« NANOTASARIM
Aptallıklar Yapıyoruz - Pisihole »


jaded melancholy

Gönderen: admin Tarihi: Kas 16, 2008
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars6 Stars7 Stars8 Stars9 Stars10 Stars (46 Değerlendirme, Ortalaması: 10 üzerinden 5.5 )

Verilen Yıldızların Toplamı: 253.
Oy kullanan ziyaretci sayısı: 46
Beğenilme Oranı % 55
SİZ HENÜZ OY VERMEDİNİZ !...
Loading ... Loading ...


tarafından sahiplenilmiştir.
Açıklama : jaded melancholy
Rss : jaded-melancholy.blogspot.c…
Kategori : DiÄŸer
Etiketler : 42 numaralı kapı hayatın sırrı

hakkında :
’daki bir kamu kuruluÅŸunda fotokopi denetmeni olarak görev yapıyorum. ayrıca amatör olarak ses çılığı ile uÄŸraşıyorum.
90′ların ortasında çeÅŸitli fanzinlerde baÅŸlayan yazım hayatımız, internet devriminden sonra bütünüyle bu sonsuz bilgi otobanında yol almaya baÅŸladı. Birkaç online dergide yaptığımız yazarlık dışında iÅŸine de el ve ayak attık ancak bir süre sonra o iÅŸten sıkıldık, rockstarlık bize göre deÄŸildi. Yıllar birbirini kovaladı ve aniden dünyayı blog kasırgası sardı, biz de geliÅŸmelerden geride kalmamak için ilk blogumuz olan Yok İsim Falan’a hayat verdik, ancak bir süre sonra birkaç anlaÅŸmazlık ortaya çıktı, ve dükkanı kapatmak durumunda kaldık. Sonrasında iÅŸin içine Perpetual Gloom adlı blogumuz girdi, bu seferki denemede ruhun karanlık yanlarını keÅŸfe soyunduk. Her ÅŸey melankolik bir çemberde dönüyordu. Bir süre sonra bundan da sıkıldık ve Jaded Melancholy devri baÅŸladı. Devamı >>
Meraklar :
* Imperium Romanum * * Ortaçağ Tarihi * Dinler Tarihi * Tesadüfler Simetrisi * İngiliz Dili * Armoni * Siyah * Beyaz * Antika * Moleskine * Hat ı
Gözde Müzikler
* iron maiden * bruce dickinson * john williams * guns n roses * pink floyd * johann sebastian bach * porcupine tree * dead can dance * antonio vivaldi * the who * deep purple * morissey * friedrich handel * haggard * 13 and god * dire straits * eastern european folk songs * skid row * king diamond * megadeth * rainbow * blackmore’s night * doro pesch * manu chao * malmsteen * frank sinatra * nightwish
Gözde Kitaplar
* samuel taylor coleridge * william blake * william * william wordsworth * ben johnson * umberto eco * mircea eliade * douglas adams

Son Gönderileri


jaded melancholy
"..walk into the light and dissolve the chains"

the evil that men do

Genelde şu yeni yetme gothic veya nu metal yapan grupların müziğinden hoşlanmam. Az önce Ömer bir video linki gönderdi, altında da bir satır yazı "izle şunu". İçimden dedim ki yine kim bilir nedir. After Forever adlı grubun bir Maiden coverı. The Evil That Man Do'yu coverlamışlar, videoyu ilk açtığımda içimden yine berbat bir cover geliyor sandım ama öyle olmadı. Duyduğum en başarılı Maiden coverlarından birisi olmuş.
Videosu şöyle:
After Forever- the evil that men do


what foot?

Yaşadıkları acı miktarının fazlalığına göre insanları insan sayan paçavralar tanımışım şu hayatta. Hakikaten bir garip bu dünya. İyi ki yoksunuz artık.

once upon a time in the west - self note -

şurada burada, bir sürü sosyal ağ sitesinde insanların çalışmalarını veya yazdıklarını yorumlamayı seviyorum.
bunun, insanları çalışmalarıyla ilgili olarak yüreklendirdiğine inanıyorum. neticede herkes dışarıdan bir çeşit kabul edilme duygusunu hissetmek istiyor bir şekilde.
ama eserlerine verdiğim tepkiyi yanıtsız bırakan insanları da anlamıyorum. bunun bir çeşit elitizm olduğunu düşünmüyorum, veya düşünmemeye çalışıyorum. madem ki vakit harcayıp onlara düşüncemi söylemişim, buna cevap almak istiyorum ben.
bilmiyorum yine kafam çok karıştı. insanlık daha interaktif olsun.

astronomi

kendim hakkında az önce farkına vardığım bir gerçek:
astronotları sevmiyorum, kozmonotlara sempati duyuyorum, taikonotlar hakkında henüz bir fikrim olmadığı için bir şey diyemiyorum.

gyroscope

" neo-wolf but older again
than the lupus itself
linked its fur to the gyroscope of time
a collection of failures "

in flames - gyroscope (1997)

bu şarkıdaki metafor olmak istiyorum. hatta metafor şişesinde kırmızı bir balık olmak istiyorum.

Punks Not Dead


Punks Not Dead
Originally uploaded by eecue

"the clever fiendishness of your evil plan is brilliant"

 
Dr. - Kozmos'un Efendisi.
Star Trek Voyager'ın 5.sezonuna gidiyoruz şimdi. Bride of Chaotica bölümüne.
Tom Paris, Kaptan Janeway'i ile nasıl konuşması gerektiği hakkında bilgilendiriyor:
JANEWAY: So all I have to do is find the controls of this Death Ray and deactivate it.
PARIS: It's not as simple as it sounds. Now, might be a 1930s villain, but he's very clever. It'd help if you knew some of the rules.
JANEWAY: I'm listening.
PARIS: All right. Well, first of all, he's a megalomaniac, so it's a good idea to appeal to his ego.
JANEWAY: Right.
PARIS: And, er, use grandiose language. He likes to be called sire and it helps to say things like, the clever fiendishness of your evil plan is brilliant!

merry capitalism

 
Bu yılın sonuna doğru, herkes yine, eşine, dostuna, tanıdıklarına, platonik aşklarına, komşusuna, sevgi, aşk, sağlık vs ile dolu yeni bir yıl dileyecek. Dileyecek de ne olacak ki sanki? Bütün o ışıltıları filan gören de Dünya Barışı yeni yılda sağlanacak sanır. Küçücük mavi küremizin ihtiyacı olan şey, parfümleriyle ozon tabakasını delen, kocaman gülüşü olan boyalı kadınlar değil ki, penisleri var diye sürekli savaşan erkekler hiç değil.
Anlayamıyorum ben böyle şeyleri. Ama olsun tamam çok da arıza çıkartmamaya kararlıyım.
Bu kısa yazımı bitirirken hepinize Merry Capitalism dileklerimi sunuyorum . (Noel ve Yılbaşı paketi)

phoebe buffay'den bütün yılbaşı delilerine geliyor  smelly cat:

"smelly cat, smelly cat, what are they feeding you?
smelly cat, smelly cat, it's not your fault"

satılık problem.


ebay ads
Originally uploaded by iwfx

işte ın en harika icadı: marketlerde satılan "problemler".

hepsi ve daha fazlası "" adlı çizgi romanımızda.
bayinizden ısrarla isteyiniz!

google

so long and thanks for all the Bush

Bu da hatıra olarak saklamak isteyenler için. (Sağ Tıkla, Farklı Kaydet)

(:

metaforik asit

bir metafordan ötekine koşuyoruz şimdi

çıplak olarak
ayaklarımız lethe'nin sarı sularında
charon sarhoÅŸ yolcu sarhoÅŸ.

andalucía

jim'le ikimiz
endülüs'te bir cafedeyiz
cengiz han strasse'de.
portekiz çok uzak değil
bulutlar da öyle..

Rime of the Ancient Mariner

Rime of the Ancient Mariner
Originally uploaded by iwfx

hamlet


" Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü!
Çünkü, o ölüm uykularında,
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından,
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir felâketleri yaşanır yapan.
Yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururun çiğnenmesine.. "

ikilematik

İstersin ki varlığın unutulsun ve bitsin, Bir kuru başına öl, izin de ölüp gitsin.
Will.

Time

Bu şarkıyı günden güne daha çok sevmeye başlıyorum. Yaşlanma korkusunu yenmek için mi yoksa başka bir sebepten mi bilmiyorum ama çok seviyorum.

"the sun is the same in a relative way but you're older,
shorter of breath and one day closer to death."

absurdica yeni evinde

Biriciğimiz, en sevdiğimiz yavrumuz Absurdica'mızı yeni evine taşıdık.
Mutluyuz, sevinçliyiz.
(:

şöyle alalım sizi de:

absurdica.org

cehennemde sabah gezintisi pt.II

Bir zamanlar böyle yazıyormuşum, 2000 yılından kopup gelen cehennemden sabah gezintisinin ikinci bölümü.


"Yarınki diller övgü sunacak varlığına
Bugün soluk alanlar göçse bile dünyadan.
Sonsuz yaşayacaksın kalemimin gücüyle
Gireceksin her aÄŸza, her soluÄŸa, her dile."


William
(1564-1616)



Kırmızı ışığı sarmıştı bütün varlığımı ve yokluğumu. Gözlerimi almıştı ama yine de hissedebiliyordum onu Rüyaların Ressamı sayesinde.

Ve aniden kayboldu etraftaki sesleri boğacak kadar güçlü bir sesle... Sonra gözlerimi tekrar hissettim eski yerlerinde,etrafı görebiliyordum artık , eskisi gibi.
Bir uçurumun kenarına gelmiştim ve aşağıya bakmaya korkuyordum çünkü korkunç çığlıklar ve sesler yükseliyordu yukarıya doğru. Başımı yukarı çevirdiğimde iki tane uçan ve çok çirkin , kedi suratlı yaratık gördüm. Doğruca uçurumdan aşağıya doğru süzüldüler, ve gözden kayboldular.Sonra aniden tekrar ortaya çıkıp yükseldiler.Ama bu sefer pençeleriyle birer insan taşıyorlardı.
 

O ikisi çılgınca bağırıyordu:

"Girmektir en büyük korku benim için cehennem denen kuyuya
Kavrulur ciğerlerim içerdeki korkuyu koklaya koklaya
Tanrı! Neden bunları yapıyorsun bize ha?
Zevk alıyorsun değil mi bundan , söyle bana"


Ve o ikisi, kedi yüzlü uçan şeyler tarafından parçalandılar. Ama hemen sonra parçaları birleşmeye başladı ve onlar aynı eskisi gibi oldular. Hemen o derin kuyuya atıldılar yine.
Sonra ufuklarda kara bulutlar görünmeye başladı. Zaten karanlık olan bu koskoca alan daha da karanlık oldu. Onbeş veya yirmi tane savaş arabası gördüm sonra hepsi de bu yöne doğru geliyordu. En öndekini tanıdım hemen, bu Hector'du. Truva'un en büyük kahramanı Hector! Bağırıyordu:

"İşte bak! Savaş arabalarım geliyor
senin gemilerine doÄŸru
Seni denize dökeceğim...
Bu gün bana vaadedildi
Tanrılar benim kalkanım...
Kaderim mühürlendi
Yıldırımlar ve şimşekler uçuşuyor şimdi..."


Devasa bir toz bulutu oluşturarak geçti yanımdan. Biraz sonra ise bambaşka bir ses şöyle haykırdı :

"Hector! Öleceksin kılıcımla ve eriyecek o aşağılık
vücudun cehennemde
Asla vazgeçmeyeceğim bu savaştan...
Akacak o pis kanın bu toprakların üzerine
Köpekler ve akbabalar yiyecek leşini
Bu gün birlikte anılacak benimle..."

Bu Achilles'ti... Eşsiz kahraman , savaş alanının parlayan güneşi , Thetis'in çevik oğlu ulu Achilles! İnanmak öyle zordu ki bu gördüklerime , sanki o büyük savaş tekrar tekrar yaşanıyordu burada...
Acı hissetmeye başladım yine ama bu sefer beynimin içinde , çok derinlerde. Kendimi kaybettim ve bir çukura düştüm. Uyandığımda yeşil bir gökyüzü gördüm yukarıda ve yıldızlar seriliydi onun üstünde. Elimle dokunabiliyordum onlara. Siyah bir at geçti kafamın üzerinden ve sanki ikiye bölündü beynim o sırada. Bir sürü kuş yemeye başladı parçalarını beynimin. Ve bu bana acı değil
sanki zevk verir gibiydi... Yine uyandım daha sonra...

Yine o tepenin başındaydım, bu sefer yanımda birisi daha vardı galiba ama ben kafamı yana çevirdiğimde o kayboluyordu , serap gibi bişeydi galiba.

"Sen , bulamayacaksın aradığını burada
O burada yaÅŸamaz...
Evi çok uzaklarda o'nun , derinlerde
Zamanla yarışır o bin yıllardır...
O'nu zamanda bulabilirsin sadece
Hayal ettiÄŸinde bir anda..."


Ve görüntü kayboldu. O soluk sarı çimlerinde gezindim boş boş bu tepenin.
Hiç bir şey hissetmedim acı ve açlık dışında, burada... ölü ruhlar inliyordu sadece, göklere çıkan ateşlere eşlik ediyordu acıları:

"Bu kanlı ırmaklardan çıkmaktadır sesimiz
Sen biliyorsun biz kimleriz
İçleri boş olan acı göllerini doldururuz biz
Hadi gel katıl bize, çıkar içindeki şeytanı dışarı..."


Korktum; içimdeki "ben", sesini giderek yükseltiyordu. Buradan bir an önce çıkmalıydım ben...
İşte orada tam karşıda iki tane kayanın ardında bir ışık vardı.Buradaki ışıklara hiç benzemeyen bir ışık bu. Beyaz! çıkış kapısı olmalı bu Cehennemin...

Diğer ruhlar görmeden ben kaçmalıyım buradan...

-2.Bölüm SONu-

socialize

En sevdiÄŸim yeteneklerimden birisini kaybettim gibime geliyor, kolayca sosyalleÅŸebilen ben artık yolda gördüğüm  tanıdıkların isimlerini bile söylemiyorum onlarla selamlaşırken ki herkese ismiyle hitap etmek normal ÅŸartlar altında hoÅŸuma giden bir ÅŸeydir. Bunda, gittikçe derinleÅŸen uykusuzluk sorunumun etkisi var sanırım. 

En kısa zamanda kendime gelmek istiyorum.

insomnia in progress

kim demiş unutmuşum düşleri diye..

cehennemde sabah gezintisi pt.1

2000 yılında Necrophilia dergisinde yazarlık yaparken yazdığım yazılardan birisi. Oldukça değişime uğramışım zaman içinde sanırım.

                "Küçük sinek
                 düşüncesiz elim
                 silip süpürdü
                 yaz oyununu
                 Ben de senin gibi
                 bir sinek deÄŸil miyim?
                 Ya da sen
                 benim gibi bir insan?
                 Ben de dans ediyorum
                 ve içiyorum  ve ÅŸarkı söylüyorum
                 ta ki bir kör el
                 kanatlarımı süpürüp atana kadar..."
                                      William Blake      
                                       (1757-1827)

Yine umutsuz bir gündoğumu yaklaşırken, ilerliyordu düşüncelerim
kapkara labirentlerinde beynimin... Anlaşılmaz olanı anlamaya çalışıp,
yıkmak için uğraştım hayallerden yapılmış kara şatoları.
Bütün bunlar gerçek miydi yoksa , çoktan çürüdü mü ölümsüz sandığım
vücudum. Peki nasıl duyabiliyorum uzaktan gelen bu sesleri..

        "Dinen dalgalar gibi kayalık kıyılarda
         Sonlarına koÅŸuÅŸur ömrümün anları
         Hızla yuvarlanırlar çırpınarak ardarda
         Tutmak istercesine öne atılanları"...

Ayaklarımın altında kurumuş sarı yapraklar ve şu (hayal meyal hatırladığım)
hüzünlü . Neredeyim ben? Yoksa yine mi o hayaller... Dışları yaldızlı
ve göz alıcı; içleri ise kurşundan ağır hayaller...
Bir süre sonra kendimi bir tepenin üstünde buluyorum. Renkleri olmayan ağaçlar
ve kanatsız kuşlar var burada.
Şimdi ne hissediyorum , korku mu yoksa hayranlık mı bu?
Olmayan gökyüzünde bir yüz beliriyor:


        "MaÄŸaralarında kadife karanlığın
                 gizleniyor sözleri korkularımın
         Ve iÅŸleniyor desenleri ruhumun
                 derinliklerinde cehennemin
         Kutsal iÅŸaretler ve sözler
                 eriyor üstünde derimin
         Fışkıracak öfkem yakında
                 altından kara toprakların
         Ve nektarım olacak düşüncelerindeki
                 korkular
         Kontrol edeceÄŸim akışlarını
                 hayatlarının ve ölümlerinin"


diyor.
Deliriyorum galiba...
Birkaç adım ileriden en taze ölü adayları geçiyor.
Her birinin yüzünde bir anlamsızlık.Anlaşılan Lethe Irmağından getiriliyorlar.
Yoksa burası düşündüğüm yer mi? Mavi aslanlar sadece burada yaşar biliyorum ve
üç başlı köpek Kerberos da işte orada birilerini parçalıyor.
Ben nasıl geldim buraya? Ben tam bunları düşünürken birilerinin kendi kendine
konuştuğunu duydum , sesi vardı ama kendisi yoktu...


        "İşte daÄŸları delen,surları ,zırhları
         deÅŸen,kuyruÄŸu sivri canavar,
         iÅŸte dünyayı korkutan canavar!"


Sonra tepeden inmeye başladım dikkatlice. Karanlıkta dikkatli olmak gerekirdi.
Gözlerimde bir acı hissettim aniden. Ellerimi gözlerime götürdüğümde yerlerinde
olmadıklarını fark ettim.
 "Bana neler oluyor" düşüncesi yakıp kavurdu tüm beynimi. AÄŸlamak istedim ancak mümkün deÄŸildi aÄŸlamak... Bu arada yürümeye devam ettim deÄŸiÅŸik sesler gelmeye devam etti kulağıma. Bağıran insanlar, inleyen kadın sesleri , kızgın alevlerin çıkardığı kızıl ses ve "size acıların en büyüğünü çektireceÄŸim" diyen sesler...
Diğer sesleri duymaya çalışırken ben,birisi seslendi bana ve dedi ki
       
        "Hey sen,gözleri olmayıp da bütün acıları tatmış olan,
         sen cesur Achilles'in torunu deÄŸil misin?"


Bu adam neden bahsediyordu anlamadım? Hem Achilles benim dedem falan da değildi ki...
"Sen kimsin?" diye sordum ona ,"Ben Rüyaların Ressamıyım " diye
cevap verdi.
" Sen ne yaparsın?" dediğimde ona,
               
         "Görevim bu sonsuz topraklardaki acıları anlatmaktır
          siz insanlara ve ben boyarım bütün hayallerinizi
          Sizin tüm rüyalarınız aslında buradan alıntıdır."

dedikten sonra bana dedi ki tekrar " İzle şimdi".Ve o anda gözyaşlı toprak bir rüzgar estirdi,rüzgarın içinde kırmızı bir ışık belirdi,bütün duyularımı dize getirdi...

1.bölüm sonu

ode to a bus

bir otobüsün en arkasındaki koltuklarından birinde oturduğunu hayal et..

immortal, invisible


''We blossom and flourish as leaves on the tree,
And wither and perish - but naught changeth thee''

"Immortal, Invisible", Wal­ter C. Smith, 1876.

a will.blake quote

"And I made a rural pen,
And I stained the water clear,
And I wrote my happy songs
Every child may joy to hear."

 

W.B.
Songs of Innocence
Introduction, st. 5

Favorilerine Ekleyenler

Hakkında Yapılan Yorumlar


Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Benzer Gönderiler

Kategori başlığı diğer olarak kaydedilmiştir.
Yazıyı Email Gönder Yazıyı Email Gönder
Bu Blog Hakkında Yorum Yaz

Yorum