ingiltere defteri
Gönderen: Editorya Tarihi: Şub 4, 2008
ingilteredefteri tarafından sahiplenilmiştir.
Ad : Mete
Soyad : Sayer
Açıklama : İngiltere’deki, özellikle de yaÅŸadığım ÅŸehir olan Londra’daki günlük hayata dair izlenimlerimi yazıyorum.
Rss : feeds.feedburner.com/blogsp…
Kategori : KiÅŸisel
Etiketler : united kingdom Birleşik krallık ingiltere british londra london Britanya Birlesik krallik england english dil UK Britain ingiliz ingilizce
Bugün okuduÄŸum bir habere göre Londra’nin dış semtlerinden birinde bir cep telefonu firmasının yeni bir baz istasyonu kurma giriÅŸimi 100 civarında insanın yolları arabalarıyla tıkaması sonucu engellenmis. Bir ilköğretim okulunun hemen karşındaki bir binaya kurulmaya çalışılan baz istasyonu fikri özellikle o bölgede yaÅŸayan ailelerin tepkisini çekmis. Habere göre sadece o okulun bir kilometrekarelik alanında 15 adet baz istasyonu varmış ve bu insanlar belediyeye defalarca baÅŸvurmalarına raÄŸmen bunlar yerinde kalmaya devam etmiÅŸ.
Yıllık tatillerde Türkiye’ye geldiÄŸimde heryerde artan sayıda baz istasyonlarını görüyorum . Zaman zaman haberlerde de bu konu iÅŸleniyor ve ilgillerin kayıtsız kalmalarından ÅŸikayet ediliyor. İngiltere’de de durum farklı deÄŸil aslında. Cep telefonlarının yaydığı mikrodalgaların uzun vadede zararlı olup olmadıklarına dahil kimse birÅŸey bilmiyor, ayrıca tek elden kontrol edilen bir yasal düzenleme de yok, bu yüzden genellikle çok fazla ÅŸikayet olmadan belediyeler harekete geçmiyorlar. Telefon ÅŸirketleri de her türlü yasal açığı kullanıyorlar çünkü onlar da bu rekabetçi ortamda müşteri kaybetmek istemiyorlar. Zaman zaman bu türden eylemlerle insanlar en azından kendi yaÅŸadıkları bölgelere bu baz istasyonlarının kurulmasını engellemeye çalışıyorlar. Tabii iÅŸin bir de ÅŸu yönü var, bu istasyonlar muhakkak bir yere kurulacaklar, özellikle ÅŸehir ortamında boÅŸ arazi filan bulmak mümkün deÄŸil. Åžikayet eden insanlar bile eÄŸer telefonları iyi çekmiyorsa hemen ÅŸirket deÄŸiÅŸtirme yoluna gidiyorlar.
Bu arada meraklıları için söyleyeyim, son yıllarda Türkiye’de çokça konuÅŸulan ve uzunca zamandir beklenen 3G telefonlar geldiÄŸi zaman ortalık yine karışacak. Çünkü bu telefon sistemi tamamen yeni bir hattan çalışıyor ve teknolojisi gereÄŸi kullanılan baz istasyonları çok daha kuvvetli, yani daha çok radyasyon yayıyorlar. Ingiltere’de 3Gler kullanılmaya baÅŸladığından beri saÄŸlıklarının bozulduÄŸundan ÅŸikayet eden insan sayısında çok büyük artış oldu.
Benim evin tam karşısında 10 civarında baz istasyonu var, ben bugüne kadar bir zararlarını görmedim, sadece arkadaşlar karanlıkta biraz parladığımı söylüyorlar.
..
Angry protesters has prevented a mobile phone mast being installed nearby of a primary school today. They blocked the way with their cars therefore trucks and cranes couldn’t access the proposed mast site. Families, understandably, are concerned about the possible health effects of mast transmissions on children. On the other hand those masts have to be erected somewhere anyway and I wonder what would those protesters do if their mobile phones do not work properly. It seems to me NIMBY approach is not a proper solution.
NIMBY: Not in my back yard’ın kısaltılmışı. Yani benim olduÄŸum bölgede olmasın da nerede olursa olsun anlamında bir tabir.
Son Gönderiler
Hatırlar mısın bir zamanlar fakir ama onurlu bir blogger'cı vardı.

Fotograf McGun
Biraz daha yazmasam tüm bloÄŸu örümcek aÄŸları kaplayacak. Çalışmaktan haftalar nasıl geçti anlamadım bile, bir sürü de konu vardı yazacak aslında, derin sosyo-ekonomik konular ve kediler!
Bu küçük enrty'den çıkacak "neymiÅŸ" ler;
-Hayat Londra'da da lay lay lom deÄŸil
-Yıkılmadım ayaktayım
-DönüÅŸüm muhteÅŸem olmayacak.
Reklamlardan sonra görüÅŸmek üzere. :)
Waterloo tren istasyonunda bir süre öncesine kadar taksi giriÅŸleri için kullanılan bir tünel vardır, burası geçen hafta sonu boyunca hünerlerini göstermeleri amacıyla graffiti/stencil sanatçılarınına tahsis edildi. İlk defa yapılmasına ve sadece bir gün önceden basın aracılığıyla duyurulmasına raÄŸmen üç gün boyunca inanılmaz bir izleyici ilgisine maruz kaldı "Cans festival". Nedeni ise birçok bilinen ismin yanında artık dünya çapında bir fenomene dönüÅŸen Banksy'nin de yeni eserlerini burada sergilemiÅŸ olmasıydı. İşte bu festivalde çektiÄŸim fotoÄŸraflar:
Fotograf: ingilteredefteri
Fotograf: ingilteredefteri
Yaklaşık bin yıldan beri önceleri kraliyet ailesinin sarayı sonraları da parlamento binası olarak kullanılmış, bina resmi olarak hala kraliyet ailesine ait.
1834'de çok büyük bir yangın sonucunda binanın neredeyse tümü yanmış.
Yaklaşık 30 yıl süren inÅŸaat sonunda 1870'de bugünkü haliyle gördüÄŸümüz bina ortaya çıkmış. Bina tamamen gotik tarzda inÅŸaa edildiÄŸi için daha eski zamanlara aitmiÅŸ izlenimi veriyor.
İlk saat kulesi de yenilenen bina ile ona uygun bir mimarı anlayışla yapılmış. 1856 yılında üretilen çan büyük bir halk ilgisi ile Londra'ya getirilmiÅŸ, ancak daha test aÅŸamasında iken kırılmış.
Bunun üstüne tekrar benzer bir çan yaptırılmış, ancak o da bir kaç ay sonra çatlamış, yine de günümüze kadar o haliyle gelebilmis. İşte Big Ben'in kendine has o sesi çatlak olmasından ileri geliyor.
Aslinda çanın resmi adı "Great Bell" ancak "Big Ben" olarak biliniyor. Tevatür muhtelif.
Mekanik kısımları hala çalışıyor olmakla birlikte saatin dakikliÄŸi elektronik aletler yardımıyla saÄŸlanıyor ÅŸimdilerde. Buna raÄŸmen arada bir arızalanarak durduÄŸu da oluyor.
Fotograflar: Shht! (2007) ve ingilteredefteri (2008)
Fotograf: ingilteredefteri
British Shorthair kittens dancing

Fotograf: Pixel Addict
İngiltere'de cep telefonundan mesaj göndermek Hubble teleskobundan data indirmekten yaklaşık beÅŸ kat daha pahalıya geliyor.
Leichester Üniversitesinden bir araÅŸtırmacının raporuna göre Hubble teleskobundan dünyaya gelen elektronik bilginin megabaytı £84 a maloluyor. Cep telefonlarından her gönderilen mesajda da oldukça küçük bir miktarda data aktarımı oluyor.İngiltere'deki cep telefonu ÅŸirketleri tipik olarak mesaj başına 10p (pence) alıyorlar. Dr Bannister'in hesaplamalarına göre mesaj başına 5p alındığı varsayılsa bile 1 megabayt tutarında mesaj göndermenin kullanıcıya faturası £375 a geliyor.
İngiltere'deki cep telefonu firmaları toplam karlarının yaklaşık %17 sını SMS'den elde ediyorlar. Geçen sene bu ülkede gönderilen mesaj sayısı 5.7 milyar civarında.

Fotograf: benleto
Bugünkü haberlere göre İskoçya Enerji Bakanı bir süreden beri yerleÅŸtirilmesi gündemde olan rüzgar türbinleri hakkındaki kararını açıkladı.
Yaklaşık dört yıl önce gündeme gelen projeye göre İskoçya'da bir bölgeye 181 adet rüzgar türbini kurulması planlanıyor. Bu türbinlerden üretilecek elektrik yaklaşık bir milyon kiÅŸiye yetecek ve tamamen "yeÅŸil."
Öte yandan projenin baÅŸlamasıyla birlikte bir baÅŸka "yeÅŸil" konu daha gündeme geldi. Buna göre o bölgede soyları yok olma tehlikesinde olan kuÅŸ türleri var ve bunlar eÄŸer türbinler yerleÅŸtirilecek olursa pervanelerin kurbanı olacaklar. Dünyadan yok olan her canlının ekolojik dengeye yaptığı olumsuz etki herkesin malumu.
Dünyadaki bütün ülkeler gibi Britanya'da da gittikçe artan enerji ihtiyacı var ve elektriksiz yaÅŸamaya hiçkimsenin tahammülü yok. DoÄŸal hayatın dengesinin bozulmasının yarattığı etkiler ise son yıllarda açıkça yaÅŸanıyor, üstelik sivil toplum kuruluÅŸları her fırsatta politikacıları suçluyorlar.
Veee. Bu ülkedeki uygulamalara göre bu konudaki son sözü söyleyecek olan kiÅŸi İskoçya Enerji Bakanı. O da bugün kararını açıkladı.
Siz o bakanın yerinde olsanız ne karar verirdiniz? Yeşil enerji mi kuşlar mı ?
Bakanın kararını yorum bölümüne yazdım.
İngiltere'de yaÅŸayan insanlar aile ve gelir durumlarına göre çeÅŸitli yardımları almaya hak kazanıyorlar, iÅŸsizlik parası, kira yardımı, çocuk yardımı gibi. Belediyeler ise bu yardımlardan bazılarının dağıtımından ve denetiminden sorumlular. Yaklaşık 5-6 ay önce bazı belediyeler telefon görüÅŸmelerinde yalan makinası iÅŸlevini görecek bir yazılımı uygulamaya koymuÅŸtu. Bu yazılım belediyeyi arayan kiÅŸinin ses tonunu bilgisayarda analiz ederek yalan söyleyip söylemediÄŸi konusunda görevli memura bir fikir veriyor. Görevli de bilgisayarda çıkan anlık sonuclara göre konuÅŸmayı yönlendiriyor ve bir karara varıyor. GeçtiÄŸimiz günlerde bazı belediyelerin bu konudaki raporları gazetelere yansımaya baÅŸladı. Londra'daki bir belediye ilk altı ay içinde bu yazılım sayesinde kendilerine yapılan 1700 baÅŸvurudan yaklaşık 300 tanesinin sahte yardım talebi olduÄŸunu tespit etmis. Yine kuzey İngiltere'deki bir beklediye de bu yazılım sayesinde çalıştığı halde son beÅŸ yılda iÅŸsizlik parası alan bir kiÅŸinin mahkum olmasını saÄŸlamıs. He iki belediye de bu yazılım ile ciddi miktarda para tasarrufu yaptıklarını belirtiyorlardı.
Bu haberler üzerine bundan birkaç yıl önceye kadar televizyonda oynayan ve çok ilgiyle izlenen bir komedi programı aklıma geldi. Bilmiyorum Türkiye'de de yayınlandı mi, adı "Little Britain". Skeçlerden birinde her hafta devlet dairesi ya da çeÅŸitli kurumlarda çalışan "Carol" ismindeki karakter kendisine çeÅŸitli nedenlerle baÅŸvuran "sıradan vatandaÅŸlara" kök söktürüyor ve baÅŸvuruları ne olursa olsun ÅŸu ünlü cevabını veriyordu:
"Computer says nooo"
İşte bir bankada çalışan "Carol" ile kredi çekmek isteyen bir "vatandaÅŸ" arasındaki diyalog:
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler
Fotograf: ingilteredefteri
Bir firmanın yerel belediye ile ortaklaÅŸa sponsorluÄŸunu yaptığı bu çalışma Londra'da yolda giderken beklenmedik bir ÅŸekilde önünüze çıkacak bir sürpriz olarak tasarlanmış. Bundan daha kötü bir yer arasanız bulamazssiniz, eser oldukça gürültülü bir kavÅŸakta bir demiryolu köprüsü altına yerleÅŸtirilmiÅŸ herbiri 1 metre eninde 48 panelin yanyana konmasıyla oluÅŸturulmuÅŸ.
Eserin sahibi Ian Davenport kendine ait bir teknik geliÅŸtirerek, yüzlerce deÄŸiÅŸik renkte sıvılaÅŸtırılmış emayeyi çelik panellerin üstüne boÅŸaltmis. Yerçekiminin etkisi ile boyalar kendilerine bir yol çizmiÅŸler, yeryer rotalarını ÅŸaşırmışlar ve deÄŸiÅŸik yoÄŸunlukta iz bırakarak boydan boya paneli aÅŸmışlar.
İşte uzaktan baktığınızda birbirlerine eÅŸit aralıkta ve sabit renklerdeymis gibi görünen bu çizgilerin aslında deÄŸiÅŸik tonlara sahip oldugunu ve dümdüz inmediklerini yakından baktığınızda anlıyorsunuz. Davenport'un izleyiciye vermek istediÄŸi mesaj burada gizlenmiÅŸ olsa gerek.



Fotograflar: ingilteredefteri
Dün akÅŸam BBC'de Portishead yeni albümlerinden parçaları canlı performansla sundu. İşte bunlardan "We carry on"
Fazla söze gerek yok; Mahvolacaksınız.

Fotograf: tiarescott Japonya - Hyatt Oteli
Gerçek bir hikaye, olay İngiltere'de geçiyor, Türkçe bir tadı olmayacağı için İngilizce yazıyorum.
cab: taksi
cabinet: dolap
innit: isn't it
cockney: DoÄŸu Londra ÅŸivesi,
slang: argo
directory inquiries: Bilinmeyen numaralar
naively: safça
refund: para iadesi
---
A teenager received a display cabinet instead of a taxi because her use of slang language confused telephone operator and sales person. This is how it happened:
She dialled directory inquiries to book a taxi from London to Bristol airport. During the call the teenager asked for "Joe Baxi", meaning "taxi" in cockney slang. The operator didn't get it and said "I am sorry I am unable to find anyone by that name" :)
"It isn't a person, it's a cab, innit." said the youngster angrily.
The operator, rather naively, put her through to the nearest supplier of cabinets.
When she was connected to the salesperson, apparently, she said 'All I want is your cheapest cab. I need it for 10am tomorrow. How much is it?'
Sales adviser told her the cheapest cab is £180.
The girl gave her details and paid it by credit card on the phone.
And the next day at 10 o'clock she was delivered a cabinet to her door while she was hoping to be picked up by a taxi.
The company has since apologised for the mix-up and offered a refund, however, suggested she should have not use of that sort of slang on the phone.
Fotograf: ingilteredefteri
İki gün önce "Sıradan Londra: İş çıkışı" baÅŸlığı altındaki fotoÄŸrafa istinaden recephilmi "Merak ettim de acaba Londra'daki tüm ticarî taksiler fotoÄŸrafta görüldüÄŸü gibi mi" diye sormuÅŸtu.
Ortada gördüÄŸünüz taksi geleneksel siyah Londra taksisi, "Black cab" ya da "Black taxi" olarak anılıyor. Ancak zamanla ihtiyaçtan dolayı deÄŸiÅŸik firmalar eklenmiÅŸ ve çeÅŸitli renklerde üretilmeye baÅŸlanmış bu taksiler, yine zamana uygun olarak bazıları reklam almışlar üzerlerine. Bu taksilerin en önemli özelliÄŸi ÅŸoförlerinin son derece uzun ve zahmetli bir eleme sürecinden geçirilmeleri. BindiÄŸiniz zaman sizi gideceÄŸiniz yere en kısa hattı kullanarak götürme garantisi veriyor bu taksiler. Yeri gelmiÅŸken burada bir uygulama farklılığından bahsetmek istiyorum. Londra'da taksi çağırdığınızda araca binmeden önce ÅŸoföre gitmek istediÄŸiniz yeri söylemek durumundasınız. Taksiler sizin gitmek istediÄŸiniz yere illaki gitmek zorunda deÄŸil, yani "ben müÅŸteriyim mecbursun beni almaya" diye birÅŸey yok.
Bu taksilerin içleri geniÅŸ ve dört kiÅŸi için konforlu bir yolculuk saÄŸlıyorlar, ücretlendirme taksimetre ile yapılıyor ve oldukça tuzlular, örneÄŸin ÅŸehir merkezinden Heathrow havaalanına yaklaşık £40 tutuyor yolculuÄŸunuz.
Black cab'ler gün içinde kolayca bulunmakla birlikte özellikle geceleri ve haftasonları ihtiyacı karşılayamıyorlar. Bu durumda "minicab" denen taksiler devreye giriyor. Bunlar belli bir taksi durağından yönetilen taksiler, her semtte bunlardan bulabilirsiniz. Telefonla çağırmak durumundasınız çünkü bu taksilerin üstünde taksi olduklarını bildiren herhangi bir iÅŸaret yok. Black cab'lere göre daha ucuzlar, taksimetre ile çalışmıyorlar, çağırdığınzda ücreti sormalısınız, uzun mesafeler için pazarlık daima iyi sonuç veriyor.
Üçüncü grup ise "korsan taksiler", bunlar ile minicab'leri birbirinden ayırmak imkansız özellikle Londra merkezinde akÅŸamları ortalarda dolanıyorlar ve çalışma esasları "ördek toplama" ÅŸeklinde.
İlk defa Londra'ya gelenlere pahalı olmakla birlikte Black cab'lerden şaşmamalarını tavsiye ediyorum.
Fotograf: ingilteredefteri
| 19. yüzyılda elektrik santralı olarak Thames nehri kenarında inÅŸa edilen bina 1920lerde el deÄŸiÅŸtirerek gıda sektöründe önemli bir isim olan Oxo tarafından satın alınır. Firma yetkilileri binada önemli deÄŸiÅŸiklikler yaparlar ve de bir kule eklemeyi planlarlar. Amaçları bu kule üstüne firmanın reklam yazılarını eklemektir. Belediye kule yapılmasını onaylar ama reklam panolarına izin vermez. Bunun üstüne firmanın sivri akıllı mimarı kulenin üstüne öyle pencereler koyar ki uzaktan bakıldığında oxo yazısı ortaya çıkar. Bina günümüzde bu firmanın elinden çıkmış olsa da herkes taraından Oxo Tower olarak anılmaktadır. |
The building was originally constructed at the end of the 19th century. It was largely rebuilt by a meat company, Oxo, which is famous for its beef stock cubes. The company wanted to include a tower which shows advertisements of their products. When local authority refused permission for the advertisements, architects came with an ingenious idea. The tower was built with strange looking windows, in the shapes of a circle, a cross and a circle; "coincidentally" looked like the word "oxo" :) |
Sıradan Londra: İş çıkışı
Fotograf: ingilteredefteri Guney Londra

Fotograf Zac-Attack (Google 1 Nisan ÅŸakası yaparsa böyle yapar )
Bugünkü İngiltere medyasında birçok 1 Nisan ÅŸakası vardı. The Sun gazetesi geçtiÄŸimiz günlerde İngiltere'ye resmi bir ziyarette bulunan Fransa baÅŸbakanı Sarkozy'nın eÅŸi Carla Bruni'den kısa olması nedeniyle çok özel bir ameliyat geçirerek boyunu uzatmak üzere olduÄŸunu yazdı. Operasyonu gerçekleÅŸtirecek olan doktor bu ameliyatın daha önce deney hayvanlarında yapıldığını ve baÅŸarılı olduÄŸunu söylemiÅŸ.
The Guardian gazetesi de BaÅŸbakan Gordon Brown'un Carla Bruni'den çok etkilendiÄŸini ve onu özel olarak görevlendirdiÄŸini yazıyordu bugün. Yazıya göre Bruni ingiltere mutfağına ve modasına yeni bir soluk getirmek için hükümet adına çalışacakmış.
Daily Mail gazetesinde ise maliye bakanını lotery oynarken gösteren bir fotoÄŸraf vardı. Bakanın bütçeyi doÄŸrultmakta zorlandığını bu yüzden ÅŸans oyunlarına yönlendiÄŸini yazıyordu gazete. Tahmin edeceÄŸiniz gibi fotoÄŸraf sahte.
Yine Sun gazetesi bugün ilerleyen saatlerde web sitesine bir UFO fotoÄŸrafı koymayı ve bu konuda bir "uzmanın" görüÅŸlerini yazmayı ihmal etmedi.
Benim en çok hoÅŸuma giden 1 Nisan ÅŸakasını ise BBC yaptı bugün. Buradaki linke tıkladığınızda hayvanlar alemindeki inanılmaz bir keÅŸfe tanık olacaksınız.

Fotograf Tom Coates
İngiltere çukulata konu olunca Belçika ile boy ölçüÅŸemez ama Cadbury firmasının Flake'i tüm dünyada en çok bilinen çukulata olma ünvanını elinde tutuyor. 1920'li yıllarda bu fabrikada çalışan bir iÅŸçinin ÅŸans eseri olarak bulduÄŸu bilinen bu ürünün tam olarak nasıl yapıldığı bir sır. Tekbaşına marketlerde satıldığı gibi özellikle yaz aylarında sokak sokak dolaÅŸan özel dondurma vanlarından satılan dondurmaların üstünde de sunulmaktadır.
Flake'in televizyon reklamları ise bu sektörde çalışanların çok iyi bildiÄŸi, üstüne çok konuÅŸulan, çok yazılan reklamlar serisi olarak yıllardan beri devam etmekte. 1976 da yazılan reklam jingle'i hiç deÄŸiÅŸmeden kullanılıyor ve en çok hatırlanan müzikler sıralamasında her zaman ilk sıralarda yer alıyor. Bu reklamların bu kadar çok ilgi çekmesinin en önemli nedeni ise yine 70'lerden bu yana kullandığı usturuplu sex dozu.
İşte yeni yayınlanmaya başlanan tv reklamında bu kez İngiliz soul ve R&B şarkıcısı Joss Stone var.

Fotograf Neil Phillips (Fotograftaki tilki konu mankenidir)
İngiltere hem ÅŸehirlerinde hem de kırsal alanlarında çok sayıda tilkinin yaÅŸadığı bir ülke biliyorsunuz, bu haber de yine tilkilerle ilgili.
Bayan Strick Batı Cornwall bölgesinde kırsal alanda bahçeli bir evde yaÅŸamaktadır. Dün sabah arka bahçesine yerleÅŸtirdiÄŸi kümesine taze yumurta alma umuduyla uÄŸradığında gözlerine inanamaz. Ortalıkta tavuklarından eser yoktur ama bir köÅŸede kımıldayamayacak kadar kocaman bir karına sahip tilki kıvrılmış öylece uyuklamaktadır. Bir gece içinde altı tavuÄŸunu telef eden ve çoÄŸunu yiyen tilki o kadar ÅŸiÅŸmiÅŸtir ki kaçacak hali kalmamıştır.
Çok sevdiÄŸi tavuklarının telef olmasına üzülmesine raÄŸmen bayan Strick tilkiden intikam almak gibi bir yola gitmez, iste kendi aÄŸzından söyledikleri:
"It's nature I suppose, If you live in the country it's what you have to put up with."
Tilkiyi kendi haline bırakır, gün boyu kümeste uyuklayan tilki daha sonra kendine gelerek sessizce kayıplara karışır.

Fotograf elif ayse (BeyoÄŸlu inci'den)
Yer: İngiltere Blackpool
Zaman: Geçen hafta
Karakter 1: Adam, sarhoş, saldırgan
Karakter 2: Adamın karısı
Olay: Aile içi ÅŸiddet
Olayda adamın karısına saldırmak için kullandığı alet: Profiterol (Yakın mesafeden atışlar ÅŸeklinde)
Sonuc: 150 pound tazminat ve mahkeme masrafları
Sosyal sonuc: Karşılıklı boşanma kararı
Olaydaki anahtar nokta: Adam bir bisküvi fabrikasında iÅŸçi
Yorum: Evlenmeye karar verdiÄŸini ailesine bildiren kıza anne babasının ilk sorduÄŸu soru olan "iÅŸi nedir?" insanlık tarihinin ince süzgeçinden bugüne gelen deÄŸiÅŸik açılımları olan bir sorudur.
Portishead Plajı Fotograf: sass_face
İki gün önce merakla beklenen üçüncü albümleri olan "Third" den ilk parçaları kendi sitelerinde yayınlandığından beri hayranları artık onların döndüklerine inanır oldular. İsmini Bristol'e çok yakın Portishead kasabasından alan grup bugün bir gazeteye verdikleri ropörtajda bu onbir yıllık bekleme dönemine nelerin yol açtığını anlatıyorlardı. Eski albümlerinde yakaladıkları baÅŸarının altında ezilerek daha iyi birÅŸeyler yapamayacakları korkusu ve grup üyelerinden ikisinin eÅŸlerinden boÅŸanmalarıyla baÅŸlayan iç sorunlar kendi deyimleriyle kabus dolu yılların baÅŸlangıcı olmuÅŸ. (EÄŸer Portishead'e daha önceden denk gelmediyseniz eski albümlerinden bu parçayı ve bunu dinlemenizi tavsiye ederim.)
Ama artık bekleme bitti, bu efsanevi trip-hop grup Nisan ortalarında beklenen albümlerini çıkartıyorlar. İşte aÅŸağıda dinleyeceÄŸiniz en son parçaları olan "Machine Gun" tipik bir Portishead parçası, sert, köÅŸeli, hazmı zor; Aynı zamanda yalın ve inançlı.
Yanlış yer, yanlış zaman, yanlış kişi
Fotograf: GrooverFW
Bundan üç gün önce olan olayda bakın ÅŸanssız yankesicinin başına neler gelir:
Yankesici Kenneth Copper Londra'da otobüse binmek üzere olan bir bayanın cüzdanını çalar. O sırada tamamen ÅŸans eseri olarak orada bulunan bir sivil polis olayı farkeder ve kaçan yan kesiciyi kovalamaya baÅŸlar. Bir tatbikattan dönmekte olan bir otobüs dolusu toplum polisi de yine ÅŸans eseri olarak oradan geçmektedirler ve kovalamacaya ortak olurlar. GirdiÄŸi alışveriÅŸ merkezinin güvenlik elemanları da ekibe katılınca artık yankesicinin teslim olmaktan baÅŸka çaresi kalmaz. Tüm bunların üstüne cüzdanını çaldığı bayan da o bölgenin milletvekili Bridget Prentice çıkar.
Gazetenin bugün bildirdiÄŸine göre mahkemede hemen suçunu kabul eden yankesici üç ay hapis cezasına çarptırılır.

Fotograf NID chick
İzleyeceÄŸiniz kısa filmde beyaz formalı basketbol takımı oyuncularının birbirlerine kaç defa pas attıklarını sayabilecek misiniz?
Buradan lütfen: http://www.dothetest.co.uk

Fotograf: normanack
Tamam biliyorum bu blog kediler hakkında deÄŸil. BaÅŸka bir konu için arama yaparken Flickr'da rastladım bu fotoÄŸrafa ve paylaÅŸmadan edemedim. Altındaki açıklamaya göre kedinin adı George ve fotoÄŸraf 1985 yılında çekilmis. George çoktan göçmüÅŸ gitmiÅŸ bu dünyadan ama geriye bu harika fotoÄŸrafı bırakmış.
BloÄŸumun adını İngiltere defteri ve kedi dünyası olarak deÄŸiÅŸtirsem iyi olacak. :)
Favorilerine Ekleyenler
Hakkında Yapılan Yorumlar
Yazıyı Email Gönder












