« fethiparisa
Eurosafe Blog »


moZZaik

Gönderen: admin Tarihi: Mar 11, 2008
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars6 Stars7 Stars8 Stars9 Stars10 Stars (25 Değerlendirme, Ortalaması: 10 üzerinden 4.72 )

Verilen Yıldızların Toplamı: 118.
Oy kullanan ziyaretci sayısı: 25
Beğenilme Oranı % 47.2
SİZ HENÜZ OY VERMEDİNİZ !...
Loading ... Loading ...

mozzaik-blogspot-com.jpgSocratesjr tarafından sahiplenilmiştir.
Ad : Çağan
Soyad : Harun
Açıklama : Hayata el atıyoruzz!
Rss : feeds.feedburner.com/mozzai…
Kategori : Kolektif
Etiketler : socrates socratesjr şiirler poems photo photos articles şair hayata dair kültür genel kültür mozzaik edebiyat fotoğraf şiir günlük hayat yorum yazı deneme makale hayata el atıyoruz

Son Gönderiler


MOZZAİK
© fildir fit, bunu bilmeyen it

Ey Zaman

Ey Zaman, bilmez misin ettiğin kötülükleri?
Sana düşer azapların, tövbelerin beteri.
Alçakları besler, yoksulları ezer durursun:
Ya bunak bir ihtiyarsın, ya eşeğin biri.

Hayyam

Ayağı Karıncalı

Yalnız bir kadın sanmıştım önce
Oysa kocasını aldatan biri
Irmağın orda buluştuk
Gece, Santiago gecesi,
Işıklar sönüp birer birer
Yanmaya durunca ateşböcekleri.

Son birikintisinde ÅŸehrin
Dokundum uykulu memelerine
Türkülü çiçeklerin dalları gibi
Göğsü gözlerime açılıverdi.
Ve on iki hançerin bir kerede
Yırttığı ipek gibi sinirli

Hışırtısı kulaklarımda
Kolalanmış eteklerinin.
Işıksız tepeleri ağaçların
Yollar boyunca kocaman kocaman
Ve ufuk köpeklerin ufku
Irmaktan ötelere havlıyordu.
Ne varsa üstünde atlayıp geçtik
Böğürtlenler, dikenler, karaçalılar.
Saçındaki topuzun yere yatınca
Yumuşak toprakta açtığı çukur,
Ben boyunbağımı attığım zaman
Çözüşü onun da düğmelerini,
Sıra silahlı kemerime gelince
Sıyrılışı giysilerinden art arda,
Sümbüllerin mi, kurbağaların mı
Olamaz hiçbirinin böyle bir teni,
Ne de billurun ayışığında
Sunabildiği var bu ışıltıyı
Kalçaları altımda kaçışıyordu
Hani ürkmüş balıklar gibi
Bir yanı tutuşmuş, ateş çemberi
Bir yanı buza kesmiş, sepserin,
O gece dörtnala gördüm kendimi
Sedeften, küçük bir taya binmişim
Gördüm, ne dizgin ne de üzengi
At koşturuşlarımın en güzelini.
Neler anlattı sevişirken
Ama söyleyemem erkeğim ben
Hem böyle ağzı sıkı görünmemi
Aydınlık akıl da istiyor zaten.
Öpüşlere, toz toprağa bulanmış
Uzaklaştık kıyının ordan
Süsenler silahlarını ayarlıyordu
Gecenin esintilerine karşı.
Dürüst bir çingene olarak
Üstüme düşeni yaptım ben de
Koca bir dikiÅŸ sepetini
Armağan ettim ayrılırken,
Ama kuşkusuz sürekli bir aşkı
Aklımın ucuna bile getirmemiştim,
Çünkü hâlâ, evli değilim, diyordu
Kocasına bunu, bunu yapıp da
Yürüdüğümüzde ırmağa doğru.

Federico Garcia Lorca
Çev.: Cemal Süreya

Solgun Bir Gül Dokununca

Çoklarından düşüyor da bunca
Görmüyor gelip gecenler
Eğilip alıyorum
Solgun bir gül oluyor dokununca.

Ya büyük şehirlerin birinde
Geziniyor kalabalık duraklarda
Ya yurdun uzak bir yerinde
Kahve, otel kösesinde
Nereye gitse bu aksam vakti
Ellerini ceplerine sokuyor
Sigaralar, kâğıtlar
Arasından kayıyor usulca
Eğilip alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca.

Ya da yalnız bir kızın
Sildiği dudak boyasında
EsiÄŸinde yine yorgun gecenin
Başını yastıklara koyunca.

Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
En çok güz ayları ve yağmur yağınca
Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda.
Uzanıp alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca.

Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
Aksamlara gerili ağlarla takılıyor
Yaralı hayvanlar gibi soluyor
Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
Yollar, ya da anılar boyunca.

Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
Kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam
Solgun bir gül oluyor dokununca.

Behçet Necatigil

Yeni yıl kutlu olsun!

FotoÄŸraf

Havaya bakışlarını dikmiş bakıyordu Biri. Birdiğeri merak etti nereye baktığını. Havada beyaz, dağınık bulutlardan başka birşey yoktu ki... Güneş de baktığı tarafta değildi zaten. Biraz sonra Birdiğeri, Birinin havadaki bulutları izlediği kanısına vardı.

Merakı biraz yatışır gibi oldu Birdiğerinin. Alt tarafı, çiğnenmiş şekersiz bir sakıza benzeyen bulutlara bakıyordu Biri. Yok yok, bulutlarla biri bakışıyorlardı. Evet, şimdi tam olarak emindi bundan. Ortada karşılıklı bir bakışma vardı. Biri bulutlara bakıyorken bulutlar da boş durmuyordu elbet.

Biri istifini hiç bozmadan bulutlara bakmaya devam ediyordu. Neden sonra Birdiğeri, Birinin aslında bir fotoğrafa baktığını seziverdi. Birinin havaya baktığı falan yoktu. Üstelik bulutlar da fotoğraf karesinin tam ortasındaydılar.

Birdiğeri, Birinin bakışlarına odaklanırken elindeki fotoğrafı gözünden kaçırıvermişti. Havada da bulutlar yoktu zaten.

Üç Dil

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler küfürler masallar da caba,
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime aslan ağzında
Her kelimeyi bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksın
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Canım ağzıma geldi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesini be
Gümbür gümbür gümbürdemesini bileceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne ÅŸu ne busun
OÄŸlum MernuÅŸ
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Komşunun Kızı

Komşunun büyük kızını
tanımadık etmedik birilerine
verdiler

O tanımadık etmedik insanlar
sessiz-sakin bir yaz günü
bizim mahalleye
geldiler

Düğün dernek kurmadan
uzak memleketlerine
kızı alıp
gittiler

Ardından
anasının göz yaşlarını
serptiler.

Masa da Masaymış Ha!

Adam yaşama sevinci içinde

Masaya anahtarlarını koydu

Bakır kâseye çiçekleri koydu

Sütünü yumurtasını koydu

Pencereden gelen ışığı koydu

Bisiklet sesini çıkrık sesini

Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu

Adam masaya

Aklında olup bitenleri koydu

Ne yapmak istiyordu hayatta

İşte onu koydu

Kimi seviyordu kimi sevmiyordu

Adam masaya onları da koydu

Üç kere üç dokuz ederdi

Adam koydu masaya dokuzu

Pencere yanındaydı gökyüzü yanında

Uzandı masaya sonsuzu koydu

Bir bira içmek istiyordu kaç gündür

Masaya biranın dökülüşünü koydu

Uykusunu koydu uyanıklığını koydu

Tokluğunu açlığını koydu

Masa da masaymış ha

Bana mısın demedi bu kadar yüke

Bir iki sallandı durdu

Adam ha babam koyuyordu.

Edip Cansever

Karıncalar

Onlar,

Evimizin avlusuna yuva yapmış

karıncalar.

Her gün sabah erkenden kalkıp,

iÅŸe koyulurlar.

Ne bir kaytarma ne oyun bozma,

Onlar iÅŸlerini severek yapmaktalar.

Kimseye muhtaç olmadan,

Mutlu mutlu yaÅŸarlar

Evimizin avlusuna yuva yapmış

sevgili karıncalar.

Sone 116

mutlu birleşmesine hiçbir engel yok bence

gerçekten sevenlerin. sevgi demem sevgiye

bir döneklik yaparsa bir değişme görünce,

başka yola saparsa sevgili saptı diye:

hayır, sevgi besbelli sağlam bir nirengidir,

boraları gözler de sallanmaz, göğüs gerer,

gemilere yön veren yıldızların dengidir,

değeri bilinmeden başı ta göğe erer.

zamanın soytarısı değildir sevgi asla,

gül yüzlüler göçse de orağına düşerek

o değişmez kısacık günlerle haftalarla,

direnir ve kanatlanır mahşerin ucuna dek.

yanılıyorsam bunda ve çıkarsa yanlışım,

ne hiç kimse sevmiştir, ne ben şiir yazmışım.

Shakespeare

Çev.: T. S. Halman

Yaylının Atları

Ne var ki yolculukta,

Her sefer ağlatır beni,

Ben ki yalnızım bu dünyada?

Bir sabah kızıllığında

Yola çıkarım Uzunköprü’den;

Yaylının atları şıngır mıngır;

Arabacım on dört yaşında,

Dizi dizime deÄŸer bir tazenin,

Çarşaflı, ama hafifmeşrep;

Gönlüm şen olmalı degil mi?

Nerdee!...

Söyleyin ne var bu yolculukta?

Orhan Veli

Kirli Beyaz

haylaz bir adamdan da baÅŸlanabilir sevmeye

Tertemiz kağıtlara mürekkep dağıtır da

sonra gelip yıkanır teninle

kara bir adamdan da baÅŸlanabilir sevmeye

upuzun yola düşse gece korkar da

sonra gelip sığınır gölgene

ucuz bir adamdan da baÅŸlanabilir sevmeye

tepeden tırnağa yağma durur da

hep 'bir dostluk' kalır geriye

Enver Ercan

Free

We live free

Air is free, clouds are free

Valleys and hills are free

Rain and mud are free

The outside of cars

The entrances of cinemas

And the shop windows are free

Bread and cheese cost money

But stale water is free

Freedom can cost your head

But prison is free

We live free

Orhan Veli Kanik

Translated by Bernard Lewis (1982)

Besbelli

Besbelli ölümüm sabahleyindir,
İlk ışık korkuyla girerken camdan.
Uzan baÅŸ ucumda perdeyi indir,
Mum olduğu gibi kalsın akşamdan.

Sonra koÅŸ terlikle haber vermeye,
‘Kiracım bu sabah can verdi’ diye.
Üç beş kişi duysun ve belediye,
Beni kaldırmaya gelsin odamdan.

Evden çıkar çıkmaz omuzda tabut,
Sen de eller gibi adımı unut;
Kapımı birkaç gün için açık tut,
Eşyam bakakalsın diye arkamdan.

Ahmet Kutsi Tecer

Aydınlık

Hiçbir vakit tam karanlık değil gece

Kendimde denemiÅŸim ben

Kulak ver dinle

Her acının sonunda

Açık bir pencere vardır.

Aydınlık bir pencere

Hayal edilecek bir şey vardır

Yerine getirilecek istek

Doyurulacak açlık

Cömert bir yürek

Uzanmış açık bir el

Canlı canlı bakan gözler vardir

Bir yasam vardır yasam

Bölüşülmeye hazır.

Paul Eluard

Beklemeler

Anlamsız bakışlarla

Birbirine bakan gözler

Bir kontak hareketiyle

Çekip gittiler.

Akşamüstü soğuğunda

Üşüyen bedenler

Dolmuş camından

Bakakalan bekleyenler

Şoförün bir hareketiyle

Gözden kaybolup gittiler.

05.04.2005

Kış Bitti

'Vedalaşmaların ilmini yaptım ben, '
Sürgünlerin uzmanlığını.
Bir vapur nasıl kalkar bir limandan.
Tren nasıl acı acı öter, öğrendim.

Yıllarca mektuplarla yaşadım.
Kaçak tütün, yasak yayın
Larla beslendim.
Unutmadım. Unutmadım.

En çok yelkenleri özledim
Bozkırın buzlu yalnızlığında.
DaÄŸlar yoktu, daÄŸlar yoktu,
Rüzgârlara yaşlandım.

Çılgın mıydım, tutsak mıydım
Yüreğinde karanlığın?
Kan kurudu-
Ben gül oldum açıldım.

Cevat Çapan

Bahçe Hırsızı

Benim çocukluğumu

bir elma ağacına astım,

Ayakları sarktı.

Bir su başında oturmuş

oynaşırken,

Değiverdi bir taş, başıma.

Bu taÅŸ, dedim

yabancı değil.

Çocukluğumda Bayramlar

Üstlerinde alacalı entarilerle

Sekiz-on yaşlarında

kız çocukları.

Ellerinde poÅŸetler,

Poşetlerde şekerden çok

umut.

Gözlerinde parıltılı,

kimi ela, kimi kahverengi,

kimi mavi mavi bakışlar,

Bakışlarda gülücükler,

Bir o kadar da umut.

Benim çocukluğumda bayramlar,

Bayramlarda ÅŸeker dolu poÅŸetler

elimizde.

çamurlu-yağmurlu

tozlu-topraklı yollar,

Yollarda bizlerle beraber

ablalar, abiler.

Bayramlar…

NeÅŸeliler, kederliler

Gülmeler, eğlenmeler

Daha da önemlisi çeşit çeşit

Åžekerler.

Çocukluğumda bayramlar,

Bayramlarda heyecan.

Ya yakında bayram var

Ya da ne bu heyecan.

Heyecan çocuklukta

Tatlı bir şeker kadar.

Bir ÅŸekerin bayramda,

Çocukken çok hatırı var.

Bayramlarda çocuklar

Çocuklukta bayramlar.

Åžekerler poÅŸetlerde

Sevgiler yüreklerde.

Yürekler çocukturlar

Çocuklar bayramlarla

Yüreklerde coşarlar.

Poşetlerinde çocuklar

Bayramda ÅŸeker toplarlar.

Yüreğimde saklıdır,

Çocukluğumda bayramlar.

10.01.2005

Duvardaki Resim (Savaşta Çocuk)

Duvardaki masum resme

Gece olunca yıldızlar,

Issızca gelerek pencereme

Hayran hayran bakarlar.

Geceleri bu saatte

Girer o düşlerime,

Onu düşündükçe ben de

Dalarım duvardaki resme.

Geceleri duvarımda

Sahnelenir senin dansın,

Duvardaki duruÅŸunla

Odamda tek varlığımsın.

Seni düşünenler sakın

Seni bir genç kız sanmasın,

Sen cennete o kadar yakın

Savaşın ortasındasın.

NOT: Bu şiiri uzatacaktım. Hem de alabildiğine. Bir türlü uzamadı. Öylece kalakaldı. (Duvardaki resim uzun yıllar önce çekilmişti. 'Savaşın ortasında' çekilmişti.) Savaştan bir parça 'hayat' çıkıvermişti ve duvarımda, geceleri açık penceremden içeri süzülen ay ışığıyla dans ediyordu. Ben olayın -elbette- farkındaydım ama belli etmemek, keyiflerini kaçırmamak için, nefes almıyordum. Yorganın altında öylece pusup kalıyordum.

Azrail'in Karar Defteri

İş bu belge

'yukarıda'

açık hüviyeti yazılı

faninin hayatına

son verildiğini gösterir.

01.06.2005

Åžehir Kedileri Manifestosu

Bizler,

halimiz vaktimiz yerinde

ÅŸehirlilerdeniz.

Hani ÅŸu cazibe merkezi ÅŸehirlerden.

Karnımız doyuyor bir şekilde,

Uykularımızın emrinde

kömürlükler, balkonlar, araba altları.

Çöp tankları, apartman pencerelerinin altları

bizimdir, bizim kalacak.

Bu şehrin insanları öyle uzak öyle uzak,

kimsenin umurunda deÄŸiliz.

Şehir bizimdir ve kendine uzak insanların.

Kardeşçe paylaşıyoruz o yüzden

bir tane daha olmayan ÅŸehrimizi.

Ne insanlar karışır işimize ne biz onların,

Hem görülmüş müdür dokunmuş zararımız insanlara?

Bizler bu ÅŸehrin kedileri,

Kasaplar Caddesi’nin müdavimleri

Az ya da çok, günde bir, iki günde bir,

Geliyor bir şeyler çekiyoruz bir ziyafet.

Nanköre çıkmış adımız, değiliz.

Nankör değiliz, külliyen yalan.

Birimizden birimizin pis dediÄŸi

Görülmemiş duyulmamış, ulaşamadığı ciğere.

Bazı bazı soydaşlar görürüz,

kucaklarda, pencerelerde, pet shoplarda,

Özenmiyor değiliz, kim istemez sıcak bir yuvayı

Lakin dışarıda istiklal bizimdir, hürriyet bizim,

Bu ÅŸehir bizimledir bu ÅŸehir bizim.

Bizler, havlamak nedir bilmeyen köpeklerin yurdunda

can güvenliği içinde yaşayan kedileriz.

Kendi halimizdeyiz.

Ne köpekler uğraşır ne insanlar bizimle

Ne de biz uğraşırız şehirde olmayan farelerle.

Mart geldi mi sesimiz yükselir bizim.

Mırrr miyaeuwww mırrr miyaeuwww!

Yanlış anlaşılmasın grevde değil sevişmedeyiz

bu yüzden yüksek çıkar sesimiz.

İnsanların dertleri-kederleri başka,

kimse uğraşmaz, biz bakarız işimize.

MinnoÅŸ minnoÅŸ bebelerimiz olur sonra

meuw meuw!

Nüfus planlaması falanla da uğraşmayız,

Şükür şehirde istihdam edecek yeterlice çöplük var.

Bizler bu ÅŸehrin kedileriyiz.

Bu şehirde doğduk, burada öleceğiz.

Adımız çıktı sokak kedisine

gurur duyduk bundan.

Evet, biz bu sokakların kedileriyiz.

Åžehir bizim,

Şehrin çöplükleri bizim,

Şehrin sokakları bizim.

Biz bu ÅŸehrin kedileri

yaşamak bizim, umut bizim, yarınlar bizim.

Haymatlos 1: O Ülkede

Ben de sizler gibi bir çocuktum. Yani hiçbirinizden farkım yoktu. Herbiriniz ne yapıyor ne ediyorsanız, ne yeyip ne içiyorsanız, öyle yapıp ediyordum ben de.

Anne babaların çarşı-pazardan alıp getirdiği, ekmeğimizin arasına katık yaptığı umutlar, hayaller var ya...İşte onlardan en az sizin kadar yedim. Öğretmenin sınıfta sandalyesine oturarak bol keseden savurduğu umutlardan ben de sizler kadar pay alıyordum. Hatırlıyorsunuz değil mi?

Gittiğimiz şehirler, uğradığımız ülkeler.. Hayaldi. Hepsi hayal. Dinlediğimiz masallar, müzikler, çaldığımız enstrümanlar, kırdığımız oyuncaklar. Ütopyalarda yaşıyorduk hep beraber. Sizinle...

Sonra ne oldu birdenbire? Üstümüze üztümüze geldiler çocuklar. Orada, yolumuzu kaybettik. Koptuk birbirimizden. Neden sonra farkına vardığımızda birbirimizi kaybettiğimizin, vakit çok geçti. Hayat bir deli rüzgar gibi geçti.

İşte çocuklar, ben sizi orada, o ülkede kaybettim. Meğer ben sürüden kopmuşum o fırtınada. Sizler, yani bizler meğer birbirimizi kaybetmemişiz de bir tek ben kaybolmuşum. Ne de iyi etmişim. İyi mi etmişim? Evet. Ben sizleri tanıyorum çünkü, sizlerden kopalıberi. Bir o kadar da o ülkeyi tanıyorum. Yani hayallerimizi, ütopyamızı.

Sizler orada kaldınız. Düşlerinizde. Oysa ben yıllar yılı sizi aradım durdum. Şimdi dönüp arkama baktığımda birşeyler görüyorüm, görüyorum görmesine de sizler misiniz bilemiyorum. Gözümün önüne bir karartılar geliyor ama seçemiyorum artık bu mesafeden. Çok uzaktayız şimdi çocuklar, birbirimize çok uzakta. Çıktım geldim. Gönüllü bir haymatlosum ben, sizlerin tanımadığı bir ülkedeyim şimdi. Ama düşlerim... Düşlerim hala duruyor orada. Bir kitap sahibinden sonra nasıl unutulur, tozlanır durur raflarda... Düşlerim şimdi orada sizlerle beraber yaşıyor, farkına varamasanız da.

Ben uzaklarda... ve dahi uzaklıklarda gönüllü bir haymatlosken şimdi. Düşlerim bir eski zamanda, o ülkede.

Sevdiğim Şiirler: Balıkçılar

- Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder,

Bugün açız yine; lakin yarın, Ümid ederim,

Sular biraz daha sakinleşir… Ne çare, kader!

- Hayır, sular ne kadar coşkun olsa ben giderim

Diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur;

Zavallıcık yine kaç gündür işte hasta…

- Olur;

Biraz da sen çalış oğlum, biraz da sen çabala;

Ninen baban, iki miskin, biz artık ölmeliyiz…

Cocuk düşündü şikayetli bir nazarla: - Ya biz,

Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz?

Hala

Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi

Döğerdi sahili binlerce dalgalar asabi.

- Yarın sen ağları gün doğmadan hazırlarsın;

Sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme…

Açınca yelkeni hiç bakma, oynasın varsın;

Kayık çocuk gibidir: Oynuyor mu kaydetme,

Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zira

Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha!

Deniz dışarda uzun sayhalarla bir hırçın

Kadın gürültüsü neşreyliyordu ortalığa.

- Yarın küçük gidecek yalnız, öyle mi, balığa?

- O gitmek istedi; ‘Sen evde kal!’ diyor…

- Ya sakın

O gelmeden ben ölürsem?

Kadın bu son sözle

Düşündü kaldı; balıkçıyla oğlu yan gözle

Soluk dudaklarının ihtizaz-ı hasirine

Bakıp sükut ediyorlardı, başlarında uçan

Kazayı anlatıyorlardı böyle birbirine.

Dışarda fırtına gittikçe pür-gazab, cuşan

Bir ihtilac ile etrafa ra’şeler vererek

Uğulduyordu…

- Yarın yavrucak nasıl gidecek?

şafak sökerken o, yalnız, bir eski tekneciğin

Düğümlü, ekli, çürük ipleriyle uğraşarak

ılerliyordu; deniz aynı şiddetiyle şırak -

şırak döğüp eziyor köhne teknenin şişkin

Siyah kaburgasını… Ah açlık, ah ümid!

Kenarda, bir taşın üstünde bir hayal-i sefid

Eliyle engini guya iÅŸaret eyleyerek

Diyordu: ‘Haydi nasibin o dalgalarda, yürü!’

Yürür zavallı kırık teknecik, yürür; ‘Yürümek,

Nasibin işte bu! Hala gözün kenarda… Yürü!’

Yürür, fakat suların böyle kahr-ı hiddetine

Nasıl tahammül eder eski, hasta bir tekne?

Deniz ufukta, kadın evde muhtazır… ölüyor:

Kenarda üç gecelik bar-ı intizariyle,

Bütün felaketinin darbe-i hasariyle,

Tehi, kazazede bir tekne karşısında peder

Uzakta bir yeri yumrukla gösterip gülüyor;

Yüzünde giryeli, muzlim, boğuk şikayetler…

Tevfik Fikret

Cam

Biri yukarıdan aşağıya doğru hızla geçip gitti. Öbürü onu takip etti. Bir başkası da onu. Birbirlerinin ardı sıra bir başkası, bir başkası daha...

Biri sola doğru hafif bir kavis çizdikten sonra düz yolda devam etti gitti. İşte bir tane daha. Ama bak! Bak bak şuna, zik zak çizip gidiyor aşağı doğru...

On dakika, on beş dakika, yarım saat, bir saat... Birbirleri ardı sıra hızla akıp gittiler.

Ve nihayet sonuncusu. Diğerlerinden pek de farklı bir davranışta bulunmayan bu sonuncusu camdan aşağı sürüklenip giden berrak mı berrak bir yağmur damlasından başka birşey değildi.

Favorilerine Ekleyenler


Hakkında Yapılan Yorumlar

İlgili Diğer Bloglar:

  1. A.OZAN
  2. Gök Ekin
  3. Exlibrary
  4. KULTUR SEPETI
  5. Sosyopat.Org

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,
Kategori başlığı Kollektif olarak kaydedilmiştir.
Yazıyı Email Gönder Yazıyı Email Gönder

2 Yorum Yapılmış »

Benim de yazar kadrosunda yer aldığım moZZaik’in burada yer alması gerçekten çok sevindirici. TeÅŸekkürler…

Mart 14th, 2008 | 13:46

Editorya’ya çok teÅŸekkür ediyoruz. Çok makbule geçti…

Mart 15th, 2008 | 21:24
Bu Blog Hakkında Yorum Yaz

Yorum