Kutay
Gönderen: admin Tarihi: Kas 21, 2008
masus tarafından sahiplenilmiştir.
Açıklama : tamamen kurgu..
Rss : hasankutay.blogspot.com/ato…
Kategori : Yorum
Etiketler : al pacino , bilişim , blog , brad pitt , casey affleck , Cate Blanchett , Coen Brothers , diş , euro 008 , film , forum , futbol , George Clooney , haber , ilaçlama , jesse james , kanal tedavisi , kimya , kimyasallar , kuraklık , kuzuluk , linux , microSD card , notebook , pestisid , proses , tarım , ubuntu , vista , vista üzerine xp demlemek , xp , yaşam , yorum
Kişisel yorum ve düşüncelerin sayfalara döküldüğü, özgün içeriklerle dolu, tema tasarımıyla ilgi çeken bir blog. Hasan Kutay’ a çalışmalarında başarılar diler, paylaşımları için teşekkür ederiz.
Burn after reading

Filmi bir kategoriye sokmadan denilebilir ki Coenler amerikadaki güvenlik sistemini rahatlıkla kafaya almışlar. Bir gym salonununda yöneticilik yapan ve ilerlemiş yaşına rağmen aradığı erkeği bulamayan Linda bu uğurda yapması gerekenin estetik ameliyat olduğunu düşünmektedir. ihtiyacı olan parayı; emekli bir CIA ajanını, gym salonunda bukdukları ve ajana ait olan bir cd ile tehdit ederek elde etmek istemesi olaylar ve ilişkiler zincirinin ilk halkasını oluşturuyor... Sonlara gelindiğinde Linda arabasındayken kırmızı ışıkta durur. Bu esnada, tepesindeki helikoter de dahil olmak üzere, ajanları farkeder... En sona gelindiğinde CIA müdürü durumu özetler: hiçkimse neler olduğunun farkında değildir.
again and again..
bundan önce tuttuğum blog sayfama ait girişleri tesadüfen de olsa buldum. bazılarını burada da inceleyebiliriz. tarihler 2006-ağustos ile 2007-temmuz arasındadır.
sen say ben saymam bana ne
geçen gün nasıl shut down dedim. diyen de bendim yani!
yok kardeşim kimse çığırtkanlık yapmasın. lise dönemlerimde kaç konferans dinlettiler türkçemiz elden gidiyor diye
bir yerde birileri yeni bir şeyler bulduysa buna kimse direnemez sen bul adını sen koy
ha şimdi ne diyorum ben. şunu:
computer dedikleri şey kapanmaz o kendince shut down olur
not:
bilgisayar bilgi sayar mı? bilgi sayılabilir bir şey değildi hani
o yine kendince data sayar. elimizde bir tek saymak kaldı ona da bir şey olmaz
28 Mayıs 01:12 | Yorum ekle | İleti gönder | Sabit Bağlantı | İzleme notları (0) | Bloga al
"vefa" her şeyiyle... vefa'mız...
bir taraftan; en üstte trafik var, herkes alabildiğine hava değişikliği soluyor
bir taraftan; iki omzumu birleştirmeye çalışıyorum
ayrı değiller. olsalar sadece geçerlerdi. durmak da erdemdir demeliyim.
koltuğumun altında...
ya da omzumda iki kol farketmez.
02 Mayıs 20:25 | Yorum ekle | İleti gönder | Sabit Bağlantı | İzleme notları (0) | Bloga al
sürgit de ne?
olmayacak gibi
durduk yere zorlanmayacak gibi
ebediyet demekmiş...
gülsem mi ağlasam mı
06 Aralık 21:47 | Yorum ekle | İleti gönder | Sabit Bağlantı | İzleme notları (0) | Bloga al
if these walks could speak
oturmaktan dizlerim ağrımaya başlamış. dinlenmeye olan ihtiyacım gittikçe artıyor. aslında düşünürsek oturmak da artık yoruyorsa sıra ne var? uzanıyım diye dizlerim açılır. bu ise yatmaya oradan uyumaya kadar götürecek bir sürecin başlangıcıdır.
tatlı uyku...
neler verilmez sıcacık bir yatak için...
bir de yorduysa taşı/(n)/mak ...
08 Ekim 15:56 | Yorum ekle | İleti gönder | Sabit Bağlantı | İzleme notları (0) | Bloga al
saymadığım isimler mi var
bir gece yarısı alemdeydim yine. sarhoşluk geçer demişti. bu başıma dolanan da ne ola?
01 Ekim 01:52 | Yorum ekle | İleti gönder | Sabit Bağlantı | İzleme notları (0) | Bloga al
sağ köşeden dönmek
türkiye-litvanya
3.periyod: "biri şalteri indirmiş olmalı"
Son saniyeler: "maçı kuyudan çektik aldık" M.K. (murat kosava)
02 Eylül 22:12 | Yorum ekle | İleti gönder | Sabit Bağlantı | İzleme notları (0) | Bloga al
yol uzanır: sahil şeridi
hatırlamak istiiyorum bazı şeyleri bazılarını ise unutmak gerek. birisi sabahleyin, çok unutkanım akşam olur gündüz yaptıklarımı hatırlamam diyordu! dönüş yolunda unutmakla uyumak arasındaki ilişkiyi bana düşündüren bir diyalog içinde buldum kendimi. narkozu yapmışlar diyordu karşımdaki, uyumamak elde değil. her şey tuhaflaşmaya başlamış artık. "yuh artık" denilecek şeyler de artıyor sanki. medyatik bir yaklaşım dahi yeterli buna. lisedeki hocamız ne güzel diyordu:" bizim amacımız sizlere dünyadaki bilimsel olayları, makaleleri takip edebilecek seviyede yabancı dil öğretmek". keşke öyle kalsaydık ama büyüdük. şimdiyse unut onları sen diğerini kullan bunlar daha fiyakalı diyen insanlar var.
22 Ağustos 19:20 | Yorum ekle | İleti gönder | Sabit Bağlantı | İzleme notları (0) | Bloga al
gökyüzüne sesler ulaşırken
insanın doğadaki diğer varlıklara üstünlüğü düşünme olayını gerçekleştirebilmesinde yatıyor. zira hayvanlar da kendi aralarında bir takım davranışlar sergileyerek anlaşırlar. ama insan düşünceleri davranışlarından daha üstündür. fikir üretmek onu eyleme dönüştürmekten daha öndedir. ve düşünmenin ekonomik bir bedeli de yoktur.
fiyatı insanlar; değerini ise allah belirler. işte bu yüzden bazı şeyler çok değerlidir ve paha biçilmezdir...
doğruyu bulmak için hayatta şüphelere düşmek gerekiyor. çekilen sancılar boş yere değil...
14 Ağustos 21:49 | Yorum ekle | İleti gönder | Sabit Bağlantı | İzleme notları (0) | Bloga al
şarkılar bir çığlığa sığınmaksa şimdi
daha erken olmadı. dinlemeye başladığımda onun bu diyarları terk etmesine bir kaç yıl kalmıştı. ne adamın duruşu, ne ideolojisi beni ilgilendirdi. bunu şarkılarına taşıdığını da görmedim. tipik karadeniz usulü bununla beraber rock müziğini harmanlayan fakat bir taraftan da biz zaten bu aletleri yıllardır çalıyoruz tarzında bir şey. kazım koyuncu artan kanser vakalarında zincirin bir halkası olarak gördü kendisini ve hayata bir ayrılık şarkısıydı bu belki de. Bilinmez.
12 Ağustos 14:11 | Yorum ekle | İleti gönder | Sabit Bağlantı | İzleme notları (0) | Bloga al
geç saatler değişti
Ağlamadan
dillerim dolaşmadan
yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
buraya kadar yazsam çoğu eveeet biliyorum diyecek
ne dinlediğimizi bile bilmiyoruz
Sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde
bin demir kapıyla hesaplaşmaktan omzun çürümelidir
bin çeşit güneşle ovulmalıdır gaddar ellerin
yürü yangınların üstüne, kendi alevini de getir
çarpıntısız dakikası olur mu devrimcinin
ki
ölüm
her yerde uyanıktır
alestadır korkunun yardakçıları
tez kızaran güllerden kendini sakın
sevgiler ürkütsün seni, aşk ayrı-
Aşktır diye geri geldin o çekiç seslerine
bıraktın vazgeçilmez ırmakları
gönlüne kar yağdırıyorsa çocuk sesleri yetsin
dikkat et hiçbir şey ıslatmasın namluları.
09 Ağustos 23:00 | Yorum ekle | Yorumları oku (1) | İleti gönder | Sabit Bağlantı | İzleme notları (0) | Bloga al
çıkış
oooooooo arda turan oley arda turan oley...tribünlerden yükselen bu yankıyla maç bitiyor hani arda da çok güzel oynamıştı gençliği heyecan katıyordu futboluna ve takımda umutla bakılabilecek ender şeylerden biriydi. zaman olur da o da takımdan ayrılmak ister veya cazip duran bir teklifle karşı karşıya kaldığında bu takım hala giden gitti gelmiyor geri diye yanacak mı yoksa alt yapı denen, en basit flaş transferleri bünyesinde barındıran, adrenalin deposu kurum gerçek bir arka bahçe haline gelebilecek mi?
09 Ağustos 22:49 | Yorum ekle | İleti gönder | Sabit Bağlantı | İzleme notları (0) | Bloga al
sessiz
televizyonda cosmopolis diye bir programa rastlıyorum. ilk düşündüğüm bu programın kaç haftada hazırlandığıydı. bir sürü röportaj çekilmiş ve hepsinde farklı mekanlar. 20 kadın 20 erkek ha bir keresinde de sevgilinizden ayrılmanın 50 yolu diyordu. zaten bu aralar insanlara canlılar alemindeki bir tür işte diye "baktığım" sıralarda bir de bunları 20 tipte kategorize etmeye kalkışan birini görünce demek ki insanların da köpek balığı,palamut,hamsi,sazan,ahtapot gibi vs versiyonları da varmış dedim.
05 Ağustos 14:47 | Yorum ekle | İleti gönder | Sabit Bağlantı | İzleme notları (0) | Bloga al
son durum
iki gün boyunca dehşetengiz bir şekilde vista ile ilgilendim. şu F8 olayından bahsediyorum, meğer o kadar basit değilmiş. meğer olay F8 ile hallolacak tarzdan değilmiş...
bir kaç saat evvel sistemi geri yükledikten sonra son şekliyle bıraktım her şeyi.. napıyım office 2007 kullanamayacaksam.. herşey ubuntu cdsi boot olmadığı için başlamıştı. iki gün önce bıraktığım yerdeyim. biraz vistayla haşır neşir olduk o kadar. :)
gece yürüyüşü
aynı olay başıma ikinci kez geliyor. şu an için problemin problem olma özelliği devam etse de çözüm yolu aklıma gelmiş durumda. ya diyorum ben ilkinde ne yapmıştım neden şimdi de aynı şeyler karşıma çıkmıyor, neden bir iki adımda sonuca gidemiyorum diye bir yandan kara kara düşünürken diğer yandan kendimce ürettiğim belki işe yarar türünden bir çözüm yolunu uygulamaya koymuş beklemedeyim.
bu bekleme esnasında elime geçirdiğim bir dergiyi de karıştırıyorum. nanopartiküller ile alakalı yazı ilgimi çekiyor, bir müddet de oraya takılıyorum.
neyse F8'e basmayı unutmam inşallah bir dahaki sefere :)
not: hiç bir şeye güvenmeyeceksin F8'e bile
Kara kıtaya DNA testi
Öncelikli olarak Kenyada başlayan testlerin sonucunda ortaya çıkan yüksek orandaki sahtekarlık diğer afrika ülkelerine doğru DNA testlerinin genişletilmesini sağlamış. Somali, etiyopya, uganda, gana, gine, gambiya, fildişi..
(BBCnews)
Hemen hemen hepsi.. Yine de garip durum.. Adamlar tüm afrikayı amerikaya taşıyacaklarmış nerdeyse.
kanal tedavisine ilişkin açıklayıcı bir animasyon.
dün bu olaylara bizzat şahit oldum.
maçlar öncesi tribünler
maçlardan önce genelde 7nation army çalıyorlar. tribünleri de maça hazırlamış oluyorlar böylece. ayrıca şampiyona özel müziğine de rastlayabilirsiniz ki türkiyedeki yayıncı kanal maç programlarını sunan reklamlarında kullanıyor. ancak bir türlü ben ulaşamadım bu müziğe. bulabilen varsa iletirse fena olmaz.
bu arada bizim milli takım gerçekten de pek tanınmıyor galiba. isterseniz uefa.com daki şu sayfayı bir ziyaret edin neler göreceksiniz. neyse zamanla tanıdılar.
The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford
Tam bir DVD filmi diyebilirim. Alın ve elinizin altında bulunsun. Filmin sahnelerindeki gerçeklik hapsediyor ve birden ani bir silah sesi kendinize gelmenize neden oluyor. Hemen filmin başındaki tren soygunu görsel açıdan filmin bir özeti gibi.
Jesse tren raylarına yığdıkları kalasların üzerindeyken gelecek treni elinde kulplu bir gaz lambasıyla karşılayacaktır. Tren ışıklarının ağaçların arasından sıyrılarak yaklaştığı görüldüğünde raylar sarsılmaya başlamıştır bile. Çete üyeleri bir çok suçtan aranan kişilerdir. Fakat Jesse ve ağabeyi Frank onları biraraya getirmeyi ve uzun soluklu bir soygun macerasına girmeyi başarmıştır. Ta ki Missouri'deki bu son tren soygununa kadar...
Bu eylemden sonra Frank artık eylemlerin sona erdiğini söyler. Bunun üzerine Jesse ve Frank'ın yolları ayrılır.
Jesse herkesi evine yollar sadece Bob yani Robert Ford'un yanında kalmasını ister. Bob onun bir müddet hizmetinde bulanacaktır.
Böylece romanlardan tanıdığı,hayranı olduğu Jesse'yi yakından tanımaya başlamıştır. Her hareketini izlemektedir.
..ve Jesse Bob'ın da diğerleri gibi evine gitmesini ister.
Başkan Jesse'ye fiyat biçmiştir. Fakat Jesse'yi çete üyelerinden başka kimse bilmemektedir. Jesse kasabada Thomas Howard ismini kullanmaktaydı. Hatta çocukları bile babalarının kim olduğunu bilmezdi. Jesse iki çocuk babasıydı.
...
Çete ortaklarından başka kimse Jesse'yi ele veremezdi. Bu durum Jesse'nin onlardan şüphelenmesine yol açmaktaydı. Çete üyelerinin bir kısmı tutuklanır. Bir kısmının peşine ise Jesse düşer.
...
Dick, Wood'un babasının hizmetçi karısına sarkıntılık yaptığı için Wood onu öldürecekken Bob daha erken davranır ve Wood'u kafasından vurur. Dick bacağından yara almıştır fakat yaşacaktır. Daha sonra Jesse sürekli Wood'u sorarken Bob'un uydurması gereken yalanlar zinciri başlar.
...
Jesse yolculuğuna devam etmek için Bob ve Charlie'nin kendisine eşlik etmesini ister. Charlie Bob'ın ağabeyidir.
Bob polise uğramış ve onlara Jesse'yi kendisinin teslim edeceğini söylemiştir. Polise Dick'in saklandığı yeri söylerek kendisini ispatlamıştır.
...
Yolculuklarının son durağında Jesse evine getirir bu iki kardeşi. Jesse Bob'ın kendisini öldüreceğini sezmiştir. Charlie'nin de...
Tedirgin bekleyişe Jesse son verir ve Bob'ın kendisini öldürmesini bekler. Böylece arkasında büyük bir şöhret bırakır. Çünkü o hayattayken adına yazılan romanlarla çoktan bir Robin Hood olmuştu bile. Robert Ford ise yani Bob, korkaklığını bırakır geride.
İstanbulda işi olup da iettnin şu körüklülerine binmeyen,görmeyen,işitmeyen,haberi olmayan vesaire var mı merak ediyorum gerçekten. körüklüden kastım ikaruslar. yanlış anlaşılmasın diğerlerine körük bile demem ben. mecidiyeköy tarafından maslak'a doğru gittiyseniz daha önce, harp akademilerinin önünde yol birden açılıverdiğini bilirsiniz. işte bu anda yolu gören şöför hiç arkasına bile bakmadan gaz pedalına asılırsa o körükte sadece ayakta durmaya çalışan vatandaşın kendini başka bir şey gibi hissetmesi kadar normal bir şey olmaz. neyse istanbulda yaşamanın bedelleri mi desek ne desek bilmiyorum.
Hayatımın belirli dönemlerinde bazı sorulara sıklıkla muhatap oldum. O dönemin şartlarıyla ilgili olduklarından verdiğim cevaplar da o döneme aitti tabi. Şartlar değişince sorular ve cevaplar da değişti. Küçüklüğümde muhtemelen en çok sorulan soru adın ne bakiyim gibi sorulardı. Sonra kaç yaşındasın, okula gidiyor musun, büyüyünce ne olacaksın oldu. Ve uzun zamanların sorusu: nerde okuyorsun? Bu soruyu yakın bir zamanda bir kez daha duyacağımı hissediyorum. Az evvel düşünüyordum da ilk aklıma gelen soru bu oldu, kesin çıkacak konunun yapraklarını hışırdatayım dedim.
Geçenlerde doğru düzgün işlemeyen Vista üzerine xp kurmakla ilgili olan kararsızlığımı bu forum sitelerinden biri sayesinde neticelendirdim. Soruna çözüm içeren link aşağıda.
İçerdiği seksen küsur sayfalık tartışma ortamı çözüm bulma amacına yönelik ve bulunmuş da.
Link: www.notebook.gen.tr
bak sen şu microSD'nin yaptığına
İyi güzel de kafamda hala yeni aldığım laptopta Xp'yi görmek hayali vardı. Ürün yeni olduğundan bir ay kadar dokunmayım dediysem de dayanamadım ve ertesi gün daha önce vista üzerine xp kurmakla ilgili yaptığım hazırlıkları neticelendirdim. Bu işi yaparken 512MB boyutunda bir microSD hafıza kartı oldukça işimi gördü. Bu arada notebook.gen.tr'yi tebrik etmek istiyorum çünkü daha önce hiç bir bilgim olmamasına rağmen çözüm yollarına ilişkin yazılanlar neticesinde laptop driverları da dahil sorunsuz bir kurulum oldu. İnternet bir çok konuda çözümün adresi haline gelmiş durumda artık.
Uzun bir aradan sonra film konuşmalarına yeniden başlayacağım inşallah. Şurda iki gün kadar zaman sonra sınavlar bitmiş olacak…
En son iyi alman’dan, yani kaldığım yerden devam etmeyi düşünüyorum. İkinci dünya savaşı yıllarının Almanya’da meydana getirdiği tabloyu sergilemeye çalışan bir film iyi alman. Stalin,Churcill ve Truman… Dünyanın geleceğini şekillendirmek için Almanya’dalar.
Amerikalı bir gazetecinin (Jake), sekreteriyle(Lena) Londra'da yaşadığı aşk savaşın başlamasıyla kesintiye uğrar çünkü Jake Geismer ükesine dönmüştür. Sekreter olarak Lena’yı işe almasının nedeni ise evli olmasına rağmen çocuğunun olmamasıydı. Avrupa’da savaşın sona ermesiyle Jake Almanya’ya gelir. Burda eski aşığını bulmayı ummuyordu. Fakat kendisine eşlik edecek şöför olarak görevlendirilen Tully bunu bilmeden de olsa sağlayacaktır. Ulaştırma birliğinde görevli olan genç Tully Lena'nın Almanya'dan çıkabilmek için kullandığı bir askerdir. Lena’nın tek amacı bu zor şartlarda hayatta kalabilmektir. Lena aslen bir yahudidir, fakat sonradan kocası olacak Emil Branth ile ilişkisi sayesinde bir nazi olarak hayatına devam etmektedir. Emil, savaş sırasında kullanılmış olan sığınaklar,depolar gibi yerlerin koordinatlarını çantasında taşıyan, yani aranılan bir matematikçi ve aynı zamanda Amerikalıların atom bombası çalışmaları için Almanyadan ithal etmek istediği beyinlerden biridir.
Tully Rus bölgesinde ölü bulunur. Ölmeden önce Ruslarla bir anlaşma yapmıştır. Emil’i onlara getirme karşılığında ücretini alacaktır. Emil Rusların da ilgisini çekmektedir, çünkü o Amerikalıların aradığı biridir. Jake, Tully cinayetini çözmek için uğraşır. Önce Tully’nin Ruslarla anlaşma yaptığını keşfeder, sonraysa Tully’i kendisine eşlik etmesi için görevlendiren amerikalıyı. Aslında Geismer bu işlerin içine bilerek itilmiştir ve matematikçiye ulaşmak isteyen amerikalıların oyununun bir parçası olmuştur,bunu geç de olsa anlar.
Bu arada Lena kocasıyla beraber yurt dışına kaçmayı planlamaktadır. Ancak Emil’in peşine Rusların da düştüğünü anlayan Amerikalılar Emil’i öldürür. Jake’in yardımlarıyla sonunda Almanya’dan çıkışını başarabilen Lena sadece hayatta kalabilmek için uğraşmıştır. Tully’i öldüren de Lena’ydı. Çünkü Emil ile ilgili gerçeklere en çok yaklaşan o olmuştur.
Avrupa kupalarında Türk takımları
Chelsea - Fenerbahçe maçı sonrası
Az önce Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi çeyrek final ikinci maçında Chelsea’ye Londra’da 2-0la elendi.
Buraya gelene kadar iki ön eleme de dahil olmak üzere on bir maça çıktı Fenerbahçe. Kazanılan maçlarda Fenerbahçe’nin üstün futbolunu seyrettik. Futbolun seyirlik kısımlarının aslında bu oyunun o kadar da gereği olmadığını bugün bir kez daha gördük. Dışarılara açıldığımızda görüyoruz ki yapamadığımız bir şeyler hala var. Bu yapamadıklarımızın neler olduğundan bahsetmeyeceğim uzun uzun.
Yabancı takımlarla oynanan maçlarda takımlarımız iyi futbol oynamak zorunda olduklarını hissediyorlar. Öyle olmasından öte bu futbolumuzda bir realiteye dönüştü, yani seyirlik bir futbol oynamadan kazanamıyoruz. Ben kötü oynayıp da kazandığımız bir avrupa maçı hatırlamıyorum. Sonuçta “ Kaybettik ama iyi oynadık. Mücadele eden, koşan, kazanma arzusu en yüksek olan taraf yine bizdik” tarzında kulağa hoş gelen cümleleri her yerde duyarız. Chelsea bugün şanslı olan taraftı diyemeyeceğim. Bu onların dört yüz milyon dolarlık takımlarını hafife almak olur. Belletti uefa.com’a verdiği demeçte tam da benim anlatmaya çalıştıklarımı bir kaç cümleyle özetlemiş. Şampiyonlar liginde kazanmanın ayrıntılarda yattığını bildiklerini, ve ellerine geçen fırsatları daha iyi kullandıklarını söylüyor Chelsea’lı defans oyuncusu. Bizim takımlarımız ise henüz o öğrenme seviyesinde değiller. Maç boyu birkaç fırsatınız olur onu da gole çevirmesini bilirsiniz. Chelsea bunu yaptı.
Manu da Roma karşısında aynı stil bir oyun çıkardı.
Futbolun gerekleri...
...dönüşte incirli teknosaya uğradım. E-5in kenarında ömür plaza üst katında.
Dizüstü bilgisayarları internetten araştırmıştım daha önce. Teknosada beğendiğim bir ürünü yerinde görmek için gittim. Fakat mağazada yoktu. Bu da ilginç ve sık yaşanır oldu adamlar websayfalarına tonlarca ürün yerleştiriyorlar fakat orda görüp beğendiniz ürün mağazada olmuyor. Başka bir ayrıntı da bilgisayarlara koydukları parolalar. Madem müşterinin incelemesi ve ona göre karar vermesi için orda bu bilgisayarlar, öyleyse bu zahmet gayet gereksiz.
Bu arada ben çıkarken Efes'li sporcular Starbucks'ta kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Kerem,Serkan ve Ermal içlerinden tanıyabildiklerim.
Çevirilere dikkat
anlamanın zorluğu değil. Onda okuyucunun anlamak için gösterdiği çabası öne çıkar. Yazarlık apayrı bir şey. Kendi cümlelerinizi seçme, istediğiniz kanallardan geçerek hedefe ulaşma, labirenti istediğiniz kadar dolaşabilme (özel'in yaptığı bu) imkanlarına sahip olursunuz, eğer üretme aşamasındaysanız. Bu imkanlara sahip olmak görünen,görünmeyen tüm yazarlarımıza haz verir diye düşünüyorum. Bir şekilde bu alana girmek mümkün olmuyor. O da eğerle başlayan cümlemin bitiminde yatmaktadır. Alan demekle kişinin yaratıclığına başvurmasını kastetmekteyim. Bu sefer ortaya farklı değerler taşıyan eserler çıkar. Bunlar yabancı dil bilgisine sahip bilginlerimizin kazandırdıkları tercümeleridir. Bu işi yapmak en az ilki kadar önemlidir. Orijinal metni anlamak için gösterdiğiniz çabanın fazlasını bazen çevirileri anlamada tüketmek durumunda kalabilirsiniz. Bu yüzden çevirilere dikkat diyorum.bir kaç dakika sonra elektrikler yine kesilecek mi acaba? bekleyip göreceğiz. ben artık şüphelenmeye başladım. tedaş yetkilileri ne duruyorsunuz yatın artık der gibiler sanki... malumunuz küresel ısınma ve tasarruf..
son bir hafta içinde bir kaç kez gece saat 00.00 ile 00.10 arasında elektrikler kesildi. son zamanlarda uyanık oluyorum hatta bilgisayar başında oluyorum diyebilirim bu saatlerde. işte ben ve benim gibileri düşünüyor olmalılar ki...
ısrarla mum aradım evde ve buldum. tam fitilini yakıp odama doğru yönelmişken buzdolabı ve bilgisayarın elektriği yiyince kendilerine has sesleriyle ötmeleri tezimi doğrular nitelikteydi. sonrası malum fitili elimle söndürüp bir kaç konu önce buraya da eklediğim proses modellerini incelemeye devam ettim.
Pestisidlere giriş yapalım
Pestisidler tarım ürünlerinin saklanması ve üretilmesi esnasında bunları doğal olarak yok etmeye programlanmış biyolojik zararlılara karşı kullanılan kimyasallardır. daha fazla miktarda ve daha kaliteli ürün elde edilmesi amacıyla günümüzde fazlasıyla bu kimyasallara ihtiyaç duyulmaktadır. ayrıca ekonomik faktörler de pestisidlerin daha fazla ilgi alanı olmasını sağlamıştır. etki özelliklerine ve formülasyonlarına göre farklı şekillerde sınıflandırılmaktadırlar. bunların içinde en önemlileri insektisidler yani böceklerle mücadelede kullanılan ilaçlardır. organik klorlular, organik fosforlular ve karbamatlılar olarak organik yapıda olanları bulunduğu gibi kalsiyum arsenat gibi anorganik yapıda olanları da vardır.
devil's advocate
insanoğlu kendisini mutlu edeceğini düşündüğü şeylere kandıkça sahip olduğu tüm renklerin bir bir siyaha döndüğünün pek farkında değildir. soyut bir kavramı yani dünyevi algılarımızın dışındaki bir varlığı ancak böyle soyut bir film anlatırdı. nerde başlayıp nerde bittiği belli ancak sonunu beklemeniz gerekiyor. alpacino sınırlarını zorlamıştır bu filmde. ve kendisine bir kez daha hayran bırakmıştır.
filmin sonunda rolling stones şarkısının filmi tamamladığını belirtmeliyim.
Katalitik Reforming
Katalitik reforming benzin oktan sayısını yükseltmek ve aromatik fraksiyonu zenginleştirmek için yapılır.
Katalizör %0,25-0,6 Pt içeren HF ve HCl içeren promotörlü alüminasilikatlardır.
10-30atm ve 450-550Cde hidrojen ve besleme(feed) reax. sokulur.
hafta başı yağmur vardı
bilgisayar ucuza gidiyor diye düşündüğüm sırada bana denilen lafa bakın: enayi mi o adam bizde de eski bilgisayar var vereyim götürsün en azından şunu anlayabilirim ucuza gitmiyor demekki doğru yoldayım
yağmur istanbula her yağdığında trafiğin her türlüsü yükselişe geçer. yağmur suları yaya üst geçidinin ayağını minik bir gölet yaptığı halde yurdum insanı pek umursamıyor. inen ve çıkanlar arasında itiş kakış yaşanabiliyor. sürücülerde acele tavırlar daha bir belirgin oluyor yine bu günlerde.
benim naçizane görüşüm: yağmur insanları telaşlandırıyor. ufak çaplı bireysel hareketlerin etkisi büyük bir toplulukta büyük oluyor çünkü herkes olağandışı türlü türlü ufak çaplı hareketlerde bulunduğunda kaos,kriz ne denirse artık kaçınılmaz oluyor.
lisedeyken servisçi faik abi vardı. ramazan ayında olduğumuz bir okul dönüşü bu trafik iftara yetişeceğim derdi yüzünden değil yağmur yağdığı için demişti. tabi her iki durumda aynı kapıya çıkıyor sonuçta. bir şeyler dürtüyor birileri zıplıyor.
araştırma için kaynak bulma zorunluluğu var, veya zorluğu da diyebiliriz. tarama yaptığım kelimeler ya genel kalıyor ya da bizim konu fazla özel olmalı ki ancak konuya en fazla yaklaşabildiğim bir makaleyi yazıcıdan çıkardım. dün tercümeye giriştim. bundan sonrası için sukut u hayale de uğramak istemiyorum. çünkü bu kaynağın doğru kaynak olduğuna inanmak ve artık sadece çevirisiyle uğraşmak istiyorum.
sirkeci:burada yolculuklar başlar ve biter
sirkeciden tren gider
varım yoğum törem gider
tuna bizden utanır biz tuna'dan
yüzüne kapatır ellerini
aldırma be tunam
yiğit çıplak doğar anadan

cuma günü sirkeciden muratlıya giden trene son anda yetiştim. arkama bakmadım ama son binen yolcu bendim heralde. çünkü kondüktörün benim gişeden bileti alıp yetişmem için bekletiliyor olduğunu yanında amcamı görünce anladım. ilk defa uzun bir mesafeye trenle gittim. eğer manzara seyretmek istiyorsanız bunun için tren yolculuğundan daha iyisini bulamassınız.
ve dün akşam yine sirkecideydim. bu seferki dönüşüm nedeniyle. gördüm ki yolculukların hepsi başladığı yerde bitiyor. bu adeta bir öğretiydi benim için. insan başladığı yere geri dönüyor muhakkak. dün akşam itibariyle bunu yaşadım.
Eskiye dair
Favorilerine Ekleyenler
Hakkında Yapılan Yorumlar
Benzer Gönderiler
Yazıyı Email Gönder











