
sLn tarafından sahiplenilmiştir.
Açıklama :
Rss : slnnn.blogspot.com/feeds/po…
Kategori : Kişisel
Etiketler : kişisel spor edebiyat Rock Müzik sinema Tiyatro
Ad : selin
Soyad :
Kullanıcı adı : sLn
Hakkında :
sLn
* Yaş: 22
* Cinsiyet: Kadın
* Yer: istanbuL : Türkiye
Hakkımda
Her tarafta kendimi anlatmıyor muyum zaten? Bir de burada mı anlatayım? Herkes kadar normal, herkes kadar tuhafım işte, konunun Fenerbahçe olduğu noktada anlamını yitirir bütün gerçeklerim, okumayı-yazmayı deliler gibi severim, müzik dersen cevabım “rock!” olur, “rock” dersen Pink Floyd’la başlarım, uzar gider listem.. İstanbul yaşamıma anlam katan en temel şeylerden biri galiba, İstiklal, Ortaköy… Sinema, tiyatro ya da edebiyat dersen herhalde “tutku” gibi bir şey derim, hem Redkit’imi severim hem Robert Langdon’ımı. Siyah var bolca hayatımda, ama siyah benim için en önemli renk, depresif bir şey olarak algılama, mavi var, sarı var lacivertin yanında, yeşil var biraz da… Birkaç dostum var herkesten ayrı tuttuğum, bitmesini beklediğim ama ne işime yarayacağını henüz bilmediğim iki okulum var, hayatın beni nereye götüreceğini bilmiyorum, ama artık bilmeyi istiyorum. Sadece biraz huzur istiyorum hayattan, hayatını zengin koca arayışı ve alışveriş üzerine kuran kızları kıskanıyorum, çünkü düşünebilmenin aslında bir lanet olduğunu iyi biliyorum. Aşığım işte bir de. Daha ne olsun ki… Var mı bana bir diyeceğin?
Meraklar :merak olmasalar da.. sLn: , Fenerbahçe , sinema , tiyatro , edebiyat , rock , Orhan Veli , cola , nescafe , Elif Şafak , Dostoyevski , vişneli soda , çikolatalı gofret , Yiğit Özgür , İstiklal , Ortaköy , Beyoğlu , Johnny Depp , Ersin Karabulut , Lost , uykusuz , penguen , heroes , cnbc-e , Tolkien , Pink Floyd , Demir Demirkan , Dan Brown , Adam Fawer , yağmur , yağmurda yürümek , Beyoğlu’nda kar , Yavuz Çetin , Zardanadam , yazmak , okumak , filmler , kitaplar , dil öğrenmek , dünyanın her bi köşesini görme hayali , italya/italyanca hayalleri , Jack Nicholson , Lost teorileri , tarih , fotoğraf çekmek , coğrafya , felsefe , psikoloji , az biraz fizik , waffle , ortaköyde kumpir , e2 , ntv , yeşil bi dünya hayali , imdb , 1907ünifeb marmara , ruffles maximum peynir soğan , vişne suyu , minimum uykuyla yaşamaya çalışmak , amatör rock gruplarının peşine takılmak , Shakespeare , Tim Burton , Türk-Rus-ingiliz-fransız edebiyatları , çikolatalı kek yapmak , çiçek yetiştirmek , geçmişi geçmişte bırakamamak , hayata dair güzel şeyler düşünüp kendini kandırmak , iyi kötü bütün duygularını kendine saklamak , iyi arkadaşlarla zaman geçirip eğlenmek , birkaç iyi dost , çok sevilen birkaç insan , istiklal’de yürüyüp düşünmek , bilgisayarın msn ve explorer dışındaki özelliklerinden sonuna kadar faydalanmaya çalışmak , kız başına bilgisayarın içini açıp kurcalamak parçalar eklemek çıkarmak değiştirmek , converse , south park , seldayla onion rings yemek , Eda’nın kurabiye dükkanını heyecanla beklemek , cihangir’de kendini iyi hissetmek ama nedenini bilmemek , her şeye dair bir umut saklamak bi yerlerde , aslında bir çok şeyin açıklamasını bilmek ama söyleyememek , şu an konuya örnek verememek çünkü çok açık olacağından korkmak , 128 , kadıköy-eminönü vapurunda karlı havada bile dışarda oturmak(sonuç ağır grip) , yolda gidip gelirken martılarla muhabbet etmek , insanların tırsmasına sebep olmak(ben deli değilim) , sevmediği insanları görünce görmemiş gibi yapmak , bazen heyecanın dibine vurmak , inatçılığın suyunu çıkarmak
Profilin Devamı >
~voodoo girl~
But she knows she has curse on her,
A curse she cannot win.
For if someone gets
Too close to her,
The pins stick farther in.
"A rainy night in Paris"

Müziklerimin olduğu klasöre nereden nasıl geldiğini bilmediğim şarkılardan birine takıldım yine bir gece vakti. 3-4 gündür de dönüp dönüp dinliyorum. Şarkının ismi "A rainy night in Paris". Bir iki kelime yazmak istedim de bir türlü içime sinmedi yazdıklarım. Ben de vazgeçtim. Şarkı yeter galiba...
Diyor ki:
It's a rainy night in Paris
And the harbour lights are low
He must leave his love in Paris
Before the winter snow.
On a lonely street in Paris
He held her close to say
"We'll meet again in Paris
When there are flowers on Champs-Elysees."
"How long" she said "how long
and will your love be strong
when you're across the sea
will your heart remember me?"
Then she gave him words to turn to,
When the winter nights were long
"Nous serons encore amoureux
avec les couleurs du printemps"
"And then" she said "and then
our love will grow again."
Ah but in her eyes he sees
Her words of love are only words to please...
And now the light of Paris
Grow dim and fade away
And I know by the light of Paris
I will never see her again...
Sherlock Holmes
Sonunda izledim ve çok beğendim.
:)
Şubat işkencesi
Yılın en gıcık olduğum zamanlarından biri daha geldi sonunda!
Yılbaşı gecesinin kutlanmayı gerektirecek bir özelliği yok gözümde, yılın o zamanına aslında sinir olmam pek ama "yılbaşı gecesi ne yapacaksıııın?" sorusundan nefret ederim. Değişik bir şey yapmak zorunda hissetmiyorum kendimi.
Dünya Kadınlar Günü'nün kadınlara pahalı hediyeler aldırma, daha fazla makyaj malzemesi satma gibi amaçlarla kullanılmasına kılım. Ah bir de unutmamamız gereken tek taş yüzükler var!
Dini ve milli bayramlarla bir alıp veremediğim yoktur, severim onları. Doğum günlerini severim...
En sevmediklerim arasındaysa en başta gelen kesinlikle sevgililer günüdür. İnsanların kutlamasıyla bir problemim yok, herkes istediğini yapar tabi ki ya da ne bileyim "yılın her günü bizim günümüz ıdı vıdı" geyiklerinde de değilim. Sadece bazı şeylerin bize bu derece dayatılmasına gıcığım.
Hem kalp şeklinden hem de kırmızı renkten haz etmeyen biri olarak yılın bu zamanı evden çıkasım gelmiyor mesela. Hâlâ kırmızı kalpli yastıkları sevimli bulanlar olmasına da şaşırıyorum bir yandan.
Şu ara yine her yer kırmızı, üyesi olduğum alışveriş sitelerinden ya da benzer yerlerden gelen bütün maillerin konusu sevgililer günü...
Ben fazla ısrarcı olunduğunda fikri değişmeyen, tam tersine daha çok soğuyanlardanım. Acaba sadece bana mı bu etkiyi yapıyor sevgililer günü denen şeyin bu kadar çok gözümüze sokuluşu?
Erkekler genelde böyle günlerin kutlanmasının suçunu kadınlara atarlar. İnsanların ilişkilerine burnumu sokmak adetim değildir, o yüzden hangi tarafın dayatması sonucu bunu kutluyorlar bilmiyorum ama genelleme yapılmamalı bence. Benim gibi gıcık olan hemcinslerim vardır muhakkak...
Etrafımızda uçuşan kalplerle kıpkırmızı bir dünyada yaşama fikri canımı sıksa da 15 Şubat sabahı hepsinin biteceğini bilmek içimi rahatlatıyor. Kurtuluşa 10 gün kaldı.
Tam da bunu yazarken gelen maildeki cümle aslında neden nefret ettiğimi tek başına anlatabilecek güce sahip: "Bir hediye seçin, yeniden aşık olsun."
Kendilerine cevap olarak diyorum ki: "Böyle aşık olacaksa hiç olmasın daha iyi!"
Deli
Tatil, tembellik, dinlenme, keyif planları yaparken ilk darbe "üst solunum yolu enfeksiyonu"ndan geldi. Bu enfeksiyon gelirken yanında şahane bir mide bulantısı+ağrısı da getirdiği için tatilin ilk günleri yatarak geçti yine...
Neyse, toparladık, geçti.
Arkasından bir sabah vakti House'un son bölümünü rar'dan çıkarmaya çalışırken donan bilgisayarım bir daha açılmadı. Bildiğimiz yollarla formatı da yemedi. "Ayyy napıcazz şimdiiii" paniği içindeyken sevgili Melankolikdeli imdadımıza yetişti.
Kendi işimizi kendimiz görmeye alışmıştık ama bu kez kendi başımıza kurtarmayı beceremeyeceğimiz bir noktaya gelmiş zavallı bilgisayarım. Sağ olsun delinin komutları sayesinde bunu da atlattık.
Format sonrası anneyle yaşadığımız diyaloğu paylaşacağım şimdi sizinle:
Anne: Ne oldu, hallettiniz mi?
sLn: Vallahi bu sefer halledemiyorduk az kalsın ama arkadaşın yardımıyla hallettik.
Anne: Kim o arkadaş, deli dediğiniz mi?
sLn: Hıı evet.
Anne: O olmasa yapamıyormuşsunuz bak, bir de hâlâ deli diyorsunuz.
:))
Şimdilik her şey yolunda, ben bir yandan hastalık sonrası kendimi toplamaya uğraşırken bir yandan da format sonrası bilgisayarı toplamaya uğraşıyorum. Hasta yatarken kafamdan onlarca yazı yazdım yine, üşenmezsem burada olurlar yakında.
Melankolikdeli'ye ya da bizim tembellik ederek kısaca deli dediğimiz şahsiyete bir kez daha teşekkürlerimizi sunarız :)
Tatil başlar...
Sonunda tatil!
6 ayın yorgunluğu 9 günde atılır mı, daha doğrusu o 6 ayda yapılamayan şeyler 9 güne sığar mı bilmiyorum ama hiç yoktan iyidir değil mi?
Yorgunum. Ama fiziksel yorgunluktan çok psikolojik yorgunluk var. Geçen 6 ayı bir düşündük de bugün, gerçekten epey şey yaşamışız. Anlatmaktan hoşlanmadığım için çok basit şeyleri abarttığım sanılsa da gerçekten aklımın almadığı şeyler gördüm. Ama iyi oluyor bir yandan. İnsanları tanıyorsun, başına gelebilecekleri görüyorsun falan filan...
Kafamda yine tatil için plan listesi oluşturdum ve her zamanki gibi o planların gerçekleşmeyeceğini biliyorum :) Olsun, plan yapmak yine de güzel bence!
Canımı sıkan şeylerden kendimi kurtarmam gerek. En azından aklımı biraz boşaltsam hiç fena olmayacak gibi. Tam tatil öncesi yine sinir bozucu şeyler olmuş olsa da artık umursamamaya alıştım sanki.
Böyle bir huyum var benim. Olan şeyler ya canımı çok fazla sıkıyor ya da hiç umursamıyorum. Ortası yok. Bir süre çok fazla sıkıldıktan sonra bir anda yoklarmış gibi davranmaya başlıyorum. İyi bir şey midir bilmem.
İstanbul'a gezmeye gelmiş turistler gibi her tarafı dolaşasım var yine :) Hemen planı programı yapmalı!
En sonunda dinlenebileceğim, ben mutlu olmayayım da kim olsun :P
doğru zaman

Okuduğum romanın kadın karakteri erkek olan için diyor ki; "Onunla doğru zamanda ve doğru yerde karşılaşmak harika olurdu".
Durdum düşündüm bir süre. Neydi şu doğru zaman dedikleri ya da doğru yer diye bir şey var mıydı gerçekten?
Benzer bir cümleyi ben de duymuştum hayatımın bir döneminde, hatta belki söylemiş bile olabilirim birilerine. Uydurulabilecek bahanelerden belki de en kötüsü gibi geldi şimdi düşününce.
Ben doğru zaman olmasını istedikten sonra herhangi bir şey engel olabilir mi bana ya da ben bir şeyin olmasını gerçekten istiyorsam doğru zamanda olmamamız gibi bir bahane söz konusu olabilir mi?
Daha 20'li yaşlardayken "daha önce karşıma çıksan her şey çok güzel olurdu ama artık benim için çok geç" triplerine girmemizin nedenini düşündüm, mantıklı bir açıklama bulamadım.
Dünyanın en mantıklı insanıymışız gibi davranıp boyumuzdan büyük laflar ederken söz konusu "biz" olduğumuzda nedir bu saçmalamalarımız? Var mıdır bir açıklaması?
Neden basitçe "istemiyorum" demek yerine suçu zamana atarız? Ya da mekana..
Yanlış zamanmış.
Yanlış yermiş.
Hadi canım sen de!
İstememişsin yeterince, istememişim, istememişiz. Başka da bir açıklaması yok bunun.
Ben öyle olmasını istemediğim sürece ne bir zaman ne de bir mekan "doğru" olacak benim için... Ben istiyorsam doğru zaman hemen şu an, doğru mekan tam da burası.
Gerisi hikaye...
Keyif...
Bugünü evde geçireceğimin habercisi bir telefon konuşmasıyla başladım güne. Pencereden baktım her yer bembeyaz. Gülümsedim tüm dünyaya.
İlk fırsatla birlikte attık kendimizi yağan karın altına.
Karlı günleri severim. Karlı günleri sevmeyenlerin kar yağışını tamamen benim gibi olanların suçu olarak görmesi eğlendirir beni. Sıcak havanın da olumsuz tarafları var, yağmurun da. Ama kimse "hava sıcak olsun olsun dediniz dediniz yaz geldi işte, hepsi sizin yüzünüzden" demez. Buna rağmen kar yağması ve olumsuzlukların yaşanması hep kar yağmasını isteyenlerin suçudur niyeyse. İnanarak kar yağdırıyoruz ya biz işte, çok mübarek insanlarız :)
Ne hayal ediliyor bilmiyorum ki. Bize yollar kapanmıyor, karda kışta işe gitmek zorunda kalmıyoruz, hiç hastamız olmuyor, evsizler zerre kadar umrumuzda değil... Bu mudur yani? Pencerenin arkasından kar yağışını izlemeyi seviyoruz o kadar... Geri kalan her şey kardan nefret edenler kadar canımızı sıkıyor bizim de. Kaldı ki kar da diğer bütün hava olayları gibi bir şey. İnsanlar istediği için yağmıyor.
Neyse...
Bu ara umursamaz mı oldum nedir bilmiyorum, nşa beni hüzünlendirecek durumları umursamıyorum. Gülüyorum kendime sadece.
Keyifliyim bu ara, bütün olumsuzluklara rağmen. Bir gün böyle olacağımı söyleseler kesinlikle inanmazdım ama keyfim gerçekten yerinde.
Kendi ellerimizle hazırladığımız kekler, poğaçalar eşliğinde ailece çay keyfi yapacağız birazdan. Daha ne isterim bugünden :))
Johnny ve ben aynı karede olsak..
Aşk insanın miyop gözlerinin bile uzağı görmesini sağlayabiliyormuş. Gördüm oradan biliyorum. Normalde asla okuyamayacağım bir mesafeden adamın gazetesindeki Johnny Depp ismini okuyabilmenin başka açıklaması bence yok.
Haber şu:
Ben daha çok fotoğraf kısmına takıldım. O da şu:
Haber biraz abartılmış sanki, şu saatlerce konuşma kısmı özellikle. Neyse. Kıskanmıyorum tamam mı?!
Oturdum hayal kuruyorum. Bir gün Johnny Depp'le aynı ortamda bulunma şansım olmuş mesela. Heyecandan ölmeden yanına kadar gidebilmişim kendisinin. Şöyle bir fotoğrafta Johnny Depp'in yanında ben varım. O fotoğrafta nasıl çıkarım? Örneklerle anlatalım.
1- Stresim fotoğraftan bile anlaşılır.
2- O kadar çirkin çıkarım ki utancımdan kimseye gösteremem.
3- Maraton koşmuş gelmiş gibi bir hal olur yüzümde.
4- Fotoğrafı çeken kişi çekeceği açıyı iyi ayarlayamaz, o kadar iri gözükürüm ki Johnny Depp gözükmez.
5- Yüzümde salak bir mutluluk ifadesi olur. İğrenç görünürüm.
6- Ölürüm. Johnny Depp cesedimle fotoğraf çektirir.
7- Fotoğrafı hiç bozmam, Johnny Depp'i tek başına çekerim, ben çektim diye herkese gösteririm.
Bu da kendisini canlı canlı gördükten sonraki aşama:
"Melebaaa delirdim beeen"
Buradan Johnny Depp'e sesleniyorum, ölecek olsam bile bir görüşelim be dostum!
Karikatürler Erdil Yaşaroğlu ve Yiğit Özgür'den.
Ben (10)
*Çizgi filmden bahsetmeyeceğim, korkmaya gerek yok.
*Yine de bir çizgi filmden bahsedeceksem Cédric'ten bahsedeyim, indirmeye başladım, yakında hepsi benim olacak :))
*Öğrencilere tepeden bakmayı, onlarla aralarına çok büyük mesafeler koymayı marifet sayan öğretmenlerim vardı zamanında. Bugün öğrencilerle kartopu oynarken hepsini andım. Sanırım zamanında onların o tavırlarından nefret ettiğim için şu an böyleyim.
*Yazı yazmayı özlüyorum bu ara, akşamları öyle yorgun oluyorum ki yazacak enerjim olmuyor. Ama yazmak da istiyorum bir yandan. Hüzünleniyorum işte öyle.
*Bir de kurabiye yapmak istiyor canım ama bunun konumuzla ilgisi yok.
*Üniversitede sömestrin ne demek olduğunu unutmuş bir insan olarak şu an heyecanla tatili bekliyorum. Allahtan bütlere kalmazdık da bir hafta tatil yapardık insanlar bütlere girerken. Aaaah ahhh, gençlik yıllarımı özledim. (Geçen sene gençtim, bu sene yaşlıyım, olamaz mı?)
*Psikolojime yağan kar altında yürümek kadar olumlu etki yapan çok az şey var hayatta.
*Yağan karı camdan keyifle izledim bugün. Hüzünlenmedim. Bence bu da bir gelişme.
*Ne zaman ki havanın çok soğuk olduğunu anlayıp ellerimdeki yarım parmaklı eldiveni çıkardım ve onun yerine çantamdan çıkardığım normal eldiveni giydim, işte o zaman yaşlanınca korkunç bir insan olacağımı anladım. Temkinli insanım tamam da insan yedek eldiven taşır mı yahu?
*Çantam hep çok ağır. Bütün sebebi temkinli insan oluşum.
*Yarısının yalan olacağını bilsem de bir sürü tatil planı yapıyorum yine. Arkadaşlarımı özledim, İstiklal'i özledim, Kadıköy'ü özledim, Göztepe'yi özledim, Ortaköy'ü özledim, geç yatmayı özledim, uyumayı özledim...
*Japonca'nın kulağıma hoş geldiğini fark ettim.
*Duygusal filmler bana iyi gelmiyor, bir de gidip en fecilerini seçmekte üstüme yok. Dün gece Sekai no chûshin de, ai wo sakebu'yu izledim. Türkçe meali "Dünyanın orta yerinde aşk için ağlıyorum". Gel de ağlama yani...
*Hiç sevmediğim, yaklaşık 2 aydır da göremediğim birini rüyamda gördüm dün gece. "Geri geldim, eski günlere dönüyoruz hep birlikte" dedi. Uyandığımda ne derece gergin olduğumu anlatacak kelime bulamıyorum.
*Hayatta bahsetmekten en çok nefret ettiğim şey paradır. Gel çikolatadan bahsedelim onun yerine.
*Bak yine uykum geldi... Pfff
Uyamadım bir türlü saatlere
Hiçbir şeyin zamanını ayarlayamıyorum ben, ya fazla erken ya fazla geç..
Söyleyeceklerimi zamanında söyleyemem mesela. Geç kalırım, etkisini kaybeder. Erken söylerim, yapması gereken etkiyi yapamaz.
Ben söylesem mi söylemesem mi diye düşünürken iş işten geçer..
Ben bir şeyi yapsam mı yapmasam mı diye düşünürken başka biri yapar, benim tekrar yapmamın hiçbir anlamı kalmaz...
Zamanlamayla ilgili problemlerim var. Belki de asıl problem kararsızlıkta. Kendime bu yüzden çok kızıyor olsam da bir türlü "içimden geldiği gibi" davranmayı beceremedim. Ya da içimden geleni tam o an yapmayı beceremedim.
5 dakika geç.
5 dakika erken.
Tutturabilecek miyim bir gün doğru zamanı?
Peki "doğru zaman" diye bir şey var mı?
Artık geçti

Güzel bir kış sabahına açıyorum gözlerimi, hava ne soğuk ne sıcak. Uzaktan, çok uzaktan hafif bir müzik sesi eşlik ediyor sabah bana.
Yavaş yavaş yürüyorum pencereye doğru. Pencereyi açıp sabah serinliğinin içeri dolmasına izin veriyorum, perdeler uçuşuyor, ürperiyorum. Ama umurumda değil, üşümeyi seviyorum.
Eşlik etmeye başlıyorum uzaklardan gelen şarkıya, hatta dans bile ediyorum. (ki hiç beceremem.)
Gülümsüyorum pencereden dışarı bakıp, içeri girip bir kez daha gülümsüyorum. Oradaki fotoğraf gülümsedi mi bana? Peki ya şu taraftaki kitap, selam verdi sanki.
Müzik sesi artıyor gitgide. Ben de daha güçlü bir sesle eşlik ediyorum yıllardır bildiğim o sözlere. Biz bağırıyoruz, sesimizi kimse duymuyor, duyulmadıkça daha çok bağırıyoruz.
Notalar dolduruyor odamın her yanını. İlk baharda kırları beyaza boyayan papatyalar gibi. Az önce açtığım pencereyi sıkı sıkı kapatıyorum. Heeeey gitmeyin hiçbir yere!
Geçmişime dair hiçbir şeyi artık merak etmiyorum!
Güzel bir kış sabahı "Geçti" diyorum kendime, "Artık geçti".
Bir adım atıyorum ileriye...
Resim: Salvador Dali-Woman at the window
Oldum ben
Yolda yürürken çevredeki insanlarla selamlaşıp duruyorum. Sağdan soldan küçük çocuk çığlıkları yükseliyor "öğretmeniiiiiiiiim" şeklinde.
Telefonda velilerin seslerini tanıyorum.
Esnafla "işler nasıl abla" muhabbetine başladım. Öğretmen olduğumu bilseler bu soruyu sormazlar tabi. "Müfredata uygun gidiyorum. Çocukların geçen seneden eksikleri var onları da kapatırsam tam olacak" dediğimi düşünemiyorum.
Bir de eskiden her yer bana yabancıydı, şimdi sağda solda ne var hep biliyorum.
.
.
.
.
Sanırım ben artık oldum!
Follow me bebeğim
Sosyallikten öleceğim yakında. Bu ara günlük hayatımda sosyalleşme fırsatım olmadığından nete sardım ben de.
Nerelerdeyim diye merak ederseniz şuralardan bana ulaşabiliyorsunuz:
Şu benim:
Bu da benim:
Hatta bana soru soracaksanız onu da şuradan yapabiliyorsunuz:
Buralardayım ben :))
Bir doğum günü daha oldu, bitti, geçti...
Doğum günlerimde hep normalinden çok daha hassas ve alıngan olurum ben, bu hassasiyetimden faydalanan bir grup küçük çocuk ağlattı beni bugün!
Diğer öğretmenleriyle anlaşıp bir dünya hazırlık yapmış benim miniklerim. Annelere kekler börekler yaptırılmış, konfetiler hazırlanmış, ellere fotoğraf makineleri alınmış ve beklemeye geçilmiş :)
İçeri girdiğimde kendimi ünlü biri gibi hissettim, hangi kameraya bakacağımı şaşırdım :)
Çocukların sürprizini mahvetmek için bana gelip bütün planı anlatan çocuğa rağmen bilmiyormuş gibi davrandığımı itiraf etmeliyim. Bilmeme rağmen gözlerim doldu onların o hazırlığını ve panik hallerini görünce tabi :))
Hatta yakalanmışım da :) Olsun.
Arkasından eve geldim, ikinci partimiz evdeydi :) Sürpriz manyağı oldum yine ben bugün. Birilerinin seni sevdiğini hissetmek çok güzel!
Sevimsizlikler de oldu mutlaka bir yandan. Olsun..
Önemseyen ya da önemsemeyen herkese teşekkürler..
24 sene olmu$ bak!
Çocukken hep olmayı hayal ettiğim o yaşı da bitirdim biraz önce.
Bir 5 Ocak daha geldi, bir yaş daha yaşlanma zamanı!
Doğum günlerinin hem en sevdiğim hem en sevmediğim tarafı kendi kendine hesaplaşma kısmı. Her yıl bir öncekinden biraz daha farklı bir yerde buluyordum kendimi zaten ama bu seneki çok daha büyük bir değişim olmuş gibi. İnsanlar değişmiş, çevremdekiler değişmiş, ben değişmişim. İyi mi olmuş kötü mü olmuş bilmiyorum ama daha başka biri gibi hissediyorum kendimi bir süredir.
Bazı günlerde fazla hassas oluyor ya insan, ben de öyleyim yine. Geçen senelerin hepsini yanımda bir kalabalıkla ve eğlenerek geçirdikten sonra (ne olmuş olursa olsun eğlenerek, eğlenemediğimde bile kendimi zorlayarak..) yeni bir yaşın ilk gününü ders anlatarak ve sevilenlerden uzakta geçirmek fikri canımı sıkıyor...
23 pek parlak geçmedi, 24'ten umutluyum. Umutlu olabilmek için kendimi zorluyorum daha doğrusu. Belki sıkıntıyla başlamak daha hayırlıdır.
1 yaş daha yaşlandım.
Güldüm, ağladım, üzüldüm, özledim, unuttum, hatırladım.. Geçti bak 1 sene daha.
Şu an okumakta olan insan kimsin nesin bilmiyorum, hayatının neresindeyim onu da bilmiyorum ama bir teşekkür borcum vardır muhakkak.
Yaşadığım iyi ya da kötü bütün anlar için teşekkürler hayatıma bir ucundan da olsa dokunmuş herkese!
Nasıl bir 5 Ocak geçireceğimi bilmiyorum ama umarım düşündüğümden güzel olur her şey.
İyice çekilmez olurum ben böyle zamanlarda. O yüzden susmalı galiba.
Geçen 24 senede herhangi birinin "iyi ki" diye başlayan bir cümlesinin nesnesi olabilmişsem ne mutlu bana.
Tuhaf hissediyorum kendimi. Çok...
Nice yıllar olsun hep beraber.
(geçen sene "23 sene olmuş bak" demiştim, bu sene sayıyı değiştirdim, gerisine dokunmadım..)
Ben (9)
* Yarın akşam bu saatlerde doğum günüme birkaç saat kaldığını fark edeceğim, sonra yeni yaşıma çalışarak gireceğimi düşünüp hüzünleneceğim. Şu an umutla bekliyorum bir değişiklik için...
*Gıcıklık yapıyorum, kendime gıcık oluyorum, yine gıcıklık yapıyorum, yine gıcık oluyorum. Böyle gıcık bir durum bu.
*Polo denen şeker var ya hani, 24 saat durmadan yiyebilirim ben ondan.
*Bu ara da şöyle bir şeye takıldım. Fark ettim ki sevdiğim bütün şarkıları ya kişilerle ya da yerlerle özdeşleştirmişim. Bana mekanları hatırlatan şarkılardan birini dinlerken kendimi orada hissediyorum. Sonra nerede olduğumu fark edince üzülüyorum. Mesela şarkı bana okula giderken vapurla karşıya geçtiğim anları hatırlatıyor ya, bir bakıyorum çirkin binalar arasından geçiyorum o ara... Üzülüyorum işte.
*Bulunduğum ortamda bir kişi başka birinden hoşlanıyorsa ve ben de bunu fark etmişsem iğrençleşiyorum. Hemen attıkları her adımı izlemeye başlıyorum. Sen yaşadığında stresli olsa da başkasını izlemek çok eğlenceli. Evet, ben bugün bunu yaptım :)
*Sürekli yazı yazasım var, aklımda da sürekli yazacak şeyler var ama o kadar üşeniyorum ki...
*Bir an gelecek çok şahane şeyler olacakmış gibi!..
*"İstanbul akşamlarım"ın ne güzel bir şarkı olduğunu düşünüyorum, tam da şu an.
*O çok şahane şeylerin olacağı an bazen de hiç gelmeyecekmiş gibi...
*Kayıp Sembol bitti birkaç gün önce. Hâlâ bir numaram "Melekler ve şeytanlar". Ne güzel adamsın Robert Langdon!
*Öğrencilerle çok komik şeyler yaşıyorum bazen. Anlatmak da istiyorum, unutmamayı da istiyorum. O yüzden staj günlüğü gibi bir şey yapıp bir de onları anlatabilirim. Sanırım bunu yapacağım.
*Birinin senin mutluluğunu önemsediğini görmek güzel bir şey. Biraz da hüzünleniyorum sanki.
*Karaköy'den vapura binip Kadıköy'e gidesim var, oradan da gidip bir okulumu görmek istiyorum. Özledim.
*Vapur demişken, "konuşan vapurlara bindir beni" dedi şarkıda da. Denk geldi.
*Kar yağacak diyorlar. Yağsın bence.
*Six Feet Under'a başlamıştım ben, ama unuttum sonra. Devam edeyim di mi?
*Lost başlamasa da umrumda değil sanki ama House olmadan olmuyor..
*Yine aynı şarkıyla bitsin: Çünkü ağlıyor İstanbul akşamlarım!..
*Can sıkıntısı insana neler yaptırıyor...
Sevgili 2o1o;
Aslına bakarsan senden çok iyi şeyler beklemiyorum. Yani nasıl desem, 2oo5'ten, 2oo6'dan beklemiştik, olmamıştı. Sonra 2oo7, 2oo8, 2oo9'dan beklemedik, eh onlardan da bir icraat göremedik. Beklesek de beklemesek de çok keyifli geçmedi son birkaç yıl. Senin bu gidişe bir dur diyebileceğine inanmak için bir sebep gösterebilir misin bana? Gösteremezsin bence. Beklesem de aynı, beklemesem de.
Yine de isteklerim yok değil.
Gerçi tarih 31 Aralık olmuş, 1 Ocak olmuş benim için fark etmiyor. Dün de aynı şeyleri bekliyordum, bugün de bekliyorum, yarın da bekleyeceğim.
En yakın tarihli isteğim güzel bir doğum günü. Mümkünse 2oo8'deki gibi bir şey hatta. Şu an organizasyon yapmaya çok üşeniyor olsam da birileri bir şeyler yapsa fena olmaz gibime geliyor. Hadi be 2o1o, yap bir güzellik!
İkinci isteğim zamanı biraz daha faydalı kullanmayı öğrenebilmek. Bütün sinir bozuculuğuyla günün her anı için plan yapan bir insan olarak bu konuda nasıl problem yaşıyorum aklım almıyor aslında. Akşam saatlerimi düzgün şekilde organize etmeyi becerebilmeliyim. "Aaaa saat ne zaman 12 oldu" demekten bıktım.
Sömestr tatili denen şey lütfen 3-5 gün olmasın. En azından 7 güne tamamlayalım yahu ya da olmuşken 1o gün olsun. Bana da yazık. En son sömestr tatilimi üniversite hazırlıktayken yapmıştım ben. Öğrenciyken de tatilim olmadı, şimdi de olmuyor, ayıptır, günahtır.
Kar tatili, yağmur tatili, güneş tatili fark etmez. Arada bir tatil olsun yeter.
Bu kış da kar yağmadan bitmesin mümkünse. Bu nasıl kış yahu?!
Arkadaşlarımı daha çok göreyim, lütfen, lütfen, lütfen!
Güzel bir şeyler olsun artık, biraz da mutluluğumu anlatayım :p
Lost'un son sezonu bir an önce başlasın ve bitsin. Vallahi sıkıldım.
Sinemaseverleri artık dövmeyeyim, insanlar beni de sinemayı sevdikleri kadar sevsinler. (Neden bahsediyor bu kız sorusunun cevabı için bkz: içimizden biri: Yekteran Baymedir Süper kahramanım!)
Aslında çok şey de istemiyorum yani. Şöyle biraz huzurlu biraz keyifli bir yıl geçirmek istiyorum. Tabi bu çok şey istemek de sayılabilir bir taraftan, değil mi?
Gelmiş yeni bir yıl daha..
Bir grup çocukla "hediye çekilişi" yaptım bu yıl, çocukken bizim de yaptığımız gibi :)) (10 yaşındalar.)
"Bana x çıktı yaa, onu istemiyorum" diye gelip kulağıma fısıldamalar, "İnşallah ben öğretmene alırım" duaları, öğretmenden hediye alacak öğrenciye kıskançlıkla bakmalar...
Çocukların arasında olmayı bazen gerçekten seviyorum.
Bir de sevmediğim tarafı var...
Yarın onlarca çocuk "seneye görüşürüz" diyecek bana. Uzun zamandır duymadığım o korkunç espriye maruz kalacağım yine bol bol. Kötü bir durum, bana sabır dileyin olur mu :))
İçimde güzel hisler var bugün. Sanki güzel şeyler geliyor gibi. Neden böyle bir hisse kapıldım bilmiyorum ama umarım yanıltmıyordur içimdeki o ses beni.
Güzel şeyler gelsin bu yıl.
2o1o'un sonuna geldiğimizde gülümseyerek hatırlayalım her anını... Mümkün değil aslında biliyorum ama yine de...
İyi şeyler getirsin bu yıl herkese.
Güzel olsun, güzel..
Kendime sorsam cevap alır mıyım bilmem
Hadi yeni yılın gelişi beni uzun zamandır heyecanlandırmazdı zaten ama doğum günümün yaklaşması da bana bir şey ifade etmiyor bu sene.
Oysa ki severim doğum günlerini.
Yaşlanıyor muyum?
Yoksa ruhsuzlaşmak mıdır bu?
Yeni bir yıl daha gelirken..
Yeni bir yıl daha geliyor ya hani.. (ben henüz o moda girememiş olsam da o beni beklemiyor) Beni mutlu eden sevimli şeyler gelmeye başladı yeni yıldan önce.
Masamın üzerinden bana gülümseyen şu güzel bayana ben de bakıp bakıp gülümsüyorum dünden beri :) Sihirli değneğiyle (ya da çiçeğiyle) bana dokunup güzel şeyler getirebilir mi ki?
Bu da lezzetli yeni yıl ağacım:

ve bu gördüğünüz yakışıklı da benim kurabiye adamım :)
İnsan bazen kendini çok şanslı hissediyor. Güzel arkadaşlarım var, daha ne isterim hayattan?
Kurabiyeleri e.d.'cim kendi elleriyle yapmış bana. Zaten kendisiyle paylaşıldığı için sevimli olan bir akşamı bu güzelliklerle daha da sevimli hale getirdi e.d.'cim. İnsanın kendisine kurabiye adamlar yapan arkadaşı olması çok güzel :))
Bu sene hem ona, hem bana, hem sana güzellikler getirsin. (Yazıyı okuyan kişi, sana söylüyorum, her kimsen..)
Güzel başlasın, güzel gitsin bu sene...
(korkunç bir ışıkta telefonla çektiğim fotoğrafları bir de küçültünce böyle oldu :)) İdare edin artık, fotoğraf makinesiyle uğraşasım gelmedi bu akşam.)
Çocuk saflığıyla
2 tane ilkokul dördüncü sınıf öğrencisini Türkçe yazılısına çalıştırıyorum, daha doğrusu öğrenip öğrenmediklerini kontrol ediyorum.
"Hadi şimdi" dedim, "anlatın bakalım bana nokta ne işe yarar, ben hiç bilmiyorum", anlattılar. Onlar anlatmalarını bitirince ben de öğrendiklerimi teyit eder gibi yaparak tekrar anlattım hepsinin ne işe yaradığını. Hepsini tek tek anlattık karşılıklı.
Benim kendileriyle ilgilenmediğimi sandıkları bir ara kız olan erkek olana dedi ki: "aslında öğretmen bunları biliyor ama bizi kandırıyor", erkek olan şaşırdı, "Aaa biliyor mu" diye cevap verdi. Kız olan "biliyor tabi, öğretmen olmuş, bilmez mi hiç" dedi.
Gülerek izledim hallerini :)
Çocukları en çok bu saf hallerinden dolayı seviyorum galiba :)
Artık gel
Şarkı Sakin'den geliyor, ben de eşlik ediyorum.
Sabah kalktım kahvaltı yok
Vapur kaçmış telaşım yok
Simit attım martılar tok
Çünkü sen yoksun
Okullarda ders başlamış
Trafikte uçak kaçmış
Görüşmeler gecikmeli
Çünkü sen yoksun
Akşam oldu boş bir oda
Ben aynı yerdeyim hala
Durdu diyorlar zamana
Çünkü sen yoksun
Gün dün oldu gel yarına.
...
İyi ki...
Bir varmışsın, hiç yok olmamışsın. Buradaymışsın gibiymiş hep. Aklımın bir köşesi hep seninken nereye gitmiş olabilirsin ki zaten. Ne kadar uzakta olabilirsin...
Özlemle uyandım bu sabah. Söyleyemediklerim canımı yaktı yine. Olsun. Sustum bir kere daha.
Zamanı hiç saymadım. Kaç gün, kaç ay geçti bilmiyorum, bilmek istemiyorum. Sanki dün gitmişsin gibi...
Baktığım her yerde sen varsan, en alakasız şeyler bile bana seni hatırlatıyorsa, attığım her adımda seni yanımda hissediyorsam, sadece sana anlatmak istiyorsam olanı biteni, dünkü gibi, ondan önceki gün olduğu gibi, 5 ay önceki gibi, 1 yıl önceki gibi seviyorsam yine seni, ne kadar uzağa gitmiş olabilirsin ki...
Doğum gününü gösterdi bugün yine takvimler ve ben en çok bugünlerde burada olmanı istedim galiba. Bak mesela bugün...
Konu sen olduğunda hiç umursamadım kimin ne düşüneceğini. Bildiğim sana dair ne kadar şarkı varsa dinledim, ne kadar anı varsa yığdım önüme; düşündüm, özledim... "İyi ki" diye başlayan bütün cümlelerimi sıraladım yine içimden.
En son, sesim çıktığınca bağırdım "iyi ki doğdun" diye. Kimse duymadı yine ama sen duydun ya gerisi çok mu önemli...
İyi ki...
Okuduğum bir kitapta diyor ki;
En kötü başlangıçtan ve en kötü bitişten daha kötüsü,
hiçbir şeyi başlatamamak
ve hiçbir şeyi bitirememekmiş.
Bitmiyor bazen. Ne kadar zaman geçerse geçsin...
Biter mi bir gün?
İyiyim.

"İyiyim" dedim.
Durdum bir düşündüm sonra. İyi miydim gerçekten?..
Önceden kötü anlarımda "nasılsın?" diye soranlara "iyiyim" dediğimde yalancı hissederdim kendimi. "Fena değil" derdim, "idare ediyoruz" derdim.
İlgi çekmek için 24 saat demagoji yapan insanlar tanıdım sonra. Hep kötülerdi, hep depresyondalardı, hep intiharın eşiğindelerdi. Ortada zerre kadar problem yoksa bu kez yalan söylenirdi. Ama mutlaka kötülerdi.
Daha o bitmeden bu kez kendi kendine oluşturamadığı kimliği başkalarından kopyalamaya çalışanlar geldi. X gibi konuşmalar, Y gibi tepkiler vermeler, Z gibi giyinmeler... Baktım ki kendi kendimle konuşuyor gibi oluyorum. Tepkiler onun tepkileri değil, benim tepkilerim.
Sıkıldım sonra hepsinden.
Huyumdur, biri bir şey yaptığında kızmışsam sadece ona karşı değil herkese karşı değişir hareketlerim.
"Artık X'e bir şey anlatmayacağım" demem mesela, kimseye bir şey anlatmam o noktadan sonra.
Kızmışım ya birilerine, yine başa dönmüşüm işte. Yalan söylediğimi hissetsem de "iyiyim" diyorum sorduklarında. Söylemek istediğim başka olsa bile bazen.
Kötü müyüm ki?
Aslında değilim. Daha kötüsünü de görmüştük zamanında. (demişlerdi bana.) Yine de bazı anlar yaşamak sıkıntı veriyor insana. İşte o anlarda bile "iyiyim" diyorum artık.
İyiymişim.
Hı hı.
(Bir adam "ben iyiyim, ağladığıma bakma" diye şarkı yapmıştı zamanında di mi?)
İlgili Diğer Bloglar:
- Altuğ KOÇ – altugkoc.com
- Berat Çarşı
- Abraxas
- inandığım Masallar
- i’m bery blog
Etiketler:
algılama,
alışveriş,
Bahçe,
bilgisayar,
blogger,
çiçek,
çikolata,
Coğrafya,
Deliler,
dost,
dostum,
dükkan,
edebiyat,
felsefe,
fenerbahçe,
Film,
filmler,
fizik,
Fotoğraf,
fotoğraf çekmek,
hayal,
hayat,
hayattan,
hissetmek,
insan,
Kişisel,
kitap,
kuran,
lost,
muhabbet,
müzik,
okul,
okumak,
örnek,
psikoloj,
renk,
rock,
rock müzik,
sinema,
Spor,
Takı,
Tiyatro,
Türkiye,
yağ,
yağmur,
yaşam,
yazmak,
yemek,
Yorum
Kategori başlığı
Kişisel olarak kaydedilmiştir.
Yazıyı Email Gönder