« mütemadiyen
Sihirli Kepçe »


Hayata Dairlerim

Gönderen: Editorya Tarihi: Kas 28, 2008
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars6 Stars7 Stars8 Stars9 Stars10 Stars (Henüz Hiç Değerlendirme Yok)

SİZ DE HENÜZ OY VERMEDİNİZ !...
Loading ... Loading ...


ayışığıyım tarafından sahiplenilmiştir.
Açıklama : Hayata dair herşeyin acısıyla tatlısıyla paylaşımı için.Kendime dair ilgi alanlarım,duygularım ve düşüncelerimin yanı sıra bilgi aktarımı ve alımı için aranıza katılmak istedim.Yazmayı seviyorum ve vakit buldukçada yazmaya devam diyorum.
Rss : http://ayisigiyim-ben.blogspot.com/feeds/ posts/default
Kategori : Kişisel
Etiketler : hayata dair herşey hobilerim el emeğim duygu ve düşünceler anılar kızlarıma dairler karışık katogorilerde aklıma gelen herşey.

Ad : mehtap
Soyad :
Kullanıcı adı : ayışığıyım
Hakkında mehtap
Ben benim ! beni kimseyle kıyaslama ben benim .. yani ben bir kişiyim, özgünüm birazda serseriyim.. ruhu deli bir divaneyim . sokmaya çalıştığın kalıpta değilim ve hiçte girmeyeceğim o kalıba.. ben kendimin zümrütüyüm , ben nazlı bir çiçeğim , bazen de bir katreyim .. ben benim işte azdan asiyim , çoktan deliyim.. ne edersen et kendini seven biriyim … ne dersen de sen bir ucube , bense kendimin delisiyim .. İlham Perisi
Meraklar

* Kitap Okumak (özellikle Kişisel Gelişim Kitapları
* Psikolojik ve Sosyolojik kitaplar okumayı daha çok seviyorum.) Sinema ve Tiyatroya gitmek
* Ahşap ve Seramik boyama çalışmaları yapmak
* Takı tasarımı yapmak
* yürüyüş ve spor yapmak
* ailem ve arkadaşlarım ile birlikte her türlü etkinlik yapmak ve hoşça vakit geçirmek ( piknik
* doğa gezileri vb. yapmak). Devamı >>


HAYATA DAİRLERİM!..
Güzel Günlere...

Hürrem' in Masalı Mutlaka Okunmalı...

Tarih okumayı seven arkadaşlarımın beğeneceğinden emin olduğum inanılmaz güzel ve de sürükleyici bir kitaptan bahsedeceğim şimdi de. Adı "Bir Hürrem Masalı"

Ben geçmişimizi ve de önemli şahsiyetlerin hayat hikayelerini okumayı çok seviyorum."Bir Hürrem Masalı" da Kanuni Sultan Süleyman'ın rus asıllı ikinci eşi.Kitabın içeriği hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum.Hürrem Sultan Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı İmparatorluğunun Haremine Köle olarak getirilir.O dönemin padişahları eşlerinide bu haremden seçebilirlermiş.Kanuni Sultan Süleyman ilk eşi Gülbahar' ı sevmesine rağmen annesinin zoru ile haremden bir kadın seçer. Daha çok erkek çocuğuna sahip olup, imparatorluğa yeni şehzadeler kazandırmak için.Hürrem Sultan'da Haremden kurtulup sultanın gözdesi olmak için çeşitli entrikalara başvurur.Konuyu kısa tutacağım.O entrikaları kitaptan okuyabilirsiniz.Bu entrikalar sonucunda emellerine kavuşur.Kanuni Sultan Süleyman'ın gözdesi olmayı başarır.Öyle ki Kanuni Sultan Süleyman'ın gözü Hürrem'den başkasını görmez.Hürrem Sultan'ın her dediğini yapar,her söylediği şeylere inanır, Hürrem'in her çevirmiş olduğu entrikalarına alet olur.Hürrem Kadınlığını kullanarak Sultan Süleyman'ın gözünün kendisinden başka birşey görmemesini sağlar.Öyle ki en güvendiği, saydığı veziriazamını ve hatta öz oğlunu öldürmeye kadar giden Hürrem aşkı bana göre imparatorluğun sonunu da getirmiştir.Hürrem'se başından beri Osmanlı İmparatorluğuna ve Sultan Süleyman'a kin, nefret duymaktadır.Ama otuz yıldan uzun bir süre öyle güzel oyun oynar ki, Sultan Süleyman Hürrem'in de kendisine aşık olduğuna inanır ve de ona sadık olduğuna.Gün gelir benim senden başka güveneceğim kimsem yok diyebilecek bir duruma gelmiştir.Hürrem Sultan'ın akıl almaz entrikalarını okuyunca hayretlere düşmemek imkansız.Hürrem Sultan öleceği vakitlerde de Kanuni Sultan Süleyman'a "hayatım boyunca senden ve imparatorluğundan nefret ettim.Umarım II.Selim'le imparatorluğunda yok olur" der.Çocuklarını bu oyunlarına alet etmekten dahi çekinmeyen Hürrem Sultan kendi öz oğulları Beyazıt'ın ölümüne sebep olacağını bile bile Beyazıt senin değil,veziriazamının oğlu der.En büyük oğulları II.Selimse Hürrem'in Sultan Süleyman'dan sonra birkaç kez Harem'in bekçisi kızlarağası ile birlikteliklerinden olabilme ihtimali olan ve sorumsuz, alkolik bir şehzadedir.Aklı başında, iyi yetişmiş, karekter sahibi iki oğlunu Hürrem'in entrikaları ile öldürttürür.İlk oğlu Mustafa ilk eşi Gülbahar'dan olma oğludur. Osmanlı İmparatorluğu için çok büyük kayıptır Mustafa'nın öldürülmesi.Beyazıt' ta Mustafa kadar olmasa' da doğru, dürüst, karekter, sorumluluk sahibi ve imparatorluğa yaraşır bir padişah olma özelliğine sahip bir şehzadeydi,Mustafa gibi.Fakat Hürrem Sultan' ın amacı İmparatorluğun yok olması olduğu için Kanuni Sultan Süleyman'a aklı başında şehzadelerini yok ettirip, seçim şansı bıraktırmayıp, belki de Başka bir soydan olan II.Selim'i ölümünden sonra imparatorluğun başına getirtmiştir.Zaten Osmanlı İmparatorluğun da ondan sonra çöküş yaşanmıştır.II.Selim alemlerde,keyifte,hep sarhoş gezen bir padişah olmuştur.

Yukarıdaki kitabı okuduktan sonra padişahların hayatını daha çok merak eder oldum.Bize okulda anlatılanlardan daha fazlasını öğrenmek istediğim için Hürrem Sultan' ı okuduktan sonra da evimizde mevcut olan "Osmanlı Padişahları Albümü" nü de detaylı bir şekilde okuyacağım.

Mutlu Yıllar...

2008 yılı bana güzellikler getirdi.Onu özleyeceğim.Ailem ile dolu dolu geçen güzel günlerimiz oldu.Hayatımızda değişiklikler oldu.Evimizde köklü değişiklikler oldu.İşyerlerimizde bir üst göreve terfi durumlarımız oldu.İş yerimde değişiklik oldu.Umarım 2009 yılında ve daha sonraki yıllarda da hayırlı,sağlıklı ve güzel bir yaşam geçirmeyi nasip eder Cenab-ı Allah...

2009 Yılında dostlukların artarak çoğaldığı, başarılarımızın daim olduğu, yüreğimizden sevginin, gönlümüzden huzurun ve mutluluğun eksilmediği, dünyamızda savaşların, kötülüklerin yerini barışın aldığı, hayatımızı nice seneler sağlıkla ve dolu dolu yaşayacağımız bir yıl olmasını diliyorum .Nice senelere...Herşey gönlünüzce olsun...

Güzel Bir Kitap...Uçurtma Avcısı...

Afgan yazar, Khaled Hosseini'nin nobel ödüllü kitabını, birkaç blogcu arkadaşların bloğunda görüp, merak etmiştim. Kitap ile, bu bloglarda okuduğum paylaşımlar sayesinde tanıştım ve okudum. Bu tür paylaşımlarında faydasını görüyoruz bloglarda. Gerçekten okunmaya değer, etkileyici ve sürükleyici bir kitap olduğunu düşünüyorum...
Kitapta :
Kaliforniya’da yaşayan Emir, Afganistan’a Taliban rejiminin hakim olmasından sonra, Amerika’ya göç eden Kabil’ li zengin bir tüccarın oğludur. Kabil’de geçen çocukluk yılları sırasında evin hizmetçisinin oğlu Hasan ile arkadaşlık, kardeşlik bağları vardır. Hasan her zaman Emir' e sadık kalmıştır. Emir için yapmayacağı yoktur. Bir uçurtma yarışı sırasında yine Hasan Emir için uçurtmayı yakalamak ve Emir'e getirmek isterken Hasan’ın başına tatsız olay gelir. Emir bunu gözleri ile gördüğü halde korkaklığından Hasan' a yardım etmek yerine izlemeyi tercih ederek ona ihanet eder. Aradan geçen uzun yıllar boyunca bu ihaneti ve suçluluk duygusunu hiç üstünden atamaz. Daha sonra babasının yakın dostu Rahim Han'dan bir mektup alır. Bu mektup üzerine Rahim Han'ın yaşadığı Pakistan'a gider. Rahim Han' dan Hasan ve karısının Taliban tarafından öldürüldüğünü öğrenir. Hasan'ın bir de oğlu olduğunu ve Kabil' de bir yetimhane de zor şartlarda olduğunu ve çocuğu oradan alıp kurtarmasını söyler. Emir zor karar verse de sonunda bir zamanlar ihanet ettiği çocukluk arkadaşının başı dertte olan oğlunu bulmak ve onun hayatını kurtarmak için Taliban yönetiminin kontrolündeki Afganistan’a geri döner. Böylelikle yıllardır içinde duyduğu suçluluk ve pişmanlık duygusundan kurtulmak istemektedir...
Yazar Khaled Hosseini' nin " Bin Muhteşem Güneş" adlı kitabını da bu kitapla birlikte almıştık. Eşimde o kitabı bitirdi ve çok güzel olduğunu söyledi. Benim şu an elimde "Bin Hürrem Masalı" adlı kitap var okuduğum. Bitirince "Bin Muhteşem Güneş" e başlayacağım kısmet olursa.

Atkılarımız...

dostumuz olan Fatoş Ablanın Kızım ve benim için geçen yıl örmüş olduğu atkıyı da burada fikir vermesi adına sizlerle paylaşmak istedim.Fatma Ablacığım tekrar çok teşekkür ediyorum emeğin için. Severek kullanıyoruz atkılarımızı. Görüldüğü gibi çok şık ve de hoş.Yumuşacık ipine hayran kaldım. Ben daha önce görmemiştim bu ipleri. Örme işinin çok da basit olduğunu,kalın şişlerle örüldüğünü ve bana da öğretebileceğini söyledi.Bende öğrendiğim de örülüş şeklini burada anlatırım olmazsa. Krem rengi atkı bendenize, pembe olanı da İremciğime ait...

Oleyyy!..Kar yağdı...

Bugün inanılmaz mutluyum. Ankara'ya yılın ilk karı yağdı. Hava inanılmaz güzeldi. O karın altında saatlerce dolaşmak isterdim. Sabah işe giderken cep telefonumdan birkaç kar manzarası çektim ancak bilgisayarıma henüz atamadığım için şimdilik yazımı resimsiz yayınlayacağım. İşyerimin yazın ki yemyeşil manzarasını ve kar manzarasını yanyana koyup bu yazımda yayınlayacağım. Tek üzüldüğüm kardan önce yağmur yağdığı için o kadar yoğun yağan karın ıslaklıktan dolayı tutmamasıdır. Ama inşaallah akşama her yer kar kaplı olur da çocuklarımla ve eşimle dışarı çıkabiliriz. Ben karın yağdığı günlerde havada temiz ve yumuşak olduğu için mutlaka çocuklarımı dışarı çıkarırım ve çocuklarımızla birlikte bizde çocuk olup kardan adam yaparız, kar topu oynarız ve karda yuvarlanırız adeta. O an çocuklar gibi mutlu oluyoruz. İnşaallah bu sene bol kar görürüz.

Resimleri sonradan ekleyebildim...

İşte Müzik Listem...

Sevgili Arkadaşım Canan (Yazbakim) en çok beğenerek dinlediğimiz ilk on müzik listemiz konusunda mimlemiş beni...Bende bu sefer kısa tutarak yazımı hemen beğenilerimi sıralayacağım. Müzik türünde ayrım yapmam.Yerli-yabancı her tür müzik dinlerim ancak son günlerde Ebru GÜNDEŞ' in son albümü ve Ayla DİKMEN' i beğenerek dinliyorum.Şimdi ilk on listemde yıllar geçse de benim hafızamdan silinmeyecek olanlarla birlikte ilk aklıma gelenler :
Kayahan-Bir Aşk Hikayesi
Kayahan&İpek Acar-Seninle herşeye varım ben
Ferhat GÖÇER-cennet
Ferhat GÖÇER-Biri bana gelsin
Candan ERÇETİN-Yalan
Ebru Gündeş-Harikasın
Ebru GÜNDEŞ-Evet
Ebru GÜNDEŞ-ölümsüz Aşk
Ayla DİKMEN-Onu bunu bilmem kararlıyım
Ayla DİKMEN-Olacak olacak daha neler olacak
Ayla DİKMEN-Yolcu yolunda gerek

Müziklerimi MP3 den dinliyorum bende.Eşim yüklediği için karışık da yüklendiği için aklıma gelenleri ancak yazabildim.

Bende sevgili arkadaşım Muhabbet Çiçeğime ve Banu DURGUNLU'ya paslıyorum.Banu son zamanlarda Güldünya Albümünü dinliyormuş.Merak ettim ve bende bu albümü ilk fırsatta edinip dinlemeyi düşünüyorum.Sayenizde bizim müzik listemizde artıyor arkadaşlar.Sevgiyle Kalın!..

Mutluluğun Resmi...:)))

Benim mutluluğum bir çember içinde. O çemberin içinde ailem, eşim, çocuklarım ve dostlarımla mutlu, huzurlu bir şekilde yaşıyorum işte. Allah hepimizin mutluluğunu, huzurunu bozmasın. Bunu herkes için can-i gönülden diliyorum.
Şimdi de konumuz " sizin mutluluğunuz nerede" olduğu için mutluluk odaklı birşeyler yazmaya çalışacağım. Bu konuyu bana sevgili arkadaşım Pandoram mim olarak paslamıştı. Yine bir gecikmeden dolayı arkadaşıma özür borçluyum. Ama bunu geciktirmemin nedeni mutluluğun tanımını yapamadığımdan kaynaklandığı, canım arkadaşım...

Bende küçük şeylerle mutlu olabilen biriyim. Mesela sürprizlere bayılırım.Eşim bunu bildiği için bazen kızlarımla bana sürprizler hazırlarlar.Bunlar yeni alınan birşeylerin paketlenmesi veya saklanması, güzel bir sofra hazırlanması, genelde de özel günlerle ilgili hazırlıklar falan...Hele İremciğim öyle heyecanlanır ve mutlu olur ki, onun o şirin halinden bunlar yine birşeyler yapıyor derim ama manzarayı çakmamış gibi davranırım.İşte bu da benim için mutululuk kaynağı olur.

Çocuklarımla akşamları eve gittiğimde birlikte hoşça vakit geçirmek, oyun oynamak, onların oyunlarına katılmamdan dolayı çocuklarımın yüzündeki mutluluğu görmek beni mutlu eder.

Eşimle birlikte olmak. Oniki yıllık evli olmamız ve günden güne bu bağlılığımızın daha da artması beni mutlu ediyor.Öyle ki gün içinde bile birbirimizin sesini duymadan yapamıyoruz.Birçok arkadaşlarımızla konuşmalarımızda hiç kimse eşiyle aynı ortamda çalışmak istemiyor ama biz keşke işyerlerimizde de yakın olsaydık diye düşünüyoruz.Şimdi işyerimin değişmiş olması ile birlikte yolculuk yapmak, bazı öğlenleri buluşup birlikte yemek yemek de beni mutlu ediyor.

Yeni birşeyler aldığım zamanda mutlu oluyorum. Hayatımdaki değişikliklerden de mutluluk duyuyorum.Daha önce de söylediğim gibi monotonluktan hoşlanmıyorum.Özellikle mekanımdaki değişiklikler beni mutlu ediyor.

İnsanlara yardımcı olabilmek de beni mutlu ediyor.Bundan önceki mesleğim bankacılıktı. O zamanlarda daha çok insanlara yardımcı olurdum.Yardımcı olduğum kişiye bir faydam dokunmuşsa onu görebilmek de beni mutlu ediyor.

Arkadaşlarımla buluşup, güzel bir ortamda sohbet etmek beni mutlu ediyor.

Doğa gezileri, yeşil alanda derin derin nefes alarak yürüyüş yapmak beni mutlu ediyor.

Mutluluğu çok basit tanımlamış oldum ama çok zor geldi gerçekten. Bence anlatılmaz yaşanır cinsinden bir konu oldu ne dersiniz?

Bu Bayram Benim İçin Bir Dinlenceydi :)))

Evet, bir bayramı daha geride bıraktık. Allah tekrarına erdirsin inşaallah hepimizi. Bayram denilince benim aklıma tatil geliyor.Bu da özellikle biz çalışanlara yarıyor.Gerçi bayramsal geleneklerimizi elimizden geldiğince sürdürsek de eski tatları alamıyoruz.Çocukken bayramdan bayrama yapılan bayram alışverişleri bana inanılmaz heyecan verirdi.Bayramlaşmalar ayrı bir tattaydı.Ama şimdi bizim çocuklarımızda o duyguyu göremiyorum.Bayramın onlar için sıradan bir günden farkı bile yok.Biz bile öyle hissediyorken, onlarında aynı hislerde olması son derece doğal tabii ki.Neyse sanıyorum herkes benimle aynı düşüncededir.Eğer bayramı coşku içinde bayramı bayram yapan özelliği ile yaşayan var ise ne mutlu onlara diyorum.Ben gerçekten geleneklerimizden, kendi kültürümüzden, değerlerimizden kopmak istemiyorum ama bu konuda elimden geleni yapsam bile yine istediğim sonucu görememek üzüyor açıkçası...
Şimdi gelelim ben bu bayram ve bayram tatilimde ne yaptığıma...
Bayramda tabii ki geleneklere uyuldu. Ailelerimizle birlikte geçirdik.Eş, dost ziyaretlerini gerçekleştirdik, konuklarımızı ağırladık.Elimizden geldiğince bayramın hakkını vermeye çalıştık.Ama dediğim gibi o duyguyu içimizde (kendi adıma söylesem daha iyi ) yaşayamadığımı söyleyebilirim.Bayramın üçüncü günü akşamı eşim ve kardeşimlerle fasıl dinlemeye gittik.İsteğimiz üzerine sevdiğimiz şarkıları dinleyerek, eğlenerek güzel bir gece geçirdik.
Cumartesi akşamı da tiyatroda "Tek Kişilik Şehir" adlı oyunu izlemeye gittik eşimle birlikte.Oyunu çok beğendik. O kadar beğendim ki, bir kez daha izleyebilirim. Ankaralı blogdaşlarıma tavsiye edebilirim.
Konusu :
“Tek kişilik şehir” oyunu ancak tek başına kalındığı zaman yaşanabilen bir şehirde geçiyor. Çekirdek ailenin de parçalanıp, ailelerin tek kişilik haline dönüştüğü bir şehirde. Şehir artık iki üç kişi olarak yaşayan insanlar için yaşanmaz hale gelmiştir. Şehir yavaş yavaş “şehir dışına” taşınmıştır. Şehrin merkezinde internet üzerinden hayatla ilişki kurabilen yalnızlar kalmıştır sadece. Merkezdeki terkedilmiş gökdelenlerden birinde yıllardır yazışan iki internet arkadaşı ilk defa buluşurlar. Bomboş bir intihar kulesine dönüşmüş bu gökdelenin lokantasında intihar etmek için gelen yalnızlara “son yemekleri” sunulmaktadır. Lokantanın artık lokanta olarak iş yapabilmesi çok güçtür. Kendisini yaşatabilmek için çareyi intihar edenlere son bir servis yapmakta bulmuştur. Bir yandan müşterilerini kaybetmemek, bir yandan da her geçen gün nufusun azaldığı şehirde yeni müşteriler oluşturmak zorundadır. Bu yüzden bir yandan doğumlara sponsor olurken öte yandan da Gençleri intihara teşvik etme programı çerçevesinde “bir intihar üç bebeğe hayat verir” sloganını yaygınlaştıran etkinlikler yapmaktadır.
Tek kişilik şehir, günümüzün sanal ve tek başına yaşamayı teşvik eden dünyasını eleştiren bir oyun. Oyunda neredeyse bütün konuşmalar gündelik mizahi öğeler taşırken insanı hem güldürüyor, hem de insanı düşünmeye de zorluyor. Dışarıda hava soğuduğu zaman, içerde herkesi sıcaktan terleten, dışarıda hava ısındığı zaman içerde herkesi üşüten, klima gibi metaforlarla teknolojinin imkansızlığını ve komforizmi eleştirirken, sanal mal alıp satan, en zengin olduğunda dahi hiç bir şeye paraya bile sahip olamayan yalnız insanın çaresizliğini sergiliyor.Kısaca insanlığın yok oluşa doğru adım adım gidişatını konu alıyor.Oyun güldürürken de düşündürüyor.
Bu bayram tatilim görüldüğü üzeri dolu dolu geçti. Benim için ve ailem için gerçekten verimli ve güzeldi. Allah nice nice sağlıklı,huzurlu, mutlu, hayırlı bayramlar nasip etsin herkese...
Sevgiyle ve Sağlıkla Kalınız!..

Bayramınız Kutlu Olsun!..

Sevgili arkadaşlarımın Kurban Bayramını en içten duygularımla kutluyor; aileleriniz ve tüm sevdikleriniz ile sağlıklı, mutlu ve huzurlu nice bayramlar temenni ediyorum.

Sevgiyle ve Sağlıkla Kalınız!..

Hayat Bu!..

Aslında zaman yetmiyor.Zamanımız elverse yapacak o kadar çok şey var ki.Yoğun bir tempoyla hayatımız akıp gidiyor.Bizse yapmak isteyip de yapamadıklarımızı erteleyip duruyoruz.Sanki yarına dair garantimiz varmış gibi.Hayat böyle işte.İnsan hayatında birçok şeyi ertelemekte ve arkasına baktığında bomboş bir hayat görmekte.Aslında hayatını dolu dolu yaşayan birçok insanın da arkasına baktığında gerçekleştiremediği birçok şeyleri vardır...
Neyse canım, bu hayatın cilvesi işte.Bu kadar sorun etmemek lazım.Biz elimizden geleni yapalım.Hayata sımsıkı sarılıp, elimizdeki imkanlarımızla mutlu ve huzurlu,sağlıklı, verimli bir yaşam sürdürelim.Pozitif olalım.Karamsar, umutsuz olmayalım.Şükretmesini bilelim, öyle değil mi ama?..
Bugün ben bu duygular içindeyken,arkadaşım okuduğu bir kitaptan bana tam da benim yukarıdaki duygularıma tercüme olacak şeyler okudu.Bunu da paylaşmak istiyorum.
Eflatun'a iki soru sormuşlar.
Birincisi; "İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir?"
Eflatun tek tek sıralamış:
Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.Ne var ki çocukluklarını özlerler.
Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler.
Yarından endişe ederken bugünü unuturlar.Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar.
Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar.Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.
Sıra gelmiş ikinci soruya;"Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine sıralamış:
Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın!Yapılması gereken tek şey,sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.
Önemli olan;hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.

Akik Taşından Kolye...

Elimdeki akik boncuklardan yandaki resimde görülen kolyeyi yaptım. Çok basit olduğu için buraya koyup koymamak konusunda tereddüt ettim. Ama hayata dair iyi veya kötü herşeyi paylaşmak adına bu bloğu açtığım için hadi o zaman koyayım dedim. Çünkü çok sıradan ve şipşak yapılmış bir kolye gördüğünüz gibi. Herkesin rahatlıkla yapabileceği bu kolyenin akik taşından olması daha önce sihirli taşlar konulu yazımda belirttiğim gibi; akikin, vücudumuzda olumlu etkileri olduğu, bedenin gergin olan kısımlarına sıcaklık hissi verdiği ve gerginliği azaltığı, ağrıları gidermek için kullanıldığı, cilt hastalıklarına karşı etkili olduğu, damarları kuvvetlendirdiği, güçlü ve erkeksi bir enerjiye sahip olmayı sağladığı, hamilelikte hem hem de bebeğin sağlığı için faydalı olduğu ve bu süreç içerisinde kullanılması önerildiği için, kullanmak adına bundan sonraki takı çalışmalarımı değerli taşlardan yapmayı düşünüyorum. Ancak çok sık yapabileceğimi sanmıyorum. Çünkü henüz bu konuda alışverişimi yapamadım ve henüz çok vaktimde olamıyor ama ara ara yaptıkça burada tabii ki yayınlamayı düşünüyorum.Tekrar kolyeden bahsetmek istiyorum.Bu kolyeyi kahverengi mumlu ipe elimde kırık taş denilen küçük akikleri düğümler atarak ara ara sıraladım.Uç kısmına da yuvarlak taşımı geçirip,düğüm attıktan sonra aşağıya sarkan iplere de ara ara küçük taşlardan takıp, düğümledikten sonra tamamlamış oldum.Herkes rahatlıkla yapabilir.Çok da vakit almıyor üstelik.

Çantamdakileri Merak Etmiş Arkadaşlar...:)))

Yine bir mim dalgası döndü,dolaştı, bana da uğradı.Kimden mi geldi? Hemen yazıyorum.World Of comment bloğunun sahibesi sevgili Canancığımdan geldi.Ben ilk bu mim dalgasını Sevgili arkadaşım Muhabbet Çiçeğinde okuyunca, er-geç bana da çarpacak bu dalga dedim ve dediğim de oldu,görüldüğü üzeri.Ama yıkılmadım burdayım.Bugün içimden matrak takılmak geldi.Her ne kadar beceremezsem de.Aslında gayet ciddi takılan ben bu konuyu mu matrak buldum, yoksa bu havada mıyım? Bende bilemedim.Ama merak etmeyiniz.Çantamın içinde süprizlerle karşılaşmayacaksınız.Belki de çantamın içinden şaka yapmak için kullanılan materyallerden çıkacak diye düşünmüş olabilirsiniz.Neyse şimdi sadede geliyorum ve çantamın içindekilerin sadece bir kısmını döküyorum.Kusura bakmayınız lütfen.Görülmesini istemediğim şeyler de olabilir.Ama ana ihtiyaçlarımı ve benim için olmazsa olmazlarımı sıralayacağım...

Şimdi çantamın içinde mutlaka cüzdanım olmalı.İçinde paralarım,kimliklerim,vesikalıklardan oluşan küçük çaplı fotoları,kart vizitlerimiz,kredi kartım,banka kartım,metro kartım vs.
Anahtarlarım mutlaka olmalı.Evimin anahtarı, arabamın anahtarı,işyerindeki odamın anahtarları.Bunlarla ilgili tatsız şeyler yaşadığım için temkinli oluyor ve çantamda onlara özel bir göz ayarlıyorum ve anahtarlarımı direk oraya koyuyorum.Çünkü birkaç kez anahtarım olmadığı için çilingirci çağırdım, bir keresinde işyerime gittiğimde odamın anahtarını bir önceki gün giydiğim montumun cebinde unuttuğum için arkadaşlarımın odasında gün geçirmeye çalıştım, arabamın anahtarını unuttuğumda küçük kızımla üçüncü kattan aşağıya inip(bir de soğuk kış gününde kalınca giydirmiş olduğum bebeğim,kurşun ağırlığındaki çantam ve de başka eşyalarımızla tekrar çocuğumu aşağıda bırakamayıp katları çıkıp,inmek zorunda kaldığım için, çantamda özel olarak ağırlanıyorlar.
Yuvarlak bordo bozuk para kutum.Aynısından sevgili pandoramın da varmış,gördüm.Pandoram kadar bende çok severek kullanıyorum.Bana çok otantik gelmişti aldığımda.Hem de çok cuzi bir fiyata 2 YTL.almıştım.
Kitapsız hayat düşünemiyorum.Çantamın içinde kitap olmadığı zaman inanılmaz sıkılıyorum.Daral geliyor adeta.
Cep telefonum.Yalnız makinamın şarjı bitmiş olduğu için bu resmide cep telefonumdan çekmek zorunda kaldığım için,telefonumun yerine makinamı temsilen koydum.kabul buyurunuz.
Şarj aletim,
parfümüm,
dudak parlatıcılarım,
kalemim,
tokalarım,
El kremim,
Gözlüklerim (kutularında)Numaralı ve güneş gözlüğüm.Numaralı gözlüğümü hiç kullanmam sadece iş olsun diye,çantada ağırlık yapsın diye taşıyorum.Bunlar dışında pek çok şeyi taşıdığım gibi...
Evet geldik bir yazımızın yine sonuna.Bende bu sefer bu pası isteyene atıyorum.Sevgiyle ve sağlıkla kalınız.

Yarınlarımıza Sahip Çıkmalıyız...

Bu konuyu yayınlamakta geciktiğimin farkındayım.İlk sevgili arkadaşım Pandora dan konuyu mim olarak alacaktım.Ancak fırsatım olamadı.Öncelikle şehir dışına çıkmam gerektiği için bir gecikme oldu, daha sonrasında ise bu konu ile ilgili videoyu bloğuma ekleyemediğimiz için bende artık yazmaya ve izlenmesi çok mühim olan videoya da link vermeyi daha uygun buldum.
Küresel ısınma endişelenmeyi gerektirmeyecek kadar bize uzak değil, maalesef.Bu gerçeği kabul etmeli ve buna göre üzerimize düşeni yapmalıyız.İklim değişikliğine ilişkin uyarıları dikkate almalıyız.Soğuk kış günlerinde sıcaklıkların 8-10 derece artışı belki hepimizin içini ısıtıyordur ancak bunun dünyamız üzerinde ki olumsuz etkisini görmemezlikden gelemeyiz.
Normal koşullarda Jeolojik zaman ölçeğinde meydana gelen olaylar, artık insan ömrü kadar kısa bir dönemde gerçekleşiyor.Gezegenimizin durumunu değerlendiren uzmanlar,insan etkilerinin ve özellikle de kimyasal yakıt kullanımı sonucunda atmosferde biriken sera gazlarının küresel ısınmayı etkilediği inancındalar.Araştırmalara göre son 10 yılda yıllık ortalama sıcaklıklarda rekor artışlar kaydedilmiş.Bunun yanında da başka değişiklikler; buz dağılımında korkunç azalmalar,okyanus suyu sıcaklık ve tuzluluk oranlarında değişiklikler,okyanus diplerinde biriken metan gazları.
Küresel ısınma için önlem almak kadar, artık iklim değişikliklerine hazırlanmak ve adapyasyon sağlama önlemleri almak da önemlidir.Küresel ısınmaya yol açan, sera gazlarının artış sebepleridir.Sera gazı ile karbondioksit, metan,su buharı,azotoksit,kloroflorakarbon ve ozondur.Atmosfere en çok salınan karbondioksit ve en tehlikelisi ise metan ve kloroflorakarbondur.Bütün bunlarda sanayi ve fabrikalardan kimyasal yanma reaksiyonu sonucu, ortama ve atmosfere salınan gazlardırın sonucu.
Bu konuyu önemsemeli, araştırmalı, okumalı ve birey olarak bizde üzerimize düşeni yapmalıyız. Nasıl mı?

Karbodioksit salımını azaltmak ve enerji tasarrufu sağlamak için ;
Tasarruflu ampuller kullanmalıyız.
Zorunlu olmadıkça araba kullanmamalı, toplu taşım araçlarından faydalanmalıyız.
Sularımızı tasarruflu kullanmalıyız.
Geri dönüşümü mümkün olan plastik,poşet,cam,kağıt,karton vs.doğaya tekrar kazandırmalıyız.
Evimizde kullanmadığımız televizyonlarımızı, makinalarımızı,bilgisayarlarımızı vs. kapalı tutmalıyız.
Klimalar yerine evlerimizi daha çok havalandırmalıyız.Soğuktan korunmak için evlerimize ısı yalıtımları yaptırmalı,yakıttan tasarruf etmeliyiz.
Bolca ağaç dikmeliyiz.Bambu ağaçları, normal bahçe ağaçlarından daha çok karbondioksit emerlermiş.O nedenle daha sık bambu ağaçları dikmeliymişiz.
Kısaca uzmanlar "daha az tüketin ve daha çok paylaşın"diyorlar.

http://vimeo.com/2316052 MUTLAKA İZLENMELİ VİDEO!!!..
Leo Murray’ın iklim değişikliği hakkındaki kısa ve son derece bilgilendirici filmi aynı zamanda çok da etkileyici. Herkesin izlemesi lazım diyerek sizlerle paylaşıyoruz. Filmin senaryosunun Ömer Madra tarafından yapılan Türkçe çevirisi, Erdinç Yılmaz tarafından yapılan alt yazı çalışması ile filme eklenmiştir.
kaynak:http://www.msxlabs.or

BİR GARİP HALLİYİM Kİ!..:)))


Canım arkadaşım,Sevgili Muhabbet Çiçeğim, beni garip huylarım konusunda mimlemiş.Bu konuda benim için biraz zor olacak.Çünkü insan kendinde ki garip halleri nasıl tanımlar ki.Kendindeki garipliklerin farkında olsa, kabul etse ben ne yapıyorum ya demez mi? Bence bunu beni en yakın tanıyan sevgili Aşkıma sormak lazım diyeceğim ama o da buna vakit ayıramayacağını söyleyecektir.Çünkü Kızlarımızın bloğuna bile ayda yılda zar zor yazı yazdırıyorum. O nedenle iş yine başa düştü. Ben şimdi kendimle ilgili huylarımdan aklıma gelenlerini sıralayacağım ama, garip olup olmadığına siz değerli arkadaşlarım karar vereceksiniz.

Aşkımın söylediğine göre aşırı derece de mükemmelliyetçiymişim. Hastalık derecesinde olduğu için Aşkım bu konuda zaman zaman telkinde bulunur. Herşey dört dörtlük olsun,kusursuz olsun vs...Yalan da değil.

Simetri hastalığım vardır. Herşey düzgün, derli toplu olacak. Benim de dağınık, pis ortamda ruhum daralır, dikkatim dağılır, sinirlerim gerilir.

Çalışan bir bayanım. Sabahları ne olursa olsun, yatağımı düzeltmeden, evimi havalandırmadan, akşamdan toplanmıştır ama toplanması gereken yerleri toplamadan, dışarı asla çıkamam. Vaktim yoksa bile, kahvaltı sofrası hazır olduğu halde kahvaltımdan feragat edip, bu işlerimi halletmeden dışarı asla çıkmam. Bunu neden yazma gereği duyduğuma gelince.Çünkü bazı arkadaşlarımla konuşurken,"yataktan kalktığım gibi geldim.Yatağımı bile düzeltmedim" diyorlar.Veya bu işler yerine bazı kişiler zamanını makyajına ayırıyorlar.Bunu eleştiri olsun diye söylemiyorum.Garip huylarımızdan bahsediyoruz ya, ben kıyaslama adına,garibim ya o nedenle.Bense öncelik evime ayırıyorum.Çok ender makyaj yaparım onu da evde vaktim yoksa,işyerimde odamda veya lavaboda yaparım. Kişiden kişiye değişiyor görüldüğü üzeri.Artık ben mi garip oluyorum bilemiyorum.Sizlerden gelecek yoruma bakacağız.

Yatılı gittiğim yerlerde kimsenin yatak odasında yatmam.Kimseyi de kendi yatak odamda yatırtmam prensip olarak.Bunu da açıkça söylerim.

Gittiğim yerlerde olsa dahi,kendi özel eşyalarımı yanımda götürürüm. Havlu,şampuan vs.gibi.

Planlı değilimdir. Ani kararlarım vardır. Ama kararlarımda yanıldığım olmamıştır, neyse ki.Çok şükür.

İşe giderken kıyafetlerimi sabahtan dolabın kapağını açar ve seçerim. Akşamdan hazırlama alışkanlığım yoktur. Hazırlamış olsam bile sabahtan fikir değiştirdiğim çok olmuştur.

Renk uyumuna hastalık derecesinde takıntılıyımdır. Kıyafetlerimde özellikle renk kombinasyonuna aşırı derece de önem veririm.

Benimde karşımda cakkudu cukkudu sakız çiğnenmesine,ağız şapırtadarak yemek yenmesine sinir olurum.

Yağmur altında sırılsıklam ıslanarak yürümeyi çok severim. Şemsiye taşımayı asla sevmem. Taşısam bile bir yerlerde mutlaka unuturum.

Sokağa çıktığım zaman çantamda kitap olmadığı zaman kendimde inanılmaz eksiklik hissederim.Öyle ki anahtarımın, cüzdanımın eksikliği kadar.Bunun için geri dönüş yapar, kitabımı alıp çantama koyarım.

Monoton hayattan hiç hoşlanmam. Hayatımda hep değişiklikler olsun isterim. Özellikle mekan değişikliği benim için çok önemli. Bunun için bile evde zaman zaman eşimle eşyaların yerlerinde değişiklikler yaptığımız çok olur.

Bende Canım arkadaşım Sevgili Evrenciğimin,Canancığımın,Sevgili RoyalRojanamın garip hallerini merak etmekteyim.
Sevgiyle ve Sağlıkla Kalınız!..

BEBEK...

Bu kitabı okuyalı aylar oluyor. Sanıyorum bu yılın ilk aylarından ya Şubat, ya da Mart idi. Kitap arkadaşım İlknur' daydı. Geçtiğimiz haftalarda arkadaşımlar bize geldiğinde kitabı okumuş ve geri getirdi. Ben kitabı keyifle okumuştum ve arkadaşımda çok beğenerek okumuş. Bu kitaptan bahsetmek istememin nedeni, ben bu kitabı okuduktan bir süre sonra blogların bazılarında ("çocuk sahibi olmak için 40 bahane"ydi sanırım )Ece Arar' ın kaleme aldığı kitaptan çok bahsedilmişti. Bende yakın zamanda Kadın Hastalıkları ve Uzmanı Prof.Dr. Mülazım YILDIRIM' ın yazmış olduğu bu kitabı okuduğum için Ece Arar' ın o kitabının içeriği ile çok ilgilenmiştim ve okumak istemiştim. Ancak elimde okunmayı bekleyen o kadar çok değerli kitaplarım var ki, onlar dururken yeni bir kitap almayı lüzumsuz gördüm açıkçası. İleride belki okuyabilirim. Bu kitapta da Hocamız, yaşanmış olayları anlatıyor. Çocuk sahibi olamayan insanların girdikleri ruhsal bunalımları, çocuk arzusuyla yanıp tutuşan ailelerin acıları, kaygıları ve sevinçlerini, çocukları olamadığında dertlerine çare için başvurdukları yolları, bu yollarla sorunlarını çözeceklerine daha da nasıl derinleştirdiklerini anlatıyor. Ayrıca tüp merkezlerinin nasıl çalıştığı konusunda, doktor hasta ilşkilerini, bu merkezlerde bekleyen ailelerin bitmek bilmeyen çilelerini anlatıyor. Bütün bunları anlatırken farklı farklı kesimlerden ailelere de yer veriyor. Ayrıca dürüst bir doktorun suçlandığı ve daha sonra gerçeklerin ortaya çıktığı bu kitabı ben bir solukta ve keyifle okumuştum. Bu kitap sadece çocuğu olmayan, doktor veya tıp öğrencileri tarafından değil, çocuğun nasıl bir servet olduğunu anlamaları için, çocuğu olan ailelerinde okuması gerektiği belirtiliyor kitabın arka kapağında. Ben de katılıyorum, okumuş biri olarak...

POST 100 ....:)) Hayalimdekiler...

100. postumda ne yazsam, ne yazsam acaba!.. Bulamadım ben. Çok hoş bir yazı yazmak isterdim ancak, son zamanlarda kendimi pek yazı yazmaya yoğunlaştıramıyorum. Şu an bile bundan bahsetmek anlamsız aslında...Ama Postumun 100 olduğunu belirtmeden de geçemiyorum.Gerçi kızlarım için açmış olduğum Canım Kızlarımda da yirmidört adet yazı var ama onu da kendi yazılarından oluşan ayrı bir alan gördüğüm için bu yüz yazıma asla ilave etmedim. AAA! Aklıma geldi.Hayallerimden bahsedeyim....

Hayalimde yemyeşil tabiatıyla, masmavi sularıyla, insanların cıvıl cıvıl, sağlıklı, mutlu, birbirlerine karşı hoşgörülü, nezaket sahibi, saygılı, küçükleri koruyan, büyükleri sayan, güçsüz insanlara yardım edilen, herkesin birbiriyle barış, ortamında olduğu bir dünya istiyorum. Öyle bir dünya ki, kötülükler olmasın. Sokakta insanlar güven içinde olsun. İnsanlar birbirine tebessümle, ile karşılıklı saygı ile yaklaşsın. Herkesin işleri zorlaştırılmadan halledilsin istiyorum. İnsanlar görevlerinin sorumluluğunu yerine getirsinler, kazandıkları parayı alın teri ile kazansınlar, hak etsinler istiyorum. Mesela bir banka kuyruğunda kasıtlı olarak işini aksatmak adına insanlara çile çektirilmesin istiyorum. Alışverişlerimizi daha rahat yapabilelim istiyorum. Doğayı, tabiatı koruyalım ve bu tabiatın bir parçası olarak doya doya yaşayalım istiyorum. Bir dünya istiyorum. Zengini fakiri olmasın. İyisi kötüsü olmasın. Güçlüsü zayıfı olmasın . Olmasın Olmasın istiyorum. Herkes zengin olsun, herkes sağlıklı olsun, herkes iyi olsun, herkes güçlü olsun. Olsun da olsun istiyorum. Ama maalesef boş hayal bunlar. Bu dünyayı düzeltmeye bizim gücümüz yetmez. Bütün bunların gerçek olması için zihniyetlerin de aynı olması gerekir öyle değil mi?..Öylesine içimden geçenler...Hiç aklımdan çıkmıyorlar ki zaten...

İçimden Geçenler...

Bir hafta sonunu da geride bırakarak, yeni bir güne başlıyoruz. Çalışan bir bayan olarak hafta sonum inanılmaz yoğun geçiyor. Genel temizlik, alışverişler, ütüler, çamaşırlar, yemekti, hamurişi, çocuklarıma ait yapılması gerekenler derken pazar günüm benim neredeyse uyuyamadığım ve pazartesi gününe yorgun başladığım bir gün oluyor. Ama yine de halimize şükrediyorum. Sağolsun eşim destek olmasa herhalde altından zor kalkarım. O nedenle ben pazarları ve pazartesi günlerini pek sevemiyorum. Salı günü artık hayatın akışına alışmış oluyorum ve gerisi geliyor ve geçiyor.

Bu hafta sonu bütün bunlarla birlikte iki güzel olayda gerçekleşti. Birincisi annemler yazlıktan geldiler. Onlar bizim elimiz kolumuz oluyorlar adeta. Onların varlığı bizi gerçekten çok rahatlıyor. Annem her gibi çok fedakardır. Zamanında burada iken büyük kızıma annem bakmıştır. Küçük kızıma da bir kış baktı. Artık burada fazla kalmadıkları için, kışın geldiklerinde ancak yardımcı olmaya çalışırlar. Annemlerin gelmesi ile eşimle benim sosyal yaşantımızda hareketlilik kazanır. "Annem ben çocuklara bakayım, siz kendinize vakit ayırın" der. Bahara kadar buradalar. Sadece bunun için değil tabii, annemlerin yanımızda olması, varlıkları bile bizi mutlu etmeye, rahatlatmaya yetiyor tabii ki...

İkinci güzel olay ise karşı komşumun oğlu Sadettin kardeşimizin düğününden ve düğünden sonra balayında yaşadığı üzücü olaydan burada bahsetmiştim. Bu hafta sonu hastaneden taburcu etmişler. Canım ya, yaklaşık üç-üçbuçuk aydır hastanedeydi. Birkaç ameliyat geçirdi. Çok sıkıntılı günler yaşadılar. Şu an hala walkerla yürüyor. Ama gerçekten Cenabı Allahında izniyle çabuk iyileşme gösterdi. Çünkü gerçekten çok uzun bir tedavi süreci gerekiyordu...Yaşadıkları o olaydan bir gün önce orada yüzdüklerinde ayakları yere bile değmiyormuş ve çoluklu-çocuklu birçok insanda o iskeleden atlayıp yüzmüşler. Otel yetkilileri muhtemelen gel-git olmuştur demişler ve o nedenle bu kazanın gerçekleşmiş olabileceğini ileri sürmüşler. Artık olacak varmış herhalde. Neyse ki artık hastane ortamından uzaklaşacak kadar gelişme göstermesi umut verici ve sevindirici. Yaşadıklarına bizzat tanık olduğumuz ve çok yakın olduğumuz için onlar kadar üzüldük ve şu an onlar kadar sevinçliyiz. Zaten ben o kadar dolmuştum ki, kendisini görünce kendimi tutamadım ve gözyaşlarıma hakim olamadım. Ama o hala güler yüzlü, hayat dolu idi ve ben önceki yazımda da Gülen Yüzün Solmasın demiştim. Şimdi de Gülen Yüzün Her Daim Gülsün Kardeşim diyorum ve Allah başka acılar yaşatmasın cümlesiyle birlikte...AMİN...

Şablon,Banner Delisi Oldum!..

Bloğuma Yeni düzenlemeler yapmaktayım...Ancak içime sinecek birşey bulamadım.Ancak bir süre bununla idare etmeyi düşünüyorum.Yeni şeyler denemek hoşuma gidiyor.Ancak bilgisayar insanı esir alıyor yaa.Bunun için uykusuz kalmayı bile göze alıyorum.Kitaplarım yarım kaldı.Bence ben bir süre ara verip şu kitaplarımı bitirmeliyim.Rengarenk cıvıl cıvıl blogları olan arkadaşlarıma imrendiğimden bende yapayım diye bayağı bayağı uğraştım.O site senin, bu site benim gezdim dolaştım...Şablon, banner çalışmaları aradım durdum.Buldum bulmasına ama bu seferde hangisi olsun diye kararsız kaldım durdum işte.Neyse umarım bir daha böyle aşırıya kaçmam.

İKİ ŞEY...

İki şey 'Kalitesiz İnsan'ın özelliğidir

1- Şikayetçilik

2- Dedikodu

İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer

1- Bakış açısını değiştirmek

2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek

İki şey yanlış yapmayı engeller

1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek

2- Hak yememek

İki şey kişiyi gözden düşürür

1- Demagoji (Laf kalabalığı)

2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

İki şey insanı 'Nitelikli İnsan' yapar

1- İradeye hakim olmak

2- Uyumlu olmak

İki şey 'Ekstra Değer' katar

1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak

2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek

İki şey geri bırakır

1- Kararsızlık

2- Cesaretsizlik

İki şey kaşif yapar

1- Nitelikli çevre

2- Biraz delilik

İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar

1- Baskın yeteneği bulmak

2- Sevdiğin işi yapmak

İki şey başarının sırrıdır

1- Ustalardan ustalığı öğrenmek

2- Kendini güncellemek

İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır

1- Niyetin saf olması

2- Ruhsal farkındalık

İki şey milyonlarca insandan ayırır

1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak

2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek

İki şey gelişmeyi engeller

1- Aşırılık (mübalağa, abartı, ifrat,vs)

2- Felakete odaklanmış olmak

İki şey çözüm getirir

1- Tebessüm (gülümseme)

2- Sükut (susmak)

İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır

1- Ebebeyn

2- sağlık

İki şey geri alınmaz

1- Geçen zaman

2- Söylenen söz

İki şey gerçek sondur

1- Cennet

2- Cehennem

İki şey ulaşmaya değerdir

1-

2- Bilgi

İki şey 'hayatta önemli olan her şey' içindir

1- Nefes alabilmek

2- Nefes verebilmek

Atamızı Sevgiyle,Özlemle ve Rahmetle Anıyorum...


"İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur! "

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Ölümünün 70.yılında Sevgili Atamızı bende , özlem ve rahmetle anıyorum.


Mustafa mı? Büyük Önder Atatürk mü?

Günlerdir konuşulan Mustafa filmine değinmek istiyorum. Zaten ismi ilk duyduğumda garip gelmişti. Neden Atatürk belgeseli değilde, Mustafa. Sıradan bir kişiden bahsedilir gibi. Herkesin bu filme bakış açısı farklı geldi ki, o kadar çok anlatıldı ve yorumlandı ki, haliyle bende merak içindeydim ve ilk fırsatta izlemek istiyordum. Fakat bugün birkaç değişik mailler geldi ki, önyargılı yaklaşmadan geçemiyeceğim. Sırf doğruluğunu kendi kafamda da kanıtlamak adına filmi izlemek istiyorum. Bunun için dahi olsa bu filmi izlemeye gitmek reytinglerini patlatmak ve kazançlarını artırmak olmaz mı? Bir de okullara da tanıtım amaçlı sinemalardan broşürler gönderiliyor. Ne yani çocuklarımızın beyinlerinde Sevgili Atamız hakkında olumsuz imaj mı oluşturulacak. Hayır, kesinlikle çocuklarımız bu filmi izlememeli. Bizi bugünlerimize getiren,Türkiye Cumhuriyetini kuran,Türk Milletini bağımsızlığına kavuşturan, dünyaca takdir edilen büyük önder Ulu Atamızın hayatı; gelen maillerde anlatılanlara göre; kahramanlığının yerine, devrimci kişiliğinin ve kararlılığının üzerine mutsuz, yalnız, psikolojik sorunları olan bir portre çizilmeye çalışılmış…Filmi izlemedim…Bu yüzden devamını...

Psikolog Sebla Kutsal' a bırakıyorum.
Kendileri psikolojik savaşın en ahlaksızcasının nasıl yapılabileceğini belgeselleştiren "MUSTAFA" filmini izledikten sonra dayanamayıp bir mail yazmış.
karı-kız düşkünü,
bir oturuşta mutlaka bir büyük rakı içen,
vahim kişilik bozukluklarına sahip,
çok zengin bir kadın için sevgilisini terk edip onun intiharına neden olan,
çocukken yediği bir dayak üzerine yıllarca içinde bitmek bilmeyen bir kini biriktirip, sırf bu sebeple ülkeyi laiklikle buluşturarak, modern eğitimi başlatarak, dini veren kurumda yediği dayağın öcünü alan birisi…
Cephedeki cesaretine bir kez olsun değinilmeyen
Mustafa'nın geceleri karanlıkta uyuyamadığını öğreniyoruz…
İçinde sürekli bir korku ve tatminsizlik hissi taşıyor. Cumhurbaşkanı olup da artık hiçbir şey yapmadan boş boş oturmaya başlayan bu adamın iç sıkıntısı daha da büyüyor.
Öyle ki tek tesellisi çalgılı, içkili sefa âlemleri.
Yapayalnız kaldığı dünyasında hasta ruhuna gitgide teslim oluyor. Çok mutsuz, hem de çok… Film, Mustafa'nın "dinsiz" olduğunu vurgulamak üzerine kurgulanmış.
Kurtuluş savaşını desteklerini alabilmek için dindar kesimleri ve kurumları kandırmış, sonra işi bitince de onların ipini çekmiş.
"Dinin afyon etkisi" üzerine söyledikleri filmde sık sık yer alırken,
Ramazan ayında içmediği,
Kur'an tercümesi yapan özel bir görevli yardımıyla dini anlamaya çalıştığı ve malum çevrelerin sıkı adamı Nevzat Yalçıntaş'ın ortaya çıkardığı üzere Hz. Muhammed'in mezarını yıkmak isteyen Suudiler'e "orduları gönderirim, ayağınızı denk alın" mealinde bir telgraf yollayarak mezarı yıkılmaktan kurtardığı, vb. birçok bilgi seyirciden özenle saklanmış.
Kurtuluş savaşı harita üzerinden ve birkaç basit sahneyle "oldu da bitti maşallah" tadında kestirme yoldan anlatılmış.
İnsanda, tüm milli direnişin ve çarpışmaların kısacık bir sürede tamamlandığı ve memleketin kolayca kurtulduğu hissi uyanıyor.
Zaaflarla dolu zayıf karakterine ve acı dolu anılarına tutunarak sürüklediği ömrünün en sıkıntı verici son döneminde ise Mustafa "beni hatırlayın!" diyor. Hatırlanmaya değmeyeceğinin kendisi bile farkında olmalı ki, unutulmaktan ölesiye korkuyor…
Film, sürekli not tutmak suretiyle tekrar tekrar izlenir ve derin yapısını çözmeyi amaçlayan bir gözle incelenirse, yukarıda yazdığımdan çok daha fazla Mustafa aleyhtarı unsur kolaylıkla listelenebilir. Aktardıklarım, bir çırpınışta aklıma gelebilenlerden ibarettir.
Dündar filminde büyük bir mucizeden bahsediyor… Çünkü Dündar'ın Mustafa'sı, bırakın çeşitli devletlerce işgâl edilmiş bir ülkeyi düşmandan temizleyip yeni bir ülke kurmayı, bir sürüye çobanlık yapmayı bile beceremeyecek bir adam. Ancak nasıl oluyorsa Türkiye'yi kuruyor! Yani film bir mucizeyi anlatıyor… Oysa ki savaşlar ve şehitler kan kırmızısıdır. Yepyeni bir devletin kuruluşu ve bir ulusun şahlanışı buz gibi gerçektir. Mucizeler ise ancak masallarda anlatılır.* Yazdığı ve yönettiği masalla Can Dündar, görevini ifşa etmiştir. Misyonu tamamlanmış bir görevli olarak kesinlikle eserini bir masal kitabı olarak da yayınlamalı ve hak ettiği Nobel ödülünü almalıdır!* Ancak ben Mustafa'yı tanımıyorum… Sadece Mustafa Kemal bilirim ki kendisine Atatürk denir. O da bizim gibi etten kemiktendir lâkin bedeni çürüyüp gitmişse de ruhu bizimledir. İnsan olduğu için hatalar yapmıştır fakat hatalarıyla doğrularını iki ayrı kefeye koyup da hakikâti göremiyorsak, içimizdeki vicdanın terazisine yazıklar olsun! Benim gibi düşünenlere, "Atatürk'ü putlaştırmayın, O'nu da herkes gibi doğrularıyla yanlışlarıyla tartışalım" diye saldıracak olan aydınımsılara cevabım önceden hazırdır; "İyi niyetinize bir saniye olsun inanabilseydim, kapımı açar sizi beklerdim…"
NOT: Mustafa Filminin afiş resmi yerine, sevgili Atamıza ait bu ı koymayı daha uygun buldum.Filmdeki anlatılanlarının aksine bu fotoğraflarda herşeyi anlatmıyor mu sizce?

Hala Sizinleyse...

Az önce maillerimde değerli arkadaşım Özlem'in göndermiş olduğu mail beni çok etkiledi.Anneler günü değil ama zaten ben o günlere de karşıyım.Bana göre her gün özel olmalı.Ben de bu hikayeyi burada sizinle paylaşmak istedim.
Hala sizinleyse!! !
1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı. Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz.
2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti. Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz.
3 yasınızdayken size özenle yemekler hazırladı. Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz.
4 yaşınızdayken elinize rengârenk kalemler tutuşturdu. Evin bütün duvarlarına yaparak teşekkür ettiniz.
5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi. Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.
6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü. Sokaklarda 'GITMIYCEEEEEEEM' diye ağlayarak teşekkür ettiniz.
7 yaşınızdayken size bir top hediye etti. Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz.
9 yaşınızdayken size dualar öğretti, siz her seferinde unutarak teşekkür ettiniz.
11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü 'Sen bizimle oturma' diyerek teşekkür ettiniz.
12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi. O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.
19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kampusa götürdü ve eşyalarınızı taşıdı.Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz.
21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi. 'Ben senin gibi olmayacağım' diyerek teşekkür ettiniz.
22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı. Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz.
25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı, sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı. Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz.
30 yaşınızdayken bakimi hakkında size akil vermek istedi. 'Artik bu ilkel yöntemleri bırak' diyerek teşekkür ettiniz.
40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın gününü hatırlattı. ' işim başımdan aşkın' diyerek teşekkür ettiniz.
50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu.Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz.Derken bir gün..... o öldü.O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi duştu....

VE BİR HİKAYE:'Evin telefonu sabaha karşı üç buçukta çaldı.. Uyku sersemi adam telefonu açtı. Telefondaki ses annesine aitti. Telaşlandı, korktu başlarına bir şey mi gelmişti?Annesi "nasılsın oğlum iyi misin?" diye sordu. Oğlu şaşkın bir ifadeyle "iyiyim hayırdır bir şey mi oldu siz iyimisiniz?" dedi. Annesi "biz iyiyiz bir şeyimiz yok sadece sesini duymak istedim" dedi. Oğlu da ' bunun için mi aradın. saat sabahın üç buçuğu yarında konuşabilirdik" deyince annesi de "rahatsız mı ettim oğlum?" dedi. Oğlu "evet rahatsız ettin" diyince annesi "30 sene önce sen de beni bu saate rahatsız etmiştin, günün kutlu olsun oğlum" EĞER HALA SİZİNLEYSE, ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA COK SEVİN...

Atam Yurdumun Her Yerindesin...

Yukarıdaki resimler Daire Başkanımızın odasının duvarlarındadır. Kendisinden izin alarak bu resimleri çektim.Ve bu resimlerin gerçek olduğunu söyleyebilirim.Yanılmıyorsam Anadolu Ajansına ait resimler. Başkanımız bu karelerinin her birine güzel yurdumun dağında, toprağında,taşında, havasında sen varsın diye yazmış.Kısacık cümle ile ne güzel anlatmış değil mi?

Ben Buna Bayılıyorum :))

Yukarıdaki video yu izlerken bile rahatlıyorum. Burada Cam üzerine elle serpiştirilerek resimler yapılıyor.Müthiş rahatlatıcı ve stres attırıcı birşey olmalı. Çünkü ben keyifle izliyorum. İzlerken benimde yapasım geliyor.Yakından görebilmeyi ve denemeyi o kadar çok isterim ki...Ayrıca internetten araştırdım bu sanatın adını öğrenemedim. Bilen arkadaşlarım varsa merakımı giderebilir mi acaba?..

Çok Yakında İnşaallah...

Sevgili Arkadaşlarım,

Fırsat buldukça kendi bloğumdan sizleri takip etmeye çalışıyorum.Bazen yazılarınıza yorum bırakabiliyorum, bazen de ona bile fırsat bulamıyorum.Bu açıklamayı yapma gereği duydum.Çünkü merak ettiğinizi biliyorum ama bir türlü yazacak kadar zaman bulamıyorum.Önceki haftalarda seminerlerdeydim.Çok yoğun geçti.Sabahtan akşama kadar ders dinledik.Evde de yoğunluğum oldu. Bilgisayara uzun süreli vakit ayıramıyorum.İnşaallah en kısa zamanda yazacağım.Gecikme için hepinizden özür dilerim.Yoksa ne sizden ne de bloğumdan kopamıyorum.Sizlerle olmak çok keyifli.Hepinizi çok seviyorum.Sağlıkla ve sevgiyle kalınız...

Favorilerine Ekleyenler

Hakkında Yapılan Yorumlar


Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Benzer Gönderiler

Kategori başlığı Kişisel olarak kaydedilmiştir.
Yazıyı Email Gönder Yazıyı Email Gönder
Bu Blog Hakkında Yorum Yaz

Yorum