Öteki Sinema
Gönderen: Editorya Tarihi: Kas 16, 2007
midnight tarafından sahiplenilmiştir.
Ad : Murat Tolga
Soyad : Åžen
Açıklama : “Midnight Movies - Öteki Sinema” her zevke uymayabilir… Burası kesinlikle meraklısına özel bir mekan! Bu Blog, “Kült - Trash - B Film - Bilimkurgu Sineması - İtalyan Replikaları - Giallo - Fantastik Türk Sineması - Video Furyası - UzakdoÄŸu Sineması - Korku Filmleri” vs. kısacası, “Ucuz Sinema” üzerine, internet ortamında gerçekten kısıtlı ve dağınık olarak bulunan yerli içeriÄŸi bir araya getirme denemesidir.
Rss : midnight.blogcu.com/rss.php…
Kategori : Sinema
Etiketler : Explotion anime Asya Korku Sineması İtalyan Replikaları Post Apokaliptik Grindhouse Giallo B filmleri korku bilimkurgu fantastik fantastik türk sineması vampirler hammer
Sinema filmlerinin tanıtıldığı harika bir blog, özellikle tasarımı ilgi çekici. Yazarlar Murat Tolga Åžen, Masis Üşenmez ,Akuma Blade ve Xkyoya ‘ya deÄŸerli paylaşımları için teÅŸekkür ederiz.
Son Gönderileri
Öteki Sinema
Bu Blog, "Kült - Trash - B Film - Bilimkurgu Sineması - İtalyan Replikaları - Fantastik Türk Sineması - Korku Filmleri" vs. kısacası, "Ucuz Sinema" üzerine, kısıtlı ve dağınık olarak bulunan yerli içeriği bir araya getirme ve özgün içerik üreterek destekleme projesidir. "Öteki Sinema" için yazılmış yazıları, sayfa kaynağına link vererek ve yazar kimliğini korumak şartı ile yayınlayabilirsiniz.
Öteki Sinema...
Öteki Sinema - Midnight Movies Blogu artık güncellenmiyor diye düÅŸünüyorsanız feci ÅŸekilde yanılıyorsunuz. Güncelleniyoruz ve devamlı yeni yazılar ekliyoruz ama artık kendi alan adımız olan www.otekisinema.com adresinden yayın yapıyoruz! Hala farkında olmayan tüm okur ve dost sitelere duyururuz.
.. ( devamı )
Dandik Türk Filmleri!
Hürriyet pazar’da, SavaÅŸ Özbey imzasıyla bugün yayınlanan yazı öyle söylüyor “Dandik Türk filmleri Amerika’da moda olmuÅŸ!” hadi yaa! ciddi olamazsın!

Ulusal basının bizim “B” filmlerine, Yılmaz Atadeniz, Çetin İnanç gibi ustaların iÅŸlerine olan ilgisi, ABD ve Avrupa merkezli olarak artar ve azalır. Neredeyse her yıl yeni bir “ABD’liler bizim kötü filmlerimizi kapışıyor” haberi yapılır ve genel geçer bazı bilgi ve fotolarla süslenen bu haberler okuyucu da ” AA bak Kilink’i Amerikalılar da seviyomuÅŸ” tadında bir duygu uyandırarak kendisini iyi hissetmesine sebep olur. Bu haberlerde ki ana tema ise Türkiye’de bu filmlere hiç ilgi olmadığı, kimsenin bu filmlerden haberinin olmadığı vs.dir.
Demek istiyorumki; “halt etmiÅŸÅŸiniz!” Bu filmler hep popülerdiler ve Mondo Macabre belgeselinin de haklı isimlendirdiÄŸi üzere “Turkish Pop Cinema“sını temsil ederler. Hemen hepsi de gösterildiÄŸi dönemden bugüne hep hatırlanıp takip edilmiÅŸ yapımlardır. Ayrıca çok kötü örnekleri olabilir, ama çoÄŸunluÄŸu, formülleri doÄŸru uygulayan, tür sinemasının tüm unsurlarını sıfıra yakın bütcelerde dahi baÅŸarmış gerçekten kaliteli iÅŸlerdir. Tarkan serisi örneÄŸin; bu serinin tü.. ( devamı )
Musallat
Öteki Sinema Blog artık kendi alan adı olan www.otekisinema.com adresinde güncelleniyor.
Yazıya nasıl giriÅŸ yapmam gerektiÄŸini uzunca düşündüm. Çünkü yazacağım film, yani; Musallat beni o kadar arada bıraktı ki, Olumlu yada tam tersi bir giriÅŸin, yazının geri kalanını da yönlendireceÄŸinden korkuyorum. Fantastik ve korku sineması düşkünü olarak pozitif bir baÅŸlangıca karar verdim fakat bu demek deÄŸil ki aÄŸaçtaki ham meyvaları görmezden geleceÄŸiz…
Sinemalarda gösterilmiş, DVD ve VCD medyası henüz çıkmış bir yapım olarak konusunu kısaca özetleyelim: Birbirlerine büyük bir aşkla bağlı olan Suat ve Nurcan, yaşadıkları köyde mutlu bir yaşam sürmektedirler. Herkesin gıpta ile izledikleri aşklarını artık evlilikle taçlandırma zamanları gelmiştir. Fakat mutlu çiftin bu kararı alması ile başlarına büyük bir bela musallat olur.
Başka dünyalardan gelen bir varlık, çevrelerinde açıklaması imkansız olaylara neden olacak ve çiftin tüm yaşamını etkileyecektir. Artık ne yaşamları ne de aşkları eskisi gibi huzur dolu değildir.
Yapımcılığını Mia-Dada Film, yönetmenliğ.. ( devamı )
Aç Kartallar
Öteki Sinema Blogu artık kendi alan adı olan www.otekisinema.com adresinde güncelleniyor.
Bugünlerde kendimi pek iyi hissetmiyorum ama neyseki hastalığımın adını buldum!: “Vizyon zehirlenmesi“

Bu yıl, Fantastik sinema örneklerinin
sayıca çok olması ve Masis’in fışfışlamaları ile kendimizi iyiden iyiye
vizyon filmlerini yazarken bulmuşuz! O yüzden panzehir olarak hemen XvidMania
arÅŸivinden edindiÄŸim yüzlerce filmden biri olan, Türk Bruce Lee’si,
dönemin popüler bir uzakdoğu sporları uygulayıcısı ve daha sonra kendi
icadı olan Soyokan dövüş stilinininde kurucusu olarak ünlenecek Nihat YiÄŸit‘in oynayıp, usta aksiyoncu Çetin İnanç‘ın yönettiÄŸi, “Aç Kartallar“ı izleyerek ve akabinde izlenimlerimi sizlerle paylaÅŸarak özüme dönme niyetindeyim. BaÅŸtan belirteyim; ben bir Çetin İnanç uzmanı deÄŸilim, zaten Gökay Gelgeç namıdiÄŸer Yoojimbo
kardeşim sağ ve sıhhatli iken bize bu konuda ahkam kesmek düşmez ama
çok eğlenceli ve hakkında pek bir şey yazılıp çizilmemiş olduğundan
seçimimi bu müstesna Dövüş sanatları-martial Arts filminden yana
kullandım.
Bruce Lee‘nin ilk filmlerini de çekmiÅŸ ünlü Hong Kong’lu yapımcı kardeÅŸler Shaw Biraderler‘i
tanımış olsaydım eÄŸer, Bruce’ın ölümüne o kadar aÄŸlayıp üzülmemelerini
söylerdim. Çünkü bizim Nihat Yi.. ( devamı )
Totall Recall
Arnold Schwarzenegger'ın 1990 yılında başrol oynadığı Total Recall filmi Paul Verhoeven'ın inişli çıkışlı kariyerinin en önemli, en profesyonel ve ne kadar da gişeye dönük olarak yapılmış olsa da kült mertebesine en çok yakışan filmdir. Daha önce Robocop'la başarı sağlamış Verhoeven'ın ikinci büyük başarısı olan Total Recall ile yarattığı evren, kendisini bilim kurgu takipçileri arasında özel bir yere koydurmuştur.
Arnold'un altın seneleri olan 80 sonu 90 başı iÅŸleri arasından sıyrılan Total Recall bilim kurgu sinemasının ilk gerçeklikten kopma, düş ve gerçeÄŸi karıştırma ya da kendi tabirimle “hangisi gerçek?” sorusunun ilk defa sorulduÄŸu filmlerden biridir."We Can Remember It For You Wholesale" adlı Philip K. Dick'in kısa hikayesinden uyarlanmış olması da senaryonun sürprizlere açık olduÄŸunu anlatmaya yetiyor sanırım. Sharon Stone'u sinema sektörüne kazandıran film olmasından dolayı da ayrı bir sevgim vardır Total Recall'e karşı.
2084 yılında geçen hikayemizde insanlar uzaya açılmış, koloniler kurmuştur. Karakterimiz Douglas Quaid evden işe işten eve monoton bir hayat süren sıradan bir vatandaştır(ulan Sharon Stone'la evlisin daha ne istiyorsun?). Sürekli Mars'a gitmekle ilgili rüyalara dalar. Aynı böyle b.. ( devamı )
Gölge e-Dergi 9. sayı
GÖLGE’DE BU AY ÜCRETSİZ ÇİZGİ ROMAN GÜNÜ VAR
Gölge e-Dergi 9. sayısı ile siz okurlarına merhaba derken, bu ayki dosya konularımızdan birinin “Ücretsiz Çizgi Roman Günü” olduÄŸunu duyuralım istedik. DiÄŸer dosyamız da “Bir Sinefilin Festival Günlüğü”. Hasan Nadir Der’in takip ettiÄŸi festivali film film, saat saat, dakika dakika yazdı.
Bu ay Gölge’nin çizgi romanları Utku Tönel’in yazıp Gökhan Gültekin’in çizdiÄŸi “Ars Moriendi” ve İbrahim Aydın’ın yazıp Hakan Aydın’ın çizdiÄŸi “Aydede”
Dergimizde iki de özel röportaj var. Hodi Podi’nin çizeri Engin Deniz ErbaÅŸ ve oyun konsept çizeri aynı zamanda bu ay Gölge e-Dergi’nin de kapağını çizen Mert Yavaşça.
Hodi Podi’nin yazarı Barış MüstecaplıoÄŸlu’da Gölge okurları için karakterini nasıl yarattığını yazdı.
Bu ayın sinema yazıları; Barış Saydam’dan “Be Kind Rewind”, Fikret Karakurt’dan “Wachowskiler ve Speed Racer”, Murat Tolga Åžen’in yazdığı “80’ler ve korkunç komik filmler”. Ayrıca Eda İhtiyar 1940’lı yılların unutulmaz filmi “Gilda”yı yazdı.
Excalibur Efsanesi
Öteki Sinema Blogu artık kendi alan adı olan www.otekisinema.com adresinde güncelleniyor.
John Boorman'ın en önemli filmlerinden biri olan ve Kral Arthur ve yuvarlak masa şövalyelerine mistik bir bakış açısı getiren fantastik bir kült olan EXCALIBUR yazısı için lutfen tıklayın
.. ( devamı )
Avalon
Geleceğin Video Oyunlarını Oynamaya Cesaretiniz Var Mı?
Mamoru Oshii deyince kaçımızın gözünde bir kıvılcım parlıyor? Peki Ghost in Shell dediÄŸimde? Åžimdi biraz daha çoÄŸaldık sanırım. GIS’in yapımından tam 5 yıl sonra anime kralı Mamoru Oshii yeni filmi ile karşımızda. bu sefer Anime bilgisini, karakterlerini kanlı canlı insanlara taşıyarak bize sadece 2d’de üstat olmadığını kanıtlıyor. Avalon’la yönetmen Matrix’in kendisinden çalmış olduÄŸu “hangisi gerçek” kavramını bir kez daha sorguluyor.
CNBC-e’de birkaç yıl önce yayınlanan Hash Realm adlı diziyi bilenler için Avalon çok tanıdık bir film olabilir. Avalon gençlerin hayatları pahasına oynadığı bir sanal gerçeklik oyunudur. Oyuncu dişçi koltuÄŸundan bozma bir koltuÄŸa oturup kafasına bir kask geçirir ve gerçek dünyadan tamamen kopar, kendini belli görevler alıp baÅŸarısına göre kademe atladığı bir savaÅŸ oyununun içinde bulur. Oyun o kadar gerçekçidir ki kendine oyuna kaptıranlar geri dönemeyip bitkisel hayata girebilmektedirler. Kahramanımız Ash bu dünyanın en baÅŸarılı simalarındandır. Uzun zaman önce Wizards adlı takımla birlikte savaÅŸmış ancak önemli bir görev sırasında gruptan birinin reset çekmesi sonucu görev baÅŸarısızlıkla sonuçlanmış ve grup dağılmıştır. Tek başına Class A’ya kadar yükselen Ash eski gurubundan bir dostunun oyunda bir hayaletin peÅŸinden giderek farklı bir boyuta, Class Real’e geçtiÄŸini öğrenir. Bu gizli bö.. ( devamı )
Shaun of the Dead

Sizlerin karşısına yine bir zombi filmi ile çıkıyorum. Ancak bu sefer söz konusu film bir romantik zombi komedi filmi. Yani türünün tek temsilcisi. İngiltere'de Spaced adlı sit comları ile tanınan kafadarlar Simon Pegg ve Edgar Wright bu ilk uzun metrajlarında büyük bir başarı yakaladılar. Daha önce Hot Fuzz'la blogumuza konuk olan ikiliyi şimdi de ilk filmleri ile tanıyalım.
Edgar Wright'ın yönetip Simon Pegg ve Nick Frost'un başrolleri paylaştığı Shaun of the Dead zombi türünün kült filmlerine göndermelerle dolu bir senaryoya sahip. Özellikle George A. Romero'nun Dead üçlemesinin izinden gidiliyor. Zaten filmin adı da Dawn of the Dead'den geliyor. Bunun dışında da The Evil Dead, 28 Days Later gibi filmler de absürtlükten payını alıyor.
Film, ikilinin Spaced dizisinin bir bölümünde Pegg'in oynadığı karakterin fazla Resident Evil oynamaktan sıyırıp dünyayı zombilerin işgal ettiğini sanmasından ortaya çıkmış. Bu bölümde o kadar eğlenmişler ki komik bir zombi filmi yapmaya karar vermişler.
1408
Bu odadan çıktığını düşünsen bile gerçekte asla çıkamazsın!
Mike Enslin (Cusack) kendini perili, hayaletli evlerin foyalarını ortaya çıkarmaya adamış ünlü bir yazardır. Amerika'nın en korkunç yerlerini ziyaret edip kitaplaÅŸtırır. Ancak bulunduÄŸu yerlerin hiçbirinde ne bir hayalet görmüş ne de bir dehÅŸetle karşılaÅŸmıştır. Son kitabı en korkunç 10 otel'i bitirmek üzereyken okurlarından birinden Dolphin Otel'in bir kartı gelir. Arkada “sakın 1408'de kalma” diye bir not düşülmüştür.
Enslin kitabının finali için uygun olacağını düşündüğü bu odaya girmek için can atmaktadır. Hemen telefona sarılsa da otel resepsiyonu odanın dolu olduÄŸunu söyler. “Peki ya haftaya?... Öbür ay? ...Öbür yaz?” cevap hep aynıdır “Dolu!”.
Tabii ki bu cevapla Enslin yılmayacaktır. Yayımcısı ile görüştüğünde oda boş olduğu sürece ona vermeleri gerektiğini yoksa dava açılabileceğini öğrenir.
Enslin New York'a gidip uzun zamandır görüşmediği karısına bile haber vermeden direk otele varır. Resepsiyon belanın geldiğini öğrenince kendisini müdürün odasına alacaktır. Otel müdürü Gerald Olin(Samuel L. Jackson) Enslin'i oda ile ilgili ne kadar da uyarmaya çalışsa bir sonuç alamaz. Oda uzun zamandı.. ( devamı )
Stephen King'den The Mist
“Tek kelimeyle berbat bi film. bikaç bilimkurgu filimlerindeki canavarları birleÅŸtirip bi filim yapmaya çalışmışlar. ama çok kötü olmuÅŸ. boÅŸuna zamanınızı harcamayın”
“ArkadaÅŸlar Frank Darabont ve Stephen King yapacağını yaptı yine… MüthiÅŸ bir uyarlama korku gerilim ve çaresizlik dolu dakikalar... ne diyebilirim ayakta alkışlıyorum. Mutlaka görün, son yıllarda seyrettiÄŸim en etkileyici filmlerden biri!.”
Beyazperde, net ortamında vizyon filmlerinden haberdar olmak için takip ettiÄŸim, beÄŸendiÄŸim bir sinema sitesidir. Filmlerin kendilerine ait sayfaların altındaki okur yorumları da her zaman eÄŸlenceli ve farklı okumalara sahiptir. Yine de yukarıda iki örneÄŸini gördüğünüz üzere, bir sanat eseri (Sinema 7. sanat mıdır? konusuna hiç girmeyelim) üzerinde, özellikle de kendi ürünlerinden yeni referanslar üreten ve kliÅŸelerini yıllardır yeniden ve yeniden tüketen korku, fantastik sineması söz konusuysa, anlaÅŸmak pek mümkün deÄŸil…
“The Mist” filmi, ki filmi yazarken Türkçe uydurulmuÅŸ ismi olan “Öldüren Sis”i asla anmayacağım çünkü böyle bir filme verilebilecek en uyduruk, en özensiz ismi kimin seçtiÄŸini çok merak etmekteyim! Atilla Dorsay, yıllar önce yazdığı “The Games” filminin eleÅŸtirisinde, sürpriz bir finale sahip bu filmin isminin neden “Haris Kocanın Tuzağı” olarak Türkçeye çevrildiÄŸini sorgulamaktaydı… Görünen o ki, aradan on yıllar geçmiÅŸ olması.. ( devamı )
70'li Yılların Canavarları Saldırıyor

70’li yıllarda, daha küçük bir çocukken, en çok sevdiÄŸim iki ÅŸey; çizgi roman okumak ve sinemaya gitmekti. Çizgi romanların büyülü atmosferi her zaman çekmiÅŸtir beni. İşte ben ders kitabının içinde çizgi roman okuyan, sinema önlerinde deÄŸiÅŸ tokuÅŸ yapan bir kuÅŸağın temsilcisiyim. Okulumu aksatacak düşüncesi ile, tatil dönemleri hariç çizgi roman okumama izin verilmezdi. Kaç kez okurken yakalandığımda annem tarafından yırtıldıklarını ya da sobaya atıldıklarını hatırlıyorum çizgi romanlarımın. Annem yırtar, ya da sobaya atar, babam ise daha insaflı davranır, eriÅŸemeyeceÄŸim yükseklikte bir yerlere koyardı. İşte o çizgi romanların içinde “1001 Roman” adında, ince, 16 sayfalık fasiküllerden oluÅŸa bir seri vardı ki aklımı başımdan alırdı. Tıpkı seriyal filmlerin mantığında, ikiÅŸer ya da üçer sayfalık devamlı öykülerden oluÅŸan bir seçki sunardı bize; Sihirli Göz, Demir Pençe, Rory McDuff, Canavarlar Çarpışıyor, Dünya Tehlikede, Devlerin Tehdidi... 1001 Roman’ları hiç bayiden satın aldığımı hatırlamıyorum. 60’lı yıllarda yayınlandıkları için. Ancak eski sayılarını, sinema önlerinde açılan tezgahlardan topladığımı biliyorum... Sinema ise malum... 1001 Roman’ın (ve de DoÄŸan KardeÅŸ’in) etkileriyle .. ( devamı )
Hot Fuzz
Çocukluğumdan beri İngiliz komedilerini tarzından dolayı hep sevmişimdir. Mounty Pythoon gibi başarılı komedi filmleri ile zirve yapan İngiliz sineması uzun süre duraklamaya geçmişti. Sonrasında çekilen Full Monthy tüm dünyada büyük bir başarı kazanınca yeniden canlanmaya başlamıştı. Ancak geçtiğimiz yıllarda iki Britanyalı İngiliz komedilerine Shaun of Dead ile yepyeni bir soluk getirdiler. Tabii bu başarı ikiliyi er ya da geç yeni bir projede daha karşımıza çıkartacaktı. İşte beklenen an geldi...
Simon Pegg ve Edgar Wright'ın ikinci birlikteliklerinden doğan Hot Fuzz çılgın İngiliz komedilerini özleyenler için iyi bir alternatif. İlk filmleri Shaun of Dead ile hem zombi filmi fanatiklerini kahkahaya boğan ikili bu filmde de Hollywood'un polisiye filmlerini tiye alıyorlar. Simon Pegg'e bu yolda Shaun of Dead'de olduğu gibi yine Nick Frost eşlik ediyor.
İkiliyi bir polisiye film çekmeye iten sebebi Wright şöyle açıklamış “ Her ülke sinemasının büyük v.. ( devamı )
Kıymetlendik

Öteki Sinema yazılarını şu anda bulunduğunuz yerden ve www.otekisinema.com adresindeki Word Press blogumuzdan okuyabiliyorsunuz. Aslında bu blogculuğu artık kendi alan adımıza ait WP yapıdan sürdürmek istiyorum ama bir türlü buradaki oluşumdan da vazgeçemiyorum. Bunda Murat Özkan'ın görsel katkılarının etkisi çok büyük tabi :) Neyse yine "artık sandalyeleri ters çevirelim de hepten WP'ye geçelim" derken birde baktımki Google PR değerimiz 4 olmuş. Sanırım bu doğru yolda ilerleyen bir site olduğumuzu gösteriyor. Tam da bu aralar Blog ödülleri sitesinin bizim blogu başvurduğumuz halde neden değerlendirmeye almadığını düşünürken ve buna üzülürken sevindirici bir haber oldu. Bu arada blog ödülleri diyorlar ama ödüller hala belli olmamış! Neyse kendimize dönelim. Biz blog olarak ödülümüzü aldık. Yazılarında bize link veren ve yazılarımızı link vererek alıntılayan ve yayınlayanlara ve tabi siz değerli Öteki Sinema okuyucularına birde ve illaki, içimize sinema yazma ateşini düşüren ve şimdi yukarıda bi yerlerden bize gülümseyen Metin Demirhan abimize çok teşekkür ederiz. (Bunu yazarken aklıma Star Wars : Return of the Jedi'nin finalindeki wookie'lerin köyündeki şenlikte Luke'a el sallayan Obi Wan Kanobi ve Annakin SkyWalker geldi.) Alta Öteki sinemanın okuyucularının nerelerden geldiğini gösteren bir Chart ekliyorum. Alaska'dan bile okucumuz var, Vallahi gururlandık :)
Öteki Sinema (aka: midnight movies) Main Dudes
The Shining
Masis Üşenmez
Stephen King'in bestsellerlarından biri olan The Shining'i okuduğumda henüz ortaokula yeni başlamıştım sanırım(evet bizim zamanımızda ortaokul diye bir kurum vardı). Oldukça yanlış bir yerde okumuştum romanı. Ailemle Uludağ'a tatile gitmiştik bir kış vakti. Akşamları bizimkiler okey oynarken ben de odama çekilip kitaba dalıyordum. Yalnız okudukça gerilim artıyordu. Kitapta geçen karlar altındaki otelin bir benzeriydi içinde oturduğum oda. Hatta odanın numarası da kitaptaki ünlü 237. odanın yanıydı, 235. üçüncü günde bitirmiştim kitabı. Her yerde hayaletler görmeye başlayarak...
Aradan yıllar geçmiş ben de kitap okumaktan çok film seyreder olmuştum. Daha ne divx bilirdik ne de dvd. Stanley Kubrick'in Otomatik Portakalı gösterime girmişti çekilmesinden yıllar sonra. Filmi o kadar beğendim ki yönetmenin tüm filmlerini izlemek için araştırmalara başladım. Ve o zaman.. ( devamı )
This is Spinal Tap
Sizi uzun zamandır korku filmleri ile belki sıkmışızdır düşüncesi ile ve öteki sinema izleyicisinin sadece zombi manyağı bir kitle olmadığını göstermek için farklı bir film ile karşınızdayız.

Selam Ben Marty DiBergi, pek çoğunuz beni köpek maması reklamlarımdan hatırlayacaktır. Seyredeceğiniz bu belgeselde sizlere Britanya'nın en gürültülü gruplarından Spinal Tap'ı tanıtacağım. Amerika turnelerinin bu belgesel için çok yerinde bir tur olduğunu düşündüm ve kendimi de gruplarına dahil ettim. Hadi başlayalım...
İşte gelmiÅŸ geçmiÅŸ en komik kült filmlerden biri olan This is Spinal Tap'in giriÅŸ cümlelerinden aklımda kalanlar. Müzik endüstrisini ve özellikle Heavy metal camiasını tiye alan böyle bir film bir daha yapılmamıştır, yapılamaz da. Rob Reiner'ın 1982 yılında çekip belgeselmiÅŸ gibi sunduÄŸu(mockumentary) bu film aslında 80lerin Heavy Metalcilerinin başına gelenlerinin bir yeniden canlandırmasıdır. Gerçekte Spinal Tap diye bir grup belki yok, belki de olmuÅŸtur ama her rockcı bu filmdekine benzer zorluklar, komiklikler yaÅŸamıştır. Bu yüzden çoÄŸu rock ünlüsü filmden de nefret etmektedir. ÖrneÄŸin Van Halen'ın solisti filmdeki esprileri anlamadığından yakınmış, etrafındakiler nedenini sorduÄŸunda ise “ bu olayların hepsi benim başıma gerçekten geldi” cevabını vermiÅŸtir. Hatta Amerika'da “so spinal tap” gibi bir deyim de türemiÅŸtir. Batan gruplar ya da kötü bir müzikal iÅŸ çıktığında kullanılmaktadır.
%100 aksiyon! %100 dövüş!
Organize suçlar detektifi Tae-su (Jung Doo-Hong), lise arkadaşı Wang-jae’nin (Kil-Kang Ahn) cenaze töreni için doÄŸduÄŸu kasabaya geri döner. Tören esnasında yine çocukluk arkadaÅŸları Pil-ho (Lee Beom-Soo) , Dong-hwan ve Seok-hwan (Ryoo Seung-Wan) ile karşılaşır. Eski dostlar geçmiÅŸi yâd ederler, hem de arkadaÅŸlarının kuÅŸku uyandırıcı ölümü üzerine kafa yorarlar. Bu sıradan bir ölüm müdür? Yoksa ortada bir cinayet mi vardır?

AraÅŸtırma yapmaya baÅŸlayan Tae-Su ve ona yardım eden Seok-Hwan ÅŸaşırtıcı bir sonuca ulaşır. Wang-Jae’nin esrarengiz ölümünde emri aslında çok iyi tanıdıkları biri vermiÅŸtir.
Uzakdoğu sinemasının yükselen yıldızı Ryoo Seung-Wan yönetmenliğindeki nefesleri kesen aksiyon filminde ünlü aktör Jung Doo-Hong başrolde... (VCD arkası yazısından)
Bloglar geliyor!

Film seyretmek her yaşta en büyük tutkum olduğundan ve sadece seyretmek değil, üzerinde konuşmak ve yazılanları okumaktan da büyük zevk aldığımdan olsa gerek, memlekette sinema adına yazılmış ne varsa bir şekilde bulup okumanın ve mümkünse biriktirmenin meraklısıyım.
Bir zamanlar bunu yapmak çok zordu çünkü, gazetelerin verdiği TV'de 7Gong gibi dergiler ve yine Milliyet gazetesinin verdiği 500 sayfada 5000 film, Atilla Dorsay'ın eski fantastik film eleştirilerini topladığı Beyazperdede kırmızı filmler gibi kitaplar ve bazı video firmalarının bülten dergileri dışında okunacak pek bir şey bulamıyordum. 90'ların ortalarından itibaren çıkan sinema Antrakt, Beyazperde, Sinema gibi dergiler, ikide bir kapanmalarına rağmen oldukca büyük bir açığı kapatmışlardı. Şimdilerde hiç bir zaman olmadığı kadar çok dergi yayınlanmasına rağmen hepsi Vizyon takibi yaptığı için içerik olarak çok farklı olduklarını söylemek zor. Genelde hediye olarak verdikleri DVD'lerle fark yaratıyorlar. Blogun ilham kaynaklarından biri olan ve " öteki" türlere hakkını vermiş ilk türk sinema dergisi "Geceyarısı Sineması" arada müthiş bir çıkış yapıp hatırı sayılır bir okuyucu kitlesi kazanmış olmasına rağmen ulusal dağıtım olanaklarından faydalanılamaması sebebiyle 19 sayıdan sonra yayınına son verdi.
Açıkcası verdikleri DVD'ler ve diğer promosyonlar sebebiyle fiyatları giderek şişen sinema dergilerini artık almıyorum. devamlı olarak takip ettiğim Sinema dergisini de Engin Ertan yazılarının yüzü suyu hürmetine devam ettikten sonra kendini tekrarlamaya başladığı için bıraktım... ( devamı )
Dante 01
Kaç film oldu? Bilmiyorum valla, ben saymadım. Seyrettiklerimin
hepsini yazıyorum. İsteyen saysın. Festivalin en merak ettiğim filmi
Dante 01’i nihayet izledim. Üstelik Marc Caro ile tanışıp söyleÅŸi bile
yaptım. İnanmayacaklar için birlikte fotoğraf çektirip, üstüne iki
Tersninja.com flyer’ına imzasını attırdım. Filmin yorumu yazının
devamında, röportaj ise pek yakında yayında. Tersninja.com gördüğünüz
üzere “Arabaya benzin de koyim mi, abi” diyecek duruma gelmiÅŸtir artık.
Ters Ninja Blog
Dante 01 – Marc Caro - Seyir Mekanı: BeyoÄŸlu Emek
Jean-Pierre Jeunet ile birlikte çektikleri Şarküteri ve Kayıp
Çocuklar Kenti ile hatırladığımız Marc Caro çizgi roman fantastiğiyle,
bilimkurguyu harmanlandığı ilginç, sofistike ve cesur denebilecek bir
filmle çıktı festival seyircinin karşısına. Önceki iki filmindeki
masalsı havanın yerini daha karamsar, daha karanlık ve daha mistik
havaya bırakması kimilerini memnun etmedi tabi. Ama benim gibi 2001
Uzay Macerası ve Solaris hayranı bilimkurgu meraklıları bu filmi
şimdiden fetiş filmleri arasına yerleştirmeye hazırlanıyor.
Caro gerçekten de Dante 01’i yaratırken belli ki onu bugüne kadar
etkileyen yapııtların tortusunu filme taşımaktan çekinmemiş. Filmin
hikayesinin uzayın derinliklerindeki bir istasyonda geçmesi, bu
istasyonun sıradışı bir gezegenin yörüngesinde olması, istasyonda
bilimadamlarının olması ve klostrofobik atmosferiyle Solaris’i;
hikayenin mistik yönü ise 2001 Uzay Macerası’nı akla getiriyor ilk
anda. Daha popüler.. ( devamı )
Mine Mutlu Filmleri
Öteki Sinema Blogunun 2007 yılında en çok aratılan kelimesi : Mine Mutlu idi...
Giderek muhafazakarlaşan toplumumuz tarafından şu aralar tamamıyla reddedilen bir tür olan Erotik Türk Sinemasının en popüler kadınlarından biriydi Mine Mutlu... Fakat o aslında çok farklı bir filmografiye sahip değerli bir oyuncuydu.
YeÅŸilçam'a ilk ayak bastığı günlerde on yıl sonra erotik filmlerde oynayıp bir dönemin insanlarnın cinsel cazibe noktası olacağını tahmin edemezdi elbette... "Kırk iki yıllık yaÅŸantısında henüz 19’undayken çevirdiÄŸi filmlerle, sinemayla tanışır. Önceleri yardımcı kadın ve genç kız rolleriyle boy gösteren Mutlu, daha sonraları ister melodramlarda ister güldürülerde aranılan baÅŸrol oyuncusudur. O yıllar henüz genç kızların soyunmadıkları dönemdir ve Mine Mutlu, diÄŸer meslekdaÅŸları gibi, genç ve saf genç kızları oynamaktadır."

Mine Mutlu güçlü bir giriş yaparak başladığı sinema hayatında en iyi oyuncuların yanında oynamış ve güçlü bir oyunculuk sunmuştur. fakat filmlerde de çok ca duyduğumuz üzere Kader ağlarını örmüştür bir kere...
"İlk filmi, 1967 yapımı olan “Bana KurÅŸun İşlemez” ve “Mandrake Killing’e Karşı” filmiydi. 1974 yılına girildiÄŸinde seks furyası da baÅŸlamıştır ve Mine Mutlu birden bire bu furyanın içinde bulur kendisini. YeÅŸilçam’a özgü erotik sinemada Mine Mutlu daha çok güldürü filmi oyuncusudur ancak, bu türde soyunan ve seviÅŸen oyuncudur da aynı zamanda. Furyayı baÅŸlatan, “BeÅŸ Tavuk Bir Horoz” ve “Ci.. ( devamı )
Favorilerine Ekleyenler
Hakkında Yapılan Yorumlar
Yazıyı Email Gönder









