Verilen Yıldızların Toplamı: 15.
Oy kullanan ziyaretci sayısı: 10
Beğenilme Oranı % 15 SİZ HENÜZ OY VERMEDİNİZ !...
Loading ...
AgnusDei tarafından sahiplenilmiştir.
Hakkında :Kimi insanlar vardır birbirlerine yakın ama uzak, kimi insanlar vardır çok uzaklardadırlar ama aynı ritimde çarpar kalpleri…
Agnus Dei Latince Tanrı kuzusu anlamındadır.Hayata soyunmuÅŸ bir beden,bilgilere aç bir beyin Agnus Dei…
Açıklama : Hayata dair ne varsa
Rss : feeds.feedburner.com/Portak…
Kategori : KiÅŸisel
Etiketler : denemeler Klip makale hikaye Güncel yazı mizah fotoğraf şiir güncelyazı karikatür müzik sinema
Çocukluğumun bahçesiydin sen bütün bilinen mutluluklardan uzakta, o sarışın akşam üstlerinde, ıstırabın eşiğinde... Nefesim sıkıştığında seni sevmekten ömrünü okurdum o acı neşede, boşalırdı ağzımdan o kanlı nefes sonra çok özlendiği için acımasızca talan edilen her baharda dönerdim oraya... O sarışın akşam üstleri hiç gitmediğim uzaklardan döndüğüm yer olurdu... Bilinen bütün mutluluklardan uzakta kalırdım orada, kalırdım çocukluğumun bahçesinde, aşktan nefes alamadığım o yerde...
Ne güzel bütün arkadaşlarımın blog sayfaları okudukları en yakınlarındaki kitapla ilgili bilgi ile dolmuş...İşin içinde sevgiliwoodoo girlve Nily var :D...Sevgili Kırmızı Gün(lük) ( beenmaya ) da okadar güzel bir kitaptan bahsetmişken bende en yakınımdakini yazayım dedim ve elime gele gele İlköğretim Okulları için olan Yazım Klavuzu geldi :D....Ama o sayılmaz :D bizimki çantasına koymayı unutmuş :D...Elime en yakın diğer kitap Binbir Gece Masalları Cilt1 den...
"Bana gelince, sadece çift sürmeye ve dolap çevirmeye yarıyorum"dediğini duymuş...
Adı mim aslında bu paylaşımın fakat kimsenin sizi işaret etmesine gerek yok kendinizde isteğinizle katılabiliyorsunuz sadece alttaki kurallar ile...
-Kendinize en yakın kitabı almak
-Sayfa 56’yı açmak
-5.cümleyi bulmak
-Cümleyi bu kurallar ile birlikte yayınlamak
-En sevdiğiniz, en moda veya en entellektüel kitabı seçmeyip, en yakınınızdakini almak...
Karşıma geçmiş "ama ama ama" diye konuşmalarını dinlediğim insanlar bilmem kaç yıl flört etmiş, nişanlılık süreçlerinide başarıyla tamamlamış ve sonrasında kutsal müesseseye dahil olmuşlar...Hep söyledim ve söyliyeceğim isterseniz yüz yıl flört edin, bilmem kaç yıl birlikte yaşayın evlilik daha başka birşey...Emek isteyen birşey...Sonunda kapıyı vurup gitme lüksü insanı düşündürükten sonra gelen birşey...
Birbirlerini çok seviyorlar biliyorum, çokda güzel bir birliktelikleri var fakat her evli çiftin başına gelen ama çoğu bunu anlamadan biz anlaşamıyoruz diyip mahkemede olayı sonlandıran çift gibi ortak paydayı bulma mücadelesine girmişler...Herkes ayrı ayrı farklı aile ve kültür yapısından geliyor...Dolayısı ile sevgiyi,acıyı yansıtış biçimleri çok farklı...Babasının annesini yanlarında yüceltmediği veya sevgi sözleri ile şımartmadığı bir adamdan eğer kendisini geliştirmemişse bunları yapmasını evliliğin ilk yıllarında beklemek aslında biraz erken oluyor...Erkek zamanla içine girdiği aile ortamında eğer kadın zeki ise sevgisinide, öfkesinide,acısınıda göstermeyi paylaşmayı öğreniyor...Eskiden erkekler kadınlara sevişmeyi öğretirmiş ya şimdi de kadınalr erkeklere belkide insan gibi davranmayı öğretiyor...Bilmiyor mu erkekler nasıl davranacaklarını?? Hayır biliyorlar ama çok fazla yüzeysel...Çünkü kedi gibiler ailede anneden hep sevgi almışlar nasıl verilir bilmiyorlar...Kıskançlık ve yersiz öfkeler patlamalar hep bu yüzden...Kendileri için endişelenen,merak eden bir kadına olayın derinliğini anlamadan SENİ ARAMAYI UNUTTUM diye biliyorlar...
Bizim kızımızda çok kırılmış...Kırgınlıklarını konuşmuş ama belliki kapatamamış geçmişi..Şimdi en küçük sorunda hep o eski kırılmalar göz önüne seriliyor...Erkek aval aval bakıp "Dört sene olmuş birşey ama bu " derken bile karşısındakini kırdığının farkında bile değil...
Lütfen ilişkinizde ne yaşıyorsanız kırgınlıklara dair açık iletişimle, ima etmeden çözme yoluna gidin...Yoks asorunlar aslında küçücükken kocaman bir hal alabilir...
Peki ben ne yaptım...Onları dinledim ve hep söylediğim şu cümleyi kurdum ...Hayatın sonu gibi gelen yaşadığınız bu sorunu daha yaşarken çıkın o bedenden ve dışardan kendinize bakın...Belki biraz objektif olabilir ve neyi nekadar abarttığınızı görebilirsiniz...Asla ne senin ne de senin doğrun diğerinin doğrusu olmak zorunda değil...
Kardeşim dominant olmakta biryere kadar...Adamla hayat paylaşıcaksın evliliği sen şunu yaptın, ben ondan bunu yaptım diye sidik yarışına çevirmenin anlamı ne :D...Amaç çok önemli ben bu adamı yenerim, döverim mi yoksa ben mutlu olmak istiyorum mu ???
Onlara Yüzyılın Aşkları kitabından Enver Paşa ve Naciye Sultanın ilişkisinden örnekler verdim...İletişim çağında iletişim kuramadıkları içinse ayrıca tebrik ettim....Bir süre sonra yüzlerinden rahatladıklarını anlayabiliyordum çünkü sorun ettikleri şeylerin temelinde neler olduğunu daha iyi anlamış konuşmaları gerekenin gerçekte o olduğunu anlamışlardı...
Bu sevgi varya bu sevgi SENİ SEVİYORUM demek kadar kolay değil iş paylaşmaya geldiğinde ....Evlilikler de, sevgi de emek ister...İstanbul trafiğinde çıldırsanda,ekonomiden daralsanda, hergün en iğrenci ile karşılaşsanda insan olmayı ve sevgi paylaşmayı unutmamak gerek...
Benim oğlum çoğu zaman pek çok kimse uyurken kalkıp, okul için hazırlık yapar ve kavga dövüş yuvarlanarak servise iner...Şimdilerde O nu izlerken benden gittikten sonra neler yaşadığını düşünüyorum ... Hemen anlatmıyor her erkekte olduğu gibi canı çok sıkıldığında ya da dayanamadığında dökülüyor...
Bu sabah sevgili Buzcevheri HEDEF TÜRKİYE - 1 başlıklı bir yazı yazmış onu okudum...Yorumda yazdım ama baktım yorum çok uzun oluyor dedim okadar yeri işgal etmiyim...
İletişimin alıp yürüdüğü dünyada geride kalmamak adına herşeyi bir nebzede olsa anlamak adına yabancı dil öğrenmenin karşısında değilim...Yenilik, ilim neredeyse gidip alacaktık ya maalesef hep ingilizce olduğu için bu saydıklarım, evet bu dilleri öğrenmenin karşısında değilim...Karşısında olduğum kendi dilimizin bu diller karşısında asimile olmaya başlaması...
Alınan ürünlerin içinde Türkçe açıklama koymayı bile düşünemeyen bu ülkede Türkçeye çevrilmemiş elektronik eşyayı kaçımızın annesi kullanabiliyor...
Kardeşim Ortadoğu Ünv. Makina müh. mezunu...Şu anda yaşadığı ülkede İngilizce meslek terimleri yetersiz bulunduğundan ( sınava falan girip tespit edilmiş birşey yok eğitim aldığı üniversitenin diplomasının uluslararası geçerliliği ile alakalı ) Mühendis değil tekniker statüsü ile işe girebildi...Yaşadığı ülkede kendi mesleğini yapan ender Türk ünv. mezunlardan diyebilirim...35 yaşında iki sene daha okumalısın deniliyor mühendislik kadrosunda olabilmesi için :D...Sorun ne peki...Sorun açık ilk sene hazırlık okuduğu dille mesleki eğitim verildiği için yetersiz bulunuyor...
Aynı durumda kuzenimiz Ürolog ve O da bir zaman sonra maalesef Türkiyede yaşadığı bazı sorunlar yüzünden ( görev yaptığı hastanede erken yaşta doçent olması sebebiyle kendisine alınan tavır gibi ) sürekli yurt dışına gidip geliyor...Mesela erkeklerdeki bir çeşit kısırlığın giderilmesi için uyguladıkları bir yöntemin patentini diğeyim almaları için ingilizce sunumlar yapmaları gerekti ...Şimdi bu dili bilmeseler kendilerini o şekilde ifade edemeseler nasıl olucak bu...O yüzden karşı değilim ama gün geçniyorki ne konuştuklarını nasıl iletişim kurduklarını anlıyamadığım gençlerle karşılaşıyorum...Fotoğraf çektiğim için bazen Kadıköyde olmadık sokaklara daldığımda karşıma çıkıyorlar, asimileye karşıyım...Bir ülkeye en büyük zararı kültür, gelenek ve göreneklerini sarsmakla başlar zarar vermek...
Öz kimliğinden uzaklaşan bir nesil var...Kalplerinde kalan çeyrek imanı yobazlıkla yok edenlerin bu gün oy için attıları taklalar neye yarıyacak ...Hiç birşeye...
Gelelim oğluma ...Türkiyede ki güzel eğitim veren bir okulda okuyor...Olayı milliyetçiliğe dökmek istemiyorum fakat gelip gidip oraya dayanıyor...İngilizce eğitim veren öğretmen hanım İngiliz...Kendini üstün ırk sanan bu hanım üç kere oğlumu ağlatmış...Sebep şu kendi sağlıyamadığı disiplin...Çocuklar çok zeki en küçük boşlukları bile dolduruyorlar fakat o üstün ırk ve lütfedip bu ülkede İngilizce öğretiyor edasında olduğu için istenen kalem,ve fosforlu kalemleri getirmeyen 10 yaşındaki oğlumu ciddi ciddi hırpalamış...Nefret ediyorum bu durumdan küçük bir erkek çocuğu neden bunu yaşadığını bile bilmeden ama kız gibi ağladı dedirtmemek için durumu bana anlatırken yanaklarından akan yaşları silerkenki yüzündeki ifadeyi O na takındırdığı için Öğretmen sıfatı yüzünden saygı duymamız öğretilen bu hanıma saygı maygı duymuyorum...
İşin komik tarafı bu hanım on yıldır Türkiyede yaşıyor güzel Türkçe konuşuyor fakat milliyetçiliği yüzünden tıpkı şu İngiliz Beşiktaşın teknik direktörü beş sene hiç bir yayında türkçe kelime konuşmamıştı ya tıpkı onun gibi ev iletişim defterinede İngilizce yazıyor...Ben de ısrarla türkçe cevap yazıyorum :D...Kültürümüzü bilmiyor on yaşında bir erkek çocuğunu ( başka öğrenciler de var bunu yaptığı ) rencide edebiliyor(ki bu çocuk sınıfta çok başarılı...)
Nefret ediyorum bu ikilemlerden...Evet bencede Türkçe...Ama kim bana bunun ilerdeeğitim öğrenim açısından yetersiz kalmıyacağının garantisini verebilir...
Ben herzaman çok güçlüyümdür...Oğlum benim ikiyüz yaşımda öleceğimi ve terminatör olduğumu düşünür...Korktuğumu,ağladığımı, zayıflıklarımı hep dozunda gördü...Şimdi O nun canını yakan bu öğretmen karşısında nasıl davranacağımı biliyorum çok merak ediyor...Sünger gibi davranışlarımızı emiyor...Karşılaştığı zorluklarla bizim gibi mücadele ediyor...Tabi durum böyle olunca bende gidip o kadını lav silahımla yakamıyorum :P.Bu hanımı bu havaya sokan sistemden de nefret ediyorum...Okula gidip hanım hanım bu hanımla konuşup İngilizce bilmeme rağmen tercüman aracılığı ile konuşacağım :D.Doğa yıda görürüm belki O oğluma hayran oğlum Fenerbahçeye...
Not: Komik birşey söyliyeyimde gülün...Günlüğün gizli tutulan birşey olduğunu çakmaması için hani herşeyi bizimle paylaşması için bende koftiden bir günlük tutuyorum ve akşamları O na yaşadıklarımı okuyorum aahhahahah! O da aynısını yapıyor bazen bize anlatmadıklarını yazdığı için bizde öğreniyoruz....Mesela babasının arkadaşının kızı var Öykü kız çok üstüne düştü diye elimde olsa Fizana kaçarım yazmış...Fizan neresiyseymiş ahahahah!
Etrafımda üzgün insanlar gördüğümde inanılmaz kendimi rahatsız hissediyorum...Herşeye çözüm yaratan pratik zekam zaman zaman gırç olup kaldığında çok kıstırılmış hissediyorum kendimi...Benim bir beynim,iki kolum,iki bacağım daha olmalıymış aslında en güzeli sihirli değnekte demode oldu diye umut edilenlerin içinde saymıyım dedim...
Ne oluyor size ...Ne bu karamsarlığınız...Yalnızlıktan, insanların yozlaşmasından dem vurmalar...Tamam dem vuralım ama ne olur herşeyi kendi bünyemize sokmayalım...Okadar karamsarlaştıki yazılar ve bir okadar umutsuzcaki hepinizi gelip teker teker silkelemek geliyor içimden...Farkındalıklar güzel en azından vurdumduymaz değilsiniz etrafımızda olup bitenlerle ilgilisiniz...YAni böyel olmalı kendinize dönmeyin ne olur bakın ülkemizde neler oluyor...Çok yalnızım diye uyuşurken neler kaçıyor ne olr kendinize gelin....
Birde şu tarafından bakın...Ben bir çocuk yetiştiriyorum ve birtanede bebek bekliyorum...Bu ülke okadar kötü zamanlar atlatmış ki...Kardeş kardeşi vurmuş, insanlar aç kalmış,ellerindeki varı yoğu kurtuluş savaşında toprağı için ortaya koymuş, koskoca bir fakulte tüm mezunları şehit olduğu için o sene mezun verememiş,insanlar taşlarla dolu toprakları elleriyle temizleyip verimli hale getirmiş...
Herşey otomatiğe bağlanmış hayatta, fişi takıp hayatı bukadar kolaylaştırmışken neden bu insanların uzaklaşmasından,yalnızlıktan,depremden korkmak,geleceğe dair umutsuz olmak....
Kültür farklılıkları büyük şehirlerde en pis yüzünü gösterdiği için hep genelleme yapıyoruz...Çünkü küçük yerlerden gelenler maalesef inadına o kültürü devam ettirmekte ısrar edip büyük kente uyum sağlamak istemiyorlar...Tüm yozlaşmalar bundan kaynaklanıyor...Aile içi seviyesizlikler, zamanında dozu ayarlanamamış tabu diye dayatılmış,ayıp diye susulmuş, insan varoluşunu, dürtüleri,arzuları konuşamamızdan kaynaklanıyor...
Sapıklar, sapkınlıklar eskiden bukadar varmıydı??? ...Bu gün gazete de okudum bir dede iki torununa cinsel taciz yaparken kızı tarafından yakalanmış...
Caydırıcı olmayan kanunlar, oy yüzünden yüzeysel alınan kararlar ve maalesef üreme sorununa çözüm bulunamadıkça daha pek çok sorunla karşılaşacağız...
Oy kaybından korkulduğundan kendi içlerindeki yaşama müdahale edilmemiş Güneydoğu ve Doğu bölgeleri kendi içlerinde şeriat kanunları ile yaşarken sapıklıklarının adını İmam nikahı cinayetlerinin adınıda TÖRE koymuşlar...
Şimdi İmralıdaki şartlarıda yetkililerin kendi cümlelerine göre söylüyorum iyileştirme yoluna giderlerken İmralıya turistik gezi turlarıda başlatıcaklarına inanıyorum...Binlerce şehitin katilinin durumu iyileştirilirken TÜRK halkının ONURU DÜŞÜNÜLMÜYOR MU???
Yalnız değiliz...Dünya tarihinde var olan her insanın yaşadığı ruhsal durumları yaşıyoruz...Seviyoruz,seviliyoruz,terkedip, terkediliyoruz evet zaman zaman umudumuzda olmuyor ve yalnız ağladığımızda yaslanacak bir omuz bulamıyoruz...Ama sizden daha zeki olmayan ve nefes aldığınız topraklarda çıkarı olanlar birlik oluyor ve inceden inceden planlar yapıyor...Yalnız değiliz, Ahmedin, Ayşenin yaraladığı kalbinizi önemsemeyin demiyorum ama ne olur bukadar kendinize dönmeyin...Bırakın hayat bildiği gibi gelsin...Ve biz hep yere sağlam basıp sorunların karşısında dimdik duralım...
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım. Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım.. Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım.. Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.. Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım.. Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.. Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım.. Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.. Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım.. ''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ''git'' dediğimde anladım.. Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek, Git dediklerinde gittiğimde anladım.. Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.. Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım.. Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.. Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım.. Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
Bu taşlar Bodrumda sadece bir koyda var...Suda olmayanları görünce anlamıyor insan ama sudakiler yeryüzünde varolan tüm renkleri barındırıyor...Tekne sahile kadar gitmiyor ve karadan da ulaşım yok...O taşları tekneye taşıdım...Taşlarla yüzmek nekadar zor düşünün artık :D ...Sonra yat verniği ile vernikleyince sanki sudaki gibi kendi renklerine büründüler...Adları yok belki, belki paha biçilemez değiller,bir para birimi ilede nitelendirilmiyorlar ama onları izlemek bana tarifi olmaz bir keyif veriyor...
Benimle birlikte içimdekilerde büyüdü...Çok içine kapanık yıllarımın ardından şimdi konuşsam neye yarar ...Beni kim anlar ki...
Vapura yetişmek için gecenin bir vakti iskelenin parmaklıklı demir kapısının kilit diline çarpan kaşımdan akan kanlarla kucağındayken ben babamın, annemi sakinleştirirken O. Kocaman bir sokak lambasının altındaki kendimizi sahnede gibi hissederkenben ve sıcaklığından acının ağlamazken " Korkma birşey yok " derken babamın kaşıma bastırdığı beyaz mendilini anımsıyorum...Ağlamadığım için oracıkta satılan şişme, içinde küçük bir çıngırak olan bambi den başka aklımda çivi gibi çakılı birde babamın elleri kalmış ...Hiç acımı anımsamıyorum....Babamı, bambiyi ve o sokak lambası altında ikisinin kucağındaki beni anımsıyorum...
Göz görmüş, beden yaşamış da, dil çok susmuş...İçimde kocaman olmuşlar...
Cumartesi günü gene bebeğimi göreceğim...Çok uzaklardan gelicek ama nefesim kadar hani bana yakın ya...Beni en iyi anlayan o ya...Gülünce bilen ağlayınca bilen ya...
Benim bir umudum var geleceğe dair...İçinde kocaman hikayeleri olan yıllar sığdırmakla yükümlüyüm hayatıma. Belki bir gece karanlığında kocaman bir sokak lambası altında sağcısı, solcusu, kapkaçısı, ölüm korkusu olmadan minicik bedenlere sıcacık anılar bırakma telaşım var benim...
Eskiden olsa içkimi alıp dikilirdim lodosun karşısına :D...Boğazda büyüdüm ben akşam oldumu boğazda balığa çıkıp lodosa yakalananları karşılamaya inerlerdi sahile...Kimileride içkisini alır denize,lodosa karşı içerdi...Çok zaman yapmışlığım var :D denizde balık oluyorsun lodos bir yandan, içki bir yandan, için bir yandan çok kötü savuruyor seni...Eee durumum malum gene dayanamadık ama eşimle bu sefer lodosa karşı çaylarımızı içtik...Bu başka bir keyiftir...Çok zamanlar bilirim üzerimizde yağmurluk Kandillide denize karşı bir banka oturup birbirimiza sıkı sıkı sarılıp hem yağan yağmura, hemde denizden gelen dalgalara inat orda oturduğumuzu...Hiç konuşmadan sadece sıkı sıkı yanyana sarılıp :D...
Hep şahlanan dalgalarda "Yassou" (yassu) diye içenler denizin düğününden bahsederlerdi... Çok küçüktüm ozamanlar denize beyaz gazoz döküldü de kabardı sanardım :D ...
Beni sevmedinde sadece eğlenmeyi mi seçtin?...Hayat önüne seçenekler koyarken herbirimizin sen içinden en adisini mi çektin...Kocaman karlar yağdırdığın kalbime inceden nakşedilen nefretinle neden seni böyle anımsamamı seçtin...Neyimdin sen benim sevgilim değilmiydin geçmişin acısını alacağın sadece bir yetimmiydim...Çentikler listende bir kara çizgimiydim ben...
Kalbimde hançerle dolandığım sokaklardan gelen yemek kokuları bile uyuşmuş beynimde açlığımın kaçıncı gününde olduğumu hatırlamama yardımcı olmuyordu...İncecik bir duvarın üzerinde kolumda şırınga sonuma doğru yürüken ben, sen yeni bir çentik bulmak üzereydin bilirim...Anam, babam, ağabeyim kimim varsa kimsesizim neysem ben hiçbirşeyim...Yanlış bir seçimin kalbimi kanatan hançeriyle dolanırken sokaklarda çocuk sesleri duyupta annemin rahmine dönmek istediğimden midir bu yalnızlık ağlamalarım...Sana beddua etmem ben edemem küçücük hayallerim mi dolanıcak ayağınada tökezliyeceksin...
Yağmur yağıyor, sen eviden o kadınla sevişirken ben elimde en çok sevdiğin pizzalarla kapında dikiliyordum...Sizi ilk gördüğümde hissettiğim tek şey pizza paketinin altında sıcaktan yanan elimdi...
Hangi açıklaman beni yaralarımdan kurtarırdı ki ...Karşımda oturmuş evet hayvanca birşeydi derken sen, ben elimden bedenime yayılan yanmalarla ordan olabildiğince uzaklaşmayı düşünüyordum...Evet hayvanca birşeydi...Ve ben böyle bir hayvanı mı sevmiştim???...Üşüme dedin bana montumun önünü iliklemeye çalışırken çok mu umrunda söylesene dejenere olmuş bünyende benim üşümem çok mu önemli senin için...Günahların bedeli böyle ödenmez....
Kalbimde hançer incecik bir duvarın üzerinde kolumda şırınga sonsuzluğuma yürüken ben, sen vicdanını bul diliyorum....Ben gibi başkalarınıda yakma, ağlatma,canını yakma,kimsesizliğini anımsatma.....
Gözyaşlarınızı kimler için döktüğünüzü iyi belleyin...Deymeyecek kişilere akıtacak duygularınız olmasın içinizde...Ve bunu aylar sonra anladığınızda birde bu canınızı yakmasın...
"Kızım bak avukatlık ve doktorluk daha bir farklı meslek gruplarıdır.Çünkü hayatlarının sonuna kadar öğrencilikten kurtulamazlar..."Babamın bu sözlerini bir süreliğine de olsa unutarak karşı tarafın avukatına bir güzel okkalı sövdük...Maksat acımız hafiflesin...Biliyorum eğer kendi avukatımız olsa "ah canımmmmm" diyeceğiz ama bunlar top yekün karşı tarflar...
Uzun zaman önce aldatılmak ve aldanmak üzerine düşündüm, arkadaşımın yaşadıklarından etkilendim, kendimde yazılar yazdım hatta...
Arkadaşım eşiyle sorunlarını halletmiş çocuk sahibi olma kararı dahi vermişlerdi.Oğlu daha yaşını doldurmadan bu yaz ailesinin yanına gittiğinde eşi bir erkeğin yapabilceği en adice şeyi yapıp hem arkadaşımı aldattı hem de O kızı evine yatağına kadar soktu...Kızı suçluyoruz hemen değil mi?...Yuva yıkanın yuvası olmaz diye ama ortaya hafifletici bir sebep giriveriyor adamın "ben karımla zaten ayrıyım, biz ayrılmak üzereyiz" yalanları giriyor...He! nekadar tartışılır ben onu bilemem benim mantığıma göre o imza hala geçerliyse bu iş bitmemiştir ve hele çocukda varsa asla böyle bir ilişkiye girilmemeli...Olaylar olaylar olaylar ...Arkadaşım işini kapadı, evini kapadı eşyaları yüklendi ve ailesinin yaşlılıklarında huzurlu yaşamak için göç ettikleri Egenin şirin beldesi Urlaya gitti...Genç bir kadın, oğlu henüz bir yaşında ve fişeği patlamış bir koca...
"İnsan bukadar mı değişir","ben tanıyamıyorum bu adam benim evli olduğum adam değil...","Onca yoldan geldim çocuğu ile en fazla 3 saat kalabileceğini söylüyor birde avukatı aramış talep edilen nafakayla ilgili konuşmuş benim avukatımla"
Ya kime sövebilirim ki...Bir kadın kocasını dün severken bu gün nasıl birden nefret edebilir genede kelimelerimi dikkat ederek seçmeye çabalıyorum...O söyliyebilir ama ben söyledim mi ağrına gidebilir diye pat diye " Allah kahretsin o avukatı " diyivermişim...Karşı tarafya sanki adam kendi itiraz etti nafakaya ..Arkadşaımda dedi " kendi kızkardeşi, ablası olsa gene böyle mi yapardı pis herif" evet kötülenecek kızılacak birisini bulmuştuk avukat hem şerefsiz,hem pis,hem de iğrençti...Yaşı dolmamış evladının rıskını başka kadına yediren bir adamı savunuyordu kahrolsundu karşı tarafın avukatı...
Çıkış noktamız avukattı.Evet olaylara davalara duygusallıkla yaklaşsalar işlerini yapamazlar biliyoruz...Avukatlara saygımızda çok sonuçta işlerini yapıyorlar amaaaa acımız var kardeşim O da erkek değil mi hepsinin köküne kibrit suyu...
Diliyorum bu gün herşey güzel bir sonuca bağlanır ve arkadaşımda askıda kalan hayatına bir yön vermeye başlar...Bir kadının en güzel yaşlarını harcadığı adam tarafından bu şekilde mağdur edilmesi cidden çok acı... O karşı tarafın kör olasıca avukatı bunları düşünmeztabiii ....Bak gene sinirlerim şeyoldu...Şaka şaka ....Bu arda ben paranoyaklaşmaya başladım bir sonraki yazıda şehir hayatı içindeki küçük paranoyalardan bahsedeceğim ve elbetteki kadın erkek ilişkilerinden...Evliliğe dair anlatacak birkaç parça birşeyim var...Allah o avukatı nasıl biliyosa öle yapsın :P
Kibrit çakıyorsun karanlıkta badem çiçeklerini görmek için Ve mart denizlerinde tedirgin bir çift sarnıç gemisi gözlerin Bir iş açacaksın sen başımıza yangın mı olur artık, bahar mı?
Çok uzun zamandır ikisiylede dışarıya çıkmamıştım...Dün o yağmurda hem köprüden geçtik hemde öğlen tatilinde Nişantaşında dolandık :D...Şimdi ne var bunda diyeceksiniz oysaki hikayemiz çok eski yıllara dayanıyor ...
Annem teyzemden onyedi yaş teyzemde benden onüçyaş büyük...Teyzemle ikimiz annemin kızları gibiyiz...Bizim bir köyümüz hiç olmadı o yüzdendirki bu Nişantaşı,Osmanbey dolanmaları hep geçmişe birer yolculuk gibidir...Hani biz şimdi eskiden diye sohbetlere ve yazılara başlayıp geçmişe ve o temiz zamanlara özlemimizi dile getiriyoruz ya siz gelinde bu iki kadının konuşmalarını dinleyin...Yolda giderken kaldırıma oturup ağlayasım geldi bir an "Allah kahretsin" diye....Bir muhit ve insanlar bukadar mı değişirdi...
Hep bu Osmanbey,Nişantaşı ziyaretlerimiz öncesi yanıma yolluk almam gerekiyor...Çünkü biz köyümüze gidiyoruz annemgillerin köyü :D...Bu durum Yenikapı ve Sultanahmete giderkende böyle oluyor...Çocukluğum lodosta annemlerin Yenikapıdaki evlerinin birinci katına kadar çıkan deniz dalgaları ve fırtına sonrasında lodosçuların sahil basmalarını dinlemekle geçti durdu...Eskiden kalan dükkan sahiplerini bulup resmen biz oturmaya gidiyoruz :D...Yada eskiden abonesi olduları alışveriş mağazalarının yerine açılanlara dalıp eskiden burda şu vardı bu vardı diye muhabbete başlıyorlar...
Nekadar da düzenli yaşıyorlarmış...Annem kuaförünün olduğu yeri bilmem kaçıncı defa gösterdiğinde "Anne" dedim "birtanemi kuaför vardı habire buraya geliyormuşsunuz...","Hayır" o en iyisi imiş...Ozamanlar o kuaförün üstünde saç yapan yokmuş...Nekadar önemli detaylar değil mi :D
Kırkyılda bir gelmiyoruzki bu Nişantaşına ama her geldiğimizde aynı ilk heyecan ve sanki bir köşe başından arkadaşları gelecekmiş gibi tuhaf anlamlar yüklü bakışları...
Ben boğazı annemlerde Nişantaşını görmeden duramıyorlar...Uzaklara gidince ilk önce boğazı özlerim...Demek ki çocukluk nerede geçiyorsa orası insanın aklında daha bir tatlı kalıyor...Ve nereye gidersek gidelim belki çocukluğumuzu özlüyoruzda adı bir mekan ya da semt adı oluyor...Bunu bilemiyorum daha doğrusu adını koyamadığım duygualrdan birisi işte...Annemin ve teyzemin ellerinden tutup yürüdüğüm sokaklar değişmişti evet ama tekrar onlarla orada olmak çok güzeldi...Değişen binalar ve değişmiş sokaklarda eski binaları seyredip annem kimbilir nerelere gitmişti bilemiyorum...Oysaki hastaydı bu havalardan sanırım tansiyonu yükselip duruyordu ...Ama o sokaklarda dolanan kadının değil tansiyon sorunu hiçbirşeyi yoktu...Hatta daha genç ve daha enerji doluydu...Annemin o hallerini beynime iyice kazıdım ...Çünkü bu anları unutmak istemiyorum...Yağmur yağıyordu ve şemsiyesini bile açmamıştı...Güzel bir gündü annem, ben, teyzem ve Nişantaşı...
Ben her sabah neşe içinde uyanırım...Bunun sebebini bilmiyorum tüm gece uyuyamasamda sabaha karşı dalsamda uyandığımda neşeli uyanıyorum ve tüm gün boyunca dilime dolanacak olan şarkıyı söyleyip duruyorum...Bu aralar durumlarım biraz sakat biliyorsunuz bebek beklediğim için gece tuvalet ziyaretlerim fazlasıyla arttı :D Aslında artık geçicekmiş insan hiç işememeyi bile dileyebiliyor çünkü çok sıkıcı gününün en çok ziyaret ettiğin yerine baksana :D
Geceleri de çok eğleniyorum banyoya, mutfağa ani baskınlar yapıyorum malum kalorifer böcekleri taakkuzda...Kıyamıyorumda yavru falan görünce kağıtla alıp atıyorum.Çok tiksinç ama napıyım yoksa başlıyorum acaba annesi nerdedir diye düşünmelere :D
Güzel sabahlara uyanıyorum hep kendimce, her sabah yeni bir umut.Camdan bakmak geldi aklıma bu sabah.Saat sabah altıda da kalkıyorum biraz gün ışıyınca ana caddeye bakan evimizin şirin penceresinden dışarıya bakayım dedim...Kafamı biraz daha ileri çıkarsaymışım sevimli güvercinin eee si tam başıma gelecekmiş ama olmadı...Şimdi bu iyi birşey mi kötü birşey mi :D??? Ne tarafından bakmak lazım....Kafam pislenmedi ama sanırım bir şans kaçtı :D Belkide şans bana çok yakın nasıl yorumlayacağımıda bilemedim...Evet şimdi makinamı alıp dışarıya çıkıyorum belkide bu gün kuşları çekmeliyim :D
Güzel bir hafta, güzel bir hayat, güzel seçimler diliyorum...
Bizi ne ayırırdı ki böylesi kardeşçe arkadaşlık bağı içimizde oldukça...Okul yolu tıngırmıngır, kırmızı küçük çantalar ve kafalarda kocaman beyaz kurdelalar...Kendimize dışardan bakamadığımız yıllarımızda hepimiz birimiz birimiz hepimiz içindik...
Bu gün annemi beklerken arabanın içinde yolun ilersindeki yokuşu görünce aklıma geldi nekadar da çok büyütürdük bu yokuşu gözümüzde ...Öyle evcimen çocuklardık ki sokağa izinli çıktığımız ilk zamanların birinde bulduğumuz fareyi mi gömmedik, kedi yavrularını mı yıkamadık ve sevimsiz gelen o bıyıkları kesmedik ve biz o zamanlar hep aynı yaranın üstüne düşüp en kırmızısından yakan tentürdiyotlara bulanmadık...
Bir gün geldi çok uzaklara savrulduk ve bir gün geldi gene buluştuk...Üç kız üç ayrı telden ...Okadar uzaklara savrulmuşum ki o gün kendimi daha bir yalnız hissettim ...Çok kitap girmiş aramıza, çok film, çok fotoğraf ve çok farklı bakış açıları girmiş...Kıskançlık yeşermiş o diyarlarda, belkide biraz bencillik ve ortak tek nokta hayal meyal anımsanan çocukluk yılları olmuş.
Herzaman ne istediğimi bilen biri olarak anladım ki güzel bir geçmişten gelenlerin ziyaretiydi o gün...Gelecekte başım sıkıştığında ya da kendimi kötü hissettiğimde yaslanacak omuzlar olamıyacaklardı benim için...Zamanla şunu öğreniyor insan duygusal yanını fazlaca kendinde barındırdığında çoğu zaman istemediğin ortamlarda senin dışında kim varsa mutlu olsun diye bulunuyorsun...Ama çok çok değer verdiklerim dışındaki insanlar için bunu yapmıyorum artık...Seçimler benim seçimlerim,yanlışlar benim yanlışlarım yoksa nasıl ben olurum ki :D
Amaaaannnn kırmızı çantamı anımsadım birden kilitli okul çantam kaybolmasın diye kilitledikten sonra kilidini içine attığım :D....Zaten kendime çok gülerim ...Güzel bir buluşmaydı ortak geçmişten farklı diyarlardan gelenlerle...
Portakalmavisi....
Favorilerine Ekleyenler
Hakkında Yapılan Yorumlar
Kategori başlığı Kişisel olarak kaydedilmiştir.