Pınar Altuntaş
Gönderen: Editorya Tarihi: Eki 23, 2007
mınar tarafından sahiplenilen bir blog
“herşeyin olduğu hiçbirşey…” hakkında.
Kategori : Kişisel
Etiketleri : fotoğraf Duygusal aile Orhan Hakalmaz blog blograzzi blograzzi blog sanat Geyik-Mizah-Fıkra-Hikaye-Şiir resim kişisel müzik turk blog yazarları aşk meşk Komik
mınar “kırılan gülen ağlayan kendi kendi ile konuşabilen hesaplaşabilen ve tüm bunları farkında olarak yapabilen biri”.
Hakkında Gibi Birşey Başlıklı Tanıtım Metni;
Evrendeki tüm canlıların en özeli olan diğer bütün insanlar gibi , bende bütün insancıl karmaşıklıkları kendimde barındırıyorum ve yaşıyorum…Her bireyin farklı olabileceği gibi benimde, beni diğer herkesten farklı kılan özelliklerim elbette var.
Günler birbirini kovalarken boşa geçen zamanlara inat yeniden pc nin içindeyim…
Kısaca kendimi tanıtmam gerekirse ; 1982 İstanbul-Kocamustafapaşa doğumluyum. Aslen Konya - Akşehir’liyim ve ilkokul öğrenimimi Akşehir’de gördüğüm için Akşehir’i “Nasreddin Hoca’nın memleketidir, bilenler bilir…” bilirim yani kısacası çocukluğum Akşehir’de geçti diyebilirim.
İstanbul’da yaşıyorum.
Dört çocuklu bir ailenin en küçük kızıyım.
Şu an hem açıköğretim sayesinde öğrenimimi tamamlamaya çalışmakta, hem de özel sektörde büyük bir firmada muhasebe sorumlusu olarak görev almaktayım. Kendimle ilgili kısa ve öz olarak bunları diyebilirim ancak sanırım.
Lütfen ısrar etmeyin ; oturupta uzun uzadıya hayat hikayemi anlatamam ![]()
Nasıl bir insan olduğumu merak ederseniz eğer burada eminim ufak tefek ipuçları bulacaksınızdır …
Kısacası ; Merhaba!
Hayata dair ne varsa paylaşabilmek dileğiyle.
Sevgiler …
Mınar
—-
Ziyaret etmekten zevk aldığım, özenle hazırlanmış bir blog. Görmenizi ve arada bir uğramanızı tavsiye derim. Paylaşımları için teşekkür eder, başarıların devamını dilerim.
Son Göderileri:
Duydun mu olup bitenleri?
Kıskanıyor insan bazen,
Basıp gidenleri
Yalnızlaşmışız iyice
Üstelik de alışmışız
Hiç beklentimiz kalmamış
Dosttan bile
Korkular basmış dünyayı
Şimdi bir semt adı “vefa”
Kutsal kavgalardan bile
Kaçan kaçana
Anlaşılır gibi değiliz
Tek bedende kaç kişiyiz
Hem yok eden, hem de tanık
Ne esaslı karmaşa
Ben sana küsüm aslında, haberin yok
Koyup gittiğin yerde kötülük çok
Kime kızayım, nazım senden başka kime geçer?
Benim sensiz kolum, bacağım, ocağım yok
Sen esas alemi seçtiğinden beri
Ben o saniyede bittiğimden beri
Dünya bildiğin dünya, dönüp duruyor işte
Uzun uzun konuşuruz birgün son İstanbul beyi.
Yol arkadaşım, nerdesin?
Karanlığın Üzerine Güneş Gibi Doğarız !!!
Okudum...
Halâ ve tam da, YİNE, aynen böyle düşünüyorken bu yazıma rastlamış olmam ne tuhaf ...

"Kirlenmek güzeldir...
Kaç gündür dilime dolandı bu kelime. Bir deterjan markasının, reklâm filminin sloganı "Kirlenmek Güzeldir" Bu iki kelime tam manasıyla zihninizi meşgul etti mi veya dikkatinizi çekti mi bu güne kadar bilmiyorum ama benim bir kaç gündür aklımdan çıkmıyor nedense...
Keşke, insan unsuru hoyratlıklarla, kimi zaman bizi biz olmaktan çıkaran ve bu sayede törpülenerek körelmeye yüz tutan ve kirlenen duygularımızın, ırzına geçilen insanlığımızın ardından da diyebilsek; "Kirlenmek Güzeldir" !!!
Yok, edebilsek bütün kirleri, lekeleri ve hatta izleri...
Zamansız zamanlarda eksildiğini fark ettiğimiz, fark ettikçe acıttığını hissettiklerimizi alışkanlıklara mahkûm etmekten başka ne ... ... ... ... ... ..."
Seni görüyorum göz kapaklarımın karanlığında...

Su içerken, sen sokulurken akşam kızıllığına,
Ekmeği bölerken,
Yalnızsam, yıllar nasıl geçmişse aradan,
Unutmak kolay sanmışsa şarkılar,
Şiirler yalan yazmışsa ayrılığı,
Kör olsun sözlerim, unuttuysam adını,
An gibi aklımdasın...
Gelir geçer gemiler,
Belki sende geçersin diye,
Bir kumru konar her sabah pencereye,
Bir miladı taşır gece bir yıldız,
Soğuk olur, üşürsün ya adamakıllı,
Hani sarılırsın kendine,
Hani aklın karışır,
Bu bir divaneliktir gönül ah'a alışır,
Ömrüm bitse ne çıkar,
Can gibi aklımdasın...
Belki bir şey kalmaz sanırsın,
Yani bir sabah uyandığında,
Ne hayatın tortusu, ne kokusu alışmışlığın,
Her şey başka olacaktır,
Başka bir otobüs, başka bir gazete,
Resimlerden silinecek yüzün belki de,
Ne adın, ne sanın,
Bir şafak vakti açınca gözlerini,
Bir merhabayla,
Yeniden kurulacak dünya,
Ve sen her şafak,
Nan gibi aklımdasın...
Bazen bir şey geçer içinden insanın,
En ücra yerlerinden, cesaret gibi bir şey,
Ne olacak işte, kömür yanmıyorsa eskisi kadar güzel,
Fasulyenin tadı yoksa,
Şarkılar yakmıyorsa içini,
Sadri Alışık öyle güzel ağlamıyorsa,
Aşık olmayı beceremiyorsa İzzet Günay Mahallenin en güzel kızına,
Denizin tuzu, Yalnızlığın bahanesi yoksa,
Bir bıçak saplanınca yüreğinin tam ortasına,
Zannetmeki ölmek zor, ölmek kolay, kolay da!
Kan gibi aklımdasın...
Bakarsın taze ekmek çıkarır köşedeki fırın,
Biraz da helvası bizim bakkalın,
Senden ayırdığım üç beş zeytin,
Otururum sofraya,
Her lokmada geçer acısı belki bırakılmışlığın,
Bende unuturum, nasıl unutulursa sana susuzluğum,
Ve nasıl becerdiysem kahrolmayı,
Öyle unuturum,
Ekmek gibi, Nan gibi aklımdasın...
Su içerken,
Sen sokulurken akşam kızıllığına,
Ekmeği bölerken,
Yalnızsam, yıllar nasıl geçmişse aradan,
Unutmak kolay sanmışsa şarkılar,
Şiirler yalan yazmışsa ayrılığı,
Kör olsun sözlerim, unuttuysam adını,
An gibi aklımdasın...
Yaşıyoruz çok şükür der gibi.
Seni seviyorum çünkü; sorgulamıyorsun, yargılamıyorsun beni. Olduğum gibi kabul ediyorsun, hatalarımla, zaaflarımla. Değiştirmek yerine anlamaya çalışıyorsun, ne güzel.
Seni seviyorum çünkü; sende ruh var yaptığın her işe ruhunla sarılıyorsun. Severken de böylesin. İş olsun diye, gerçekten ruhunu da doyuma ulaştırmak için seviyorsun.
Seni seviyorum çünkü; sende yüreğinin sesini dinliyorsun benim gibi. Hesap yapmıyorsun, karşılık beklemiyorsun. Kendin için kendini mutlu etmek için seviyorsun.
Seni seviyorum çünkü; uzaklığına tahammülüm yok. Her şeyde beklemeyi biliyorum, ama konu sen olunca sabır diye bir şey kalmıyor bende. Özlemine dayanmak dünyanın en zor şeyi.
Seni seviyorum çünkü; hiç düşmanın yok senin. Nasıl olsun ki...Bir insanın sana düşman olabilmesi için aklını oynatmış olması gerek. Delilerle de senin işin olmaz zaten.
Seni seviyorum çünkü; yüzünü görmesem bile telefondaki ses tonumdan sıkıntılı olduğumu anlayabiliyorsun. Ve hemen "Neyin var bir tanem" diye soruyorsun. Senin bu ilgin benim sıkıntımı dağıtmama yardımcı oluyor.
Seni seviyorum çünkü; cep telefonumu karıştırmıyorsun, mektuplarımı açmıyorsun, faturaları, fişleri kontrol etmiyorsun, ceplerimdeki küçük kağıtlarda neler yazdığını merak etmiyorsun.
Seni seviyorum çünkü; günün en yoğun saatinde beni işyerimden arayıp kulağıma tatlı sözcükler fısıldıyorsun. İşte o zaman ben yeniden müthiş bir enerjiyle dolup daha büyük bir keyifle çalışıyorum.
Seni seviyorum çünkü; sarhoş olmama izin veriyorsun. Sarhoşken yolda sendelendiğimde koluma girip bana yardım ediyorsun. Sızıp kalıyorum, istediğim kadar uyumamı sağlıyorsun. Uyandığımda yanımdasın ve her şeye rağmen bana "Çok güzel görünüyorsun" diyebiliyorsun.
Sensiz olmaz çünkü; bu dünyada iyiliğe dair ne varsa seninle öğrendim ben. Tüm yalanlardan, tüm ihanetlerden seninle arındım, yeniden doğdum. Senden önce bildiğim her şeyi sildim, yok ettim. Gidersen, sen de beni yok edersin...
Her şey değişti; İsteklerim, hissettiklerim, alışkanlıklarım, özlemlerim, beklentilerim, üzüldüklerim, sevindiklerim, EZBERLERİM...
Herşeyi "yeniden" değil ! YENİ öğreniyor gibiyim...
Mutlu muyum !? HAYIR. Ama büyük bir mutsuzluğum da yok ki...
Tuhaf bir huzursuzluk hissi var şu an sadece o kadar.
Kendimi bulmakla kaybetmenin arasında kaldım...
ARAF misali...
Uzun süredir görüşmediğim konuşmadığım insanlar geliyor aklıma sık sık...
Seni Seviyorum
Kıvırcık Marulum
ÖMRÜMÜN SOĞUK KIŞI
Ama daha dün mutlu yeşillikler içinde,
Sevinçle karşılıyordu korular güneşi;
Yumuşak sağanaklar altında, güle çiçekler,
İki kat daha kıvançlı ve neşeliydi:
Ama kaçıp gitti sevinçlerimiz şimdi
Kışın soğuk rüzgarlarıyla birlikte;
Gene de o taptaze kız, Mayıs, üstünde zengin giysileriyle,
Alıp geri getirmeyecektir bunların hepsini.
Ah kırlaşan başım, sevecen yumuşaklılığıyla
Yaşlılık'ın karlarını eritmeye yetmez;
Şu yaşlı bedenim, saçsız ya da başsız,
Batıyor Zaman'ın soğuk öfkesine.
Ah, Yaşlılık günleri yorgun, bezgin günler,
Uykusuz geceler geçiyor acılarla:
Ey gençlik günlerimin altın zamanları,
Neden dönüp gelmiyorsunuz yeniden bana!
ROBERT BURNS
15/16.07.2008
İki Keklik & Gönlüm Ataşlara Yandı Gidiyor
Sanırım yeni bir dönüm noktasına vazgeçemediğim eski türküler eşlik ediyor yine...
Dikkat ettim de; Kaç sene geçmiş olursa olsun türkülere çekilmiş olan videolar hala izlenebilir kalite ve özellikte...
Nefes alıyorum, öyleyse yaşıyorum ! (?)
Yazamıyorum ancak hayat belirtisinde bulunayım dedim işte...
İçimden geldiği gibi
Sevgili Blog ;
Nereden başlayıp nasıl anlatsam sana içimdekileri , düşündüklerimi ve diğer her şeyi bilmiyorum... Ama zorlamayacağım kendimi. Neyse... Hani bir laf vardır ya "bazı şeyler anlatılmaz ancak yaşanır" diye , işte tam da ve aynen öyle.
Dedim ya "zorlamayacağım kendimi" sadece hazır işten erken gelmişken biraz yazmak istedi canım o kadar.
Bu gün erken geldim.
Aslında çook yorgunum ama diğer odadan kaçıp geldim buraya . Çünkü misafirlerimiz var.
Dün Almanya'da yaşayan ablam geldi. Haftaya Perşembe günü geri dönecek evine "Almanya'ya" gelen misafirlerde zaten ablam geldiği için , "hoş geldin" demek ve bizim gibi uzuuunca bir süreden sonra yeniden görüp sohbet etmek için geldiler. Ben böyle yoğun ve uzun saat aralıklarında çalışıyorken ablamla ne kadar ilgilenebileceğim ve birlikte olabileceğim bilmiyorum ama "geceden" , akşamdan akşama "yorgun argın" görebileceğim sanırım , ablamın izin süresi de yine çok az. Canım sıkılıyor işte... Neyse ...
İş yerimden ayrılmadan önce bazı tatsızlıklar yaşadım.
Biliyor musun; Kendimi hiç kimseye hiç bir şekilde ifade edemiyorum artık sanki.
Aslında edemediğimden değil daha çok ifade etmemem gerektiğinden böyle oluyor.
Bu yüzden kimsenin anlayamadığı ani gel gitler ve agrasif davranışlar sergilemeye başladım.
Yani canım sıkılıyor işte...
Rahatça, endişesiz, acabasız, kuşkusuzca rahat rahat konuşabileceğim insan kalmadı etrafımda sanki...
Canım sıkılıyor işte...
Neyse işte;
Acaba kimseyi umursamadan kapatıp bilgisayarı gidip yatıp uyusam da hemencecik sabah oluverse mi diye düşünüyorum. Ama şimdi canım çay istiyor ve gidip kendime çay almaya üşeniyorum İşin doğrusu üşenmekten ziyade annemin yanlarına çağırıp onlarla birlikte oturmamı istemesinden korkuyorum :))
Yabanileştim sanırım :D
Of neyse işte.
Ben uyumak istiyorum.
Sadece uyumak istiyorum.
Nasıl olsa çalışmaktan ve uyumaktan (her gece dört saat mutlaka) başka hiç bir şey yapmıyorum bir süredir!!!
Kötüyüm işte ya!
Ne diyim daha!
Her anlamda kötüyüm!
Kötüyüm ben kötüyüm kötüyüm kötüyüm ! Ama iyi, "iyi" taklidi yaparım yaparım he he :D :D :D
Neyse kötüye birşey olmazmış en azından o iyi.
"bu arada -kötü- kavramını da karıştırdım" bilerek yaptım ama olsun , canım öyle iste yaptım işte üleyyynnn!
:)
Neyse cıvıtmayalım .
Bir de ... ... ... ... ... ...
- İyi misin Pınar ?
- ....
- İyisin iyisin ! ;)
İçimdeki ses : - d..h..h..i..d..ç..e..b..a..s..ü..k..y..n..i..o..s..s..s..a.....
Neyse. İçimdeki ses de olması gerektiği gibi içimde kalsın.
İyi görünüyorum demek ki ... olması gerektiği gibi.
Zaten her şey olması gerektiği gibi...
Yani tıpkı şu şiirdeki gibi: Neyi deniyorsa onu ... "Tıklayınız..."
Yani;
- İyiyim iyiyim...! :)
Yetmiyor anlatmaya...
O şimdi ne yapıyor
şu anda şimdi, şimdi?
Evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
Kolunu kaldırmış olabilir,
— hey gülüm, beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!...—
O şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
Belki dizinde bir kedi yavrusu var, okşuyor.
Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
— her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren sevgili, canımın içi ayaklar!...—
Ve ne düşünüyor
beni mi?
Yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
Yahut, insanların çoğunun neden böyle bedbaht olduğunu mu?
O şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?...
Yine dolandı dilime ve yine buraya da aktarmak istedim;Beni dinlendiren, hüzünlendiren, düşündüren bu şarkıyı ...
Yeni geldim işten. Saat 01:20 olmuş bile.
Bir yandan kahvemi içiyorum, bir yandan da kısacıkta olsa buraya bir uğramak istedim...
Ayrıca msn mi yaklaşık iki aydır kullanmıyordum. Şifremi unutmuşum. Açamıyorum.
Çok uğraştım ve daha fazla uğraşmak istemiyorum. Çünkü uğraşacak halim yok , yorgunum :) ve bir de msn kullanmamaya karar verdim "şimdilik" Fakat bana ulaşmak isteyen arkadaşlarım pinaraltuntas@gmail.com adresimden iletişime geçebilir ve her zaman ulaşabilirler(!)
Bir aksilik olmazsa Pazar günü daha uzun soluklu bir kaç konu başlığım olacak paylaşacağım.
Mal Beyanı
Eskisi kadar çok vakit geçiremiyorum bilgisayar başında. . .
İşten eve döndüğümde saat 00:00 oluyor, bazense geçiyor. Yattım yatıyorum, uyudum uyuyacağım derken saat 01:00 / 02:00 ve hatta kimi zaman daha da geç saatleri buluyor.
Gerçi bu şikayet değil. Vücudum alıştı bu düzene normalde de, istesem de çok erken uyuyamıyorum ve aynı şekilde sabahları ise ne kadar geç yatarsam yatayım erkenden kalkıyorum. Kimi gün saat 05:30 da evden çıkıyorum kimi günse daha geç... ...
Dolayısı ile bulduğum boşluklarda geliyorum buralara...
Maillerimi okuyorum , sevdiğim sayfalara "eskisi gibi yorumlarımı bırakamasam da" tümüne "zamanım yettiği kadar" bakıyorum , yazmam gereken mail varsa yazıyorum veya cevap vermem gereken maillere cevap veriyorum.
Asıl mesleğim "Muhasebe" ile ilgili olan gelişme ve yeniliklere göz atıyorum.
MEB'den sınav tarihlerimi kontrol ediyorum, "sınavlara girmiyorum" :) derken;
Yetişmeye çalışıyorum işte pek çok şeye ...
" Bu postu 28 Mayıs'ta yazmaya başlamıştım. Bugün 31 Mayıs ve ben şimdi kaldığım yerden devam ediyorum ... Kısacası karmaşık ve birbirinden kopuk konulara değinirsem affola :)"
Sevgili Nurum "İlknur"um 12 Mayıs tarihinde mimlemişti beni ...
Can Yücel'in o güzelim metninden esinlenerek değerli arkadaşım Şevval'in mim haline getirdiği, akabinde Nurum'a pasladığı ve Nurum'dan bana gelen bu güzel mim konusuna vaktim varken kısacık da olsa yanıt vermek istedim.
Sevgili İlknur'um gibi konuyu görünce benim de aklıma ilk bu güzel şarkı geldi nedense (?!)...
Bkz: Geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam...
ve, canımın parçası , yegâne dostum, kuzenden öte kardeşim Başak'ımın eklediği;
"İlave (Geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam)" paylaşımlarımız bir nebze de olsa mal beyanıma ışık tutar düşüncesindeyim...
Yaşımı , boyumu, posumu, kilomu aşan :), beni "BEN" yapan "mal beyanımı" uzun uzadıya olarak açıklamayı çok istiyor olsam da, şu an için bu ne yazık ki pek mümkün değil .
Küçücük bir anektod olarak "geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam" başlıklı paylaşımlarım mal beyanıma dair ipucu verecektir düşüncesindeyim.
Teşekkürler Şevval'ciğim ve İlknur'cuğum...
İki güzel insan, iki değerli "Dost" olarak hazineme dahil olduğunuzu bilmelisiniz...
Alel acele olmayan, geniş zamanlarda birlikte olabilmek dileği ile ...
Saat yazar, dakika okur , saniye siler...
Yazamıyorum ...
Ne zaman içimdekileri satırlara dökmek istesem öylece kalıyorum hep.
Hâl böyle olunca da Orhan Veli Kanık'ın o meşhur şiiri geliyor aklıma;
"Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum."
Evet ANLATAMIYORUM...
Hoş; anlatsam ne olacak orasıda ayrı bir muamma...
Aklım dolu , ruhum dolu , hayatım dolu , KALBİM dolu ...
Adım atacak yerim yok !
İçimde kopan fırtınalara , düştüğüm çelişkilere neden de bu kalbin doluluğu zaten biliyorum...
Sanırım yazmak da yetmiyor artık bana...
Bunun ötesi ne olabilir acaba ?
- Bunların hepsi yalan ...
- Yalan da olsa çok güzel !
Bu yazıya başlık koysak da mı yayınlasak koymasak da mı yayınlasak... !? :)
Sabah 06:00'dan gece 00:00'a kadar çalışıyorum. Ve bu çalışma temposuna Cumartesi - Pazar günlerim de dahil. Dolayısı ile bana geri kalan zamanda ancak uyumaya ve dinlenmeye, günceli yakalamaya, aileme sarılmaya, unutulduğunu zanneden sevdiklerime unutulmadıklarını hatırlatmaya "çalışıyorum" Bu bir yakınma veya hayıflanma değil. Çalışmaktan veya yorulduğumdan şikayetçi değilim. Vücudum ve bünyem kaldırabiliyor bu tempoyu çok şükür, ancak tek üzüldüğüm-düşündüğüm size ve sevdiklerime yeterince vakit ayıramıyor olmam...
Fakat benim bu durumuma rağmen ; Yokluğumda beni unutmayan, beni burada yalnız bırakmayan iki satırla bile olsa benden ilgilerini esirgemeyen ve her ne olursa olsun, her zaman benimle olacaklarını hissettiğim bütün DOSTLARIMA-ARKADAŞLARIMA teşekkürü az buluyorum "kendimce" ...
Günler sonra bilgisayar başına oturma imkanı buldum...
Yaptığım ilk şey gelen mektuplarımı okumak oldu...
Sevgili Koray, yazdığı mektubunda: "Yaşamımızı çalan rollerimize azad kabul etmez köle olarak, teslimi silah edişimizin kaotik bir ortamda içler acısı bir patolojik vaka olaraktan karşımıza çıkması da cabası." demiş...
Ne doğru söylemiş sevgili dostum...
Sizlerle genel olarak aynı düşünce ve hisleri paylaşıyor olduğumuzu öğrenmek, onca keşmekeşin ortasında dost kelamı ile duygulanmak ve huzur bulmak ne eşsiz bir armağan insana...
***
Biliyorsunuz Blog Günü'müz var...
Ve ben geçen hafta yapılan günümüze çook geç kaldım :(
Bunun için Sevgili Besin'imden çok özür diliyorum.
Bu gidişle hep gecikeceğim gibi görünüyor ama inatla çıkmayacağım günden!!!
Fırın makarna tarifini okudum tatlım, çok lezzetli olduğuna kuşkum yok bana ayırdın mı bilmiyorum ama ayrıca gelip seninle baş başa yemek istiyorum ...
"Blog Yuvası isimli sayfanın da sahibi olan ve bu sayfada sevdiği beğendiği sayfaları okuyucuları ile paylaşan sevgili Başak Esin Köktürk'ü "benim deyimimle" Tatlı Besin'imi daha yakından tanımak ve hayata onun gözleri ile bakarak farklılıkları fark etmek ve görmek isteyen arkadaşlarıma hiç çekincesiz, keyifle veriyorum adresi, not alın lütfen; http://www.basakesin.net/ "
***
Mercimeğim , Başağım, Ruhum...
Gözyaşım, kahkaham... Ömrüm!
Sesimde de sen varsın, sessizliğimde de...
Yanımda değilsin ama canımdasın.........

***
özledim...
dünya telaşesi ...
özlüyorum ama arıyamıyorum
içimdesin hep
-kalbimde
-aklımda
-ruhumda
sessizliğim sana değil
herkeze ... herşeye ...
gitme benden,
ben gitmiyorum ...
aklım çok karışık
mercan yeniden geldi biliyorsun
alt üst etti beni
olsun gitmesin de alt üst olayım razıyım...
işler yoğun bazen gece 3 te eve geldiğim oluyor, sabah 6 da işe gittiğim
annemle herzamaki gibiyiz
işte herşey bildiğin gibi Pınarım
sadece seni özlediğimi yazmak istedim
canımsın , herşeyimsin
seni seviyorum kıvırcığım ...
yeni bir şarkımız daha var artık en kısa zamanda bağıra bağıra söyliyelim olur mu ?
Pınar Altuntaş ‘ı Favorilerine Ekleyenler
Pınar Altuntaş Hakkında Yapılan Yorumlar
Yazıyı Email Gönder






























