« Oya Dantel Resimleri
Medya Şaklabanları »


kaswetlikahve

Gönderen: admin Tarihi: Kas 19, 2008
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars6 Stars7 Stars8 Stars9 Stars10 Stars (2 Değerlendirme, Ortalaması: 10 üzerinden 5.5 )

Verilen Yıldızların Toplamı: 11.
Oy kullanan ziyaretci sayısı: 2
Beğenilme Oranı % 55
SİZ HENÜZ OY VERMEDİNİZ !...
Loading ... Loading ...

lolimj tarafından sahiplenilmiştir.
Açıklama :muhtemelen kahwe içiyordur
Rss : http://kaswetlikahve.blogspot.com/feeds/posts/default?alt=rss
Kategori : Yorum
Etiketler : ne ararsan war diyelim

Nermin Biçer Hakkında:
Aslında kim olmak istediğini hala kestirememiş,felsefi pozlara girmek isteyen ama her kare kendisine küçük gelen,istediği şeyi başarmak için çabalarken bir yandan da birşey yapmadığını görüp deliren,uçuk kaçık hayallerinin sonu olmayan,hiçbir şeyde sabit kalamayan,değişli tokuşlu,inişli çıkışlı,haylaz bir dişilik…(mj)
Meraklar
TABİKİ FİLM İZLEMEK, KİTAP OKUMAK, MÜZİK DİNLEMEK, SEYAHAT ETMEK, FOTOĞRAF ÇEKMEK, DELİ GİBİ ÇİKOLATA WS.YEMEK…
Gözde Filmler
I ROBOT, BACK TO THE FUTURE(1-2-3), YÜZÜKLERİN EFENDİSİ, SERİLERİ, HARRY POTTER

Gözde Müzikler
Nirvana Smells Like Teen Spirit, U2 One, Backstreet Boys I Want It That Way, Whitney Houston I Will Always Love You, Madonna Vogue, McFly, JayZ

Gözde Kitaplar:
SUÇ VE CEZA, DENİZLER ALTINDAN 20000 FERSAH, DÜNYANIN MERKEZİNE YOLCULUK, SİNEKLİ BAKKAL, GÜN OLUR ASRA BEDEL, SEFİLLER, FARELER VE İNSANLAR, VADİDEKİ ZAMBAK, SEKSEN GÜNDE DEWRİ ALEM
Profilin Devamı >>

Son Gönderileri


KASWETLİ KAHWE
ileri derecede kafein bağımlısının günlüğü...

Helen Bar ve ben...

İzlediğim gençlik filmlerinin çoğunda başroldeki kız ya yeni bir okula başlar ya da yeni bir yere taşınırdı.Genelde ilk tanışma anları hep absürd olurdu.Birkaçı hariç.Herneyse yeni bir yere gidince,yeni insanlarla tanışacağım zaman izlediğim filmlerin tanışma sahneleri bir şeridi gibi gözümün önünden geçiyor.Ama nafile boşuna demiyorlar "onlar sadece filmlerde olur" diye.Normal bir tanışma anı daha sonra sanrım benden kaynaklanan hızlı bir arkadaşlık evresi.Kendimi övmem,övmeyide sevmem ama çok sıcakkanlı çok uyumlu bir insanım ben ya.
Geçtiğimiz haftasonu yurtta kaldım.Her cumartesi saat birle altı arası çarşı izni,üç haftada bir cumadan pazara kadar ev izni var.Eğer etütlere geç kalır yahut girmezsen önce çarşı izninden daha sonra da ev izninden azaltılıyor.Ve en sevdiğim bölüm her pazar sinema gecesi.Pazar günleri son iki etütün yerine izletiyorlarmış hemde öğrenciler seçiyormuş filmi acayip sevindim bu olaya.
Yurda gittim.Ben deneme için gitmiş olmama rağmen beni daimilerin odasına verdiler ki bu çok iyi oldu.Çünkü dersaneden çok sevdiğim bir arkadaşım Alore de bu odadaymış.Aslında diğer kızlar benden pek hoşlanmadılar sanırım çünkü Alore sürekli benle oldu etütte,yemekte,aralarda falan onları biraz ekmiş gibi oldu ama misafirdim yani olsun o kadar.Artık bende daimi olacağım.Alore ve diğerleri savunun kendinizi Mj geliyor.
Servisi ayarladım artık yurtta kalan bir blogger olacağım.Nasıl nerden ne şekilde yazacağım meçhul ama asla çok uzun ara vermeyi düşünmüyorum ya da kapatmayı...
Yurttayken İki saatlik etütlerin birinde bir odadaki harıl harıl test çözen rakiplerime baktım birde bizim sınıftaki arkadaşlarıma.Biz hiçbirşey yapmıyoruz.Daha doğrusu kendi adıma konuşayım(Çünkü sınıftaki bazı kişiler çalıştıkları halde çalışmıyorum demeyi seçiyor hatta o kadar ki "hiçbir şey yapmıyorum yaa" falan diyorlar ama bu onlara ne birşey kazandırıyor ne de kaybettiriyor.Sadece yalan söylemiş oluyorlar.Veli toplantıları oluyor aileler birbirleriyle konuşuyor.Herşey ortada ama yalan,yalan,yalan onu bırakın sınav notlarıda insanı ele veriyor.Ya da bu kişilerin hepsi üstün zeka).Hiçbirşey yapmıyordum.Evde çalışamadığım kadar üç günde orda feci çalıştım ve verimli de oldu.Umarım daha iyi olur ve şu sene çok çabuk geçer.
Edebiyat bölümünde okuyan bir kızla tanıştım geçenlerde bana Divan Edebiyatında meşhur olan Kıyafetnamelerden bahsetti ve bu konu çok ilgimi çekti.Yaptığım ufak çaplı bir araştırma sonucunda edindiğim bilgilerden çok memnun oldum.En kısa zamanda bi kütüphaneden edinmeyi düşünüyorum.

Belki bi daha ki yazı için biraz ayrı kalabiliriz bu yüzden Helen Bar'dan bir kaç görsel sunmak istedim.Her kategoriden bir iki fotoğraf koydum ki tadı damağınızda kalsın gidip siteyi talan edin=) Helen Bar


Ortaya karışık...

Bir kurban bayramını daha geride bırakmamıza dakikalar kala herkesin bayramını kutlarım.Nerede o eski bayramlar diye başlıyabilicek yaşa gelmemiş olsamda eski bayramları özledim.Bunun en önemli sebelerinden biride artık kazık kadar oldun diyip kimsenin para vermemesi.Ama biz hiç sen çok yaşlısın sen çok geçsin diye ayırt edip el öpmemezlik yapmıyoruz.Şaka bir yana gerçekten büyüdük.Daha da büyüyoruz dört gündür yemek yemedim.Ciddiyim sabah kahvaltı ardından yatana kadar çikolata ve baklava zaten bir şey yiyecek yerde kalmıyor.

Bilindiği gibi yabancı diziler Türkiye'de daha doğrusu türk kanallarında bir hayli geç başlıyor.Örneğin One Tree Hill adlı dizi mayıs ayında bitti yeni sezon 19 Aralıkta başlıyacak.Herneyse biz kanallarla aynı hızla gitmeyip dizileri sitelerden takip edenlerdeniz.Gossip Girl'e başlamıştım ama sınavlar dolayısıyla 3 bölüm kaçırdıktan sonra soğudum.Össden sonra izlemek istediğim bütün dizileri alıp manyak olana kadar izliyeceğim.Össden sonra yapılcaklar planına dahil olabilitesi yüksek bir şey daha var ki Uludağ tatili.Şimdi bu işin iki boyutu var zaten adam gibi çalışmaya yeni başlamışım şimdi birde bu tatile çıkıp kafaları tekrar dağıtırsam, toplaması uzun sürerse bunun benim ve hayatım açısından nelere etkisi olacağı.Diğeer taraftan sonuçta bu son senem,arkadaşlarımla geçireceğim beş günlük muhteşem bir tatil.Aslında en akıllıcası kalmak.Ama bilmiyorum.Daha akıllıca bir fikri olan?
Yurtta kalma işini halazırda halledebilimiş değilim.Aslında yurtla falan konuştum hallettim ancak bu seferde okulun oraya servisi yokmuş.Ama ayarlabilirlermiş oryaya yakın bir yerden geçen şöförlerle konuşmaları falan lazımmış.Artık hallolsun şu işte.Manyak gibi test çözmeye başlıyayım.

Herkesin gündeminde olan Blog aleminde durgunlugun sebebi bazı kesimlere göre bayram bazı kesimlere göre GTA4 .Bana göre her ikisininde payı var diyerekte rengimi belli etmek istiyorum.GTA4 demişken.Uzun ve sancılı bir korsan denmesinden sonra gidip orjinalini almış bulumaktayım.Mahony'den fırsat bulupta daha oturamadım ama en kısa zamanda başlamak istiyorum.

Doğum günü hediyem(Sena'dan)Hayatımda aldığım en güzel hediyelerden birisi.Dinlemekten kafayı yemiş durumdayım.(Tekrar teşekkürler Sena)İçinde yok yok.Bilgisayar bu ara sakat olduğundan pek paylaşımda bulunamayacağım.Bir dahaki yazıya.

I love the way that you are loving me!(*)

İki hafta önce perşembe günü okulda "kendini göster" adlı yetenek yarışması vardı.Yarışmaya katılmadık diye bizim sınıfı programı izlemeye götürmediler.Bizde derse girmedik ve bütün sınıf inip spor solonunda oturduk.Bütün okul bizi aramışta,başımıza birşey geldi sanmışlarda çok endişelenmişler.Haklı olduğumuz halde birde üstüne azar işittik.Neyse yapabileceğimiz birşey olmadığından susup oturduk.Geçen hafta perşembe günüde okulda gezi vardı;Salvador Dali'ye.Çarşamba son ders müdüremiz gelip "yarın defterinizi kitabınızı getirin siz geziye gitmiyorsunuz."dedi.Biz oflayıp puflarken birde açıklama yaptı meğersem bunların sinirlendikleri şey gidip özür falan dilemememizmiş.Herneyse geziye gitmedik,akıllandık(!).Haftaya kendim gideceğim inşallah.Bekle beni Salvador...

Cuma gününden beri yurtta kalıyorum.Benden önce gidip kalan arkadaşlarım sayesinde önyargılı bir şekilde gitmiştim ama her yer aynı olmadığından heralde çok eğlenceli geçti.Herşeyi zamanında yapmak insana eğlenmek ve dinlenmek için vakit bırakıyor.Şu (lafta) öss çalışmalarımın içinde en verim aldığım çalışma bu hafta sonu yaptıklarımdı.Artık bazı şeylerin farkına vardığıma göre bu farkındalığımı devam ettirmeye karar verdim ve hafta içi temelli yurtta kalmak için görüşmeye gideceğim.Bazı şeyleri istiyorsan fedakarlık etmesinide biliceksin.

Alacakaranlık'ın ikinci kitabı olan Yeniay'ı da bitirdim.Bu kitapta Edwad ve Bella ayrılıyorlar falan bi sürü entrika ama yinede çok güzeldi.Filmini sabırsızlıkla bekliyorum.

Uzun zamandır yazıcam yazıcam unutuyordum.Şimdi Obama'nın resmini gördüm de hatırladım.Pink'in bir şarkısı var "dear mr president" diye busha yazıdığı.

Sayın Başkan
Sayın başkan,benimle bir yürüyüşe çıkın.
Hadi senin benden üstün olmadığın herhangi iki kişi olduğumuzu varsayalım.
Eğer dürüstçe konuşabilirsek sana birkaç soru sormak istiyorum.
Sokaklardaki onca evsizi gördüğünde ne hissediyorsun?
Geceleri yatmadan önce kim için dua ediyorsun?
Aynaya baktığında ne hissediyorsun?
Gurur duyuyor musun?
Hepimiz ağlarken sen nasıl uyuyorsun?
Bir annenin evladına veda etmek için son bir şansı bile olmadığında nasıl rüyalar görüyorsun?Nasıl başın dik yürüyebiliyorsun?
Gözlerimin içine bakıp bana nedenini anlatır mısın?
Sayın başkan,sen yalnız bir çocuk muydun?
Yalnız bir çocuk musun?
Nasıl geride hiç çocuk kalmadığını söyleyebilirsin?!
Biz aptal ya da kör değiliz!
Hâla senin hücrelerinde oturuyorlar,sen cehennem yolunu öderken!
Nasıl bir baba kendi kızının haklarını elinden alabilir?
Ve nasıl bir baba kendi kızından eşcinsel olduğu için nefret edebilir?
First lady'nin ne söylemesi gerektiğini sadece hayal edebiliyorum.
Viski ve kokainden bu tarafa uzun yol kat ettin!!
Hepimiz ağlarken sen nasıl uyuyorsun?
Bir annenin evladına veda etmek için son bir şansı bile olmadığında nasıl rüyalar görüyorsun?
Nasıl başın dik yürüyebiliyorsun?
Gözlerimin içine bakıp bana nedenini anlatır mısın?
Bırak da sana sıkı çalışmadan bahsedeyim!
Bir bebek beklerken azıcık maaşla çalışmak...
Bırak sana sıkı çalışmadan bahsedeyim;Bombalar evini yıktığında onu yeniden inşaa etmek..
Sana sıkı çalışmadan bahsedeyim!
Karton kutulardan yatak inşa etmek
Sana sıkı çalışmadan bahsedeyim!
Sıkı çalışma..Sıkı çalışma hakkında ne bilirsin ki!!
Sıkı çalışma..Geceleri nasıl uyuyorsun?
Nasıl başın dimdik yürüyebiliyorsun?
Sayın başkan,Benimle asla yürümezdin.Öyle değil mi?

Trafik kazalarıyla ilgili yapılmış bir reklam. Bir blogda gördüm çok etkilendim ve herkesin izlemesini istedim.Daha dikkatli olmalıyız.

Absint'i denemek isterdim ama çok korkuyorum.Beyin hücrelerini falan öldürüyormuş.

*beni sevme şeklini seviyorum(Natasha Thomas-Save your kisses for me)

Yesterdaaay!

Hava o kadar güzel ki!Soğuk havalara bayılıyorum.Yağmurlu karlı ne olursa illa birşey yağmasınada gerek yok rüzgar essin yeter!Yaklaşık üç dört haftadır her sabah yatağın içinde lütfen bari bugün hava soğuk olsun diye kalkıyorum ama nafile.Sonunda geçen perşembe her sabah olduğu gibi
ile uyandım.Pencereyi açtığımda yerler ıslak hava buz gibiydi.Çocuklar gibi sevindim.Sonunda diye düşünürken açıp sıkı sıkı giyinmeye başladım.O gün muhteşem geçti.Yaşasın soğuk havalar.Yaşasın Beatles.

Tüm öğretmenlerin günü kutlu olsun...

Esao Andrews

Uzun zamandır fotoğraf koymamışım.Esao Andrews'ın sevdiğim fotoğrafları...







Metrodan sesler 2...

Bugün dörtlü arkadaş grubu(hepsi erkek) Kavak Yelleri'nin dünkü bölümünü tartışıyorlar hararetli hararetli.

A;O kız bence ölmez!
B;Nasıl ölmez ya geberdi gitti işte.
A;Ama deniz mahvolur o ölürse.
B;Abi denize ne olursa olsun kız öldü işte.Çokta tatlı kız ama...
C;Ben izleyemedim dün ya noldu?O kız dediğiniz Ada mı?
D;Çüşş abi nasıl izlemedin ya!(Görende krizden haberi yokmuş sanır.)
C;İzleyemedim abi Eda rahat vermedi.
A;Hee o zaman başka.
(Bu konuşma böyle sürdü gitti taki A'nın telefonu çalana kadar."efendim hayatım"la başlayıp "bende seni bitanem"le biten bir konuşmanın ardından)
C;Ecrin noldu ya bu kız kim?
A;Ecrin'e birşey olduğu yok duruyor yerinde sağlamda yani.Bu kızsa yeni
B-C-D;eeee
A;Ya mcdonaldsta gnç şifresi kuyruğunda telefonunu aldım.Aradım,konuştuk,msn,facebook derken takılıyoruz işte...Hepsinin suratında boş bir gülümseme...
Ecrin'e de A'ya da McDonalds kızınada acıyorum.Aslında böyle tiplerin hepsine acıyorum.Acıyorum derken kesinlikle küçümseme babında değil ama yazık yani zamanlarına,yaşadıklarına yazık!Herneyse beni alakadar etmez diyerek konuyu kapatıyorum.

Geçen hafta pazar günü Ecem ile Düşes adlı filme gittik.Saat yedi buçuk sularında filmden çıktık.Bindim taksiye Bakırköy metroya.Bastım akbilimi,yüzyılın icatlarından olan yürüyen merdivenime bindim indim yeraltına.Normalde otuz kırk kişi olan istasyonda saat sebebiyle sanrım altı yedi kişi vardı.Adamların hal haraket ve davranışlarından dolayı içimde bir tırsış baş göstermedi değil.Saat bu arada sekize geliyor.Bekledim,bekledim rahat onbeş dakika geçmiştir.Normalde on beş dakikada üç metro gelmesi gerekirken hiç metronun gelmemesi beni yusuf yusuf haline sokarken Ecem aradı.
Ecem;Nerdesin kuşum.Gittin mi eve?(Canım benim ya düşünceli arkadaşım=))
Mj;Yok canım metro bekliyorum hala.
Ecem;Bu saate kadar naptın?
Mj;Haklısın babamın polis olması bu durumda pek iyi değil(polis derken bağırıyorum)
Ecem;Merve iyi misin canım?
Mj;Tamam babama söyle beklesin o zaman.O alır beni.
Ecem;Merveee korkuyorum bak.(Metronun sesi gelir)
Mj;Tamam canım metroda geldi yarım saate ordayım babam gelsin mutlaka.(kısık bir şekilde arıcam seni diyip kapattım)Belki çok aptalca birşey ama o an nasıl tırsmışsam böyle bi manyaklık yaptım işte=)
Herneyse öğlen ya da akşamüzerleri tıklım tıklım olan metromuz yine saat sebebiyle boş sayılırdı.Geçtim en konforlu(!) koltuğa karşımda iki teyze altış yetmiş yaşları arasında (orta yaşlılar yani).Şıkır şıkır giyinmişler.Muhabbet aynen şu;

Ayten;Ahh Ayşe ben dedim sana böyle olur diye.(Muhabbetin burasından yakaladığım için çok şansızım kimbilir ne olmuş???)
Ayşe;Haklısın.Aaa bak iki durak kalmış konuşmaya başlayınca daha çabuk geçiyor zaman.Hem burda oturmamızda iyi oldu.Ters gidince başım tutuyordu.
Ayten;İniceksin sen birazdan.Dur dur sana yeni numaramı veriyim.Benim numaram Kemal'e lazımmış o aldı.
Ayşe;Tamam dur telefonu çıkartayım.(Ayşe Teyzenin civciv sarısı küçük çantası alt üst edildikten sonra telefon çıkmayınca teyzemiz başladı yakınmaya "Ah telefonum vah telefonum"Benki meraklı melahatler komitesi başkanı,burnunu sokmadan duramayanlar derneği üyesi olarak "Arasanız bi belki çantadadır."dedim.
Ayten;Kız haklı söyle numaranıda arıyayım seni.(Ayşe Teyze uzun uğraşlar sonucu aranır ve telefonu ceketinin cebinden çıkar.Ayşe Teyzenin bana bakarken ki o sıcacık gülümsemesini unutabileceğimi sanmıyorum.Ah ah şu ortayaşlıların hayata tutunma çabası yazılmaya değer doğrusu)
Düşes'e gittik demiştim.Gerçekten harika olağanüstü bir filmdi.Sonu beklenilen(istenilen) gibi bitmese de enfesti.Tadı damağımda kaldı.Oyunculuklar,senaryo ve dışında en ilgimi cezbeden dönemin kıyafetleri hepsi muhteşemdi.Keira Knightley'ın iki kıyafetine bittim ama henüz fotoğraflarını bulamdım.Daha sonra paylaşacağım.(İnşallah)Filmdeki aşktan çok etkilendim.Aşk,gerçek aşk...Bu ara çok aşk kitabı okuyup,çok aşk filmi izlemeye başladım.Azaltmalı mıyım azaltmamalı mıyım?

Soluğumu kesecek derecede güzsel olan bir "ALACAKARANLIK".Bella ve Edward'ın o muhteşem imkansızı olduran aşkları.Birbirleri için yaptıkları.Ah ah keşke herşey kitaplardaki gibi olsa. Aslında SeNa bu kitaptan bahsederken"Benim bu asla kimse okumamalı,Ama malesef ki türkçeye çevrildi şimdi benim kitabımı herkes okuyor off..vs"demişti.Bu laflar açıkcası ilk önce paranoyakça geldi.Ancak okuyunca hak verdim."Bu sadece benim..."Buraya yazsam mı yazmasam mı diye çok düşündüm.Karar verdim.Ben buraya yazıpta çok beğendiğimi söyler,tavsiye edersem,Ardından beni dinleyip kitabı alıp okuyan bir kişi de benim düşündüklerimi hissettiklerimi düşünüp hissettiyse ve belki o kişiyle ilerde karşılaşırsam...Düşünebiliyor musun Sena imkansız gibi.Seninle konuştuklarımız,hayaller ve gerçekler...Belki olur... Neydi ikinci ipucu "Yapamam dersen yapma ihtimalin sıfır..." Kitabın ikincisini alıp okuyup üçüncüsünü bekleyip ocakta da filmine gitmeyi sabırsızlıkla bekliyorum...Bu arada kitabı çok değendim,tavsiye ederim;)

Evde senden on yıl daha fazla yaşamış birinin olması harika bir duygu(Mahony)Aslında eskiden pek anlaşamazdık Ama büyüdükçe onu daha fazla seviyorum.İlk öncelikle 1980lerde çocukluğunu yaşamış biri olarak 1980lere ilgimin farkında ve bu onu mutlu ediyor.(nedense)Tabiki sadece 1980ler değil ama şu anda mevzu bahis o seneler.Neyse Mahony evde olduğu zamanlar nargile yakıp oturuyoruz.Bazen vs. izlioyruz çoğunlukla Beatles,Beach Boys,Modern Talking,Europe,Steve Wonder,Pet Shop Boys dinliyoruz.Unuttuğum hatta bir iki yıldır nerdeyse hiç dinlemediğim şarkılara yalnışsız eşlik etmem Mahony'i de beni de şaşırtıyor.Sanırım bunun sebebi Mahony'nin küçüklüğünden beri süregelen tutkusu.Hatırlıyorumda ilkokuldayken şuanda onbeş yaşında olan yamaha hoparlörlerini sonuna kadar açar,bağıra bağıra şarkılara eşlik ederdi.Mahony'le muhabbet,onla vakit geçirmek geçmişe yolculuk gibi oluyor.Mahony'ciğim yüzüne söylemesemde seni çok seviyorum...

Life is life...

Uzun zamandır belgesel izlemiyordum.İzlediğim belgeselin adı “Yaşam Savaşı DOĞUM…”

Belgeselde üç tane bebeğin doğumu ve yaşananlar anlatılıyor.İlk bebeğimizin adı Gabriel.Gabriel’in bağırsakları anne rahminde çalışmaya başladığı için o minik ciğerleri mikropla doluyor ve Gabriel’in hayatını tehdit ediyor.Gabriel doğa kadar doktorlar bunun farkında değil.Ancak doğduktan bir saat kadar sonra nefes almadığında böyle bir şüpheye düşüyorlar.İlk müdahaleler yapılıyor ama Gabriel’in şoka girmesi önlenemiyor.O küçük kalbi 160la atmaya başlıyor ki bu rakam bir yetişkin için kalp krizi demek fakat Gabriel’in beyninin verdiği mucizevi bir emirle kalp atışları yavaşlıyor.Yapılan müdahaleler sonucu mikroplar yavaş yavaş ciğerlerinden atılmaya başlıyor ve Gabriel yaşama tutunuyor.

İkinci bebeğimizin adı Elijah.Elijah’ın olayı ise poposunda kendisinin yarısı kadar bir tümörün bulunması ve bu tümörün hızla büyümesi.Bu tümör sebebiyle Elijah yedi buçuk aylık doğuyor ve tümörün boyutları herkesi korkutuyor.Tek sorun bu değil tümörün bu kadar büyümesinin sebebi atardamarın kılcal damarlarından birinin tümörü beslemesi.Elijah ameliyata alınıyor.Tümör alınmasına alınır ancak tümör alındığı sırada kılcal damarların açılması beklenen bir durum ve Elijahın kalbide Gabriel’de olduğu bibi 150 160la atıyor.Böyle bir kalp atışı hızında kılcal damarın açılması Elijah’ın vücudundan iki çorba kaşığından fazla çıkmasına ve ölmesine sebep olur.Beklendiği giib oluyor tümör alınıyor,kılcal damarlardan biri açılıyor.Doktorlar her şey bitti derken Elijah’ın dahi beyninin erdiği komut kalbinin yavaşlamasına ve kılcal damarın x(adının unuttum)le kapatılmasına sebep oluyor.Doktorlar bunu bir mucize olarak değerlendirirken Ellijah’ın annesinin sölediği tek şey “Tanrım sana şükürler olsun oluyor,sen olmasaydın…”

Ve son bebeğimizin adı Jack.Jack diğer bebekelrin aksine anne karnında durması gerektiği yani başı aşağı şekilde değil ayakları aşağı şekilde duruyor.Tabi ultrasonda bu durum bariz bir şekilde ortada ve anne içinde çocuk içinde sezeryanın daha akıllıca olacağını düşünülüyor.Ve anne sezeryana alınıyor.Doğum başlıyor doktor Jack’i buluyor ve ayaklarını çıkartıyor.Bu esnada içerde göbek kordonu Jack’in boğazına dolanıyor ve anne karnındaki sıvıyı da yutarak boğuluyor.Doktor çektikçe kordon geriliyor,çektikçe geriliyor ve Jack nefessiz kalıyor.Jack’in bütün vücudu mosmor olmuş bir şekilde çıkıyor.Kordon kesiliyor duurm anlaşılıyor ve Jack’in öksürmesi için boğazına hava veriliyor.Ancak cevap yok.Bu işlem yaklaşık sekiz dokuz kere yapılıyor.Ama hala cevap yok.Doktor bebeğin ölüm saati için saatine baktığı sırada Jack öksürüyor ve bütün sıvıyı dışarıya çıkartıyor.Nefes almaya başlıyor.

Bebeklerimizin üçü de mucizevi bir şekilde hayata tutunuyor.Peki neden?Ne için?Ne biliyorlar da yaşamak için bu kadar hevesliler?Ne görmüşler,ne duymuşlar bu dünya için de buraya sıkıca tutunuyorlar? Neden?Biz bu kadar yaşama nedenimiz varken ölmek istiyoruz(mesela yani),ya onlar neden hiçbir nedenleri yokken delice yaşamak istiyorlar?

Kim ne derse desin kardeşim yaşam güzel şey! Ne demiş ünlü filozoflar topluluğu Opus “LİFE İS LİFE” nananananaaa=)

İçine hayat çekmek değil kolay!

Herşey o kadar hızlı akıp gidiyor ki.Bana düşen görev sadece geçen zamanın arkadsından el sallamak."Hayır bunu istemiyorum" diye bağırsam sesim boşlukta yankılanırken kim duyar,kim anlar,kim yanıma gelir dertlerimi dinleyip beni teskin eder?Zaman geçmesin bu güzel günlerim bitmesin istiyorum.Belki bu günlerin kat kat güzelleri olacak ama istemiyorum işte en güzel yıllarımın başlangıını aptal b*ktan bir sınav için heba etmek istemiyorum.Ama istemiyorum da ne yapıyorum ki.Gitti işte akıp geçti zaman.Bakıyorum da koskocaman iki ay pufff gitmişşş dersanennin on beş günlük hızlandırmasından beri planlı çalışmaya başlayıp ardından testleri çözüp bitrecektim.Ama olmadı işte iki ayım boşuna geçti gitti soru çözdüm ama çalışmadan yapabildiğim soruları zaten yapıyorum boşlarımda birikinti halinde duruyor.


Öss'den değilde sınavdan çıktığım anda sonsuz bir boşluğun içine düşmekten çok korkuyorum.
Onu bunu bırak daha ne olucağım bile belli değil.Hayallerim,ya onlara ne olacak?


Sana,bana,ona soru;
Kendi kendine yetebilmek bu kadar önemliyse arkadaşlık dostluk neden var?


Dershaneden bir arkadaşımın(X) eroin kullandığını öğrendim bu sabah.Ne yapacağımı bilmiyorum.Çok yakın olmasamda yanımda oturan birinin bağımlı olması biraz ürkütücü.Tamam bende bağımlı sayılırım kahve,sigara,nargile ama eroin bambaşka geliyor.Onu da en yakın arkadaşı alıştırdı diyor X'in okuldan arkadaşı.Dershaneye başladığından beri sürekli ilk derslere geç kalır.Kafası bir dünya gelir.Sıraya yatar anca 2 derste kalkardı.İlk zamanlar uykusuzluk sorunu vardır diye iyimser bir tavır takındım.Daha sonra sürekli de uykusuz kalınmazki kardeşim diye düşündüm.Bu sabah kız gülerek sınıfa girdi.Ders mat2ydi ve mat2 öğretmenimiz müdür yardımcısı aynı zamanda.Gelir gelmez hocayla sudan bir sebepten kavgaya tutuştu sonrada canın cehenneme diyip koydu kafayı sıraya.X'in okul arkadaşı beni "onun verdiği şeylerden alma,yeme,içme derim!Ne olur ne olmaz..."diye uyardı.Düşünüyorum...O-o-O

Canan Tan'ın Yüreğim Seni Çok Sevdi adlı kitabını dört saatte bitirmiş bulunmaktayım.Okuldan geldim yatağa uzandım ve wc'ye bile gidince elimden bırakmadım.Wc'den çıkınca annemle karşılaştık.-Wc'dede mı okuyorsun Merve şaşıyorum sana.İşini yap çık devam et Allah Allah.Bu sözü bittikten sonra duydum. öyle bir kitaptı ki aldı beni içine o dört saat nasıl geçti kitabın sonuna nasıl geldim anlamadım bile.Müthiş bir aşk romanı olmuş.Yarın dershaneden bir arkadaşım yazın Piraye adlı romanını getirecek.Söylediğine göre bu daha güzelmiş.Bakalım...

Bazı şarkılar var,daha öncede bahsetmişimdir belki.Şarkıyı dinlemeye başladığım anda içim kıpır kıpır oluyor.Anlamsız bir huzur ve rahatlık o an bünyemde delice dolaşıyor.Sanırım bu şarkıalrın en sevdiğim yanıda bu.Pervasızlık. (Rilo Kiley-Go Ahead)

Konudan konuya atlamış gibi oldum heralde.xD Görüşürüz...

Bap bap bara bara bap bap barabara bap bap barabara bap bap barabara bap bap bararabaraaaa....




Go ahead!

Öss moduna girmiş bulunmaktayım.Mahonyle yaptığımız anlaşma gereği sadece haftasonu iki saat pc hakkım var.Ve bu hakkımın bugünlük sonuna gelmeden bloguma şöyle bir sarılayım ve bir filmden bahsedeyim istedim.

Biraz önce izledim;

Yaban Çilekleri(Wild Strawberries(Smultronstället)) 1957 yapımı muhteşem bir şaheser.Çok yakın bir arkadaşımın beğenisine güvenerek İdefixten Sena sayesinde edindim.İyi ki almışım ya gerçekten çok güzel bir filmdi yer yer romantik yer yer komik(bugünün değer yargılarına göre)Filmde yetmiş sekiz yaşındaki Profesör Borg'un onur ödülü almak için çıktığı yolculukta yaşadıkları başından geçenler ve geçmişe ufak çaplı yoluckukları anlatılıyor.Aslında şuanda filmle ilgili yüzlerce şey söyleyebilirim ama dilimde kalıyor çıkmıyor nedense.Herneyse şiddetle tavsiye ederim.
Filmden...

...-Cezam ne olacak?
-Ceza mı bilmiyorum herzamanki sanırım.
-Herzamanki mi?
-Evet yalnızlık.
-Yalnızlık öyle mi?
-Doğru yalnızlık.
-Af söz konusu olamaz mı?...
Aslında geçen bir haftada bir çok şey yaşadım ama şuanda hiçbirini tam toparlayıpta aktarabilceğimi sanmıyorum.Bundan sonra not tutacağım(xD)Sevgiler...

Havası alınmış cam fanusun içinden zilin sesini duydum...

"Havası alınmış cam fanusun içinden zilin sesini duydum..."

Sabah iyiki doğdum sonunda 18(reşit) oldum melankolyası içindeyken sosyolojicinin anlattığı konudan anladığım ya da aklımda kalan tek cümle...

Bugün benim doğum günüm.Harika bir gündü diyemiyeceğim ama bazı anlar beni çok mutlu etti.Sabah Şer bütün servistekilerre mum verip onları yakmış servise bindiğim gibi başladılar.İyiki doğduun Merrrvee... falan çok güzeldi sabah sabah.Daha karga b*kunu yememiş millet benim doğum günümü kutluyor.Sevilen bir insan olduğumu biliyorum ama bugün 60 70 kez tekrar tekrar hatırlattılar sağolsunlar.Herkese tekrar teşekkürler.Sizi çok seviyorum.(Kutlamamış olanlarıda)

Dip:Blogger kapatılmış.Noluyoruz yaa:S

Dip2:Vtunnelden giriyorum ama yazı tipi düzelt ftoğraf ekle falan hiçbir aparat yok.Neyse evde kimse birbirine haber vermediği için alınan çeşit çeşit pastalarımın fotoğrafını daha sonra koyarım...

"İyiki doğdun kızım
" " MJ
" " minik kuş
yaşlanıyorsun kuzen..."

Vişneli bişey!

Tatlı yaptım.Çok güzel oldu.Daha doğrusu ben beğendim annem ve babam ayıp olmasın diye yedi Mahony ise burun kıvırdı.Ama bence güzel oldu.Sanırım onlar şöyle bol şerbetli tatlı seviyorlar ondan dolayı ağız tatlarıyla pek örtüşmedi.Bu daha hafif bir tatlı hemde çok kolay.Yapmak isteyenler için=10 tane tost ekmeğinin kenarlarını kesip dört parçaya ayırın.Fırın tepsisine dizip 180 derece ısınmış fırında kızarana kadar tutun.Daha sonra soğuması için çıkartın.Onlar soğurken 1 litre vişne suyunu bir su bardağı toz şekerle karıştırıp keynayana kadar bekleyin.Kaynadıktan sonra bir çay bardağı nişastayı az suyla açıp kaynayan vişne suyuna ekleyin yaklaşık 2-3 dakika daha kaynatın.Ardından ocaktan alıp içeri geçin.Ne biliyim falan okuyun.Bilgisayara oturun.Ama ne yaparsanız yapın mutfaktan çıkın aksi taktirde o mis gibi vişne jölesine ard arda ekmek parçalarını batırmak suretiyle tatlıyı yarılayabilme ihtimaliniz yüksektir! Yaklaşık yarın saat sonra mutfağa geri dönün büyük ihtimalle ekmek parçaları soğumuş,vişneli karışımımız jöle kıvamını almıştır.Ekmek parçalarını dizip üstüne karışımı gezdiriyoruz.Ama karışım hala sıcaksa biraz daha bekleyin yoksa ekmekler hamur olur.Bundan sonrası sadece kişinin beğenisine kalmış.Süsleyip sevis yapın.Tarif sekiz kişiliktir=)

Çarşamba günü yapılan aramanın ardından tam olarak dört gündür telefonsuz bir hayat sürüyorum. Bir yanım "belki iyi olur telefonla çok olmasada baya vakit harcıyordun" derken diğer tarafımda "lanet olsun telefonsuz ne yapacağım" diyor.Aman aslında fazla takmıyorum bir yerden sonra alışırım.Telefonum yokken ne yapıyorduysam şimdide öyle.Hadi kolay gelsin...



Metrodan Sesler

İnsanların hepsi bir çeşit.Hepsinin apayrı bir dünyası bir yaşantısı var.Bundan haberim yokmuydu?Hayır bunu çok iyi biliyordum.Ama hiçbir yerde metrodaki kadar gözlemleyemedim.Ya da öyle sanıyorum.Herneyse akşamları dershaneden dönerken şu iki ayda belki onlarca şey yaşamışımdır normanlden farklı olarak.Az değil 9 istasyon.Neler görmiyorum ki bu yedi istasyon boyunca.En öenmlisi bir kızın taciz edildiğini gördüm.O kadar iğrenç o kadar bayağıydı ki.Onüç onbeş yaşlarında bir kız oturmuş kitab okuyor dikkatimi çekti ne okuduğuna bakmaya çalıştım.Ama ters açıda bulunduğumdan dolayı göremedim.Daha sonra otuzlu yaşlarda adamın biri geldi kızın yanında durdu.İlk önce kıza bir iki kere sankli metronun sarsıntısına karşı koyamıyormuş izlenimi vererek çarptı.Kız tabi hiç birşeyden habersiz kitabında.Daha sonra kızın koluna sürtünmeye başladı.Kız bu sefer rahatsız oldu ve biraz geri çekildi.Bu sefer adam daha çok yaklaştı falan bu iğrençlik kızın inmesiyle son buldu.Belkide inceği yere gelmeden indi ama bence adamı uyarmalıydı biraz çekilirimisiniz demeliydi.Adam bu davranışını hala devam ettirdiği taktirde bunu daha yüksek sesli bir şekilde söylerdi.Belki böylelikle utanır ve kendine gelirdi.Bana olsa aynı şey ne yapardım diye düşündüğümdeyse adama bağırırdım heralde ve sonrada ondan uzaklaşırdım.Şuanda kadar böyle birşey olmadı umarım olmaz.

Metro anılarımdan birinde ise Ar-Se'de çalışan bir bayanlar tanştım.İlk kez bugün bindiğim gibi boş bir yer bulup oturmuştum.Karşımda gri parlak bir döpiyes giymiş esmer ve hafif makyajlı bi bayan(X) oturuyordu.İlk durağa kadar sadece kıyafetini inceledim.İkinci durağa kadar saçlarını ve makyajını(saçları kaynaktı,makayajı çok hafif gri pembe tonlarındaydı ama çok tatlı bir kadındı ya)üçüncü duraktan sonra konuşmaya başladık.

X-Dershaneden mi?(gülümseyerek)

Mj-(elimdeki Femset'e bakarak)Evet.

X-Çok yorgun gözlerle bakıyorsun etrafa(hala gülümsüyor)

Mj-Öyle oluyor dersler okul dershane dinlenmek biraz zor.

X-Haklısın ilk kez mi giriceksin öss'ye?

Mj-Evet

X-Ne okumak istiyorsun?

Mj-Aslında tam karar veremedim.(Saçma oldu ama öyle)Hukuk,uluslararası ilişliler,moda tasarımı,iç mimarlık.bunlardan herhangi biri.

X-Moda tasarımı mı?İlgileniyor musun?

Mj-Amatörce.Yani kendim bir kaç şey karalıyorum.

X-alsfnkghşl( nasıl çıkarttığını anlayamadığım bir ses sanırm inanamıyorum demeye çalışıyordu)görmek isterdim çalışmalarını.

Mj-Aslında pek görülcek birşeyi yok dediğim gibi bir kaç karalama...

X-Sakın sakın öyle düşünme.Her çizimin bence çok değerli olmalı...

Mj-Kadının suratına sen kimsin be tarzı bire bakış atıp hııığğğ diye bir ses çıkarttım

X-Ben Ar-Se'de çalışıyorum.Stilistlik okuyanlara yardımcı oluyorum.

Mj-(Ben şoktayım bu arada 5 ya da 6.duraktayız)İnanmıyorum.Neslihan Yargıcı Ar-Se mi?

X-(Gülerek) evet o

Mj-(Suratımda aptal bir sırıtış gören boğaziçini kazanmış zannerder.)

X-Sana bir iki tavsiye moda tasarımı da iç mimarlıkta biliyorsun ki özel yetenekle alıyor.Kalemini geliştir derim ve çok kötü bir çizim bile yapmış olsan beğen.Yani benden iş çıkmaz diye düşünme!(ayağa kalktı)Bu arada bol bol çiz çünkü sınavın mülakat kısmında senden daha önce yaptığın çizimler isteniyor.Ne olursa sadece çiz.

Mj-(Kafamı aşağı yukarı sallayarak)Evet eeevveeet teşekkürler çok sağolun

X-Ne demek (çok tatlıydı)

Mj-Görüşürüüüüzz(bunu derken ne düşündüm hiç bilmiyorum acaba Ar-Se'ye mi yazılsam)

X-(sorumun anlamsızlığına takılmadan)Belki...Ar-Se'de...

Birde yabancı olduğu belli bir kızın telefondaki şahsa bağırarak muthafucka demesi beni ve tüm yolcuları gülümsetmişti.

Başta herkesin bambaşka bir yaşantısı var demiştim.Ama anlattıklarım pek bi anlamsız oldu.Neyse anlatıcağım.Metrodan Sesler-2-de =)

Herkes bir başkasıdır ve hiç kimse kendisi değildir(?)

Herkes kendisi olmak için var ya da daha doğrusu varolduğu için kendisi olmak zorunda. Peki ya kendim olmadan burada varolmaya çalışmak?
Belki de en büyük sorun bu! Şöyle yazılıydı bi kitapta: “herkes bir başkası olmak için uğraşıyor. Herkes bir başkası olmaya hevesli. Peki ya olmak istediğimiz o diğer kişi de bir başkası ise? Kendini var etmekten açılmıştır konu. Var etmek! İşte yalnızca varolmak değildir sorun! “olma”nın “etmek”ten farkı! Ben varım!

Ama ben asıl kendimi nasıl var edebilirim? “ben varolmaktan hoşlanıyor muyum?” Boğazını sıkıp suya soktuklarında başını, nefes almak için çırpınmayacak kaç kişi var dışarıda? Öyleyse sorun varolmakta değil. Ben varım!

Kendisi olmayan birine öykünmek… hatta öykünmek sınırından çok daha öte, o olmayı istemek. Halbuki o bile henüz kendisi değil. Peki kendin olmaktan daha mı kolaydır başkası olmak? Ve “başkası olmak” ile “kendisi olmayan bir başkası olmak” arasında ne derece bir fark var? İyice düşününce “ sevmek ya da sevilmek” gibi garip bir döngü bu! Hangisinin daha iyi olduğunu düşünürken insan, “aynı anda, karşılıklı olarak sevme”nin en iyisi olduğuna karar verir ki buna karar veren birey de belki kendisi değildir! İşte öyleyse kendin olmak yerine bir başkası olmayı seçmek ya da o başkası olmak yerine, onun, sen olmayı seçmesi değildir yalnız iyi olan. Aynı anda, kendinizden öte, birbiriniz olmak; birbirinizi belki de birbiriniz kılmak! ""kayan bir yıldızdan dilediği dilekle ablası olur küçük kız. Ve ne rastlantıdır ki aynı anda kardeşi olmak istemiştir abla. İki dilek öylesi kuvvetlidir – ya da yıldızlar sahiden gerçekleştirir dilekleri – ki işte birbirleri olurlar aynı anda. Bir ikinci yıldızla, aynı anda, aynı dileği dileyip tekrar kendileri olabilmek için vakit kollarlar sonra… olmak istemeyip terk ettikleri bedenlerini, olmayı arzulayıp artık istemedikleri bedenlerinde, yeni bir kendini var etme çabasıyla, özlemeye başlarlar."" “karşılıklı değişimle” tekrar, başkalaşmış bir “karşılıklı değişime” özlem duymak.

Her şey bir memnuniyetsizlikle boğulmuş. Montaignediye bildiğimiz ama belkide o olmayan kişinin de anlatmaya çalıştığı gibi: “tırtıl büyüyor ve koza örüyor. Tırtıl kozadan bir kelebek olarak çıkıyor. Kelebek yumurtalarını bırakıyor ve o yumurtalardan yeni tırtıllar doğuyor. Şimdi onların aynı tırtıl olduğunu düşünmek ne kadar da komik!”… ama onların farklı tırtıllar olduğunu savunmak da ne kadar zor! Tırtıl kelebek olmak istiyor ama kelebek olunca da hemen ölüveriyor. Geride bıraktıkları kelebek olmak için yaşayan yüzlerce tırtıl…döngü devam ediyor. …

Kimse kendisi değil ve herkes bir başkasıysa ya da herkes bir başkası ve kimse kendisi değilse, düşünüp de varolmanın ne anlamı kalıyor? Çünkü kendin olmadan düşünüyorsan, düşündüğün her dakika bir başkasını var ediyorsun içinde. Ve başkası olmak için düşünüyorsan eğer, bir diğer başka kişi olmak isteyen bir başkası büyüyor içinde ve kendin eriyor ve yok oluyorsun. Farkında olmadan kendini yok ediyorsun, kendini var etmenin sınırından dönüp duruyorsun.
25.03.2008 00:07

'Tatil'

Herkese göre dokuz günlük bir tatil ama ben ve jenerasyonuma dersane dolayısıyla anca beş gün.Tabi ki dersaneye gitmeyenler için de durum farklı değil.Sanırım şuanda herkes harıl harıl test çözüyordur.Herkes demiyelim de çoğunluk diyelim.Ama ben ne yapıyorum canımın istediği konuları çözüp bitirdim.Pazar günü sınav varmış.Ama sınav olucağımız kitabın daha yarısını bile çözmedim.Acilen düzenli bir çalışma programına ardından konu tekrarına ve o kanularla ilgili tüm testleri çözmeye ve üstünede bir bardak buz gibi su içmeye ihtiyacım var.Ama ben bu fırsatı değerlendirmek yerine kendimi baklavaya vermiş durumdayım.Mahony'nin beni belki sinir etmek belki ateşlemek için bulduğu slogan"ak g.t kara g.t 14 haziranda sinemalarda dara daraaaaaa".Bayram geçsin kendimi bir toparlamam lazım ya da hep erteliyorum ya neden şimdi değil.Kendine gel ve git test çöz(!)

Dün üçüncü göbekten kuzenim Güney'in yanındaydım.Biraz bilgisayarını karıştırayım dedim ve içinde belki yüzlerce olan bir dosyaya girdim.Güney'in tavsiye ettiği Palavra ve Avrupa Muhabbeti adlı filmleri izledim Palavra(Full Of It) pek hoşuma gitmedi,güzeldi ama Avrupa Muhabbeti(Eurotrip) çok daha güzeldi.Açık sahneleri hatta bazen iğrenç görüntülerine rağmen güzel bir komedi olmuş.Ancak bu filmden sonra trenle avrupa seyahati hayalimi bir kez daha gözden geçirmeye karar verdim.Geçenlerde aldığım üç filmi hala bulamıyorum.İzlemem gereken filmler çok ama ortada yoklar.

Birde şu dikkatimi çekti ki Ramazan bayramı Şeker bayramı diye anılarak kutlanıyor.Ve bundan gerçekten rahatsız oluyorum.Resmen amerikan özentisi oluyoruz.Cadılar bayramında şeker felan dağıtılır ya bizdede ramazan bayramı sadece şekerden ibaret denilmeye ve ramazan bayramı ismi artık kullandırılmamaya çalışılıyor.Bence çok saçma.Herkesin Ramazan Bayramı mübarek olsun.

Başlıksız!

Dersane,okul ve içinde dersle ilgili herhangi birşey olan herşeyden kendimi ihrac edip arka arkaya ikifilm izlemiş bulunuyorum.İlk öncelikle en beğendiğim filmler arasına girmeye hak kazanmış Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street'den başlamak istiyorum.Başrolde Johnny Depp var.Karayip Korsanları'nda da bitmiştim bu adama burda daha çok bittim.Dibim düştü diye birşey vardı ya onu yaşadım sanırım manyak hastayım bu adama ya.Her neyse filmde Johnny katil berber Sweeney'i oynuyor.Bu zamanında eşi ve çocuğuyla mutlu mesud yaşarken yargıç Turpin eşine aşık oluyor ve Sweeney'i sürgüne yolluyor.Tabi ki intikam vakti geldiğindeSweeney'in usturalarının karşısında kimse duramıyor.Sonu beklediğim gibi olmasada muhteşem etkileyici harika bir filmdi.Şiddetle tavsiye ediyorum.



İkinci sırada ise 27dresses var.Muhteşem bir romantik komediydi.Jane adında 27 kez nedimelik yapmış bir hatunumuz var.Ve bu hatun ptronuna aşık ve Jane'nin kardeşi Tess'in yuvaya geri dönmesiyle işler sarpasarıyor.Patronu Tess kapıyor ve evlemeye karar veriyorlar.Tabiki Jane biricik kardeşi için aşık olduğu adamdan vazgeçiyor.Daha doğrusu vazgeçmeye çalışıyor.Bunlar yaşanırken ortalıkta dolaşan sürekli Jane'in karşısına çıkan Kevin Jane'in 28.elbisesini giymesini sağlıyor.Yer yer duygulandığım yer yer güldüğüm ama baştan sona kadar ııııı,oggg,yaaaaa salaaaaaaaaaak gibi sesler çıkartarak izlediğim bir oldu.Tavsiye ederim.

Bu arada Sweeney Todd'daki tüm müzikleri indirip inledim.Filmdede çok hoşuma gitmişti.Hergün bir kere dinliyorum.Ares,limewire artık her nerden indiriyorsanız filmin adını yazın Johanna,Pretty Woman ve No place like london'u dinleyin derim.

Acı gerçekler...

Küçükken;

  • Tüm insanların türk olduğuna
  • tüm insanların müslüman olduğuna
  • dünyanın sadece türkiyeden ibaret olduğuna
  • ağaçları boyacıların sarıya boyadığına
  • herkesin mutlu mesud yaşadığına
  • tüm yolları tek yön olduğuna
  • iyi ve uslu bir çocuk olursam şirinleri görebileceğime
  • inşaat makinelerinin kendi kendine çalıştığına
  • sevdiğim herkesin beni sevdiğine
  • büyüyünce hayatın daha kkolay olacağına
  • yollardaki kesik kesik çizgilerin insanlar yollarını kaybetmesinler diye çizildiğine
  • sonsuz aşkın varlığına
  • ve en ilginci adım attığım yerin tam üstüne kim mmlik olarak basarsa o kişiyle birlikte başka bir boyuta geçeceğime inanırdım.

Keşke hep çocuk kalsaydım.Hayat daha kolay ve güzeldi uğraşman gereken sorunlar yoktu.Yemek ye,oyun oyna,mutlu ol.Hayat buydu oysa şimdi her dakika kafamda başka bir düşünce oynuyor.

Enchanted Doll








Daha fazlası için Sitesi...

Yafta;

Bugün muhteşemdi.Yeni gelen kanadalı ve tek kelime türkçe bilmeyen öğretmenimiz Laura'yla tanıştık.Çok tatlı bir kadındı ya.Ama sınıfımızın bir kaç kişisi yüzünden ayıp oldu kadına sanki onun hakkında konuşup gülüyormuşuz gibi anladı.Herneyse tanışma faslı falan dersin sonlarına doğru bizi sevip sevmediğini ve neler hissettiğini sorduk.Bizi sevdiğini ve ingilizcemizin de çok iyi olduğunu söyledi.Halbuki daha dün diğer yeni ingilizce öğretmenimiz olan Zümrüt hoca bize onikinci sınıfa gelmişsiniz bu kadar ingilizceyle yazık falan diyip bizi aşağılama eğiliminde bulunmuştu ancak buna izin vermemiştik.Kim haklı kim haksız.Laura gerçekten çok iyi bir kadın ona Özy'le aşkım-kocam-benim adım Laura demesini öğrettik.Kendiside çok istekliydi.Güldük eğlendik güzel bir dersti.Daha sonra almanca yaptık ki almancacımızda yeni Çağrı hoca.Aynı zamanda ilköğretimede giriyormuş.İlköğretimdeki hiperaktif çocuklarla maceralarını anlattı.Komikti.Daha sonra dört dersimiz bilgisayar ve bedendi.Bilgisayarcı virüsler ve IP numaraları hakkında bizleri baya bilgilendirdi.

Bedenci ise kendi hikayesini anlattı ve çok etkilendim açıkcası.Şöyleki bu hanımın hayali beden öğretmeni olmakmış.İlk öss sınavında hiçbirşey yapamıyor kadına kal gelmiş ve sıfırı çekmiş.Bir sonraki girişinde güzel bir puan alıyor ve özel yetenek sınavlarına hazırlanmaya başlıyor.Bir gün stadta koçu ve diğer öğrencilerle birlikte çalışma esnasında x haraketini yaparken(x haraketi=bac