« Reklam Fikirleri
Kendimce »


TatLıCAdıCa

Gönderen: Editorya Tarihi: Ara 13, 2007
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars6 Stars7 Stars8 Stars9 Stars10 Stars (3 Değerlendirme, Ortalaması: 10 üzerinden 1.33 )

Verilen Yıldızların Toplamı: 4.
Oy kullanan ziyaretci sayısı: 3
Beğenilme Oranı % 13.33
SİZ HENÜZ OY VERMEDİNİZ !...
Loading ... Loading ...

tatlicadica-com.jpgtatlicadica tarafından sahiplenilmiştir.
Ad :aslı
Soyad : koç
Açıklama :Eee Buda benden işte..aklıma esen her neyse burda olacak…
Rss : tatlicadica.blogspot.com/fe…
Kategori : Yorum
Etiketler : Haber Bülteni Kodlarını Ekle diziler arkadaşlık müzik genel Güncel şiir eleştri

TatLıCAdıCa Hakkında;
Walla Hakkımda Ne Bilgi Vereyimki..İşte Öyle Kendi Halinde Çenesi Kuvvetli…Ivır Zıvır İşlere Meraklı..9,5 Aydır Çalışan Ama..Bundan Çok Sıkılan Bir İnsanım:) Mümkünse Ev Kızı Olmak İstemekteyim… :)

Son Gönderiler


" TatLıCAdıCa "

...22...

.
...Yaşlanıyorum...

.
Demiştim vazgeçtim. Şimdi şöyle diyorum;
.
Bizim bayramı çocuklara devredeli
Çok düşünür olduk
Bizim tarih eskidikçe
Çok kasılır olduk
Mam lazım dilimize laf geleli
Adam olduk sandık
Es geçmeyi üvey bilince
Hep boyumuz uzar sandık
İnsan biraz kendine zaman çalmalı
Yoldan çıkıp biraz farkına varmalı
Hayat kısa biraz daha tatmalı
Prensipleri biraz bazen unutmalı
Her yaşın bir güzelliği var
En güzel çağımdayım.

Evlenİyorum...

Evet, yanlış duyulmadı Cumartesi günü Boğazda evleniyorum…

Biraz acele oldu ama napalım gönül bu ota da, acil ortaya çıkanına da…

Hepinizi bekliyorum düğünüme… Takı taklavat içinde gremis altın ve pırlanta setten aşağısı kurtarmaz bizi… Boru mu boğazda yani düğün… Gerçi damat zengin ama olsun hayat müşterek düğün parasıda müşterek ödenmeli… Kız tarafı olarak size çok iş düşüyor:)

Gelinliğim için zaten nasıl bişey stediğimi daha evvel şurada belirtmiştim. Hemen Cengiz Abazoğlu'nu aramalıyım... Ay 2 elim bi papuca girdi, görüyomusun şimdi...

Gerçi henüz bende bilmiyorum ya kiminle evleniyorum o da işin başka bir yanı:) Rivayetlere göre… Koçlardan birinin oğlu ya da Tiziano’cum:) Ama şimdi okudum gazetede Kutsi’de evleniyormuş acaba benimle mi? Ahhhh nerdeeeeeeee…


Yukarda bahsi geçen konu tam bir hayal ürünüdür. Tam bir bahanedir. Cumartesi günü çalışan bir arkadaşın sırf Cuma geceden yola çıkıp İstanbul’a gelebilmesi için patronlarına söylediği bir mazerettir…

Çok yakın arkadaşımın, çocukluk arkadaşımın düğünü var İstanbul’a gidicem… Demiş ve geliyor...

Ama detay neden var ee onuda çok meraklı patronlara sormak lazım…

Nerde, ne zaman damatta zengin galiba şeklindeki sorulara arkadaşımın hayal gücü cevap vermiş:) Adalar diyecekmiş ama uçmamayı tercih etmiş, ağzından bu çıkmış… (Az uçmuş sanki)

Bana da evlenmek kalmış:)

Henüz gerçek değil ama toptan kocaman evrene doğru bir mesaj yayalım… Aminnnnnnnnnnnnnnnnn inşallahhhhhhhhhh Allah sahicisini de göstersin:)

Ayakkabımın altına adını yazdırmak isteyen haber versin:)

...

Birde fark ettim de hala tatil yazısı yazmamışım onun içinde balayından sonra diyeyim bari… Ya da yarın belki yarından da yakın olsun hatta…

Ağzımı Bağla Dilimi Tut...

Bazı evlatların nasıl çıkıp da soğukkanlılıkla annemi – babamı öldürdüm demelerini hep hayret içinde izlemişimdir. Hele hele bana kalk şunu al, kalk bana bunu getir dedi diye öldürdüm diyenlere ağzım açık kalmıştır. Hayretlerim bi dünya olmuştur.

Ama babamla 2 gün geçirdikten sonra yavaş yavaş onları ruh hallerini anlamaya başladım:) Sıyırmak üzereyim, psikopata taktım fişi, yavaştan da Frankestian gibi dumanlar çıkarıyorum. Kısacası oynatmaya az kaldı:) Doktorum nerde?

2 gündür sürekli bir bağrış çağrış içindeyiz. Yok, sucunun numarasını nasıl bilmezsin? Yok, bu bulaşık makinesinin içi kokmuş, yok bu salçanın üstü yeşillenmiş. Yok, holdeki halıya ayaklarımızla basmışız kirlenmiş yıkamamız lazımmış. İyide bunları benim ona söylemem gerekmez mi? Evde olmayan bendim:)

Sucunun numarasını hiç bilme gayretine girmedim. Annem nasılsa bittikçe arayıp istiyor. Ayrıca 10 gündür nasıl istedindi suyu?

Bulaşık makinesindeki temiz bulaşıkları boşaltmazsan yaklaşık 12 günde elbet kokar. Sonuç da buhar kalıyor içinde sürekli kapalı. Bunları 300 kere yıkamaya hele hele aynı makinede yıkamaya gerek yok. Bir kere daha yıkadık nasılsa. Kokan makinenin içidir. Bulaşık değil açarsın kapağını koku dağılır. Ha suyu ben ödüyorum deterjan benim paramla alınıyor nasılsa diyorsan bence sorun yok. Yıkayalım.

Salça 10 gün seninle yaşadı yeşillendirmeseydin. Hem bin kere dedik dolap tam kapanmıyor servis çağır diye.

Holdeki halı kapının dibinde elbet basılıyor, elbet temizlenir. Ay sen ev kadınısın?

Demeyi her defasında içimden geçirmeme rağmen susuyorum. Gıkımı çıkarmıyorum. Çünkü ağzımı açarsam çok büyük kavga ederiz. Geçen yıl örneklerini yaşamıştık. Şükür ki annem daima başımıza da o olduğunda bu kadar olmuyor. İşte olmadığı bu kısa tatil sürecinde de başımıza bunlar geliyor.

Bazen cidden söylenilen sözler cinnet noktasına getiriyor insanı. İnsanın eşref saati vardır eşek saati vardır derler ya. O da nedense hep benim eşek saatlerime denk getiriyor nu olayları. Sonra seyreyle gümbürtüyü ya beni günaha sokuyor kendisine bağırttırarak. Sonuçta bende biliyorum canım yapacaklarımı ah bi karışmasa her şeye tam süper olacak.

Neyse baş başa geçireceğimiz şu hafta sonu için şimdiden Allahtan sabur diliyorum. Hatta kendim için ya vedüt ya vedüt ağzımı bağla dilimi tut bile diyorum. İşe yarıyor cidden:)

Neyse kaçtım ben… Daha yemek düşünmem lazım:)

İyi tatiller…

İşte Geldim Burdayım...

Döndüm...

Bütün Gün Çalıştım...

Haşatım Çıktı,Tatil Üstüne...

Uykusuzum...

Üzgünüm...

Yorgunum...

Tatil Anılarıyla Yeniden Dönüş Yapacağım...

Ama ...

Yarın... Çünkü Daha Sokaklarda Sürüye Sürüye Eve Götürmem Gereken Bir Valizim Ve Ağırlığınca Ben Varım...

Sevgilerimle...

"Ağlak Cadınız"



Uzanmışım Kumsala...

Merbaaaaaaa:)

Dönerim buralardayım dedim ama tekrar buraya yazmak kısmet olmadı saolsun OmAr'da boş bırakmamış buraları ilgilenmiş:D Gerçi ben ufak çaplı bir ele geçirme seziyorum ama neyse keyfimi bozmayacağım:)

Efendimm Bodrum'dayım... Ahanda tamda resmin olduğu yerde tatildeyim. (Yalıçiftlik) Süperim, bol bol denize giriyorum,yanıyorum. Daha evvel bahsettiğim gibi tam tabirim malak gibi yatıyorum:) Uyuyorum,Deniz'imle oynuyorum, Kokoloji okuyorum. Daha doğrusu çözüyorum ve gülme krizleri geçiriyorum. Eda Taşpınar misali sahillerde salınıyorum:) Arkadaşlarımla vakit geçiriyorum.Ailemle vakit geçiriyorum...

Dönmeyi henüz düşünmüyorum daha bu keyfin haftaya çarşambaya kadar yolu var:)

Kısaca sizi haberdar etmek istedim. Hani merak eden olursa diye.

(Dış ses: seni kim merak etsin be)

Şimdilik huzurlarınızdan ayrılırken kendime Sertap Erener'den bir şarkı armağan ediyorum.

Uzanmışım kumsala
Güneş damlar içime
Kurumuş dudaklarımda
Unutulmuş bir beste
Yaşıyorum aheste

Kapılmışım rüzgara
Savrulup gidiyorum
Şimdi çok uzaklarımda
Nafile telaşlarım
Hayattan çalıyorum

Ni la bombe atomique
Un amour platonique
Umudum yarınlarda
Tatildeyim

Bir elimde ayna var
Şair beni kıskanır
Yanmışım sereserpe
Sahildeyim
Ooo...

Sevgilerimle...

Cadınız...


Ehhh Artık Buralar Benden Sorulur...

Uzun bir aradan sonra yine ben karşınızdayım, Aslı tatile gitti bilindiği üzere Bodrum'un en gözde ismi olup magazin programlarında boy gösterecek, o sebeple bir süre ben bakacağım buralara. Aslı yok diye şimarıp üzmeyin beni olur mu :P
Neyse yorumları eksik etmeyin, ben de Aslı'dan haber alırsam burada sizlerle de paylaşırım.

Haydi bakalım yorumlara devam biraz eski yazıları inceleyedurun :P

OmAr

İzin Belgemiz Yok Çocuğu Kayıp Eşya Bürosuna Bırakabilir Miyiz?


Biz sizin için demiyoruz ama neler görüyoruz burada o yüzden anne ya da baba ya da yasal temsilcisi olmadığı sürece belirttiğiniz yaşlarda bir bebeğin uçuşuna kesinlikle izin veremeyiz.


Son 4 gündür sürekli duyduğum cümle bu. E bende biliyorum izin belgesi gerektiğini ama noter onaylı olduğunu bilmiyordum. Yani biliyordum ancak sadece dış hatlarda. Meğerse bebek vasfında ki her velet için noterden onaylı muvafakatname gerekliymiş.

Siz siz olun böyle bir hataya düşünmeyin:) Biz düşündük başımıza gelmeyen kalmadı:) Şükür ki hallettik ama yapılan telefon görüşmeleri çok komik oluyor:) Sinirleri de zorluyor.

Örneğin;

— Biz sizin için demiyoruz ama neler görüyoruz burada o yüzden anne ya da baba ya da yasal temsilcisi olmadığı sürece belirttiğiniz yaşlarda bir bebeğin uçuşuna kesinlikle muvafakatnamesiz izin veremeyiz. Bu hem sizin hem bizin hem de bebeğin güvenliği açısından gerekli.

— Evet elbette anlıyorum. Noter onaylı dediniz değil mi? - Evet.

İyi günler derdim bu noterden onaylı bir belge alınacak fakat bu belge direkt sizin firmanıza mı yazılmalı yoksa Devlet Hava Meydanlarına mı?

Ama biz iç hat uçuşlarımız için muvafakatname istemiyoruz ki. Bu olay sadece dış hat için geçerli.

İyi de dün görüştüğüm … isimli arkadaşınız gerekli olduğunu söylemiş.

… isimli arkadaşımız dış hat olarak anlamış olabilir mi?

Bilmem. İstanbul – Bodrum ne kadar dış hat uçuşsa arkadaşınız da o kadar anlamıştır. Büyük ihitmal.

Aaa Aslı Hanım arkadaşımız doğru söylemiş bebek sıfatındakiler için bu belge gerekli:)

Son 4 günün sıklıkla gerçekleştirilen konuşması bu:)

Biz size demiyoruz tabi ki elbette ailesisinizdir ama...

Ama ne?

Biz teröristmiyiz çocuğu kaçırıp canlı bomba niyetine kullanmayacağız ya. Ya da dilendirmeyeceğiz, organ mafyası hiç değiliz. Ailesinden kaçırmıyoruz. Aksine annesine götürüyoruz bebişi yani.

Tamam kabul haklılar hemde çok sonuçta bir insan hayatı. Ama ne bileyim bırakılan bir izin belgesi bir nüfus kağıt örneği. Neden yeterli değil de illa noterden onaylı. Ya ücra bir köşede olsak ya gelemese yetişmese ne yapalım. Yada anne yada babası yaptıramayacak durumda olsa. Sağlığı var hastalığı var. Ne yani öyle bir durumda noterden onaylı belgemiz yok diye çocuğu havaalını emanet eşya bölümüne mi bırakakım yoksa kayıp eşya bürosuna mı? Ayrıca bu belgeyi istediklerini neden bilet alış anında söylemiyorlar. Sonuçta doğum tarihi veriyoruz. İsim veriyoruz. Yaş söylüyoruz. Akıllı kadın şu annem vesselam aklına teyzemin kimlik fotokopisi olmadığı gelmese ben havayolu şirketinden başka belge gerekli mi diye aramasam ne olacaktı çok merak ediyorum:)

Daha buralardayım. Görüşürüz...

Merak İşte...

İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ı 14 Ağustos’ta Türkiye’ye geliyor. Bu şahıs sırf Anıtkabir’i ziyaret etmek istemediği için görüşme İstanbul’a alınıyor. Ki koskoca Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın neden kalkıp onun ayağına gittiğine girmiyorum bile. Yani sonuçta Arap Şehleri'nin ayağına da gidiliyor,Suriye Devlet Başkanının ayağınada.

Neyse;

Bu olayın neden böyle yapıldığı sorulan Türkiye Cumhuriyet’i Dışişleri Bakanı Ali Babacan ” Bunlar ufak tefek meseleler” diyor.

Benim merak ettiğim;

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ziyaret etmek/etmemek ya da Mustafa Kemal Atatürk ne zamandan beri bu ülke için küçük bir mesele oldu?

Eda Taşpınar - Akrep Nalan Olmak Yada Olmamak...İşte Bütün Mesele Bu:)



Bunca zaman adıyla eğlendiğim tatil planları sonunda gelip beni de vurdu:)

Patronla konuşuldu, izinin tamamı olmasa da en azında bir haftası alındı. Düşüncem bu cuma izne çıkıp pazartesi dönmekti. Ama maşallah herkes Bodrum’a gitmek için benimle sözleşmiş olmalı ki uçaklarda yer yok. Otobüslere bakmıyorum bile bir otobüs bileti 89 yeeeeteeeeleeee yuh dedim. Düz hesap 90 de sen buna 14 saat yolda bunun molası, çişi, yemeği, suyu zımbırtısı var nerden baksan 120–130 oldu. Eee uçak bileti vergisi algısı 107 ytl tutuyor:) Hem de 55 dk:) Diyorum ya işte sanki B….k varmış gibi Bodrum’da herkes oraya koşturuyor:) Ha madem yok sen niye gidiyorsun ee ben yarı oralı sayılırım:)

Neyse şu an itibariyle bilet tatilimin 2 gününü çöpe atmayı göze almakla birlikte Pazar akşamına bulundu ve fakat ay başı benim için yarın olduğu ve sistem sabah 9 kadar opsiyon verdiğinden pekte garanti gözükmüyor. Sponsor bulmak lazım:) İbrahim Tatlıses’i mi arasam:) Onu da hallettik mi geriye tek bir sorun kalıyor.

Hafta sonu için yer Y-O-K, bilet yok, uçuş yok, var olan bilet vergisiz 289 ytl. Nasıl bayağı bir ufak sorun değil mi:) Onun içinde şöyle bir çözüm getiriyorum oda patronumla konuşup tatili 2 – 2,5 ya da 3 gün daha uzatmak bir sonraki hafta çarşambaya yer var çünkü:) Bakalım inşallah olur ki olmaz derse o zaman bana bir jet lazım:)

Ki daha ne götüreceğim hakkında da en ufak bir fikrim yok ve yine ki ki bu balina halimle deniz kenarında nasıl salınacağım kısmına girmiyorum. Bikiniymiş mayoymuş kısmını hiç açmıyorum. Eda Taşpınar gibi salınamayacağım kesin olsa olsa ben Akrep Nalân gibi dolanırım orası kesin de amannn canım kime ne ister bütün fazla kilolarımı göstere göstere bikini giyerim, ister haşema. Göz zevkinin bozulduğunu düşünen bakmasın:)Ben millet çöp gibi bikini giyerken karışıyor muyumda onlar bana karışsın. Hıhhh bende bu halimle bikini giymezsem adam değilim:) Bu yaz özellikle Yalıçiftlik ve Turgutreis sahillerinin tombul Eda’sı da ben olacağım:) İkoncan olacağım, simsiyah yanacağım, marsık olacağım:)

Öğlenlere kadar uyumayıp erkenden denize gidip bütün gün güneşin alnında malak gibi yatacağım, bol bol resim çekeceğim, bara, diskoya gitmeyeceğim, bahçede yıldızların altında ailemle vakit geçireceğim, Deniz’imle denizlerde yüzüp yine bahçede yürüme antremanları yaptıracağım.

Yani inşallah:)

Yaklaşık bir haftadır yazmamıştım buda benden böylece son durum.

Hepinize iyi bir hafta dilerim:)

Benim için dua edin:) Şu tatil olayını halledeyim. Çok çalıştım, çok yoruldum ve hak ettim bunu:)

Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun...

Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri olan Miraç gecesinde Yüce Mevla'ya açılan ellerin ve yapılan duaların, bütün İslam aleminin birlik, dirlik ve beraberliğine, insanlığın hidayetine vesile olmasını dilerim.
.
Kandiliniz mübarek olsun...

Sawyer's Nickname Genarator :)

Yine Lost evet:)

Lost izleyipte Sawyer'ın taktığı lakaplara gülmeyen yoktur sanırım. Özellikle Hurley'e taktığı lakaplar süperdi ve 4 sezon boyu bizi çok güldürdü, kendisini de pek sevdirdi:)

Şurada bir site var oraya girin ve Sawyer'ın size sorduğu soruları yanıtlayın sizin de bir lakabınız olsun.

Benim ki "Einstein" oldu:) Daha değişik bişey bekliyordum:) Belki daha komik:)

İş Kazası Ve Meslek Hastalığı, Ordan Burdan...

Benim gibi işi ödemelerle, para takibiyle olan birinin başına gelebilecek iş kazası ve meslek hastalıklarını araştırırsak şu sonuçlara varabiliyoruz.

- Kâğıtla el kesmek.( En acılısı )

- Kafamı tepemdeki dosya dolap kapağına çarpmak.

- Elimi zımbayla delmek.

- Sürekli yere düşürdüğüm kâğıtları almak için eğildiğimde kafamı masaya çarpmak.

- Ekstra yapılan işler sonucu elimi falçatayla kesmek.

- Elimi dolap kapağına sıkıştırmak

- Elimde kopan paket lastiği sonucu kolumda “T” harfini çıkarabilmek.

Bu sonuncusu cidden başarması zor bir hadise:) Dün belli sayıya ayırdığım bir kağıt yığınını lastiklerken elimde bir anda lastik koptu. Parmağıma ve koluma çarpan kısım fazlaca can yaktı ve kolumda şöyle bir iz oluştu:)

Hani uğraşsam Tiziano’nun “T”sini koluma bu şekilde kazıyamazdım:):)
.

***


Çarşamba günü iş görüşmesine gittim. Bana anlatılanla görüşme yaptığım kişinin yapacağım işi söylemesi arasında çok fark vardı. Şartları biraz iyi de olsa içime sinmedi açıkçası. Görüşme yaptığım kişi CV’min geçekten iyi olduğunu söylemesinin yanında biraz az konuşuyorsunuz sanırım demesiyle zaten yapamam dediğim işi iyice yapamayacağımı anladım. Biz size dönüş yapalım dediler ama eğer gerçekten dönerlerse kabul edip etmeme konusunda kararsızım. Tamam, şartları şu anki işimden daha iyi ama cesaret edemiyorum ve açıkçası geri dönüş yapmasınlar diye dua ediyorum. Çünkü bu defada hani iş iş deyipte elimin tersiyle itip şımarıklık gibi algılanmasından çekiniyorum. Çok karışık durumdayım yani:)

***

Günlerdir izlemeyelim de sonra izleriz diye direndiğimiz Lost’un 4. sezon son bölümünü de izlemiş ve bitirmiş bulunuyoruz. Gecenin bir yarısı “yuh artık, ya amma yaptın ha, lan ceycey bi git ya yapılır mı bu ya, ya Sawyer nolduuuuuuuuuu? Ceremi Bentın ulan nasıl yani ya” şeklindeki nidalarımız sonucu bitti. Hiç işin gücün yoksa Şubat 2009 gelsin. Yuh ya 7 ay var daha. Öhh yani:) Dün gece yarısına kadar teori üretmekten bitap düştük:)

***
.


Yürek Yangını isimli kitapta bitti ayrıca bir post açmama gerek yok. Çünkü 10 yaşında 75 yaşına kadar aşağı yukarı 65 yıllık arkadaş olan iki dostun arası 41 yıl önce birinin diğerinin başına silah doğrultmasıyla ve istediği şeyi yapamayıp, olaydandan sonraki sabah ortadan kaybolmasıyla açılıyor. Bu sürede kahramanlarımızdan biri evli ve karısınında bu olaydan haberdar olduğu varsayımıyla karısı ölene kadarda onunla hiç konuşmuyor. Ki karısının onu kaçan arkadaşıyla aldattığı gerçeğinin de sonradan öğreniyoruz. 41 yıl sonra iki arkadaş arasındaki hesaplaşma anlatılıyor kitapta. Açıkçası ben pek sevmedim bu kitabıda. Çünkü neredeyse kitabın tamamında aldatılan ve başına silah doğrultulan adamın konuşmalarını dinliyoruz. Arkadaşından hesap soruyor sözde yaklaşık 100 sayfa kendisi konuşuyor ve sonunda sormak istediği 2 soru olduğunu öğreniyoruz. Biri karısının bu vurma işinden haberdar olup olmadığı diğerini hatırlamıyorum:) Ama amcam ikisinede cevap vermiyor. Yani böyle abzürd:) Yani bilge kişi ssukunluğundan ve hareketinden anlıyor cevapları bizede anlatmaya çalışıyor ama o kadar laf salatası var ki aklımızda pek kalmıyor:) Okumak isteyni tutmayayaım ama:)

***

Birde Senem hanımın bana yolladığı ve sanırım Bursa Belediyesi’nin hazırladığı Atatürk’le ilgili Son Balo - Vals Ve Zeybek videosunu da ekliyorum buraya bir izleyin derim. Ben çok duygulandım izlerken. Sanırım Atatürk’ü canlandıranda Sümer Ezgü.

" Son Balo - Vals Ve Zeybek "

.
Senem hanımada teşekkür ederim. İzlememe vesile olduğu için...

***

Veee cuma geldi hafta sonu geldi. 2 günlük güzel bir tatil bizi bekliyor inşallah. Yazın güzelim günlerini kaçırmayalım çıkalım dolaşalım, herkese iyi bir hafta sonu dilerim.

Sevgilerimle…

"Lost"çular Yanaşın:)

Vatan Gazetesinin haberine göre 5. sezona dair tüyolar çıkmış ortaya bakın bakalım:) Daha 5. sezona vaktimiz olduğuna göre bunlarla yetinelim:)

- Dizinin yeni sezonu 17 bölüm olacak,

- Sezon 5 neden geri dönmek zorunda olduklarını anlatırken, sezon 6 geri döndüklerinde neler yaşandığını anlatacak,

- Dizide Claire karakterini canlandıran Emilie De Ravin, dizinin bu sezonunda karşımıza çıkmayacak fakat 6. sezonda tekrar diziye dönecek,

- Micheal tarafından vurulan ve Hurley ile aşk yaşıyan Libby’nin hikayesine, Desmond’un flashbacklarinde geri dönülecek ve Hurley ile neden aynı hastanede oldukları ortaya çıkacak,

- Esrarengiz ‘Blacksmoke’ dizi bitene kadar açıklanmayacak,

- Locke’un deyimiyle “Mr Eko” geri dönecek fakat bu dönüş flashback şeklinde olmayacak,

- Vahşi doğada yaşayan ve kızını yıllar sonra bulan Danielle Rousseou, geçtiğimiz sezonda ölmüş olsa da flashbacklarda karşımıza çıkıcak,

- Charlotte ve Daniel Faraday daha aktif karakterler olarak dizide yer alacaklar,

- 4. sezonda, Mr. Eco’nun John Locke’a “You’re next” (Sıradaki sensin) demesiyle Locke’un liderliği ve ölümü arasındaki bağlantı ortaya çıkacak,

- Karısı Sun’ın hamile olduğunu öğrenen Jin büyük ihtimalle yaşıyor olacak,

- Herkesi şaşırtan bir şekilde hem Jack’ın hemde Claire’in babası olduğunu öğrendiğimiz Christian Shephard çok önemli olacak ve neden bu denli önemli olduğu açıklığa kavuşacak,

- Benjamin ve Desmond 1. sezondan bu yana ilk defa aynı sahnede yer alacaklar,

- Son olarak, flashbackler ile flashforwardlar azalacak ve bir yerde ‘günümüz tarihi’ diye birleşecek…

En çok bu flashbackler ve flashforwardlar olayına sevindim. Bazen olayı çözmekte süper yardımcı oluyor ama yani fazlası zarar:) Sıkıyor, bunaltıyor... Offf offf başlasın artık ya...

Korku? Sıkıntı? Vicdan? Panik? Kendine Güvensizlik? Cesaretsizlik?

2 gündür kalp atışlarımın hızını takip edemez hale geldim. Sürekli panik halindeyim, kararsızım, korkuyorum, sıkıntıdan elim kolum kabardı, kaşınıyorum. Her şeyin ters gitmesinden, mutsuz olmaktan korkuyorum. Kendime güvenemiyorum.

Uzun süredir istediğim şey olur gibi bir durumdayım. Çeşitli postlarda da anlattım. Bu işyerimde mutsuzum, huzursuzum. Sürekli yeni bir iş arayıp duruyordum ve o iş haberi dün geldi. Duyduğum anda kabullenemedim, düşünmeden yapamam dedim, istemiyorum dedim. Ağladım. Akşama doğru kendime geldiğimde ve çevremin de telkinleriyle gidip en azından bir konuşmaya karar verdim. Gerçi onun içinde henüz izin alabilmiş durumda değilim. Yani buradaki kişilerin yüzüne ben iş görüşmesine gidiyorum diyemediğimden bekliyorum.

Sıkıntı halindeyim. Kalbim ağzımdan çıkacak gibiyim. Oranın şartları şu anki işimin şartlarından çok daha iyi gibi. Yani en azından duyduğum kadarıyla. Daha büyük bir şirket. Olanakları daha geniş. Düşünüyorum tut oldu orası diyorum. Buraya nasıl gelip işten ayrılacağımı söyleyeceğim ki. Yerime eleman bırakmaya vaktim bile olmayacak. Hadi aybaşına kadar izin alsam diğer taraftan, bu defada 2 yıldır hiç durmadan çalıştım. Artık bünyemin tatil ihtiyacı olduğunu hissediyorum. Olursa yeni işe biraz dinlenmiş başlamak istiyorum. Böyle olacağını varsaysam burada 2 günüm kaldı demek oluyor ki patronum şehir dışında bu telefonla konuşulacak şey değil. Hadi tatil olmasın diyorum bu defada bir haftada nasıl eleman bulunup da yerime bırakırım. Bir yandan diyorum bana vaat edilen şeylerin kaçı günü gününe yapıldı ki ben düşüneceğim çeker giderim diyorum. Bu defada içim rahat etmiyor. Sonuçta kendi emeğimle de olsa 1,5 yıla yakındır bu kapıdan ekmek yedim. Sonra diyorum iyi de geleceğimi düşünmek zorundayım. Burada belirli olan ve ne uzayan ne kısalan bir maaşım var, sigortam verilen sözün neredeyse 1 yıl sonrası yapıldı. Hep erkeklerle çalışıyorum. Hepsinin sinirinden, stresinden, kaprisinden nasibimi aldım. Üç kuruşa it gibi koşturup duruyorum. Belki orada her şey iyi olacak diyorum. Ama ya değilse? Diye de düşünmekten kendimi alamıyorum.

Sanırım benim sorunum yeni başlangıçlardan korkuyor olmam.

Offfffffffffffffffffff offfffffffffffffffff...

Ha tabi bide şu var bu işi ön ayak olanlar kesin gözüyle bakıyor gibiler ama belkide istemeyecekler beni. Bende sinirim stresimle kalıcam oda ayrı bir mesele ama ben yinede feci bir haldeyim.

***


Ayrıca Suna Pekuysal'ı kaybetmişiz. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Sanat dünyası için büyük kayıp. Parmakla gösterilecek kadar başarılı olan ender kişilerden biriydi. Allah sevenlerine ve ailesine sabır versin.

Sürekli Geriye Saydık Durduk. Sonunda O Güne Geldik Konduk:)


Bu defa uzatmayacağım söz.

17 Temmuz 2007 günü yayın hayatına www.tatlicadica.blogspot.com adıyla başlamıştım. Acısı, tatlısı, güzeli, çirkini burada yeterince “Kişisel” , oradan buradan çokça benden bahsettim durdum. Bugün bu mekanın, bu bloğun, bu defterin, romanın - artık siz koyun adını – yazılmaya başlanışının yıl dönümü.

1 yıl boyunca bana ve gevezeliklerime katlandığınız için hepinizi kutlamak lazım. Benim elim yettiğince, kelimelerim tükenmedikçe burası var olmaya devam edecek. Yorumlarınızla, arkadaşlıklarınızla yanımda olduğunuz için ayrıca bir teşekkür etmem gerek. Sanal alem deyip geçmemek, uzak yakın dinlememek gerekli arkadaşlıklar için. Yepyeni insanlar tanıdım. Güzel ve inşallah kalıcı dostluklar kurdum. Bana bu ortak nokta çok şeyler kattı umarım ufakta olsa size de etkisi olmuştur. Geldiğiniz, okuduğunuz için hepinize teşekkür ediyorum.

Sıpeyşıl tenks: www.tatlicadica.blogspot.com ‘un www.tatlicadica.com olmasında katkıda bulunan ve hiçbir zaman yardımını esirgemeyen ve bloğunu okumaktan keyif aldığım Ümit’e

ve,

Ne zaman başım sıkışsa yardımıma koşan, buranın var olma sebebi, olmazsa olmazı, şahsen tanışma imkanı bulduğum ve bana katlanma sabrını gösteren Meraklı Turşucu Editörüm OmAr’a

ve,

Adını tek tek saymadığım halde kendilerini ne kadar çok sevdiğimi bilen insanlara…

Hepinize saolun var olun. Beni sizler yarattınız:)

Pilot'un Karısı

Yol uzun olunca sabah işe gelişlerde ya da akşam dönüşlerde kitap okumaya çalışıyorum. Taşınma bahanesiyle ortaya çıkan bir sürü kitabı okumadığı fark ettim. İlk elime geçenle başladım.

Kitap 2000 yılında Epsilon yayınevinden çıkan ve Anita Shreve tarafından yazılan “Pilot’un Karısı” idi.

Kısaca…


Gece yarısı kapı çalındığında, iyi haber almak pek olası değildir. Kathryn de kapıdaki yabancıyı gördüğü anda ne olduğunu anlar. Bir pilot eşi olarak, yoğun bir birlikteliği uzun bir yalnızlık döneminin izleyeceğini öğrenmiştir, hatta buna alışmıştır. Ama sabahın üçünde aldığı habere hiç hazırlıklı değildir. Büyük bir mutsuzluk ve çaresizlik yaşar. Kendini toparlamaya, yaşından büyük davranan, on beş yaşındaki kızı Mattie'ye destek olmaya çalışır. Ancak çevresinde gelişen olaylar, gazetecilerin ve televizyoncuların baskısı, hayatını cehenneme çevirmektedir. Çok sevdiği kocası Jack'in uçak kazasının sorumlusu olduğu, hatta intihar ettiği söylentileri dolaşmaya başlamıştır. Kathryn, kocasının uçak havalanmadan önce neler yaşamış olduğunu öğrenmek ister. Ne yazık ki, her yeni keşfi, on altı yıllık kocasını ne kadar tanımamış olduğunu gösterecektir ona. Zaman içinde, art arda inanılmaz olaylar açığa çıkacak ve genç kadın tam bir kaosa sürüklenecektir. Ancak Shreve kahramanlarını umutsuzluğa terk eden bir yazar değil, hayatın içinde çözümler olduğunu biliyor ve bunu okuyucusuna büyük bir incelikle aktarıyor.

Fena bir kitap değildi fakat sonu gerçektende acayip şekilde havada asılı kaldı ve sanırım yazarın okuduğum ilk kitabı olduğundan yazım diline pek uyum sağlayamadım. Gereksiz ayrıntılarla kişinin kafasını karıştırıyor. Bir iki yerde de sanırım kendi yazdıklarınıda unutmuş ki tutarsızlıklar vardı. Mesela bölüm başında kazadan sonra 12 gün geçtiğini yazarken, birkaç sayfa sonra aynı bölümde geçen bir diyalogda “Kocasını dün ki uçak kazasında kaybetti. Pilot eşiydi” deniyor. Gözümden kaçmadı yani:)

Ha ama konu olarak bakıldığında güzel. Yani gereksiz ayrıntılarla uzatılmasa ve daha düzgün işlense çok çok güzel olacakmış. Yani kocasının kendilerinden başka bir ailesi olduğunu. 4 Yıl evvel kilise nikâhıyla evlendiğini, 2 çocuğu olduğunu, kendisine söylediği gibi kayınvalidesinin ölmediğini öğreniyor ve sadece bir bölümle bunu geçiştiriyor:) Hele birde kitabın arkasında “Yakınlığını hiç sorgulamadığımız, bir parçamız kabul ettiğimiz, çok iyi tanıdığımızdan emin olduğumuz kişileri gerçekten tanıyor muyuz?” sorusunu sorduğunu belirttiği halde!!!! Yani özet bölümünde diyor ya kaosa sürüklendi diye. Hiç sürüklenmişe benzemiyordu:) :) :) Yada artık ben neremle okuduyam:):):) Görememişim:)

Yani bide şu var o kadının öğrendiklerini ben öğrensem o kocam olacak adamı denizin dibinden bulur çıkartır, diriltir ellerimle boğarak ve çeşitli işkencelerle öldürürdüm ya oda ayrı:):):) Bu yabancı millet normal mi sayıyor bunu ne? :)

Tavsiye eder miyim?

Evet.

Sonuçta herkesin düşüncesi ve görüşü farklıdır. Beni tatmin etmedi. Ama belki bir başkası bayılarak okuyacak.
.
Gelecek Bölümde: Yürek Yangını - Sandor Marai

----~√V''^√~√V^√V'^~√V^√V'---------

.
Hayatttttttttt Beni Neden Yoruyosuuuuun?
.

Türk Telekom: “Biz daha kötüsünü yapıncaya kadar en kötüsü bu”


Bu bir şikayet yazısıdır. Uyarmadı demeyin sinirle yazılmıştır. Bayağı bir uzun olacaktır. Aynı zamanda kelimeler, cümleler anlamsızlaşabilir.

Sabah sabah sinirlerimi tepeme çıkaranda Türkiye’nin İnterneti yalanıyla kendini tekel gören Türk Telekom ve çalışanlarıdır.

Geçen hafta yeni eve telefon ve internet başvurusunda bulundum. Telefonunuz C.tesi bağlanır, pazartesi hattınız açılır, internetiniz de telefonunuz açıldığında bağlanır dendi.

Cumartesi telefon bağlandı. Pazartesi açılmadı. Gerekli yerlere telefonlar edildi ve yaklaşık 4 gün boyunca sürekli henüz telefonumuz açılmadı daha ne kadar sizi aramamız gerekiyor şeklinde başının etini yediğimiz muhatap olacağımız kişi bulundu.

4 gün boyunca ha bugün, ha 10 dk. sonra açılacak zırvaları sonucu nihayetinde dün açıldı telefon.

Hazır elimiz deymişken arayalım bari haberleri de olsunda hemen intenertte bağlansın dedik ama ne mümkün.

444 0 375 nolu sözde Türk Telekom İnternet Destek Hattını aradım. Yaklaşık 7-8 . denemeden sonra Bethowen ‘ın yada Mozarth’ın bildiğimiz bekletme melodisine ulaştım.

“Müşteri temsilcilerimiz diğer müşterilerimize hizmet vermektedir. Tahmini bekleme süreniz 2 dakikadır.”

Bekle bekle bekle sonunda muhatap birine ulaşabilme şerefine nail oldum. Ama ben derdimi anlatırken arkadaki ve hatta telefonun başındaki şahısın gülme efektleri de çok net kulağımdaydı. Yani bu kadar ciddiyetle yapılıyor iş. Biz yaklaşık 10 dk. Mozarth, bethowen dinlerken. Arkada onlar geyik, goygoy.

Neyse derdimi anlattım. Sonuç;

“Aslı hanım başvuru gözükmüyor.”

Benim ufak çaplı kriz ayaklanmama rağmen. Sorunu bilmem nereye iletti en kısa sürede çözülecekmiş.

Ve bugün.

Dün ki aynı seromoni. Süresini saymadığım kadar beklemeler. Müzik dinlemeler ve bu defa en azından gülmeyi bırakıp işini yapabilecek zahmeti gösteren bir muhatap.

Derdimi anlattım. Bilgilerim kontrol edildi.

Ve süprizzzzzzzzz

“Aslı hanım başvurunuz henüz dün yani 10.07.2008 tarihi itibariyle gerçekleştirilmiş. Şu an ıvırzıvır bilmemneniz gözüküyor ama hattınız aktif hale getirilmemiş.”

Bu defa saz elimdeydi söylendimde söylendim. Bir hafta zaten beklemişim şimdi haftaya kadar keyfinizimi bekliyeceğim tarzında 3-5 cümleden sonra baktım. “Hemen de açılabilir. Haftaya da kalabilir.” Dedi karşımdaki şahıs. Ben inandım mı? Hayır asla eminim çarşambayı bulur yine.

Tüm sinirimle kapattım ve işte buradayım. Şimdi içimden elli bin tane şey söylemek geçiyor ama sansürlüyorum kendimi.

Bu tamamen TTNet denilen kurumun ciddiyetsizliği, sözde kaliteli hizmeti, sözde müşteri memnuniyetidir. Müşteriye verdikleri değer budur. Ama zaten Türkiye’nin internet hizmetinin tekeli oldukları için bekletmişler, sorunları gidermemişler önemli mi? Ne de olsa internet kullanmak isteyen mecbur onlara. İsterlerse açarlar isterlerse kaparlar. Dünya neredeyse bedava kullanırken biz onlar sayesinde en pahalısını kullanmaya mecburuz nede olsa. Yersek yani. Ya bu deveyi güderiz ya da interneti başka yerden sağlarız. Bu mudur olay. Aynen budur.

Televizyonlara, gazetelere, dergilere, radyolara reklam vermekle olmuyor bu işler. Eğer kaliteyse verdiğin hizmeyle kalite sağlarsın.

Bana kalsa bugün iptal ettiririm ama amlesef olmuyor işte. Tek kullanan ben değilim.

Şu saat itibariylede herhangi bir gelişme yok. Beklemiyorumda zaten.

Neyse haftasonuna girerken bu haftanın Top 5’ini yapmaya karar verdim.

1. Gün başında ve sonunda Deniz’imin gülüşü.
2. Beylikdüzü
3. Verilen 700 gr.
4. 145 M ve klimalı otobüsler.
5. Sezen Aksu Yol Arkadaşım.

Hepinize iyi hafta sonları.

Malum yukarıda bahsettiklerim sebebiyle yokum:)

Sevgiler...

Ps. Resim için kusura bakmayın ama şu an duruma en uygun resim buydu. Buradan alıntı.

Atatürk Suçlu..!


Atatürk Suçlu..!

Sağa sola bakıyorum, gazete, kitap, dergi okuyorum; Atatürk'e saldırı, taşlama, yergi, eleştiriden geçilmiyor; anlıyorum ki Atatürk büyük suç işlemiş...

Niçin?

Çünkü dünya görüşünde, evrene bakış felsefesinde, ideolojik içeriğinde 'Aydınlanma' yı yeğlemiş Atatürk, 'Akıl inançtan, bilim dinden bağımsızdır' demiş. A benim canım Mustafa Kemal'im, uygarlığın ışığına neden yüzünü dönersin? İran'a bak, Suudi Arabistan'a bak!.. Bırakaydın, bağnazlığın dipsiz kuyusunun bostan dolabında dönenseydik. En büyük suçunu 'Gerçek yol gösterici bilimdir' diyerek işledin.

Atatürk suçlu...

"Vatanın bağrına düşman dayamışsa hançerini" Gazi Paşa görmezlikten geleydi; "İngiliz muhibbi" olaydı, "Amerikan mandacılığı" na sarılaydı; "Ya istiklal ya ölüm" deyip ortalığa atılarak pişmiş aşa neden soğuk su kattı?

Atatürk suçlu...

Osmanlı, Sevr Antlaşması'nı kuzu kuzu imzalamışken bizlere Konya Ovası yetmez miydi? Denizi zaten sevmeyiz, dağların gerisine çekilip bozkırda otururduk. Eloğlu vatanın minarelerine çan takar, bizim cami yaptırma dernekleri de Haymana bölgesinde çalışmalarını yoğunlaştırırdı. Nemize gerek İstiklal Savaşı? Nemize gerek İzmir, Aydın, Edirne, Çanakkale, İstanbul? Nemize gerek Lozan, a Mustafa Kemal Paşa?

Atatürk suçlu...

Sevgili Mustafa Kemal, kadın hakları senin neyine? Bak, şimdilerde genç kızımız başına türban dolarken sana da verip veriştiriyor. Yurttaşlık Yasası çıkardın, erkek karısını iki sözcükle boşayamıyor; ama kadın kara çarşafa girip sana beddua ediyor. Hukuk devrimini neden yaptın Kemal'im?

Atatürk suçlu...

Çünkü cumhuriyeti ilan etti. Haydi padişah efendimize kıydı, hilafete neden dokundu? Laik devletten daha büyük günah olur mu şu dar-ı dünyada Gazi Kemal'im?..

Atatürk suçlu...

Osmanlı'nın cengâverliğinden bizi soyutladı; 1923'ten bu güne "Yurtta barış, dünyada barış" diye yaşamak erkekliğimizi öldürmedi mi? Biz korkak mıyız a Gazi Paşa? Savaşçılıktan nasıl vazgeçeriz? Senin en büyük suçun barışçılık değil mi?

Atatürk suçlu...

Çünkü 1923'te kurulan cumhuriyete 1925'te başkaldıran Şeyh Sait 'e el sürmeyecekti; hilafetçi Said-i Nursi 'yi başkente buyur edip devletin başına oturtacaktı. On bir yıl süren savaşlardan sonra temelini attığı devleti, İngiliz işbirlikçisi şeyhlere, aşiret reislerine, seyyitlere lokma lokma sunarak, parça parça edecekti. A benim Mustafa Kemal Paşam, ayaklanmalara karşı neden beyaz teslim bayrağını çekmedin de üstlerine yürüdün?

Atatürk suçlu...

Öyle bir cumhuriyet kurmuş ki, bir türlü yıkılmıyor. 21'inci yüzyıla yaklaşıyoruz, devleti Amerika'ya teslim edemedik, parçalayamadık; bu yüzden Gazi'ye çok kızıyoruz, cumhuriyetin harcını sağlam karmış diye öfkeleniyoruz.

Atatürk suçlu...

Yetmiş yıl önce bağımsız bir cumhuriyet kurmuş, bize bırakmış; yarım yüzyıldan beri laik cumhuriyeti çağdaş demokrasiye yakışır bir düzeye getiremedik; bu yüzden öfkelendikçe yarım yüzyıl öncesine dönerek Atatürk'e veriştiriyoruz.

Atatürk suçlu...

Çünkü canım Mustafa Kemal, bizim adam olacağımızı sandı, biz cüdam olduk; başımızı dik tutacağımıza, Ortadoğu'da "süper yabancı devlet" in taşeronluğuna soyunduk; içimizdeki aşağılık duygusunu Atatürk'ü eleştirerek gidermeye çabalıyoruz.


Yazanın uzun olacağa benzer notu: Bu bana mail olarak geldi ve bende bunu benim yada bizim gibi düşünen insanlara yolladım. Yeri geldi öfkeli geri dönüşler aldım, yeri geldi Senem Hanım gibi duyarlılık gösterenlerde.

Burdada paylaşıyorum çünkü nereye gittiğimizi bilmez bir hızla yol almaya devam ediyoruz . Ve ailemin geleceğinden, kendi geleceğimden, ileride doğabilecek çocuklarımın, yeğenlerimin, kuzenlerimin, torunlarımın geleceğinden korkuyorum. Aslında uzun zamandır bu tip konularda yazı yazmamaya çalışıyordum artık içimde tutamadıklarım var. Yine bu yazı oldukça sansürlenerek yazılıyor şimdi tarafımdan. Atatürk'e dil uzatanlar, onu hain gibi görenler ve bunları hiç çekinmeden dile getiren insanları unutmamalı ki onlar şimdi bunları söyleyebiliyorlarsa Atatürk sayesinde, onlar bugün evlerinde oturduklarında ezan sesi duyabiliyorlarsa, başları kapalı dolaşabiliyorlarsa, sokaklara çıkıp gezebiliyorlarsa, okuyabiliyorlarsa, kanuni haklarını kullanabiliyorlarsa, başlarına geçecek insanları, umut bağladıkları insanları kendi özgür iradeleriyle seçebiliyorlarsa yine onun sayesinde. Çıkıp ona ve yaptığı devrimlere dil uzatabilenler, adlarının önündeki bir takım sıfatlara sahip olabiliyorlarsa yine onun sayesinde. Ben bugün burda bunları yazabiliyorsam, konuşabiliyorsam, okuyabiliyorsam, istediğim gibi giyinip sokağa çıkabiliyorsam, çalışabiliyorsam, ayaklarımın üzerinde durabiliyorsam onun sayesinde olduğunu biliyorum ve elim erdiği, aklımın yettiğince bıraktığı mirasına sahip çıkmaya çalışabiliyorsam yine onun sayesinde.

Herkesin dini, dili, düşüncesi,yaşayışı farklı olabilir ama biz birbirimize saygı duymayı bilmediğimizden bugün bu şekilde yaşamak zorunda kalıyoruz, endişeleniyoruz ve birbirimize düşüyoruz.

Aslında daha çok söylenecek şey var ama neyse... Amacım kimseye yandaş olmak, kimseyi yerip, kimseyi yüceltmek değil. Bunlar aklımın içinde dönüp dolaşan cümlelerin bir kısmı... Gelebilecek tepkilere ve düşüncelere de nezaket çerçevesi içerisinde açığım. Herkesin düşüncesine, yaaşyışına, inancına, diline saygım sonsuz...

Yazarın uzun olacağa benzeyen notunun notu: Aradığınız yazara önümüzdeki 10 gün içinde ulaşamazsanız ya başına birşey gelmiş yada çok konuşmaktan dolayı içeri alınmış olabilir.

Zira zor ve karmaşık günlerden geçiyoruz. Hiçbirimizin yeri sağlamda değil...

Paranoyak yazarın notu: Acaba telefonum dinleniyor mudur?, Maillerim takipte midir? Gidip evdeki Nutuk'u gömsem mi? Kardeşime söyleleyim de bilgisardaki resimlerimizi cdlere doldursun:):):):)

Büyümek Herkesin En Güzel Hikayesidir...

Büyümek zordur.
Oyuncakların eline küçük gelir, kocaman sandığın evler küçülür, büyük sandığın şehirler küçülür.
.
Büyümek güzeldir.
Hangi elmayı ıssırdın, hangi mantarı yedin bilmezsin.
Gidilecek şehirler yaşanacak aşklar, tadılacak günahlar, isyanlar yapılacak tatlı yanlışlar vardır.
.
Büyümek herkesin en güzel hikayesidir.

Oooo-nay-lı-yorummm:)

Bu Recep'in Tavuğu serisi süper olmuş. 2. filmi beklerken bizim kıllı kahramanı yeniden görmek güzel oldu. Zaten reklamlara bebekliğinden beri hasta olan bir insan - ben- için ve reklam severler için yapılmış hoş bir kampanya olmuş ki Recep İvedik gibi bir kahramanla daha iyi bir tanıtım yapılamazdı.

Bide yorum kondurayım;

Birinci reklamda ki "kafsında koca koca sarı boynuzlar, selocan özentisi"

Ve

.
İkinci reklamdaki "Söyle Bebişim" ve "Oooo-nay-lı-yorummm" bitirdi beni.

.
Ama şunuda söylemeden geçemeyeceğim. Yine bir takım kişiler reklama alınmış, kırılmış, tepki göstermiş, sinirlenmiş. Bunlara kafalarını takacaklarına kendilerine Tükiye'nin diğer sorunlarına kafalarını takıp, onlara tepki göstermelerini tavsiye ediyorum. Hatta olaylar ne diye hatırlayamayanlar varsada seve seve hatırlatmada bulunabilirim.
.
Bknz.
.
Kapatma davaları, yıllarını Türk ordusuna vermiş insanlara, vatanı için çalışan insanlara terörist damgası yapıştırılmaya çalışılması, dünyanın en pahalı benzinini kullanıyor oluşumuz, dünyanın en pahalı internetini kullanıyor oluşumuz, sesimiz çıkmıyor diye sürekli sömürülüşümüz, elektriğie gelen kazık zamlar, suyumuzun tükenmişliği, İstanbul'un su sorununu çözdük önümüzdeki 40 yıl su ihtiyacımız yok diyenlerin bugün çıkıp suyumuzun bittiğini söylemeleri, onca harcanan paranın nerelere gittiğini sorgulayan hiçbir insan kalmadı. Recep İvedik'in seans parası için söylediği "Yuh" kelimesinemi kafayı takıp, bozulup tepki gösteriliyor. Dış borçlar almış yürümüş, kardeş kardeşi öldürüp bıçaklayıp, bankaların altından delikler kazılıp soyulurken hiçbir derdimiz kalmamıştı. Aman efendim ne büyük bir devlet meselesi. Ne büyük bir sorun. Haydi tepkimizi gösterelim.
.
Ya konu bir reklamdan nerelre geldi. Neyse diyende gitti... MAzallah bizide alırlar filan Ergenekoncu diye:)


Taşınmanın Ardından...

Taşındık şükür ki bitti. Gerçi taşındık taşınmasınada bir türlü alışamadık. Kendimizi sayfiyeye gelmiş gibi hissediyoruz. Deniz de olsa tam tatillik mekân. Sanki bir süre kalıp dönecek gibiyiz. Orası sanki bir Bodrum, Şarköy, Antalya… Gece çık dolaş kimsenin umurunda değilsin:) Zeytinburnu’nun keşmekeşinden, kalabalığından sonra burası çok ferah, çok temiz kaldı. Pencereler apartmanlar iç içe değil, yanda ki “zort” dese duymuyorsun, temiz, düzenli, tertipli. Varsa niyetiniz hiç durmayın taşının Beylikdüzü’ne. Ama soğuk. Cidden millet akşamları 25 derece ve nemle boğuşurken biz balkonumuzda tavla oynayıp, çekirdek çitliyoruz. Şal eşliğinde:) Üşüyoruz. Gece cam kapı kapalı yatıyoruz… Deniz hasta bile oldu. Düşünün yani:)


Apartmanda deseniz her şey var. Güvenlik var bir kere gelen giden ondan soruluyor. İzni ve iznimiz olmadan kapımıza sinek uçamıyor. Bahçede deseniz oturmuş gitar çalan yeni yetmeler mi istersiniz. Birbirlerinin orasını burasını mıncıklayarak kahkahalarla gülen koca herifler mi istersiniz. Seksek çizip oynayan erkek çocuklar mı istersiniz bilmem yani:)

Cıvıl cıvıl tam yazlık havası. Mangal ve rakı seanslarına henüz geçmedik. Onları da deneriz ferah ferah:)

Kısacası güzel bir yer ve mutluyuz:)

Taşındım... Dönücem...

YorgunuM, yorgunsun, yorgun, yorgunuz, yorgunsunuz, yorgunlar => çünkü taşınıyorlar…

UykusuzuM, uykusuzsun, uykusuz, uykusuzum, uykusuzsunuz, uykusuzlar => çünkü taşınıyorlar…

İzin almalıyıM, izin almalısın, izin almalı, izin almalıyız, izin almalısınız, izin almalılar => Ki taşısınlar… ( An itibariyle zor oldu ama alındı)

Şu sıralar en çok kullandığım kelime sıralaması…

Yarın itibariyle pazartesiye kadar olmayacağım… Yaklaşık 15 günlük taşınma maratonun son ayağını bugün gerçekleştirdiler ve kısmetse bu gece yeni evimizde uyuyacağız…

Henüz evimizi, odamı görebilmiş değilim… Yani nereye taşındığımı bile bilmiyorum ama tebdili mekân hesabı süper oldu bu olay… Yorgunlukları artık tatlı yorgunluklar diyip geçiştiriyoruz…

Yeni postları yeni evimizden, yeni odamdan yazmak dileğiyle…

***


Bugün Regaip kandili… Hepinizin kandilini en içten dileklerimle kutluyorum… Allahım nice hayırlı kandiller nasip etsin…

***

Ve birde blog sayesinde tanıştığım ve görüşme imkânına sahip olduğum canım Sibel Ablamın doğum günü bugün. Nice senelere Sibel ablacım:) Allah mutlu, huzurlu, sağlıklı, çoluklu çocuklu, evli barklı bir ömür nasip etsin sana…Elbette ki hayırlısıyla… İyi ki varsın... İyi ki tanıdım seni... Arayacağım dedim ama artık akşama:)

***

Taşınma vasıtasıyla sözler vermişim ve verdim… Kayıt altına alayımda unutmayayım:)

Asena => Bolkonda kafa çekme operasyonu...
Serkan => Rakı, çiğköfte…
İrem ve Yasemin => Balkonda enfes kahvaltı…
Ömer => Kıymalı börek…

***

Neyse işte yarın yokum işimi gücümü halledeyim de çıkayım. Güzergâhım değişti… Uzun bir yolculuk var önümde…

Hepinize iyi hafta sonları…

Sevgilerimle…



Kankİtom'a...

Yol arkadaşım gördün mü,
Duydun mu olup bitenleri
Kıskanıyor insan bazen, çekip gidenleri
Yalnızlaşmışız iyice
Üstelik de alışmışız
Hiç beklentimiz kalmamış
Dosttan bile
Korkular basmış dünyayı
Şimdi bir semt adı “vefa”
Kutsal kavgalardan bile kaçan kaçana
Anlaşılır gibi değiliz
Tek bedende iki kişiyiz
Hem yok eden, hem tanık
Esaslı karmaşa
Ben sana küsüm aslında, haberin yok
Koyup gittiğin yerde kötülük çok
Kime kızayım, nazım senden başka kime geçer
Benim sensiz kolum, bacağım, ocağım yok
Sen esas alemi seçtiğinden beri
Ben o saatte bittiğimden beri
Dünya bildiğin gibi dünya dönüyor işte
Uzun uzun konuşuruz bir gün son İstanbul beyi
.
- Yol Arkadaşım Nerdesin?
.
Sezen Aksu'nun yeni albümü Deniz Yıldızı'nın en güzel şarkılarından biri. Onna Tunç için yazılmış süper bir şarkı. Sözleriyle, müziğiyle...
.
Esas aleme göçüp giden bir dosta yazılmış ama herkesin hayatta bir yol arkadaşı olduğuna eminim. Allah onları yanımızdan eksik etmesin...
.
Uzakta olsan bile her derdimde, her sıkıntımda manen yanımda olduğun için şarkı sana gelsin canım "Yol Arkadaşım" Kankitom...

Nasıl Yenildiniz? - Tarih Bazen Sadece Kaybedeni Yazar:)

Sabah: 10.00

Santra Aslı oluşumda dün akşamla itibaren geçici süreyle sona erdi sanırım:)

Malum çok sevgili Milli Takımımızın sözde çok güçlü(!) Almanya’yı yenememesi sonucu elendik. Feci kızgınım. Aferin çocuklar, Bu millet size hayran, Asıl galip sizsiniz zırvalarınıda bir yere bırakmak lazım.

Akşam ki maç gerçektende alınamayacak bir maç değildi. Turnuva boyunca oynadığımız en şahane futbolu oynadık. Hücuma çıktık, pres yaptık, koştuk, oynatmadık, oyun kurmalarına izin vermedik, onlar topu havalandırdı bir doksanlık adamların arasından çekip aldık. Sözde makine düzenine ait anlayışla oynayan Almanların düzenini bozduk.

Sonuç: Almanya 3, Türkiye 2.

Nasıl kaybedebildiler hala aklım almıyor. Adamlar 9 defa hücuma çıkıyorlar 3’ü gol oluyor. Nerde defans?, nerde kaleci? Kızgınım hem de öyle böyle değil. Yani akşam “Allah var iyi oynadılar” diyen babama ya “Bırak Yaaaaaaaa, ne bu şimdi? ” diye bağıracak kadar kızgınım. Hala geçmedi sinirim. Şu halde feriştahı gelse de geçiremez.

Adamlar sahaya akıllarında “aman bunlar mucize hesabı maç kazanan, sakatlar dolusu bir takım, biz antrenman yapıyormuş gibi alırız bu maçı” diye çıkmışlar belli. Hızlı başlarız hesabı yaptılar. Ama daha ilk dakikalardan şoka uğradılar. Almanlar peşlerinde kuçu kuçu top kapmak için koşturan adamları beklerken aynı duruma düştüler. Panik oldular. Sürekli topları kale önlerinden uzaklaştırmak için çırpındılar. Baktım hücuma çıkıyoruz. Dedim bu maçı alırız biz. Sonra gol geldi. Ama koca turnuva boyunca akşamki skorla birlikte toplamda 13 dk. galip kalabildik. Daha golün dumanı üstünde tutarken adamlar saçma sapan bi golle beraberliği yakaladılar. Bizimkiler bırakmadıkça hayret dedirttiler.

Sonra o çok sevgili Rüştü(!)nün çok şahane hareketi(!) geldi. Ya adam sen hiç mi akıllanmazsın?. Aynı şekilde daha bir maç önce gol yemişsin. Yok, huylu huyundan vazgeçer mi? Adamlar acır mı? Adamlar ciddi şekilde 3. kez kaleye geliyor 2 gol. Olmaz bu maç böle biter ben bi yüzümü yıkayayım derken. “Semihhhh ve golllll” seslerine koştum yok artıktı yani. Maçın bitimine 2 dk. kalmış. Defansa çekilmelerini beklerken bizimkiler gittikçe gitti. Ya gel koru skoru oyun üstünlüğün var uzatmalarda kesin alırsın yok. Adam göstere göstere son dk’da 3 kişi arasından attı topu ya. 3 kişi arasından. Hadi dedim olmayacak şey değil yaparsınız, nerdeyse penaltı noktası üstünden serbest vuruş kullanıyoruz. Sadece ilk maçta oynamış formsuzların, beceriksizlerin kralı Tümer topun başında dikti resmen topu ya.

Offffffffff valla öyle böyle değil. Söylenecek çok şey var. Söyleyecek hiç bişey yok. Tamam helal olsun. Renk kattılar. Unutulmayacak heyecanlar yaşattılar. Sevindirdiler. Ama bunu yapmamaları lazımdı. Alamayacakları bir maç olsa içim yanmadan derdim adamlar kuvvetliydi. Sakat, cezalı çoktuda yenildiler. Ama değildi az ağırlık verseler, az defansta dikkatli davransalar. Çok becerikli Rüştü az daha kale içinde durmayı becerse bugün adımız finale yazılmıştı. Hak etmişlerdi. Gerçi Almanya maşallah hakemlerle de iyi götürdü ya işi neyse. En nefret ettiğim şeydir hakem bahanesi.

Bide yetmezmiş gibi maç bitince yerlere yatıp ağlamadılar mı gel de sinir olma. Kaldır başını gir soyunma odana. Allah Allah.

***

Akşamüstü 17.30

Sanırım fazla sinirliymişim sabah bu satırları yazarken. Dün gündüz yaşadığım sıkıntılarında neticesinde maşallah döktürmüşüm:)

Tamam, kabul şahaneydiniz, muhteşemdiniz. Birincinin adı unutulur ama sizin ki asla. Turnuvaya renk kattınız. Biraz şansınız, biraz gücünüzle bizleri buraya kadar getirdiniz. Zor zamanlarda bizi bir arada tuttunuz. Ülkemizi, bayrağımızı bu yola baş koymuş daha evvel mücadele etmiş insanları şereflendirdiniz. Her güzel şeyin sonu vardır. Buraya kadar gelmekte bir başarıdır. Tüm Milli takımımızın her oyuncusundan, teknik ekibinden, malzemecisine kadar herkesi tebrik ederim.

Bu ülke sizinle gurur duyuyor.

Keşke yukarıdaki resim tam tersi olabilseydi ama kısmet.

( Taksim’delermiş. Gitsem mi acaba:) Bu arada feci dengesizmişim sabahla şimdi arasında nasılda fark var)

Kategori başlığı Yorum olarak kaydedilmiştir.
Yazıyı Email Gönder Yazıyı Email Gönder

1 Yorum Var »

:):)

Ağustos 28th, 2008 | 22:57
Bu Blog Hakkında Yorum Yaz

Yorum