« Antidig Blog
Elif Yılmaz »


Krizalit Kristalin

Gönderen: Editorya Tarihi: Oca 23, 2008
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars6 Stars7 Stars8 Stars9 Stars10 Stars (6 Değerlendirme, Ortalaması: 10 üzerinden 4 )

Verilen Yıldızların Toplamı: 24.
Oy kullanan ziyaretci sayısı: 6
Beğenilme Oranı % 40
SİZ HENÜZ OY VERMEDİNİZ !...
Loading ... Loading ...

zupermen-blogcu-com.jpgzupermen tarafından sahiplenilmiştir.
Açıklama : “Ne çok yorulduk büyümekten, soluklanalım biraz”
Rss : www.blogcu.com/rss.php?u=zu…
Kategori : Kültür Sanat
Etiketler : şiir deneme kişisel edebiyat futbol siyaset

-

Örnek Gönderi:
Ölümlü Melodiler

Lanetlenmiş bir orkestranın çaldığı ölümlü melodilerle kendinden geçen ruhlarımız örtüsüz karyolalarımızda her gece başucumuzdaki nasıl ölmeli el kitaplarına çekip dururken bizleri kurtuluşu bir an önce uykuya dalmakta buluruz. ve her sabah kalktığımızda ölüm kokusu sinmiş yataklarımızdan zor ayrılırız zamansal ve mekansal olarak hiçbir değer taşımayan hayat ölümü daha değerli bir şeymiş gibi karşımıza koyar ne var ki çatal iğnelerle etimize bağlanmış olan ruhumuz bu ayrılığı bir türlü kabulenemez yavru güvercinin kanadını kestiler dilediği yere uçamasın diye uçmayı bir türlü öğrenemedi bu güvercin ve bir gün apartmanın tepesine çıktı diğerleri gibi uçmayı denedi ne yazık ki aşağıda bekleyen onu seyrediyordu onu izledi… izledi… kuş balkon demirlerine çarpa çarpa yere düştü ve ölüm / intihar güvercine hoş geldin dedi kanatları kesik boynu kırık güvercin mahallenin aptal kedisine yem oldu.

lanetlenmiş bir orkestranın çaldığı ölümlü melodilerle kendinden geçen ruhlarımız örtüsüz karyolalarımızda her gece başucumuzdaki nasıl ölmeli el kitaplarına doğru çekerken bizleri kurtuluşu bir an önce uykuya dalmakta buluruz.

Bir daha uyanmamak ümidiyle içine girdiğimiz soğuk düşlerimizde kılıktan kılığa girer azraille danslar eder ama bir türlü son tangoyu oynayamayız kaset biter ve şarkı başa döner;

Çekilin karanlıklar rahat bırakın beni
Ölüme bu kadar yaklaşmışken döndürmeyin yolumdan bedenimi

ve sonra;

Ölümler çıplak gelir
Geceyi indirir yavaşça gözlerime

bir çözüm ararken ve içimizdekilerle çelişkilere düşerken düşünen bir tarafımız seselenir;

Aptal muharrir ölüme ilaç ölümdür

diyerek reçetesini önümüze koyar ne var ki çatal iğnelerle etimize bağlanmış olan ruhumuz bu ayrılığı bir türlü kabullenemez ve tekrar etten parmaklıklarla örülmüş ruhumuz çareyi bir an önce uykuya dalmakta bulur VE hasta ruh her uyandığında yaşamaya değer bir şeyler bulabilir miyim diye hayatta ne varsa değişik denemeye kalkar etrafına bakınır manzara şudur maskeli balo her maskenin altına saklanmış bir insan her maskenin altında yalancı bir gülümseme. her maskenin altında bir. hayvan…

düşünerek bir çözüm yolu bulamayan hasta ruhumuz karanlığın içinde bir BARAKA’YA sığınır sigaranın dumanı biranın sıcaklığı ve anlamsız da olsa…
Zuperle!

Son Gönderiler


Krizalit Kristalin
"Ne çok yorulduk büyümekten soluklanalım biraz"

Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum

Üstümüze yıkılıyor herşey ve biz herşeyin üstüne yıkılıyoruz. Yollar senin olsun diyorum, ben kenardan yürürüm. Üstümüze yıkılıyor dediklerimiz ve biz dediklerimizin üzerine yıkılıyoruz. Yaralı bir hayvan gibi, arkamızda bir kan ırmağını sürükleyerek, yıkılıyoruz ettiğimiz her lafın üstüne. "Gece gündüz tenhalarda bekleyenim var demedin" diyorum bakarak gözlerine ve baktığım herşey üzerime yıkılıyor.

Bütün suçlar, bütün aşklar, bütün kaçaklar, bütün ihanetler, bütün kırıklıklar üstümüze boca ediliyor ansızın ve kör ve yaralı ve sadık ve kalbimizi avuçlarımıza alarak yıkılıyoruz.

Bizi yıkıyorlar, eski bir binayı yıkar gibi, kadim bir bilmeceyi çözemeyip kenara atar gibi, bir çiçeği kopartıp koklamadan ezer gibi yıkıyorlar bizi. Ve dilsiz ve bütün kelimeleri elinden alınmış ve yenik bir şehir gibi duruyoruz "onların tarihi"nin önünde.

Daha fazla ölmemizi istiyorlar, daha fazla yenilmemizi, daha fazla unutmamızı. Ölmeye ve yenilmeye eyvallah belki, ama unutmak asla. Unutamıyoruz. Zihnimizden kovduğumuz şeyler, bir bakıyorsun çocuklarımızda yeşeriyor. Biz bıraksak onlar alıyor savaş meydanının kenarına yığılmış mızrakları. Mızraklı ilmihal gibi yaşıyoruz ve mızraklar üstümüze yıkılıyor. Bir ilmihal kalıyor geriye, ama 'hal'imizi 'ilim' yapamıyoruz.

Üstümüze yıkılıyor herşey ve biz herşeyin üstüne yıkılıyoruz. "Gördüklerini unut diyorsun" bana ve herşeye rağmen bir cümle düşüyor ağzımdan: "Zet öldü bebeğim, Zet öldü". Zet niye ölüyor bilmiyorum ve niye böyle bi.. ( devamı )

Soğuk Dediğin Elinin Kiri

Düşünüyorum da şu soğuklar geldi geleli, biz insanoğlu da aslında yazları beslenerek, kışları da kış uykusunda vakit geçirerek yaşamalıyız. Hiç olmazsa soğuk, tipi, kar, hastalık, virüsler vb. kavramları hayatımıza sokmamış oluruz. Bence mantıklı! Mart aylarında çıkalım ortaya, Ekim ortalarında çekilelim köşelerimize.. İyi fikir, haydi hep birlikte.... ( devamı )

Gülüşünüz Sabıkalıdır!

Sokakların bile ayartılabileceğini, kentinse cerahatleşebileceğini, çapul ve talanın ve ihanetin alkışlanabileceğini bilemeyecek kadar gençtik. Gençliğimiz avucumuzda mumdu; uysal ve titrek! Oysa her gece Buraklara binip uzaklara giden bizdik. Sesimiz yediveren gülleri, hanım elleri ninnilerimizdi. Bol acılı romanlardan geçerdi çocuklar; ne çok kovulmuş kapılardan ne çok arabesk. Sermayemiz gülümsemekti. Çekerdik üstümüze gecenin karanlığını. Telde kalırdı uçurtmamız, bilyelerimizse hep kayıp. Her gece bozguna çıkar, marş söylerdik. Dua küçük ellerimizin uzak ülkesiydi. Biz, o zaman ölen her yavru kunduzun geçkin bir kadına kürk olacağını bilmeyecek kadar temizdik. Gölgesine pençelerini takmış kentte adresimiz; hurma gölgesi, kullanılmamış çöldü. Korkularımızı son giden trenle göndermiştik. Bizden sorulurdu duvarlar ve sokaklarda habere volta büyütürdük. Yıkılan duvarlara yazı olurduk şehir kustukça bizi. Her sözümüz devrimdi, her bakışımız militan.

/ aç çıplak ve susuzdum. Anama söylemedim. Yorgun ve uykusuzdum, bunu da. Vurulup düşerdim bir devin kalkışı gibi…/

Kandan geçti yolumuz ve konduk bir ateşin kıyısına. Mecnunlarla okundu ve ezberlendi adımız. Ama biz korkulu kalabalıklardan kalbimize yol bularak gererdik yumruklarımızı hor görülen bir hayatı yaşamak için. İsyan önsözümüzdü. Düşler ve kement sürekli boynumuzu sorgulardı. Mahcuptuk bakarken tarihe, tarihse silikonlu pazılarını şişirerek; tebama söyleyin, asmasın şehzadeyi musa’nın asasına, derdi.

/ devasa bir masalın ortasında kelebeğim, ateşle sınanan. Sonrası eylüldür, eylülse hüzün… konuş.. ( devamı )

Köhne

Sessizliğin pusu kurduğu bu sokaktan geçmeyeli seneler olmuş. Taş üstünde taş bırakmayan aklımın çelimsiz hatırlayışına değer verecek olursam; yirmi yıl.. Evet, yirmi koca yıl.. Seneler birbiri ardına dizilirken, alıp götürmüşler adeta benliğimi. Unutkanlık üzerime yapışmış gibi. Ayak bastığım her taş canlılığını yitirmiş ve her saniye daha bir karışmakta geçmişin izlerine.

Seneler sonra beni, buraya, çocukluğumun geçtiği bu eski daracık sokağa çeken merak, aslında içimdeki o koca özlemin dile dökülemez hali olmalı, diye düşünüyorum.

Hatırlayışlar toparlamaya çalışıyorum beyin hücrelerime depolanmış hatıralar arasından. Sırasıyla geçiyorum çocukluğun üzerinden. Silik anıları okumakta zorluk çekiyorum bazen. Bu hal üzereyken adımladığım bu yokuş, geçit vermez dağ olup önüme sıralanmış sokak araları birer nişane gibi zihnime, geçmişten iz düşümleri taşıyor. Kapı ardı telaşları, kapı önü hayıflanmalarına karışıp, sıra sıra dizilmiş misketler gibi aklımın bir köşesine dizilmiş, önce hangimizi vuracaksın merakında.

Kamçıladıkça şaha kalkan at misali zihnim, her hatırlayışta ayrı bir hüznü kuşanıyor. Burası, şimdilerde belediyenin boşaltılması için salık verdiği bu köhne ev, geçmişin kapı aralığından göz kırpıyor olanca ihtişamıyla. Büyük bir haz doyum noktasına ulaşmadan bitmişçesine adımlıyorum merdivenlerini bir bir. Bir zamanlar içinde yaşamış onca insandan arda kalan şuh kahkahalar dolduruyor kulaklarımı. Sanki her köşeye sinmiş bir serzeniş var ve her adım atışımda birine değecekmişim gibi ağır aksak yürüyorum

Her eşik atlamada ve her açılan kapı ardın.. ( devamı )

Hayat Bazen..

Hayat kimi zaman bize istediklerimizi vermekte zorlanırmış..

Hayko Cepkin-Melekler

.. ( devamı )

burası doğudur

 

Cemil;

buranın elektrikleri kesintilidir

burası doğudur

dağlıdır

ben de dağlıyım

başı dumanlı

efkarlı"

 


Bir Deli Oğlan

* Efendim, nihayet evlilikmiş, telaşmış, bal ayıymış, şuymuş, buymuş hepsini bi kenara bırakarak gerçek hayatla yüzyüze kalmanın sancılarına geri döndük. Burdan hemen ne de olsa tecrübeli olduğum için yeni evlenecek kişilere, evlenmeyi planlayan kişiler ve evlilik hayali kuran kişilere küçük bir notum vardır: Derimki; Bu nişan denen mevzu ile nikah denen mevzunun arasını çok uzatmadan, "oldu da bitti maşallak" tezahüratları eşliğinde işe son noktayı koyunuz. Kimse ne olduğunu anla"ya"madan iş bitsin. Bu sözün akabinde sevgili blogspotçu nar mazmın'a selamlarımı iletiyorum.

* Efendim derim ki; yüce meclisimiz pazar günü çalışma işini resmen yasaklasın. hatta cumartesi günleri de çalışma olayını tamamen kaldırsın. Bahsi geçen bu iki gün boyunca insanlar kös kös yatsınlar, dinlensinler, denize girsinler, biiç volley yapsınlar, hamakta uyusunlar filan. Tabi bu mevzuları yaz etkinlikleri olarak sınırlandırsın yüce meclisimiz ve bunların yapılması için gerekli öz kaynağı sağlasınlar. Yapsınlar efenim, işler ne. Halk olarak ben bunu yüce meclisten istiyorum!

* Efendim derim ki; ulan ey Türk insanlığı! Her akşam bu kadar çok havai fişek patlatmak için ne yapıyorsun? Hem o kadar havai fişek patladığında başın göğe mi eriyor? O kadar hava fişek havada patlamayıp, Tokat'ta olduğu için küçücük bebelerin karnında mı patlasın? Hadi patlatıyorsun niye bunu her akşam yaparsın? Nasıl bir eğlence anlayışıdır bu? Basıl bir dingilliktir, laleliktir arkadaşım? Etme, eyle bırak bu işleri.. Akşam canın mı sıkıldı, al abicim eline bi kitap oku. Nuh Tufan'ı tanı, İbrahim Kurban'ı keşfet. Böyle de olmaz ki arka.. ( devamı )

Bahane

Zupermen kişisi şok bir şekilde evlenmeye karar vermiş, bu nedenle de blogunu 5. hatta belki de gündeminin 10. sırasına atmıştır. Bu nedenle bir süre daha buralarda olmayacaktır... Ama dönecektir elbet, hayatta böyle bişey değil midir zaten? Tilkilerin dönüp dolaşacağı her köşe de kürkcü dükkanları yok mudur? Vardır! E o zaman işte zupermen kişisi de bir tilki gibi buralara dönecektir. Kısa bir süre sonra.. Belki yarın belki yarından da yakın bir süre sonra dersem de inanabilirsiniz. İnanmazsanız da siz bilirsiniz... Evlilik işleri bi garip, ne zaman ne olacağı belli olmuyor takdir edersiniz ki, bu nedenle siz sayın kişilik mümkünse aradığınız kişiye ulaşmak için lütfen daha sonra tekrar deneyiniz. Denemekten zarar gelmez efenim. Ha boş vaktiniz olursa da Murat Menteş'in "Dublörün Dilemması" isimli romanını okuyunuz, aklınız şaşsın, beyniniz sulansın, sonra silkinip kendinize gelin ve hayatınıza kaldığınız yerden devam ediniz.. Selamet ilen.. Saygılar ve de sevgiler ederim... ( devamı )

El Yordamı

Zamanın dalkavukça attığı her çelmede yere kapaklanan, sahipsiz, yitik ve boşvermişliğiyle yaşama tutunan(!) soylu bir yadırgama bu. Evet evet. Başka hiçbir açıklaması olamaz. Şimdi küçücük beyinlerine sığdıramadıkları anlam kargaşalarıyla yürürken, her adım atışta biraz daha, biraz daha süründükleri yararsız lakırdılar uçurumunun kenarından hangi devingen ünlem kurtaracak onları?

Her gün kahırdan bir elbise kuşanarak, yaşmak yapmayı bilmeyen narin ellerimle, sindirilmesi güç bir zorbalığı mekanizması bozuk eylemler eşliğinde karşılamak. Gerçek sürgün bu değil midir? Amacına uygunluğun dinginliğine alışamamışlık sızdırıyorsunuz göz kapaklarınızdan. Yavaşça soluklanıp sıkça yorulasınız geliyor. Adım atacağınız yerde, günü birlik korkularınız karşılayacak yine sizi. Tedirgin duruşunuza uzaktan göz kırpan bir yarasa, devasa bir boşluğa atılır gibi, sonsuzun kucağında oturan bir son’lu olduğunuzu fısıldayacak size. Hiç aklınıza gelmeyecek değil mi, gündüzün güzelliğinden çalıp gecenin yüzüne nurlar saçan varlığın sahihliği… Oysa öylesine yüce ki!

Ben tedirgin bir tavra bürünen sizi, belki çok eski bir hikâyeyi tozlu sayfalardan sökercesine okurken rastladığım şeye benzeteceğim; çelişki! Ve her çelişkide yiten bir ilişki olduğunu benden duymuş olacaksınız. Eğilip kulağınıza fısıldayacağım daha çok şey olacak. Boyunduruk altına alınamayacak kadar toy yanları da vardır yaşamın. Ve bu ancak serkeşçe söylenen bir söze eş tutulabilir.

Koca bir cümlenin içine sıkıştırılan hareketsiz ve yersiz durgunluğu yaşamın, sırıtırcasına seyr-i alem ediyor içimde. Ben şimdi bir yere oturmak, oturup kalkma.. ( devamı )

Gergef

Yolumu gözetleyen sinsi heves, arada bir soluk alıp vermeme izin verse de, atımın eğeri bir ileri bir geri. Ağır aksak hareket edişim bundan. Dengesizlik vücuduma yayılmaya çalışan koca bir kütle ve bu koca kütle altında yaşam mücadelesi veren küçücük kalbe ne çok acı sığdırılabiliyor.

Gövdemi emanet edeceğim en nihayet bir servi altına ve esen rüzgârın sürükleyeceği yapraklar anlatacak sonsuz serüvenimi. Bahtiyâr olun ey kelimeler, ben kocaman bir cümleye boyun eğecekken siz kendi küçük devinimlerinizi kuşanıp benim özgür günceme son bir nokta gibi düşüverin. Sığ ve sessiz bir taraçada üstüme kapaklanan son güneş olun ve sergi mevsimi gelmiş tüm meyvelerin o dinç, o dingin kokusunu taşıyın son bir kez özüme.

Özümü sözümden anlayın. Sözümün gergef işlediği onca cümle nerelere kaybolur, ben onlara seslenince. Sus emri verilmişçesine yitik ama varoluş çabasının en büyük külfetini yüklenmişçesine vakur bir duruşa sahiptirler. Yine yoklar işte, arandıklarında bulunamamaları mı çekici kılıyor onları bu kadar? Sesime ses vermedikçe kıymeti artan sevgili, kaybolunmuşluk en çok sana mı yakışmalı?

Şimdi suya gidip susuz dönen bir derviş getiriyorum gözümün önüne, elinde değneği, yavaş adımlarla ilerliyor evime. Evim boşluğa açılan kapıya eş. Sedef kakmalı evim, minderleri eğri büğrü olsa da. Bir yanına yaslanmışımdır hep, yaslanılmayan diğer yanı küskün.. İçimiz de böyle değil midir? Bir yanına yaslanırız hep, bundandır sol yanımız biraz daha içine geçkin..

Ben lafı eveleyip geveleyi.. ( devamı )

Favorilerine Ekleyenler

Hakkında Yapılan Yorumlar


Kategori başlığı Kültür Sanat olarak kaydedilmiştir.
Yazıyı Email Gönder Yazıyı Email Gönder
Bu Blog Hakkında Yorum Yaz

Yorum