon seyrederken, telefonda konuşurken, arabada yemek yemek birçoğumuzun sık sık yaptığı hatalı yeme şekilleridir. Bu şekilde yenilen yemek doygunluk hissi vermez ve dolayısıyla gün sonunda daha fazla yemek yenmiş olmasına sebep olur. Aynı şekilde arada sırada mutfağa gidip buzdolabının önünde “bir iki lokma bir şeyler yemek”, tencerenin kapağını açıp “yemeğin tadına bakmak” da toplamda yenilen miktarın farkına varılmamasına, her zamankinden çok daha az yenmiş gibi hissedilmesine yol açar. En doğru yemek yeme şekli sofrada oturarak, küçük lokmalar halinde, yavaş yavaş çiğneyerek, tadına vararak ve yemek yediğini hissederek yemektir.
Kalabalık sofralarda ise yemekle birlikte dostların ve sohbetin tadına varmak ihmal edilmemelidir. Ev ziyaretlerinde hanımların çeşit çeşit pasta börek yapma yarışması varmış gibi efor sarf etmeleri de aslında hem kendilerine hem de misafirlerine karşı yapılmış bir hatadır. Yemeğe başlamadan önce tüm çeşitleri ev sahibine sormak ve hangilerinden ne miktarda yiyeceğinize karar vermek iyi bir yoldur.
Yemekli davet, düğün gibi organizasyonlarda masada mönü bulunması benim çok hoşuma gidiyor. Çünkü ana yemeğe göre başlangıç yemeğinden ne kadar yemeliyim, ekmek yemeye gerek var mı veya sevdiğim bir tatlı varsa ana yemekten vazgeçeyim gibi dengelemeler ertesi sabah tartı üzerinde mutsuz olmamı engelliyor.
Çay davetinden mutsuz dönmeyin
Bence ev davetlerinde çay toplantılarında da böyle bir düzen, hem ev sahibi hem de misafir açısından hoş olur. Böylece misafiriniz de mide hacmini ve kalori hakkını bu şekilde ayarlayabilir ve siz de yersiz ısrar etmek zorunda kalmazsınız.
Çay saatinde bir davete katılacaksanız en güzeli hafif bir öğle yemeği yemek ve akşam yemeğini tamamen kaldırmaktır. Akşam eve gittiğinizde 1 kase yoğurt veya 1 meyve ile 10-15 fındık ile yetinebilirsiniz. Eğer sınırları çok aştığınızı düşünüyorsanız o zaman mutlaka ertesi gün kahvaltıdan önce 45-50 dakika tempolu yürüyün kahvaltı ve öğle yemeğini normal yiyip akşam öğününü hafif geçin. Ertesi sabah kendinizi daha iyi hissedeceksiniz ve tartı size daha dost davranacak, emin olun.
Orucunuzu zeytinle açabilirsiniz
Yapılan araştırmalarda zeytinin önemli bir sağlık kaynağı olduğu artık kesinleşmiş bulunuyor. Zeytinin içinde bulunan omega 6 (linoleik asit) tüm yaş grupları için çok önemli. Sağlık örgütleri kalp damar hastalıklarının olduğu toplumlarda düzenli miktarlarda linoleik asitin diyette olması gerektiğini belirtiyorlar. Zeytinin tek faydası içerdiği linoleik asit değildir. Bu faydaların yanı sıra zeytinyağı da önemli bir besin öğesidir. Çünkü zeytinyağı katı yağların aksine kandaki kolesterol oranını kontrol altında tutar. Zeytinyağı kalp damar hastalığının gelişmesini önleyici özellikleri ile LDL adı verilen kötü kolesterolü düşürürken, HDL adı verilen iyi kolesterolün seviyesini yükseltir. Sahur ve iftar sofralarınızda 4- 5 adet zeytinin 1 tatlı kaşığı yağa eşit olduğunu bilerek tüketmeniz yağ alımınızı ayarlamada yardımcı olacaktır. Ayrıca içindeki tuz da yoğun olduğu için tuzu azaltılmış veya tuzsuz zeytinler tüketmek sahur ve iftardan sonra çok susamanızı engelleyecektir. İçerdiği tuz sebebiyle yüksek tansiyonu olanların tüketim miktarlarına özen göstermesi gerekir.
ÖNERİLER
4- 5 tane zeytin 1 tatlı kaşığı yağa eşittir. Sebze yemeklerinde 1 kg sebze için 2 çorba kaşığı zeytinyağı kullanın.Salatalarınıza koyacağınız yağ miktarını ise 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ile sınırlandırın, salatalarınıza yağ yerine zeytin de ilave edebilirsiniz.
Doğal ve Kalın Kaşlar Artık Moda
Bunun için tavsiyemiz sıraladığımız önerilerimize göz atmanız. Basit çözümlerle ve makyaj hileleriyle istedikleri sonuca ulaşamayanların imdadına ise kalıcı makyaj ve kaş ekme gibi radikal çözümler yetişecek.
Makyaj hileleriyle basit çözümler
Makyaj uzmanları, bu sezon özellikle genç yüzlerin mümkün olduğunca doğal kaşlara sahip olması gerektiği konusunda ısrarcı. Genç kızlara tavsiyeleri, çok küçük ve gerçekten gerekli değişikliklerin dışında kaşlarına dokunmamaları. Peki bu değişikliklerin gerçekten gerekli olup olmadığına nasıl karar vermeli? Makyaj uzmanlarının bunun için bir formülleri var. Elinize bir ayna alın ve bir kaşınıza bakın. Sonra iki çizgi hayal edin; biri burun deliğinizin hemen yanından başlayıp burnunuzun köküne kadar devam etsin. Diğeri de, yine burun deliğinizin hemen yanından başlasın ve gözünüzün dış kenarından yukarı doğru devam etsin. İşte kaşlarınız bu iki çizginin arasında kalmalı. Yani, bu iki çizginin dışında kalan tüyleri, evet izin var, alabilirsiniz. Ancak dikkat, tüyleri mutlaka çıkış yönüne doğru almalı, düzenlerini bozmamalısınız. Geçtiğimiz yıllarda revaçta olan ince kaş modası uğruna kaşlarını tel tel yok edenler şimdi kara kara düşünüyor. Çünkü kaşlar zamanla küsüp, tekrar eskisi kadar gür çıkmayabiliyor.
Kaşlarının fazla ince olduğunu düşünenlerin yapması gereken biraz sabırlı olmak: Yüzlerine uyumlu yeni bir hat belirleyebilir ve bu hat boyunca kaşlarının uzamasını bekleyebilirler. Elbette bu zaman içinde biraz 'görüntü kirliliğine' tahammül etmeleri gerekebilir. Ancak sabretmenin ödülünü en fazla bir, bir buçuk ay içinde alacaklar. Hatta bu yeni hattı belirlerken yüzünüzdeki bazı kusurları da gizleyebilirsiniz. Örneğin alnı dar olanlar kaşlarını alta, yani gözlerine yakın şekilde kalınlaştırabilir. Alnı fazla açık olanlarsa tam aksini yapabilir. Gözlerinin fazla yakın olduğunu düşünenler kaşlarının arasını açarak bu kusurlarını gizlemeye çalışırken, gözlerinin arasının fazla açık olduğunu düşünenler kaşlarını arasını mümkün olduğunca yakın bırakabilir. Kaşlarınızın uzama evresinde en büyük yardımcınız bir kaş kalemi olacak. Kaşlarınızın rengiyle uyumlu, suya dayanıklı bir göz kalemi yeni uzamakta olan kaşlarınızı gizlemek için ideal. Peki, her biri başka bir yöne doğru uzayan tüylerle nasıl baş etmeli? Bu tüyleri düzenli olarak eski bir diş fırçasıyla fırçalamalı ve birazcık saç jölesiyle şekil vermelisiniz.
Doğumu kabullenmek, aslında ölümü kabullenmek manasındadır. Yalan dünyada baki olan nedir ki ? ‘’Her nefis ölümü tadacaktır’’ (Enbiya 35) Bu realiteyle birlikte, kimse ne kendine, nede yakın hissettiği birine böyle bir olasılık akla getirmez.
Derinde bir yerde, içimizden yavaş yavaş eksilir aldığımız nefesin kuvveti. Vakit gelir çatar ummadık bir anda, kimi kazadan, kimi hastalıktan, kimi zamandan, kimi mekandan, fark etmez gerçi, hepsi de veda eder ecel denen sondan, ecel denen başlangıçtan.
Ölümü hatırlamalı insan, uzatırken elini yasağa, unutmamalı göçüp gideceğini, kimseye fayda etmez dile doladığı yalan. Hatırlamalı ölümü, üzerken mazlumu, kalbi açık olmalı, zihnine hile koymamalı insan. Dürüst olmalı, dürüst yaşamalı her can. Uyanmalı dünyadaki uykudan, hem yalandan hemde helal olmayan maldan, silkinip kendine gelmeli gördüğü süslü rüyadan.
Zamanı kollamalı, yaşamı anlamalı, hayatı koklamalı, sevgiyi paylaşmalı, hem anlaşılmalı hemde anlamalı insan. Anlamalı tüm randevularına sırtını dönebilirken, ölümün randevusuna en sadık gerçek olduğunu. Ondan kaçış olmadığını. Yine de kimse istemez ölümü. Ancak fark etmeden birçok istek belirtir, ölümü getiren. Büyümek ister insan, yaşlanmayı düşünmeden. Evlat sahibi olmayı arzu eder, ileride olacak torunlar için. Emeklilik günlerinin hesabını yapar. Hesapsızdır tüm bu hesaplar. Hesap yapacak gün, ömürden kalan ne bir matematik nede bir cetvel vardır, doğrulup hesabın sonunu almaya. Gün gelir vakit sükut, ömür bitiktir.
İşte o zaman anlar insan, yaşamın içinde yaşamayı ve ölmeyi. O zaman kıymet verir yaşama, sağlığa ve doğruluğa.
Nafile, artık çok geç, başlamıştır zaman sayacı geriye saymaya. Önem vermeli insan yaşamaya, dostluğa, doğaya, insanlığa ve insan olmaya. Korkmadan, en cesur haliyle çıkmalı bu imtihana. İnsanlığıyla, vicdanıyla, ruhuyla.
Ölümün ne kadar gerçek ve kaçınılmaz olduğunu hatırlayarak yaşamak lazım. Yaşamın ne kadar hızlı geçtiğini ve gerçekliğini de unutmadan yaşamak ve yaşatmak lazım. Elbet her gün ölümü düşünmek gereksiz, ancak tek umut bu olsa gerek dürüst kalmak, hayatı dürüst yaşamak uğruna.
Yazar
Suat ÖZTÜRK
YouGov firmasının son araştırması, İngiliz kullanıcıların yüzde 44’ünün hayal kırıklığı hissederken, yüzde 27’sinin online olamadığı zaman daha çok stresli olduğunu ortaya koydu.
İngilizlerin yüzde 26’sı interneti yaşamlarını organize etmek için "son derece hayati" olarak nitelerken, bilgisayar kullanıcılarının yüzde 19’u ailesinden, yüzde 20’si ise sevgilisi ya da eşine ayırdığından fazla zamanı internet başında harcıyor.
SAPLANTILI İNTERNET KULLANIMI
İnternet ortamında "Onlinekolizm" olarak da nitelendirilen "Discomgoogolation" sendromu, yetişkinlerin yanı sıra çocuklar arasında da hızla yayılıyor. Ebeveynler, çocukları için yeni eğitim fırsatı sunduğunu düşündükleri için evlerinde internet bağlantısı olmasına sıcak bakıyorlar. Ancak çocukların, interneti sadece ev ödevleri veya araştırma için kullanmadığı, arkadaşlarıyla anlık ileti kurdukları, çevrim içi oyunlar oynayarak veya sohbet odalarında yabancılarla konuşarak saatler geçirdikleri tespit edildi.
Microsoft uzmanları şirketin internet sitesinde, çocukların "Discomgoogolation" sendromundan korunması için şu önerilerde bulunuyor: "-İnternet bağımlılığın belirtilerini arayın. Çocuğunuzun internet kullanımının okuldaki performansını, sağlığını, ailesiyle ve arkadaşlarıyla ilişkilerini etkileyip etkilemediğini kendinize sorun. Çocuklarınızın çevrim içi ortamda ne kadar zaman geçirdiğini belirleyin.
Çocuğunuz internet bağımlılığı belirtileri gösteriyorsa, profesyonel bir danışmana başvurun. Saplantılı internet kullanımı, depresyon, öfke ve öz güven eksikliği gibi başka sorunların belirtisi olabilir. Kendi çevrim içi alışkanlıklarınızı inceleyin. Kendi internet kullanımınız diğer etkinliklerinizle dengeli mi? Unutmayın, çocuğunuzun örnek alacağı ilk kişi sizsiniz.
İnternet kullanımını yasaklamayın. Çoğu çocuğun sosyal hayatının önemli bir parçasıdır. Bunun yerine, çocuklarınızın çevrim içi olarak ziyaret edebileceği sitelere ve neler yapabileceklerine yönelik internet kullanımıyla ilgili aile kuralları belirleyin ve bu kurallara uyulmasını sağlayın. Bu kurallar şunları içerebilir: her gün belirli bir süre çevrim içi olma; ödevleri bitirinceye kadar internette gezinememe veya anlık iletileri kullanamama; sohbet odalarına veya çevrim içi yetişkin içerikli sitelere girememe.
Bilgisayarı açıkta tutun. Bilgisayarı çocuğunuzun odasına değil, evin ortak kullanım alanlarından birine kurun.Bir denge kurun. Çocuğunuzun diğer etkinliklere katılmasını destekleyin ve teşvik edin özellikle diğer çocuklarla zaman geçirmesini sağlayın. Çocuğunuzun çevrim dışında sosyalleşmesine yardımcı olun. Çocuğunuz yaşıtlarına karşı utangaç veya çekingense, onu sosyal beceriler dersi almaya teşvik edin. Çocuğunuzu bilgisayar dersleri veya hobi grupları gibi ortak ilgi alanları olan diğer çocuklarla tanışabileceği etkinliklere özendirin."
Yüksek Motivasyonun 7 Altın Kuralı
Motivasyon, insanlar için önem arz eden bir kişisel özellik olup, stres, zorluklar, konsantrasyon bozukluğu gibi bir çok olumsuzluğun üstesinden gelmek ve yaşamı daha keyifli hale getirmek için olumlu düşünme yöneliminin başlangıcıdır. İşte, insana güç katan, pozitif düşünmenin yolunu açan yüksek motivasyonun 7 altın kuralı…
Olumsuzluklardan Kurtulun
Olumsuz olan her türlü duygu, düşünce, öğreti, iş, aşk, kişi her ne varsa, bu durumdan derhal kurtulun. Canınızı sıkacak ve bilinçaltına yükleyeceğiniz tüm olumsuzluklara sırtınızı dönün. Olumsuz düşünceleri olumlu olanlarla takas ediniz. Engellere takılmak yerine, onları aşın.
Kendinizi ve Başkalarını Sevin
Kendinizi sevmek için, pozitif yönlerinizi geliştirip, bu yönünüzü pohpohlayın. Değerli olduğunuzu ve başarmak için var olduğunuzu düşünün. İnsanların, size ihtiyacı olduğunu, doğanın ve yaşamın temelinde önemli bir yere sahip olduğunuzu unutmayın. Çevrenizde bulunan diğer insanları önemseyin ve karşılık beklemeden sevmeyi deneyin, bu size yüksek bir özgüven de katacaktır.
Tutarlı ve Bilinçli Yaşam Üzerine Odaklanın
Yaşamınız da tutarsızlık gösteren davranışlardan arının. Şeffaf olun, istekli, kararlı ve inançlı yaşayın. Bilinçli bir yaşam için aydınlanmanın temel kuralı öğrenme yönünüzü geliştirin. Öğrendiklerinizi paylaşın, başkalarının fikirlerine önem verin. Bardağı dolu tarafından görün. İç telkinde bulunun.
Konsantrasyon Geliştirme ve Risk Alma
Başarma ve hedef gerçekleştirme adına risk alın. Ancak bir amaç içinde olsa, anlamsız gözü karalıktan kaçınınız. Risk almak ve gözü kara ifadeleri aynı anlamı içermediği gibi sonuçları da birbirine zıt olacaktır. Yüksek motivasyon için risk almanız, sizi hedefinize konsantre edecek en önemli olgulardan bir tanesidir. Bu anlayış ile Konsantrasyon geliştirmek, dikkati odak noktasında toplamak, hedefe yönelmek ve istenilen sonucu almak daha basit hale gelecektir.
Bedeninizi - Zihninizi Denetleyin ve Rahat Olun
İç dünyanızda kendinizle barışık yaşayın. Yaşamınızı ikilimde bırakacak tutum ve davranışların önüne geçiniz. Sağlıklı bir bünyenin, olumsuzluklardan arınmış ve aydınlanmış zihnin, denetim ve kontrolünü elden bırakmayın. Sağlığınızı ihmal etmeyin. Denetimini sağlayabildiğiniz bünyenizi, hem bedensel hem de düşünsel olarak rahatlatınız. Fiziki egzersizler yapın ve zihninizi geliştirecek aksiyonlardan faydalanın.
Yaşam Tarzınızı Belirleyin
Mevcut yaşam koşullarında, kendi standartlarınız ölçüsünde, hayatın gerçeklerinin farkında olarak, bulunduğunuz konum itibariyle ve elinizde bulunan imkan ile olanaklar dahilinde kendi tarzınızı belirleyin. Aykırı davrandığınızı düşünürseniz, iç denetiminizi gözden geçiriniz. Zaman, mekan, iletişim faktörlerinin bütünü ile aynı istikamete paralel olarak hareket ediniz. Ne istediğinizi bilmeli ve abartılı durumlardan kaçınmalısınız. Farkındalığınızı pekiştirip, sizi mutlu eden kaynakları keşfedin.
Sorumluluk Alın
Kendinize, ailenize, arkadaşlarınıza ve sosyal alanda sizden beklenen sorumluluklar karşısında yılmayın. Özgüveninizi optimize ediniz. Önyargı ve anlamsız eleştirilerden uzak durunuz. Size gelen eleştirilere kulak tıkamayın, çünkü bu sizin için sorumluluğun farkında olmanızı sağlarken, yüksek motivasyon için bardağın dolu tarafını görmenizi sağlayacaktır. İstekli, kararlı, özgüveni tam olan ve bunu yüksek motivasyonla buluşturan hiç kimsenin başarısı tesadüf değildir.
Yazar
Suat ÖZTÜRK
Acaba Dünya'da Kaç Kişi Cep Telefonu Kullanıyor?
Araştırmaya göre, dünyada şu an 3,9 milyar olan cep telefonu abonesi sayısı 2013'te 5,6 milyara ulaşacak.
Strategy Analytics analiz kuruluşunun tahminine göre, şu an dünya nüfusunun yüzde 40'ının cep telefonu kullanmasına karşılık, bu pazarın Asya, Ortadoğu ve Afrika'daki gelişimine paralel olarak 2010 yılının başında, nüfusun yarıdan fazlası mobil telefon kullanacak.
Araştırmaya göre, dünyada şu an 3,9 milyar olan cep telefonu abonesi sayısı 2013'te 5,6 milyara ulaşacak.
Asya-Pasifik, Orta Doğu ve Afrika'nın, 2013'e kadar abone sayısını yüzde 80 düzeyinde artırarak, mobil telefon pazarının lokomotifi olacağını tahmin eden analiz kuruluşu, bu üç bölgenin dünyadaki abone sayısının yüzde 60'ını ve iş hacminin yüzde 40'ını temsil ettiğini belirtti.
Uzman Phil Kendall, bu yıl sonuna kadar 500 milyona yakın abonenin, çok daha iyi veri, internet, video iletme olanağı sağlayan üçüncü kuşak (3G) cep telefonu hizmetinden yararlanacağını belirtirken, bir başka analizci Susan Wels de Grimaldo, 2009'da cep telefonu gelirlerinin üçte birini oluşturacak 3G'den altı aboneden birinin faydalanacağını, 2013'te ise abonelerin yarısının bu hizmeti kullanacağının tahmin edildiğini bildirdi.
milliyet
Sıcak Havalarda Rahat Uykunun İpuçları
Her şeyden önce mümkün olduğunca havadar yerde uyumamız gereklidir.
UYKU TESTİ
Sizi Kandırmışlar
Kilo kontrolüyle ilgili bugüne kadar bildiklerinizi unutun ve artık gerçeklerle yüzleşmeye hazır olun...
Tüm dünyanın en büyük sağlık problemlerinin başında kilo fazlalığı, şişmanlık ve obezite geliyor. Herkes, yaşamının en azından bir bölümünü, kilo kontrolü ile uğraşarak geçiriyor. Kilo kontrolünde doğru sanılan yanlışlarla ilgili görüştüğümüz İç Hastalıklar Uzmanı Dr. Ayça Kaya doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi
YANLIŞ: Fazla kilolardan kalıcı olarak kurtulmak imkânsızdır
Fazla kilolarınızdan kalıcı olarak kurtulmak imkânsız değildir. Öncelikle yapılması gereken, şişmanlıkla birlikte görülen hastalıkların tedavisi ve bununla birlikte kişiye ömür boyu sürecek yeni bir davranış modelinin öğretilmesidir.
YANLIŞ: Kısa vadede fazla kiloların hepsinden kurtulmak mümkündür
Bir an önce zayıflamak isteyen insanlar, bazen sağlıklarını bozma pahasına akla hayale sığmayacak yöntemleri deneyerek, kısa vadede kilolarını vermek isterler. Doktor tavsiyesi olmadan kullanılan, tıbbi olamayan zayıflama takviyeleri veya çok düşük kalorili diyetler ile zayıflasalar bile, olağan yaşam değişimlerinde eski kilolarına ve belki daha fazlasına yeniden kavuşurlar. Doğrusu, bu konuya daha ciddi eğilmektir. Fazla kilodan mustaripseniz, her şeyden önce şişmanlığa neden olan gizli metabolik hastalıklarınızın araştırılması gerekir. Bunun dışında metabolizma hızınız da ölçülmelidir.
YANLIŞ: Fazla kilolardan kurtulmak için ilk adres iyi bir diyetisyendir
Tedavi edilmesi gereken bir hastalık olan fazla kilo sorununu çözmek için doğru adres doktordur. Gerekli tetkikleri yapıp, tedavi yöntemine
karar verecek olan odur. Diyetisyen ancak bu tetkiklerden, tanının belirlenmesinden ve tedavi yöntemine karar verilmesinden
sonra doktorun verileri doğrultusunda öneriler getirebilir.
YANLIŞ: Çeşitli diyetlerle bölgesel incelme mümkündür
Herkesin genetik olarak yağ dokusunun fazla olduğu bir bölüm vardır. Kimisinde basenlerde, kimisinde göbek çevresinde, kimisinde kollarda olabilir. Direkt basen eritici veya kol inceltici bir diyet yoktur. Ancak sağlıklı beslenme ile birleştirilmiş bir egzersiz planı uygularsanız sorunlu bölgelerinizi nispeten daha iyi inceltmiş olursunuz.
YANLIŞ: Alkollü içecekler kesinlikle şişmanlatmaz
Alkol yeryüzündeki yağdan sonra en yüksek enerji içeren ikinci maddedir. Çok sevseniz bile tüketimine muhakkak sınırlama getirmeniz gerekir. Haftada 1-2 kadeh kırmızı şarapla yetinmek yeterli olacaktır.
YANLIŞ: Karbonhidratlar diyetten tamamen çıkarılmalıdır
İnsan vücudu ana enerji kaynağı olarak karbonhidratları kullanır. Zayıflayayım diyerek ekmeği, pilavı kesmek ve hiç tüketmemek, vücuda doğru enerjiyi vermemek anlamına gelir. Vücutta enerji elde edebilmek için kas ve karaciğerdeki glikojen depolarını kullanır yani sudan kilo verirsiniz, şişmanlığınızın nedeni olan yağ dokusu olduğu gibi yerinde kalır. Normal beslenmeye geçtiğinizde iki kat daha fazla kilo alırsınız.
YANLIŞ: Protein ağırlıklı yemek çok sağlıklı kilo kaybı sağlar
Protein ağırlıklı beslenmede vücut proteinleri sindirmek için çok fazla enerji harcar ve zayıflama olabilir. Ancak proteinlerle birlikte çok
fazla yağ da vücuda gireceği için, kan yağlarında yükselme ve koroner kalp hastalıkları ortaya çıkabilir; gut hastalığı gelişebilir. Ayrıca proteinler vücuttan atılmak için kemikten kalsiyum çeker ve bu da kemik erimesine neden olur. Bu durumda zayıflasanız bile geri kalan hayatınızı hasta bir insan olarak
YANLIŞ: Kilo vermeye yardımcı bitkisel ürünler güvenlidir
Her bitkisel ürün yararlı değildir. Vücudunuzun hangi takviyeye ihtiyacı olduğunu bilmeden alınan ürünler ile sağlık bakanlığının denetiminden geçmeyen ürünlerin zararı dokunabilir.
YANLIŞ: Sabahları içilen maydanoz suyu kısa sürede zayıflatır
Maydanozun idrar söktürücü etkisi vardır. İdrar kaybı nedeniyle insan kendini hafiflemiş hisseder; yoksa kilo kaybına ve yağ dokusuna hiç bir faydası yoktur.
YANLIŞ: Seks kalori yakar,dolayısıyla seks yaparak zayıflanabilir
Seks kalori harcatmaz, kasları gerer ama tek bir enerji bile harcamanız mümkün değildir.
YANLIŞ: Aç karnına yapılan spor daha çok kilo kaybettirir
Aç karnına asla spor yapmayın, en iyi zaman yemekten 1,5-2 saat sonrasıdır.
YANLIŞ: Sauna gibi sıcak ortamlarda terlemek zayıflatır
Sauna gibi sıcak ortamlarda terleyerek kaybedilen sanıldığının aksine yağ değil, sudur.
YANLIŞ: Fazla kilonun nedeni yerken aşırıya kaçmaktır
Fazla kilolu olmak çoğu insanın düşündüğünün aksine sadece aşırı yeme ile açıklanamayacak kadar karmaşık bir hastalıktır. Genetik yatkınlıkla beraber, birçok metabolik hastalık bu rahatsızlığın ortaya çıkmasına neden olur.
YANLIŞ: Sabahları aç karnına limonlu ılık su içmek zayıflatır
Limonun bağırsakları çalıştırıcı özelliği vardır, ancak limonlu suyun zayıflatıcı etkisi yoktur.
YANLIŞ: Kan şekeri düşünce muhakkak tatlı birşeyler yenmelidir
Kan şekeriniz düşüp, eliniz ayağınız titriyorsa, asla tatlı yemeyin, peynir ekmek daha iyi bir seçimdir. Tatlı yiyebilecekler sadece insülin kullanan şeker hastalarıdır.
YANLIŞ: Yemek yemek kesinlikle bir öfke terapisidir
Öfkelendiğinizde acısını buzdolabından çıkarmayın. Hemen kendinizi dışarı atın ve kedinize küçük bir şey satın alın. Bu, kendinizi daha değerli hissetmenizi sağlar ve daha mutlu olursunuz. Evden çıkmak istemiyorum illa bir şey yemem gerekiyor diyorsanız, 1 kâse kuru vişne öfke dindirmeye birebirdir. Üstelik yemesi zor bir besindir.
YANLIŞ: Meyve, yemekten 2 saat sonra yenmelidir
Eğer doymuyorsanız ikinci tabak yemek yemek yerine, 1 tane meyve yemek daha az enerji alımına yani daha az yemeye neden olur. O nedenle doymuyorsanız, ikinci tabak yemek yerine 1-2 tane meyve yemek daha iyi bir seçimdir.
YANLIŞ: Evde yapılan her tür hareket ve spor zayıflatır
Vücudun egzersiz ve sporla kilo vermesi için yağ yakma formuna geçmesi gereklidir. Bu da ancak, minimum 18 ile 20 dakika süren düzenli bir egzersizle başlar.
seda magazin
Sağlıklı Uyanmanın Püf Noktaları
Çok pratik önlemlerle yataktan kalkamama sorununu çözebilir, sabahları daha zinde uyanabilirsiniz.
Sabah güneşi odanıza dolsunYatmadan önce perdeleri/ panjurları yarım açık duruma getirin ki sabah güneşi odanızı dolsun ve ışınlar beyninize sinyal göndererek melatonin ve adrenalin hormonlarının salgısını tetiklesin. Siz de böylece alarmınız çalmadan dinç bir şekilde uyanabilin...
Çok basit önlemlerle aşabilirsiniz...Özellikle işe ve okula erken saatte gidenler, yataklarından daha zor kalkıyorlar. Çok basit önlemlerle bu sorunun önüne geçebilir, sabahları daha zinde ve sağlıklı uyanmaya başlayabilirsiniz.Güneş içeriye girsin
• Yatmadan önce perdeleri veya panjurları yarım açık duruma getirin. Böylece sabahın erken saatlerinden itibaren güneş ışınları odanızı dolduracak ve bu doğal ışınlar beyninize sinyal göndererek melatonin ve adrenalin hormonlarının salgısını tetikleyecek.
• Bu sayede alarmınız çalmaya başladığında, fiziksel olarak zaten kalkmaya hazır ve yarı dinç bir halde olacaksınız. Tabii ki erken yatarsanız bu süreci çok daha sağlıklı bir hale sokabilirsiniz.
Alarmı 15 dakika erkene kurun
• Saatinizin alarmını, kalkmanız gereken süreden 15 dakika daha erkene kurmanın yararları gerçekten büyük. Bu sayede hızla yataktan kalkıp, evden çıkmanız için ayırmış olduğunuz minimum süreyi bir telaş içerisinde geçirmek zorunda kalmazsınız.
• Yataktan daha rahat ve sakin hareketlerle kalkar, güne daha huzurlu bir başlangıç yapabilirsiniz. Yatakta uyanık halde geçireceğiniz birkaç fazladan dakika sayesinde, hem fiziksel hem de ruhsal olarak kendinizi yeni başlayan güne daha iyi adapte edeceksiniz.
Günlük vitamin alın
• Günlük olarak alacağınız vitaminler gerçekten işe yarar. Vitamin tabletlerinizi, uyanınca görebileceğiniz bir yere, mesela komidinin üstüne koyarsanız, unutma şansınızı çok daha aza indirmiş olur.
Kararları sabaha bırakmayın
• Gerçekten rahat bir sabah geçirmek istiyorsanız, çok basit kararları bile geceden almalısınız. Ne giyeceğiniz, kahvaltıda ne yiyeceğiniz, işe hangi araçla ve hangi yoldan gideceğiniz gibi kararları akşamdan almak, sabah sizi stresten daha uzak yapacaktır.
• Buna ilave olarak, sabah ritüeli takıntınızdan vazgeçin. Her sabah kahvaltınızı evde yapmak zorunda değilsiniz, nadiren de olsa yapacağınız ufak değişiklikler, sıkıcı sabah ritüellerine renk katabilir.
Kahve kokusunun cazibesi
• Gerçekten alabileceğiniz en iyi kahveyi satın alın. Taze çekirdekli olanlar listenin başında olabilir. Zaman ayarlı kahve makinelerinden kullanırsanız, sabah ayarlayacağınız saatte nefis bir taze kahve kokusu ile uyanabilirsiniz.
• Kulağa hoş geliyor değil mi? Güçlü kahve kokusu sizi yataktan bir an önce kalkmaya zorlayacak ve kendinize getirecektir. Eğer ki gün içerisinde kesinlikle kahve içeceksiniz, bunu yapmanın en iyi zamanı sabah saatleridir.
hürriyet
Renklerin Dili
Renkler aynı zamanda kişilikleri de gösterir mi? Renklerin ayrıca kendilerine göre bir dili var mı?
Renkler mesaj vermek amacıyla da kullanılırlar mı? Tüm bunların ötesinde renklerin gücünden söz edilebilir mi? Renkler insan psikolojisinde nasıl bir yere oturmaktadır?
İnsanlar etkileyici olmak, düşmanlardan gizlenebilmek, birbirlerini tanıyabilmek, duygularını ifade edebilmek, ruh hallerini değiştirmek için renkleri kullanmışlardır.
Kişilikler bilinçli ya da bilinçsiz bir biçimde seçtikleri renkler içinde bulundukları ruh hali hakkında bilgi verebilirler. Kişiler ruh hallerine uygun renklerle çevrelendiklerinde daha üretken ve yapıcı hale gelebilir ya da uygun olmayan renklerin etkisi altında rahatsızlık duyabilirler. Kırmızı ve tonları gibi sıcak renkler birey üzerinde canlandırıcı etkiye sahip. Mavi ve tonları yatıştırıcı yönde etki gösteriyor. Giyimde kişiliğin ifadesini sağlayan renkler aynı zamanda kişinin psikolojisi üzerinde doğrudan etkiye sahiptir.
İşte renkler ve yorumları...
Siyah: Siyah renk otorite ve gücün rengidir. Her stilde ve her dönemde popüler olabilen bir renktir. Aynı zamanda teslimiyeti de gösterir. Rahipler tanrıya teslimiyetlerini simgeler biçimde siyah giyerler. İnsanların benliğinde en olumsuz izlenimler bıraktığı düşünülen siyah renk, canlılığın reddi, karamsarlık ve çaresizliği ifade etmektedir. Tarih boyunca matem ve yas rengi olarak kabul edilmiş ve insanların üzüntülerini ifade etme biçimi sayılmıştır.
Beyaz:Beyaz renk saflık ve masumiyetin simgesidir. Hafifliği, nötr olması ve diğer renklerle kolay uyum sağlaması sebebiyle sık tercih edilir. Hekimler temizliği vurgular biçimde beyaz önlük giyerler. Açıklık ve dürüstlüğün simgesi olan bu renk yaşamı iyi kötü tüm yönleriyle bütün olarak kabul etmeyi ifade eder.
Kırmızı: İçinde en çok duygu barındıran renk olan kırmızı kişinin nabzını ve solunumunu hızlandırır. Dikkatleri üzerine çeken bir renk olan kırmızı, bu renge sahip arabaların daha çok çalınmasına sebep olur. Sevgi ve nefreti bir arada içeren bu renk aktiflik, güçlülük ve girişkenliği ifade eder. İştahı açıcı bir etkisi de olan kırmızı renk, bu özelliği sebebiyle restoranların dekorasyonunda sık kullanılır. En romantik renk olan pembe ise birey üzerinde yatıştırıcı etkiye sahiptir. Stadyumlarda rakip takım soyunma odalarının pembe renk boyanması ile rakiplerin enerji kaybetmesi amaçlanmıştır.
Mavi: Gökyüzü ve denizin rengi olan mavi, kırmızının tam tersi bir etkiye sahiptir. Yatıştırıcı özelliği olan mavi renk sıklıkla yatak odalarında kullanılır. Soğuk bir renk olarak algılanan mavi iç içe olunduğunda rahatlık, genişlik ve dinginlik hissi verir. Moda danışmanları iş görüşmelerinde bağlılığı simgeleyen mavi renkli giysilerin tercih edilmesini önerirler. Mavi renk bireyin üretkenliğini artırabilir. Bazı haltercilerin mavi renkle döşenmiş salonlarda daha ağır kilolar kaldırdıkları bildirilmiştir.
Yeşil:Doğayı simgeleyen yeşil, gözü en çok rahatlatan ve görme keskinliğini artıran renktir. Bu sebeple ameliyat örtüleri yeşil renktedir. Rahatlatıcı ve tazeleyici etkiye sahiptir. Televizyon stüdyolarının bekleme odalarında ve hastane odalarında kişileri rahatlatmak için kullanılır. İyimserlik, üstün özellikler sahip olma ve özgüveni temsil eder.
Sarı: Güneşin rengi olan sarı dikkatleri üzerine çeker. Sarı renkle iç içe olunduğunda kanın damarlarda daha düzenli işlemesini sağlanır, sinir sistemi düzenlenir. Sarı renk metabolizmayı hızlandırır. Dikkati artıran sarı renk bu özelliği sebebiyle uyarı levhalarında da sıklıkla kullanılır. Canlılık, iyimserlik, coşku ve hareketliliği temsil eder.
hürriyet
İlk Canlı Bilgisayarlar Yapıldı
Hangi Meyve Neye İyi Gelir ?
Daily Mirror gazetesi bugüne kadar sebze ve meyveler üzerinde yapılan araştırmaları derlediHabere göre, öne çıkan sebze meyveler ve etkileri:
Avokado: Göz sağlığı için birebirdir. İçerdiği lutein sayesinde katarakt ve yaşlılık nedeniyle görmede gerileme problemlerini ortadan kaldırır.
Elma: Astıma karşı etkilidir. Her gün 1 elma yiyen çocukların nefes alışverişlerinin rahatladığı, yine her gün 1 elma tüketen hamile kadınların da astıma yakalanma riski düşük çocuklar dünyaya getirdiği belirlendi.
Kivi: Soğuk algınlığı ile savaşta etkilidir. Portakaldan daha fazla c vitamini içerir. Ve bir tanesi sadece 45 kaloridir.
Erik: Kabızlığı ve bağırsak problemlerini engeller. İçerdiği lifler sayesinde kolesterolü düşürerek bağırsak kanseri riskini azaltır.
Nar: Sağlıklı bir kalp için birebirdir. Antioksidanlar yönünden en yüksek seviyeye sahiptir. Yeşil çay, kırmızı şarap gibi antioksidan yönünden zengin gıdalardan 3 kat fazla antioksidan içerir.
Çilek: Kolesterolü düşürür. İçerdiği lifler sayesinde kötü kolesterolün azalmasını sağlar ayrıca C vitamini ve ellagic asit ile de kansere karşı savaşır.
Muz: Rahat bir uyku sağlar. İçerdiği doğal sakinleştirici Triptopan amino asiti sayesinde Rahat bir uyku uyumanıza yardımcı olur. Her gün bir tane yemek kalp hastalığı ve felç riskinizi azaltır.
Sağlıklı Yaşam İçin Bunları Yiyin.
Grotto’ya göre, migrenin en iyi ilacı mantar. Ayrıca kepeğe karşı karnıbahar, deri hastalıkları için incir, gözünüzü korumak için kivi, rahat uyku için ceviz yemenizi öneriyor. Grotto’nun süper gıdaları şöyle:
KUŞKONMAZ: Sindirimi kolaylaştırır, diyabete karşı etkilidir, Sadece bir porsiyonu günlük B vitamini ihtiyacının yüzde 60’ını karşılar, kalp hastalıklarına karşı korur.
KARNIBAHAR: İçerdiği I3C maddesiyle kansere, özellikle prostat kanserine karşı korur, kepeği önler, damar tıkanıklıklarına karşı etkilidir. Yatmadan önce yenildiğinde rahat bir uyku sağlar. YUMURTA: Katarakt oluşumu riskini yüzde 20 azaltır. Retina bozukluklarına karşı savaşır, obeziteye karşı etkilidir.
MANTAR: İçerdiği selenyum sayesinde kansere ve özelikle prostat kanserine karşı etkilidir. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Migren ağrılarına iyi gelir.
CEVİZ: İçerdiği E vitamini sayesinde kansere ve diyabete karşı korur. Yatmadan önce yendiğinde çok sakin bir uykuyu sağlar.
ÇİLEK: Kan şekeri seviyesini düşürerek diyabete karşı korur.
KİVİ: Kalp hastalıklarına karşı korur, her gün yendiğinde DNA’nın bozulmasına engelleyerek kanser riskini azaltır, göz bozukluklarını engeller.
PATATES: Diyabete karşı etkilidir. İçerdiği lektin maddesi sayesinde tümör büyümesini engeller, kansere karşı korur.
ÇAY: Ağız, deri, mide, yumurtalık ve akciğer kanserine karşı korur. Özellikle yeşil çay obeziteye karşı birebirdir. Kadınlarda osteoporoz hastalığına karşı kemikleri korur.
BADEM: Obezite, Alzheimer ve kalp hastalıklarına karşı korur.
İNCİR: Deri hastalıklarına, diyabete karşı etkilidir.
Kilo vermeye hızlı yoldan başlamak ister misiniz?
Aşağıda hızlı kilo vermek için 10 öneri bulacaksınız. Bunlardan ikinci ve altıncı maddeleri sadece bir süre için uygulamalısınız. Çünkü normal şartlarda bu besinlerin tümüne birden ihtiyacınız var. Ancak bir süredir diyet yapıyorsanız ve kilo vermeniz yavaşlamışsa, ya da diyete hızlı bir başlangıç yapmak istiyorsanız, bu önerilerden yararlanabilirsiniz.
1. Kahvaltı da dahil olmak üzere ana öğünlerde mutlaka protein tüketin. Bunun anlamı sabahları küp küp peynirleri, öğlen çift posiyon dönerleri, akşam da el kadar etleri, götürmek değildir. Burada kastedilen, çok abartmamak kaydıyla gün içinde alınan proteini öğünlere bölüp, her öğünde biraz protein tüketmektir.
2. Bir süre için buğday ve unlu mamullerden uzak durun. Ve evet, bu, ekmek ve makarna için de geçerli. Ama yalnızca bir süre için. Çünkü enerji alabilmeniz için karbonhidrata kesinlikle ihtiyacınız var
Hızla başladığınız diyeti yine hızla bırakmamak için aşağıdaki fotogalerilere bir göz atmakta fayda var!
3. İşlenmemiş besinler tüketin. Yediklerinizin yüzde 90'ını, avlanmış, yakalanmış, toprakta yetişen, ya da ağaçtan koparılmış besinlerin oluşturması gerekmektedir.
4. Nişastayı günde bir porsiyona düşürün ve bu tek porsiyonu da akşam değil, gündüz ki öğünlerden birinde yiyin. Bu gruba giren, yiyebileceğiniz en uygun besinler, yulaf ezmesi, tatlı patates ve fasulyedir.
5. Çok fazla meyve yemeyin. Günde en fazla 2 tane tüketin. Bunları da, az şeker ve bol lif içerenlerden seçin. Elma, armut, erik ve orman meyveleri uygun seçeneklerdir. Muz iyi bir seçenek değildir. Meyveleri tek başlarına, ya da bir parça peynir gibi hafif bir şeylerle tüketin. Meyve suyundan uzak durun. Normalde tüketilmesi önerilen miktar 2 porsiyondan fazladır. Bu nedenle bu öneriyi de sadece bir süre için uygulayın. Yoksa meyveler hem zengin bir vitamin ve mineral deposudur, hem de vücudu toksinlerden temizlerler.
6. Süt ve süt ürünlerini bir süre için azaltın, ya da bunlardan gene bir süre için uzak durun. Özellikle de inek sütünden. İstisnalar: Makul miktarda peynir ve yoğurt yiyebilirsiniz. Ancak yoğurdun diyet olmayanını tercih edin. Çünkü diyet yoğurtta genellikle az yağ, ancak çok fazla şeker vardır.
7. Alkolü unutun. Alkolde bulunan kalori, boş kaloridir. Yani hiçbir fayda sağlamadığınız gibi, bir de fazladan kalori almış olursunuz.
8. Ayçiçeği ya da mısır özü yağı gibi nebati yağlardan uzak durun. Süpermarketlerde satılan bu ürünler, genellikle çok fazla işlenmiştir ve ısıya maruz kaldıklarında çok çabuk okside olurlar. Bunlar yerine zeytinyağı kullanın.
9. Yediğiniz yağın türüne dikkat edin. Çünkü yediğiniz yağın türü, miktarından daha önemlidir. Bunlar içinde en kötüsü, kızarmış besinler, margarin ve içinde hidrojen nebati yağ bulunan öğünlerdir. En iyi yağ ise, balıkta bulunan omega-3 ve keten tohumu yağıdır.
10. Her gün bol miktarda su için. En az 8 bardak, ya da daha fazla. İstisnasız her gün içmeyi unutmayın.
Favorilerine Ekleyenler
Hakkında Yapılan Yorumlar
İlgili Diğer Bloglar:
Etiketler: aktualite, baklava, gaziantep, gaziantep haber, Gaziantepspor, haber, şahinbey, şehitkamil, sinema, son dakika, spor haberleri
Yazıyı Email Gönder










