Reyhan Yonat Yazıları
Gönderen: Editorya Tarihi: Kas 22, 2007
ryhnynt tarafından sahiplenilmiştir.
Ad : reyhan
Soyad : yonat
Açıklama : Edebiyat, şiir, deneme.Edebiyat, şiir ve anlatılarım.
Rss : edebiyatdunyam.blogspot.com…
Kategori : Kişisel
Etiketler : edebiyat şiir deneme
-
Reyhan Yonat, Editörün önsözü:
Profesyonelliğe özenen, ama bir türlü olamayan, ısrarcı kişiliğiyle bu konuda mücadeleci davranan yazar adayı 29 yaşında olup, Körfezin incisi Akçay’da ikamet ediyor. Bu blogla birlikte iki bloğu bulunuyor ve ayrıca İzedebiyat’ta da yazıyor. Meslek yüksek okulunu Muğla’da tamamlamış kendisi. Aslında Balıkesir’li. Daha doğrusu Susurlukta doğmuş büyümüş. Yakında çocukluğu ile ilgili bir kitap yazmayı düşünüyor ve planlıyor:) . Sağduyulu, humanist, realist, bazen de ironist, biraz saf kalpli, yeri geldiğinde bir zeyna kesilen, haksızlıkla mücadelede tam bir şövalye ruhu taşıyan, acaip espri anlayışına sahip, garip, tuhaf bir şahsiyet. Çocukluk yıllarında bir çok şiir yarışmalarına katılıp derece alamamış fakat bir keresinde de edebiyat jürilerine inat resim yarışmasında şansını deneyip dereceye girebilmiş bir insan. Sevgili okuyucu, Blog işte.Devamı>
Son Gönderiler
O zulm-ü kararından dönme ki
Dünya acısına gark et ki
Doluluğum aşsın semayı
Cehennemde payidar ağaçların kalsın.
Sen zehret/kahret ki
Yazacak cümlelerim
Yaşayacak kederlerim
Üşüyecek zemherilerim olsun.
Sen ek tarlama çılgın garezini.
Toplayacak menevişli hüzünlerim
Edilecek azılı yeminlerim
Susayacak derin köklerim olsun.
Yıldız küre aksettirse maziyi
Şu acı varolduğundan beri
Kayıp çıkar nice şahlanan tutkular.
O zaman ki zehredene/kahredene
Sualsiz/emsalsiz bir nispet vakti.
Haydi katlet/yoket gözümdeki değerini.
Sil bakalım beyaz mühürlü vaadlerini.
Şimdi öldür, yaşatma şu arsız sevgimi.
Ay’ı ikiye böldürenden
Çarmıhtakini göğe yükseltenden
Zindandakini taht’a getirenden
Aman dilemeye yüzüm/özüm olsun.
Reyhan Yonat
BEDEL

Bir kısım insanlar vardır ki
Boynu ipte asılıyken
Çeksen de sehpasını
Elleri sevdiği o ellerden ayrıyken
Gözleri sonsuzluk için bağlıyken
Vermez duygularından bir taviz.
Bulamazsın onda ne bir leke, ne bir iz.
Çünkü onun hikâyesi tertemiz.
İşte sevdanın özü böyle bembeyaz
Acısını içinde saklar, asla duyurmaz.
Sanırsın ki her aşk böyledir.
Sanırsın da yanılırsın.
Yanılgılarında acıtılırsın.
Sonra o izbe aşklardan uzaklaşır,
Kendince arınırsın.
Zor ki öyle zor, taştan bir kalbe umut ekmek,
Ekipte biçeceğini umup, ömrünce beklemek.
Bir kısım insanlar vardır ki
Dönüşü olmayanı beklerken
Bedelini böylesine ağır öderken
Sus pus olmuş kederini içine gömmüşken
Gözleri bir daha asla
Sevdiği o gözleri göremeyecekken,
Bırakır okyanuslara umutlarını,
Azat eder hayallerini.
Bir kısım aşklar ve insanlar vardır ki,
Bulamazsın içinde bir leke, ne de bir iz.
Çünkü onların hayalleri, düşleri tertemiz.
Reyhan Yonat
Mavi Olsun Bu Gece
Tadından yenmez bakışların
Sonra bir rüzgar üfürür zamana
Toplayıp gider hayalini...
Ellerimde bir de bakmışsın ki
Pespaye bir yalnızlık...
Çınlatır göğü kahır naraları.
Acımdan yayılır evrene
Eskimeyen ayrılık nakaratları.
Saydım günleri
Ezildim zulmünde
Yalnızlık sanırdım derdimi
Yokluğunmuş oysa.
Ah yokluğun!
Yok eden imtiyazlı hayalleri
Kimsesizliğime gömen
Salaş kederleri.
Sevi yazsın tek hece
Gömülsün düşlerime.
Kapısız, anahtarsız
Çık gel, hoş gel
Siman yetsin
Güneşin eksikliğine.
Nefesin yayılsın
Oksijen yerine.
Yeter mi
Korkularımdan bir parça çığlığı azaltmaya.
Sindirir mi
Peşimdeki sensizlik paranoyasını.
Aldatır mı
Bu kaçıncı dediğim yanılgıyı.
Mavi olsun bu gece
Aşk yazsın yüreğinde
Gömülsün hücrelerine
Bir ben, yalnız ben
Kanıksasın ömrünü.
İkliminde yaşayıp
Zorluğunda büyüyeyim.
Çilende yoğrulup,
Belleğinde serpileyim.
Azadı ol hazlarımın
Öfkende arınıp
Nazarında yenileneyim.
Mavi olsun bu gece
Aşk olsun tek hece
Dağılsın perde perde
İksiri işlesin eni konu
Yetsin bir ömür boyu
Onun sarhoşluğu...
Reyhan Yonat
Varlığınla yokluğunu ölçemezken
Hayaline mi tutkunum ben?
Gözlerini delice özlerken
Hasretinle parçalandım, neden?
Bakamazsın gözlerime.
Yokluğuna sarılırım, neden?
Zaman geçiyor, ömür tükeniyor
Sözler bitiyor, ayrılıklar eskiyor.
Eskisi gibi bak yine gözlerime.
Hüsranın armağanı doğsun yüreğime
Meltemlerde uçup gitsin ayrılıklar,
Bizden çok öteye, uzaklaşsın ebediyete.
Tekrarsız olsun bu kez kavuşmalar.
Acıtmasın canımızı mesafeler, duraklar.
Sensizlikte yaşayan bir ölüyken,
Saklı kalmış dilimde hasretin çığlığı
Mutlu olduğunu bilince huzurluyum ben.
Aşkımıza mı aşığım ben?
Varlığınla yokluğunu birleştirmişken,
Hasretine vurulmuşum ben.
korkuyorum herşeyden.
senin çocuk gülüşlerinde
ümitvar gözlerinde
yüreğim hakir kalacak.
güç yettiremeyecek.
düşlerinin büyülü çağıltılarında
benim acı dolu kalbim
kaybolacak, yolunu şaşıracak
adım atmaya
takatı kalmayacak gibi...
düştü kalbimin her bir maskesi
kalmadı gururdan eser.
kaldım gözlerinde...
yarınlara bu aşk
kim bilir nasıl çıkacak...
seviyorum sevgini.
canımı yakan sözlerini
koymuyorum bir kenara.
bırak
aşk acıtacaksa acıtsın
bırak
acı kanatacaksa kanatsın.
onlar da olmasa,
adı aşk olmaz ki.
senin çocuk gülüşlerinden
deniz gözlerinden
bambaşka görünüyor dünya...
bırak
aşk kanatacaksa kanatsın
dünya seninle güzel.
kalbinle hayat
daha da çok özel...
Sevgi
Kırılgandı sevgi
Bir bebek teni kadar hassas
Ak saçlı nene sesi gibi yumuşak
Ve bir annenin ninnisindeki
O tatlı nağme kadar sıcaktı.
Bu duyguya hiç doymayan
Aç gözlü bir devdi.
Aslında naif bir histi sevgi.
Uçurum kenarlarında
Yaşayamayacak kadar korkak,
Dört duvara sığmayacak kadar
Kalabalıktı sevgi.
Kederi unutan bir Alzheimer,
Mutlulukla beslenen bir damar
Ve o damarın yakıtıydı sevgi,
Su gibi.
Yaşamla ölüm arasındaki
İnce çizgide
Çizginin üzerinde
Tam üzerinde
Yaşardı sevgi.
YİTİK
bir yitiğimmişsin meğer
en özenilesi sevgilere
yaklaşıp yaklaşıp uzaklaştığımda
her defasında kayıplarıma ulaştığım.
en zor hasretimmişsin meğer
güç bela savaştığım acılarda
ellerimdeki kelepçeleri kırdığımda
güneş diye ışığına sarıldığım...
bir yitiğimmişsin meğer
gençliğimin aynasında
hakir sevgiler.
yorgun yüzümde
çala kalem hezimetler.
asi yazlarda kalan
çocukluğuma serzenişler...
düşlerimde kaybettiğimmişsin meğer
siluetini o sisli hatıralarda
derin özlemlerle izlediğim.
bir yitiğimmişsin meğer
çöl çöl gezip aradığım
bulduğumu sandığımda ise
kayıplarıma ulaştığım
bir yitiğimmişsin meğer.
Reyhan Yonat
Hatıralarımız Olmalı
Hatıralarımız olmalı seninle
Sadece tebessümlere varmakla kalmayan
Yaşamanın ongun tadına uzanan
Gururdan soyutlanmış
Hatıralarımız olmalı seninle
Bizi biz yapan
Konuşmalarımız olmalı
İlelebet kalacak sözlerimiz
Bizden sonra da yaşayacak gerçeklerimiz
Aşka yakışan sebeplerimiz
Onurumuz olmalı seninle
Hatıralara eklenmiş her saniye.
Yüzümüz olmalı gitmeye
Bize yakışan ölüme.
Ufuktaki gemilerin ardına
Tutunur yalnız halatların
Issız ve sonsuz ucuna
Sen misin bana haram?
Sen misin bu kuyularda
İçine düştüğüm dipsiz karanlık?
Peşimdeki bitmeyen buruk yalnızlık!
Düşüyorum.
Korkuyorum.
Yaşamıyorum!
Sana aidim. Sen yoksun.
Gözlerini
Denizin renginde
Bulup bulup yitiriyorum.
Şakaklarımda
Gözyaşlarımdan çizgiler
Her soluğumda
Sana ait cümleler
Çıra kokusu kadar keskin
Asırlık ağaç gibi yetkin
Ezici bir hasreti
kaybolduğum düşlerimin her çıkmazında
şimşekler çakarken sığındığım duraklarda
adını heceliyorum.
sana düşkünlüğüm
bir tuzak gibi
çepeçevre kaplamış ruhumu
boğazımda düğüm düğüm yokluğun
bir bıçak gibi
keser yüreğimi tam ortadan ikiye böler
bir tarafında hasrete aşinalığım,
diğer tarafında sancılı bekleyişlerim ve umutlarım
geleceğin o günün hayali
süslemiş yalnızlığımın etrafını
ay rengi duvak takmış geceler
siyaha inat
beyaz incileri bezemiş karanlığa
düşlerim düşlerine, gözlerim gözlerine
yüreğim yüreğine karışmışken
özlemenin ahengine, hasretin sefaletine
gidişlerin dönüşlerine alışmışken
kalbim burada işte, tam duygularının karşısında
ruhum ruhuna
ölesiye vurgunken
seni seviyorum;
onur veriyor söylemek.
bakışlarının rengi
o denizde kaybolup gitsem
ve her seferinde sen
yüreğime umut serpsen
benim içim yanarken
sen de yanarsın değil mi?
her gözyaşım için.
o zaman hiç
gitmezsin değil mi?
yaşat beni
o dalgaların coşkun göğsünde
seni üzen
mavi korkularımın sınırsızlığı mı
kucağımdaki yıllanmış acılar mı?
boş ver
geçti gitti hepsi.
nasılsa
sonsuzluğun birleştiği
o ortak noktada aşk
bekliyor bizi.
düşünme
ben ağlarım diye
ağlamak baş tacım
sen hep yanımdaysan
acılara aşk diye sarılırım.
gitmezsin o zor zamanda değil mi?
bunu yapmazsın.
topladım yığdım senin için
sevgiye ait her şeyi
şimdi artık buldum
yıldızların anahtarını
sundum kalbine.
yine de
gitmezsin değil mi?
kalıp ülkemde
o yıldızları serpersin üzerime
serpersin değil mi?
Boynumu büküyor senden yoksunluğum.
Yenik düşmek bu; özlemlere alışkanlık.
Aşkın da bir hiddeti varmış ama
Sensizlik çekilmez bir belaysa
Uzaklığın aklı karıştıran bir muammaysa,
Ve hayattan büsbütün kopmaksa,
Adının geçtiği her cümleyi
Nefesin farz ediyorsam,
Lal olup susan kalbime
Nasıl anlatırım yokluğunu?
Kanımı donduruyor biçare geceler.
Sensizken seninle olmayı
Kendime ezberlettiğim saatler.
Ve bir dolu hüzünlere kilitlenmiş
Zalim özlemekler.
Yüzyıllardır Bekliyorum
Bin hengâme içinde
Yaşamak adına
Ümit çiziyorum
Hayat tuvaline.
Yüzyıllardır tutsak yaşamış gibiyim.
Hiçbir aşk boy vermedi, vermiyor.
Gözyaşıyla beslendiğini sandığım
Bahar gelmiş dağlarımda
Hiçbir şey yeşermiyor.
Çıkıp gitmek var mı bu oyunda?
Vazgeçmek, yaralandım diye.
Yüzyıllardır boşa yaşamış gibiyim.
Güvercin azat eder gibi
Bin tutam sevgiyi
Saçtım avuçlarımdan uçuruma.
Ne kaldıysa yaşadıklarımdan.
Yüzyıllardır hep başkaları için yaşamış gibiyim.
Köprüleri kurmuşum hep bir boşluğa.
Niteliksiz, değersiz duyguları değerli bilmişim
Ve onlara kalbimi bağlamışım boşu boşuna.
Düğüm olmuş boğazımda kelimeler, konuşamamışım.
Lakin seçilmiş bir damla sevgiyi
Büyüsün, okyanus olsun diye
Saklamışım yıllarca,
Kendimden bile, köşe bucak.
Yüzyıllardır beklediğime değdi ya
Artık geçen günler anlamsız
Okyanuslar ümidi köprü yaptı nasılsa
Taşıdı sevgiyi, taşıdı aşkı,
Kendiliğinden ulaştı ya.
Bin hengâme içinde
Sevgi adına
Aşk işliyorum
Kalp dokusuna.
Reyhan Yonat
Yüzeysellikten Derinliğe Bir Adım -1-



İnsan ruhu sonsuzluğu yaşamak için programlanmıştır. Her ne kadar gözle görünür olmasa da aslında gözümüzün önündeki her örnekte mesela günlük rutin yaşayışımızdan bile anlayabiliriz bunu. Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşarız her ânımızı. Sanki ömür hiç bitmeyecekmiş gibi tüm intizamımızı bu duruma göre ayarlarız.
İnsan ruhu sonsuzluğu yaşamaya göre programlanmıştır. Bizde kayıtlı olan bu arzu aslında Yüce Yaratıcının fıtratımıza katmış olduğu ve mutlaka farkına varmamız gereken bir şifredir: Ebediyet hissi. Bu hissi keşfetmek şöyle dursun, her an yaşıyoruz fakat yanlış taraflara aksettirdiğimizden dolayı çoğunlukla boş ve değersiz istekler, arzular denizinde tüketip gidiyoruz. Sonsuzluk arzumuz bizi gerçek ebediyete yani ölümün ötesindeki sonsuz hayata yönlendireceğine, bu geçici dünyadaki özellikle maddesel sahiplenmelere tutsak etmiştir benliğimizi. Doyumsuz kişiliklerimiz ve boş ruhumuzla hayatın en başından ölümün vuku bulduğu âna kadar bata çıka ilerliyoruz sonsuzluğu derinden içimizde hissetsek bile.
İnsan ruhu ebedi hayatı yaşamak için programlandıysa, ölümün niçin bir son olarak algılandığı daha da karmaşık bir soru. Ölüm bir sınavın bitişi ve ebedi hayatın başlangıcı olarak görülmezse, çelişkili hayat yolculuğundan nasıl bir verim alınabilir ki? Maddesel değerlere düşkünlük ve bağlılık bir insanı nereye kadar vardırabilir ya da bunun bir son noktası var mıdır? Sahip olunanlar bir gün insanın elinden yok olup gidecekse ya da geçici olarak (ölüme kadar) kişinin olacaksa bunun bir anlamı olamaz. Ebedi hayatını düşünmeden yaşayan birinin durumu şu örneğe benzer: Bir kişi tüm vaktini, emeğini kendisine bir krallık kurmak için harcıyor. Duygusal ve düşünsel hiçbir fikri yaşamına katmadan sadece bu maddesel ideali için çalışıp çabalıyor. Ömrünün sonuna doğru o emeline ulaşıyor. Ölüm zamanı yaklaştığında, emeline sahip olmak şöyle dursun, onu ancak kiralayabildiğini ve ona asla sahip olamadığını anlıyor. Çünkü çok kısa bir süre sonra tüm ömrünü harcadığı bu emelinden vazgeçmek zorunda kalacaktır. Tüm gücünü ve ömrünü verdiği bu sonucun bir anda değersizleştiğini, o ana kadar yaptıklarının bir hiçe dönüştüğünü geç de olsa kabullenmek zorunda kalıyor. Elinde işe yarar bir şey kalmadığını gördüğünde ise hayatın sadece bu doğrultudaki ideallerden ibaret olmadığının farkına varıyor. Bu örnek sadece maddesel arzular için değil aynı zamanda duygusal ya da farklı çoğul ideolojik yaklaşımlar için de geçerlidir.
İnsanoğlu sonsuzluğu yaşamaya göre programlanmıştır. Fakat hep ön plana geçen günü ve en yakın yarını daha güzel yaşama endişesi yüzünden ebediyetin arzuları ihmal edilmektedir. Bu ihmalin etkisizleştirilmesi çok ta zor olmamakla beraber, taklitçiliği ve özentiyi bir yana bırakıp, geçici arzuları bertaraf ederek sonsuzluğa aç olan ruhu biraz olsun rahatlatabilmek bir çıkış yolu olabilir. Çünkü insan, etrafındakileri değil kendi ruhunu huzur ve vicdan ile ilişkilendirebildiği zaman, çevresine kendisinin her açıdan mükemmel olduğunu ifade edebilme zorunluluğunu bir kenara attığı ya da bunu kanıtlama çabasından vazgeçtiği zaman, ebediyete dair planlarını şeffaf olarak rahatlıkla yapabilir, uygulamaya başlayabilir.
Günlük hayatımızı nasıl programlayıp, emekliliğe kadar bu intizamı gösterebiliyorsak, fani geleceğimizi bir nevi güvence altına almak için çabalıyorsak, aynı şekilde sonsuzluğu nasıl yaşayabileceğimizi de bir ideal olarak görüp, planlayabiliriz. Ölümün bir bitiş olarak görülmesi, gelecek hayallerini bıçak gibi kesen bir kanıdır. İlk önce o noktadaki yanılsamaları giderip, kendimize ona göre bir plan hazırlamalıyız.
Yüzeysellikten Derinliğe Bir Adım -2-



İnsanoğlu sonsuzluğu yaşamaya göre programlanmıştır. Yoksa şu anda sonu gelmez sınırsız arzularımıza sahip olabilir miydik? Olamazdık. O sınırsızlıklar, şu kısacık ömre nasıl sığabilir ki? İstekler ve dilekler asla tükenmez. Sayılar nasıl sonsuzluğa programlanmışsa, insan ruhu ve bedenindeki bütün hücreleri, hücreleri oluşturan şifreleriyle birlikte sonsuzluğu yaşamaya göre programlanmıştır. Derinden sonsuzluğu yaşama arzusunu hisseden herkes bu duyguyu aslında çok iyi tanır. Dünya hayatının bitişi olan ölümü düşündüğünde sonsuzluğa olan arzusu bir parça perdelenmiş gibi görünür; fakat hala içinde engelleyemediği, uykularında bile sonsuzluğu dilediği bir arzuyla yaşar her daim. Yüce Yaratıcımızın bize verdiği fakat insan aklının algılayamayacağı kadar derin olan ebediyet duygusunu her gün yaşamaktayız aslında ayet misali. Nasıl? Sonsuz arzularımız, tükenmeyen isteklerimiz, ulaşmaya çalıştığımız ideallerimiz, ulaştığımızda, bizi tatmin etmediğini anladığımızda yenilerine ulaşmak için sıraya koyduğumuz, sayısı katlanarak artmış olan diğer ideallerimiz… Bunun bir sınırı yoktur. Kesinlikle bir yerde son bulmaz.
Hayat doyumunu tamamlayamamış bir insandan bahsedecek olursak; şifrelenmiş bedenin sınav bitimi yaklaştığında, ruh ulaşamadığı ya da en yüksek seviyeyi yakalayamamış olmanın huzursuzluğundan yorgun düştüğünde aslında bir yerlerde hata yapmış olduğunu anlar. Artık heves ve idealler için yapılacak çok fazla bir şey ve uğraşıp vakit harcayacak kadar zamanı da kalmamıştır. Üstelik kişinin ebediyette huzurlu olacağına dair bir kanıt yoktur. En azından bunu sağlayabilmek için ömrü içerisinde yaşam programı dâhilinde kalbini ve ruhunu teselli edecek vicdani bir çalışma yapmaya, emek harcamaya vakti olmamıştır. O vakti hep en son plana ittiğinden, ebediyet kaygısına sıra gelmemiştir. Kendi çıkarlarının sadece günlük mutluluklarla paralel olmasından dolayı hali hazırda bir “ebedi yaşam” programı belirleyememiştir. Kişinin özellikle ruhu ve iç dünyası bu günlük kaygılardan çok yara almakla beraber, onu tatmin edici bir hayata da ulaşamadığı duygusu kendisini hissettirmektedir. Neden? Çünkü yaptığı her şey sadece ortalama altmış yıllık bir ömür içindi. Uygulamaya koyduğu hayat planı ancak o kadarlık bir yaşayışa cevap veriyordu. Hâlbuki ebediyeti de programı dâhiline alsaydı onun için her şey çok daha karlı ve mantıklı olacaktı.
Yukarıda çizilen bu basit portrede bir pişmanlık sonucu çıkartılırsa da her şey için çok geç değil sonucuna da ulaşabiliriz. Çünkü yaşam daha sonlanmadı. Ömür saati hala ilerlemekte. En azından bir plan her şeyi değiştirebilir. Sonsuz arzular maddesellikten uzaklaşıp, ebediyete doğru ilerleyebilir. Bu da kişiye çok farklı bir görüş açısı sağlayabilir ve İnsan ruhu için çok daha yararlı aynı zamanda hikmetli bir başlangıç olabilir.
İnsan ruhu “sonsuzluğu yaşamaya” programlanmıştır. Biz ne yapsak da ne hissetsek de o sonsuzluğu bir an için bile olsa içimizden atamayız. Bu istek bizim ruhumuza katılmıştır. Fıtratımız ebediyete alıştırılıp, oluşturulmuştur.
Ruhların dünyadan önce yaratıldığı gerçeğini anımsarsak; ebedi hayat, insanın doğumuyla devam eder. Dünyadaki sınavı kazanabilmek adına yapacağımız, belirleyeceğimiz programın tek kitabı da Kuran-ı Kerim’dir. İçerisinde hayat sınavının mükemmel bir başarıya nasıl dönüşeceğinin ipuçları, bazen de cevapları; ayrıca ebedi hayatımızda bizi bekleyen güzelliklerin tarifi Yüce Allah tarafından kesin ve net olarak bildirilmiştir. İnşallah bu sınavı kazanıp, ebediyete mutlu olarak devam edenlerden, başaranlardan oluruz.
Reyhan Yonat
Sevgiler Büyüttüm İçimde
Ne sevgiler büyüttüm içimde
Toprağı susuzluktan çatlamış
Çiğli anemonlar yağmur beklese de
Hislerin sırça barınakları
Depremlere alışmış olsa da.
Kaç duvarı sair belalardan
Yıkılmış olsa da
Azametli sevgiler büyüttüm içimde.
Hasta ruhlardan ırak, siyah beyaz gecelerde.
Buruk tadı kedere varan yarı zamanlı sevinçlerde.
Senin aşk dediğin nedir ki,
Dediğin alacakaranlık vakitlerde.
Sessizce ama övünçlü gazellerde.
Zafere eş sevgiler büyüttüm içimde
Kaynağından ümit doğan kuyulardan
İnanmazlıktan gelip, sonunda da
Ağırlığından ürktüğün aşklardan, korkularından
Vahimleşen, ücralarda kalan duygularından
Sentezleyip, karşı yönüne geçip hayatın
Nice sevgiler büyüttüm içimde.
Reyhan Yonat
Açmasın çiçekler artık, kendi ellerimle söktüm
Giderken yalnız değildim,
Bitmiş yanım da benimleydi…
Sen duymadın ki, hiç yoktun zaten.
Ağlamışlığımı,
Hatta korkmuşluğumu
Sen hiç hissetmedin…
Yaktım ne varsa anlıyor musun?
Üzeri sürgülü kapıları
Açtım birer birer.
Ve söktüm bağını gözlerimin.
Bulutlar dolduysa
Sütliman gökyüzü
Başlamışsa sancılanmaya
Engelleyebilir misin o doğuşu?
Şimdi
O kasvetin hesabı
Kalır mı hiç yarınlara?
Boynu ipte artık
Zulmü benimsemiş yalnızlığının.
Kanı çekilmiş damarlarının.
Oysa ummanlar kadar
Yüklü ve derindi
Adını hazmedemediğin
İsmini heceleyemediğin
Katıksız bulduğun sevgi…
İşte taşıyamadığın bu gerçekle
Çetrefilli vukuatlarınla birlikte
Zaman acımasızca
Ezdi geçti seni…
Hani sevda
Hak edilirdi ya;
Boynuna geçirilmiş
Acı halkalarından
Kurtulmaktı ya.
Geçmişin intikamlarını
Ardında bırakıp gitmekti ya.
Yaşayamadığın gerçek aşkı
Katman katman
Yalanların içinden bulup
Çıkartmaktı ya.
İşte o sevdayı
Gördüm ben rüyamda...
Uyanmamak için bu düşten
Gücüm yettiğince
Dua ediyorum...
Reyhan Yonat
Sen düşerken yüreğime mutluluk gözyaşlarıyla birlikte, şebnemler misali örtüyorsun ruhumu. Yağmur gibi yeniliyorsun ömrümü. Sen gülerken, ben acıyı ve korkaklığı tümden dışlıyorum dünyamdan. Alıp atıyorum içimde hüzne dair ne varsa; yok edip bir adım daha yaklaşıyorum abidevi yüreğinin güzelliklerine.
Hafızamda yer etmiş bulanık mutluluk tablolarının ne değeri var ki artık? Yeni bir okyanus dalgası gibi silip geçti sevginin güzelliği, o yarım yarım tebessümlere sahip tüm kayıtları. Artçı sarsıntılarla geçmiş günler, şimdi tertemiz bir şelalenin verdiği dinginliğe bıraktı yerini. Toprağın soğuğuna alışmak kadar zor iken yaşamak, şimdi bir çift göz ile kalakaldı öylece, cennetin içinde ilelebet yaşamak istercesine.
Güç iş gerçekten solgun bir kalple hayata güzel bakmak. Sevgiyi işlenmiş sedefler gibi hayata yaymak. Aşkı matem olmaktan çıkarıp, kalbi mutluluğa boyamak. Sen mahkum etmiyorsun yüreğimi. Sen korkutmuyorsun beni. Sen, açtığın cennet kapılarını, huzur meşaleleriyle ışıklandırırken gözümün gördüğü her yeri, ben gizemli hislerin ölümsüzlüğüne aşık, çoktan bağlandım yüreğine.
Yaşıyorum mesafelerin uzaklığına rağmen. Yaşıyorum vuslatla özdeşleştirmediğim ama gücünü oradan aldığım büyük bir ümit ile. Özel bir sevgiyi, özen verilmiş bir aşkı, kıyılmayacak kadar muhteşem bir yüreği, yaşıyorum ruhumun derinliklerinde ve damarlarımda dolaşan kanın değdiği her noktada. Yaşıyorum.
O Gelmez

Çok çetin duruyor hasretin çehresi.
Bir kez işledi mi yüreğine
sevdanın umarsız haresi
Geçmez acısı sen istemesen de.
Sarar benliğini meczup korkular.
Düşer ellerine onsuzluğun kasveti.
Yılarsın özlemekten, bıkarsın ama
Terketmez özlem ne yapsan da seni.
İlacı olmayan dertleri sahiplenir yüreğin.
Hiç acımadan kanatır ayrılık gözlerini.
Yoksunluğun olur sevginin bedeli.
Düşlerinde beklersin gelecek o diye.
Ama o gelemez sevgini hissetse bile.
Kalbin çile buzullarında soğurken
Aciz ömrün infilaka hazırken
Ümitsiz bekleyişler sükuta ermişken,
Sen ölümü bir düğün sanmışken
O gelemez, herşeyi çok iyi bilse bile.
Reyhan Yonat
Özendiğim Kalbe
Reyhan YONAT
Ürksem de şu hayatın sürprizlerinden
Zorluğa aşina olsam da
sevgiye aşka
Ve mutluluğa müptelayım.
Çünkü neden?
Vardır hayatın tutunacağın yanları
Vardır özlemlerinin bir eşi.
Canım yansa da
Acıyla yoğrulsam da
Bazen de nedensiz
Hıçkırıklara boğulsam da
Ben aşka müptelayım
sevgiye müptelayım
mutluluğa karışmaya
Gülmeye alışkınım.
Canım yansa da
Düşsem de ümitsizliğe ara sıra
O duygular benim kurlarımdır hayata.
Hayat canımı yakmasa
Anlayamazdım bilemezdim.
sevgi ne kadar güzel
Aşk ne kadar asil
Ve mutluluk ne kadar yakın…
Yazıyı Email Gönder























çok güzel çok beğendim bende yazıyorum…
ama bakıyorum daha çok şey öğrenmem laım gerçekten çok güzel